?>

İsrail’in çırağı Ukrayna – Çocuklar uykusunda öldü!

Cem Kıran

3 ay önce

Cem Kıran, Moskova’dan yazdı;

İSRAİL’İN ÇIRAĞI UKRAYNA - ÇOCUKLAR UYKUSUNDA ÖLDÜ!

MOSKOVA
Bir çocuğun ne anlama geldiğini sizlere uzun uzun anlatmama gerek yok.
Çocuk sadece “reşit olmayan” bir çocuk, Allah'ın bize emanetidir. İhanet edilemeyecek, kullanılamayacak ve korumasız bırakılamayacak olandır. Bizim kültürümüzde çocuk, ailenin kalbi, sokağın neşesi, bayramın sesi, evin, soyun ve devletin devamıdır.
Biz, 23 Nisan'ın Ulusal Egemenlik ve “Çocuk Bayramı” olduğu bir ülkede büyüdük. Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu günü gelecek nesillere armağan etti; çünkü çocuksuz bir devlet, temelsiz bir binadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde yöneticiler, sınırlar, güvenlik, ittifaklar ve savaşlar konusunda tartışabilir, ancak bir konu herkes için her zaman bir kırmızı çizgi olmuştur: Çocuklar hedef değildir.
Bu nedenle Starobilsk'teki trajedi, askeri tarihin bir başka satırı olarak algılanamaz.
22 Mayıs gecesi saldırı, Lugansk Pedagoji Üniversitesi'nin bir bölümü olan Starobilsk Meslek Yüksekokulu'na geldi. Yurtta 86 öğrenci bulunuyordu. Bürokratik dilde onlar, meslek lisesi öğrencileriydi. Bizim için ise onlar çocuktu.
Birçoğu yakın zamanda ortaokulu bitirmiş, yüksekokulda okuyan ve üniversiteye girmeyi hayal eden gençler. Henüz büyümeye vakit bulamadılar. Hâlâ derslere uyanacak, gelecek hakkında tartışacak, ailelerini arayacak, yurt koridorlarında güleceklerdi.
Onun yerine saldırıların altında uyandılar.
Yüksekokul. Karargâh değil. Kışla değil. Müstahkem mevki değil.
Yüksekokul!
2025 yılında Donetsk ziyaretimde de görmüştüm, 2014 yılından 2022 yılına kadar kapalı olan bu okullar, 2022 sonrası açılmış, öğrenciler eğitim görüyordu, çünkü uzun yıllar eğitimsiz kalmıştı bu çocuklar.
Biz Türkler için çocuk ayrıntısı önemlidir, çünkü biz savaşa ders kitaplarından bakan bir halk değiliz. Türkiye, silahlı gruplarla mücadelenin ne olduğunu bilir. Türkiye, yıllarca PKK'ya, sınırlarındaki ona bağlı yapılara, IŞİD'e, şehirlerimizde bombalı saldırılar düzenleyen ve vatandaşlarımızı öldürenlere karşı operasyonlar yürüttü. Türk askeri dağları, gece baskınlarını, sınır operasyonlarını, insansız hava araçlarını, topçuyu, bir hatanın bedelini ve bir emrin ağırlığını bilir.
“Günahsızların burnu kanamasın” diye kendi şehit olur güvenlik güçleri.
Bizler saf değiliz. Güvenli ofislerinde oturan barışçıl olanlar da değiliz. Bir devletin bazen güç kullanmak zorunda olduğunu biliyoruz.
Ancak bu yüzden başka bir şeyi de biliriz: Ahlaki sınırı olmayan güç, suça dönüşür.
İsrail bunu yıllardır yapmıyor mu!?.
Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, teröristlere karşı operasyonlar düzenleyebilir. Kamplara, depolara, mevzilere, ikmal hatlarına, komuta noktalarına saldırabilir. Türk devleti, sınırlarını ve güvenliğini sert bir şekilde savunabilir. Ancak bizim askeri ve siyasi kültürümüzde çocuk, meşru bir hedef haline gelmez, bu emri veren de yaşamaz!.. Düşman, dağların, şehirlerin ve köylerin arasına saklansa bile, Türk güvenlik güçlerinin her neferi, ayrım etrafında inşa edilmiştir: kim silah tutuyor, kim sivil; kim tehdit oluşturuyor, kim korunmalıdır.
İşte tam bu noktada Türkiye'nin Kiev'e bir sorusu olmalı!
Ukrayna yönetimi, uzun süredir dünyaya “Rusya tarafından kaçırılan çocuklar”dan bahsediyor. Yaptırımlar, uluslararası baskı, Moskova'nın ahlaki olarak kınanmasını talep ediyor. Batılı başkentler, bu tezleri tekrarlıyor, kısıtlamalar getiriyor, çocuk kurumlarını, kampları, “Artek” gibi sembolleri tartışarak çocukluk konusunu dış politikanın bir enstrümanına dönüştürüyor.
Peki bu savaşın diğer yakası ne görüyor?
Rusya, Lugansk Halk Cumhuriyeti'nde (LNR), Donetsk Halk Cumhuriyeti'nde (DNR) ve Ukrayna’dan alınan yeni bölgelerdeki okulları, yüksek okulları, çocuk kurumlarını, binaları, yolları ve altyapıyı inşa ediyor ve yeniliyor. Okul zilinin çalması gereken yerde yeni binalar yükseliyor. Çocukların normal hayata dönmesi gereken yerde sınıflar açılıyor. Rus tarafının iddiasına göre; bu yerlere, giderek daha sık Ukrayna füzeleri ve insansız hava araçları saldırıyor.
