Dinleyin bu fakiri! Ülkecek paraya ‘Para’ demeyiz!

Dinleyin bu fakiri! Ülkecek paraya ‘Para’ demeyiz!

Güven Akıncı, Zürih’ten yazdı;

DİNLEYİN BU FAKİRİ!

ÜLKECEK PARAYA “PARA” DEMEYİZ!

ZÜRİH, İsviçre

Birgün Gazetesi’nin haberine göre:

Bu yılın ilk 2 ayında (Ocak ve Şubat) toplam 1,05 trilyon TL'lik trafik cezası yazılmış.

Bu tutar 2026 bütçesinin tamamı için hedeflenen “trafik cezası” rakamının 3 katına denk geliyormuş.

Anlaşılan, hükümet trafik polislerini “tahsildar” yapıp, sürmüş milletin üzerine. Allah yardımcısı olsun araç sahiplerinin. Onlara artık ben, ülkenin finans yükünü çeken taşıyıcı krişler, kahramanlar olarak bakıyorum.

Az-uz para değil ha! Şöyle anlatayım ki daha iyi anlaşılsın; 19 yıllık memuriyetinde 452 milyon liralık gayri menkul serveti edindiği iddia edilen Akın Gürlek bakanın tapularını uç uca ekliyorsunuz, 2 ile çarpıyorsunuz, yine de iki ayda toplanan trafik cezalarını bulmuyor.

Çok para!

Memlekette özel arabayla, ağız tadıyla bir yerden bir yere gitmek için; sigorta, akaryakıt, motorlu taşıt vergisi, paralı yollar derken bir de “ceza” kalemi eklendi.

Direksiyona geçmek, hele özel taşıt sahibi olmak eni-konu zenginlik alameti.

Trafik cezalarından elde edilen gelir, zahmetsiz; akarı yok kokarı yok! Kemiksiz…

Her gün araç kullanmak durumundaki metropol insanını saymazsak, bizde “araba kullanarak” kafa dağıtan, stres atan insan çok. Şöyle müziği açıp, kâh sürat yaparak kâh sağ şeritten yavaş yavaş yol alarak, dertlerini unutan yurdum erkeği hiç de az değildir. İşte bu “zevk”i bile çok gördüler, anlaşılan!

İki ayda “1 trilyon 50 milyon lira”lık ceza; sadece trafik cezası yanlış anlamayın! Daha kurumlara, üretim tesislerine, işletmelere, esnafa kesilen cezalar dahil değil bu rakama.

Bunlar hep “tek adam rejimi”nin finansal enstrümanları işte. İş yok, üretim yetersiz, tarım kendini bile doyurmuyor, ihracat zor, turizm şöyle böyle, tabii kaynaklar desen Hak getire; Eeee nolacak işte, yükleniyorlar cezaya yükleniyorlar vergiye. Korkarım ki, bu günler daha iyi günlerimiz!

İftara gitmek için helikopter kaldıran bakanı, yoksa nasıl besleriz ki?

Yılın büyük bölümünü, cezaların caydırıcılığı üzerinden kamu düzenini tanzim eden bir ülkede geçiren benim gibi birisinin, Türkiye’deki cezalara itiraz etmesi adil olmaz! Kabul ediyorum. Kamu düzenini bozan her eylemin cezalandırılması gereğine inanıyor, destekliyorum.

İki şartta ama. Ceza, herkes için uygulanabilmeli, orantısız olmamalı.

Ve…

Caydırıcı” nitelikte yürümeli.

Öyle mi bizde peki?

Şu günlerde “eski milletvekilleri”nin trafik cezalarından muaf tutulması gündemde. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Zaar Maliye Bakanı Şimşek, “yeterince para geliyor ordan; eski meslektaşlarımızı yekünden düşelim!..” diye kanaat geliştirdi.

Öte yandan bunca ceza, caydırıcı oluyor mu?

Hayır!..

Trafik keşmekeşi başını almış gidiyor, gıda güvenliği desen kimse yediğinden emin değil, sokak terörü her gün can almaya devam ediyor, ihraç edilen tarımsal ürünler pestisit yoğunluğundan gümrük kapılarından dönüyor, evrakta sahtecilik hiç olmadığı kadar yaygın, hizmet sektörü dökülüyor, imar cezaları sadra şifa değil, rüşvet - irtikap vakayı adiyeden olmuş; peki bu cezalar neden kamu düzenini “düzenlemeye” yardımcı olmuyor? Neden, neden?

Çünkü; kör tuttuğunu seviyor. Kamu adına güç kullanan otorite, gücü yettiğine “devlet” gücü yetemediğine “hiç” oluyor. Cezai müeyyideler herkese eşit uygulanmıyor. Ve en önemlisi de niyet; cezaya konu rahatsızlığı ortadan kaldırmak değil, hazineye irad kaydetmek.

İyiden iyiye artık ülkeye “aklı yetmeyen lakin gücü yeten” bürokratik despotluk hâkim oldu. Zorbalık, tek adam rejiminin yarattığı iklimde fütursuzlaştı. Kimi kime şikâyet edeceksin, bezginliğine düçar oldu toplum çoğunluğu. Yankı odasından konuşsak da akustik vicdanını yitirmemiş birileri duyar sesimizi umuduyla; seslenmeye, konuşmaya, yazmaya devam ediyoruz.

İşte bu cümleden:

Emekli vali Prof. Dr. Ulvi Saran bey’in, dünkü sosyal medya paylaşımında dikkatimi çeken öneriyi, konu bağlamında buraya taşımak isterim.

Ulvi hoca’ya göre 5816 sayılı kanun da dahil olmak üzere, hakaret suçlarının gözaltısı ve hapsi olmamalı. Hakaret suçu, para cezası ile cezalandırılmalı.

Çok makul bir öneri bence!

Hatta, madem “ceza gelirleri” ile bütçe denkliyor kamu maliyesi, o zaman “ürün çeşitlendirme” yoluna gitmekten çekinilmemeli.

Nefret suçları yanında, kavgada ilk yumruğu atan, balkondan halı silkleyen, yere tüküren, uluorta çöp atan, sırada öne geçen, küfreden, tehdit eden, asılsız ihbar yapan, gürültü ve tabela kirlilikleri yaratan, toplu taşımda bacak açarak oturan, yine toplu taşımda sırt çantası tacizi yapan, kadına çocuğa el kaldıran, bitkiye hayvana eziyet eden, kaldırımları işgal eden herkese yazın para cezası, geçin karşıya da!..

Gerçekten çok ciddiyim. Gelişmiş ülkelerde bunlar hep cezai müeyyide gerektiren konular.

Alın size, ekonomik kaynak sağlamada ürün çeşitlendirme işte. Hem daha yaşanabilir ve birbirine daha saygılı toplum oluruz hem de “tek adam rejimi”ne, işlediğimiz suç oranında atarız işte üç-beş…

Mehmet Şimşek uyuma, uyuma!.. Paraya para demezsin artık…

.

Güven Akıncı, dikGAZETE.com

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