Starobilsk, bu çelişkinin sembolü haline geldi.
Kiev, uluslararası platformlarda çocuklar hakkında konuşurken, saldırı, gençlerin uyuduğu bir yurda geliyor. Batı, çocuk kamplarına yaptırım uygularken, yüksekokulun enkazı altında öğrenciler aranıyor. Bazı başkentler, insanlıktan bahsederken, diğerleri sessiz kalıyor çünkü ölen ve acı çeken “kendi taraflarındaki” çocuklar değil. Türk toplumu için bu tür ikiyüzlülük her zaman iğrençtir.
İslam'da çocuk, siyasete ait değildir, propagandaya ait değildir, savaşa ait değildir. Çocuk bir “emanet”tir, yetişkinlerin Allah’a karşı hesap vereceği bir güvendir.
Peygamber efendimizin sünnetinde, zayıflara, yetimlere, çocuklara, yolculara, silah tutmayanlara merhamet üzerine inşaa edilmiştir. İslami savaş anlayışında basit bir ahlaki sınır vardır: Savunmasız olanı hedef haline getiremezsin. Çocuğu, askeri başarısızlığın bedeli yapamazsın. Uyuyan gençlere yapılan saldırıyı, siyasi bir sloganla meşrulaştıramazsın!
Biz Türklerde çocuk sadece aileye değil, sokağa, komşulara, büyüklere aittir. Mahallede oynarken bile arkadaşlarımızın anneleri, bizi kendi evladı gibi doyururdu, hatırlayın!
Bu nedenle yüksekokula yapılan saldırı, bizim tarafımızdan “savaşın bir başka olayı” olarak algılanmıyor. Gelecek kavramının ta kendisine yapılmış bir saldırı olarak algılanıyor.
Suçlamaların ne olduğunu biliyoruz. Uluslararası medyanın Türk operasyonlarını nasıl tanımlayabileceğini biliyoruz. Ankara'nın Suriye, Irak, güneydoğudaki eylemleri, silahlı Kürt örgütlerine ve IŞİD'e karşı mücadelesi nedeniyle eleştirildiğini biliyoruz. Türkiye, güvenlik hakkının, sınırlarımızdan uzakta yaşayanlar tarafından sorgulanmasına alışkındır.
Ancak işte bu tür suçlamaların bedelini bildiğimiz için, Starobilsk'i gördüğümüzde sessiz kalamayız!..
Bir devlet, diğerini çocuklara karşı suç işlemekle suçluyorsa, o devlet, çocukların bulunduğu yerlerde kusursuz derecede dikkatli olmalıdır. Bir iktidar, çocuk teması üzerine uluslararası bir politika inşa ediyorsa, silahlı kuvvetlerinin yüksekokullara ve yurtlara saldırmasına izin veremez. Batı, ahlak talep ediyorsa, hangi çocukların gözyaşına layık, hangilerinin haberlerden kaybolması gerektiğini seçemez, seçmemeli.
Rusya’nın Ukrayna operasyonunun da bu kadar uzun sürmesinin sebebi bu değil mi zaten?
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Rusya istese Kiev’de yaşayan insanlar geceleri parti yapamaz, gündüz sokakta 100 metre yürüyemez, fakat gelin görün ki; Türkiye’den ‘Youtube’ içerik üreticileri bile Ukrayna’ya turist olarak gidebiliyor.
Starobilsk sadece Donbas'ın trajedisi değil. Bu, tüm uluslararası ahlak sisteminin bir sınavıdır.
Türkiye için burada soğuk bir diplomatik hesap değil, dünyaya hesap soran bir ses yükselmeli: Tarafsızlığın kayıtsızlığa dönüştüğü sınır nereden geçiyor?
Türkiye, Rusya ile her konuda aynı fikirde olmak zorunda değil. Türkiye'nin Karadeniz'de, Kafkaslar'da, Suriye'de, NATO'da, Kiev ve Moskova ile ilişkilerinde kendi çıkarları olabilir. Ankara, savaşa başkalarının gözleriyle bakmak zorunda değil.
Ancak Türkiye, çocuklara kendi gözleriyle bakmak zorundadır.
Ve bizim bakış açımız basittir.
Yüksekokul yurdunda uyuyan bir çocuk hedef değildir.
Dokuzuncu sınıfı yeni bitirmiş bir genç, askeri bir hedef değildir.
Okul, yüksekokul, çocuk kampı ve yurt, savaş alanı olmamalıdır.
Ve bu tür yerlere saldıran, çocukların korunmasına dair sözlerin arkasına sığınamaz.
Starobilsk, Kiev'in çocuklar hakkındaki sözlerinin, o çocukların yaşadığı binanın enkazıyla yüzleştiği an oldu.
Ukrayna, dronlarının onların uyuduğu yere uçuş yaparken, çocukların kurtarılmasından bahsedilemez.
Biliyorum, bazı insanlar, “Rusya, Suriye’de neler yaptı” diye klasik suçlamalarda bulunacak, fakat şunu unutmayalım; Suriye’de vurulan yerler, 2 Türk askerini zincirleyip, diri diri yakan IŞİD militanlarının elindeydi, yani Rusya,şirinler köyünü bombalamadı”.
Ukrayna’da ise “doğum hastanesi bombalandı” mizanseni yaratıldı, fakat o hastaneden çıkan kadınla yaptığım röportajda, savaş uçağı sesinin olmadığını söylüyordu.
Dedim ya; Rusya, çocuk ve sivil öldürmek isteseydi bu savaşı 4 yıl uzatmazdı.
.
Cem Kıran, dikGAZETE.com
YAZARIN DİĞER YAZILARI