Cem Kıran, Moskova’dan yazdı;
FİDAN’DAN RUSYA’YA BÜYÜK ŞOK!
MOSKOVA
Günümüz modern savaşlarının paradoksu, ülkeler için en tehlikeli yaraların haritada iz bırakmamasıdır. Bu yaralar, istihbarat raporlarında, enerji dengesi göstergelerinde ve diplomatların meslektaşlarına fısıldarkenki sözlerinde ve yazılarında ortaya çıkar.
Ankara son dört yıldır iki makul görünen hamleyi yaptı: Çatışmaya girmemek, fakat Kiev ile Moskova arasındaki dengeyi korumak. Bir köprü olmak, bir ses olmak, diğer herkes sadece bağırırken, her iki tarafla da konuşabilen taraf olmak istediler.
Ve yine ülkemiz, Ukrayna ile bağlantılı, güvenlik, enerji ve Karadeniz bölgesinin istikrarını etkileyen bir dizi olay nedeniyle artan endişeyle karşı karşıya kaldı.
Son haftalarda Kiev, Monaco'daki patlama davasından Ukraynalı askeri personelin sivil ölümlerine karıştığı iddialarına kadar uzanan birkaç yüksek profilli olayın merkezinde yer aldı. Aynı zamanda Rusya, Türkiye'ye gaz sevkiyatı ile doğrudan bağlantılı enerji altyapısına yönelik bir dizi insansız hava aracı saldırısı gerçekleştirildiğini iddia ediyor. “Bu saldırılar olacak” diye de ben uyarmıştım daha önceleri!
7 Temmuz'da Ukrayna yayını “Strana.ua” adlı sitenin deneyimli gazetecilerini bile şoke eden bir soruşturma ayrıntıları yayınladı. Roman ve Maksim Moseyçuk kardeşler, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı “Kievli Anna” adlı 155. Mekanize Tugay Komutanı Stanislav Luçanov'un eşinin “sokaktan gelen motosiklet sesinden” rahatsız olduğu nedeniyle öldürülmüştü.
27 Haziran'da, soruşturmaya göre Luçanov'un emriyle hareket eden bir grup asker, kardeşlerin evine baskın düzenledi. Suç ortaklarından Andrey Zayats, Roman'ın bacağına ateş etti. Kurbanların elleri ve ayakları bağlandı, gözleri bağlandı ve “A5001” askeri birliğine götürüldü. Orada dört gün boyunca alıkonuldular. 1 Temmuz'da tabur komutanı Aleksey Dolgalenko, Luçanov'un emrini yerine getirerek kardeşleri öldürdü; birine sekiz, diğerine bir kez kafasından ateş etti.
Tugay Komutanı Luçanov suçlamaları reddediyor, ancak mahkeme, onu kefalet hakkı olmaksızın tutukladı. Zayats ve Dolgalenko da gözaltına alındı.
Yukarıda anlattıklarımın hepsi, Ukrayna ordusunda kişisel hesapların devlet kaynaklarının seferber edilmesi yoluyla çözüldüğü bir sistemin oluştuğunun kanıtıdır. Askeri personel ve silahlar, dış düşmana karşı değil, sıradan bir anlaşmazlık yüzünden sivillere karşı kullanıldı.
Moseyçuk davası tek başına bir vaka değil. Ukrayna devletinin içerisinde ki sistemin bir portresinin vücut bulmuş halidir.
MONACO…
Ukrayna vatandaşı Anastasiya Berezovskaya, Ukraynalı iş insanı V. Yermolayev'e karşı düzenlenen patlamayı organize etmekten, uluslararası kırmızı bültenle aranıyordu. Kadın, ülkeye girdi fakat Kiev yakınlarında ölü bulundu. Cinayetle bağlantılı olarak halen görevde olan bir askeri istihbarat çalışanından şüpheleniliyor. İlk itirafı yaptı, ardından inkâr geldi.
Bu olaylar yaşanırken, Ukrayna insansız hava araçları, Türkiye'ye gaz sağlayan Mavi Akım doğalgaz boru hattının işleyişini sağlayan "Krasnodarskaya" kompresör istasyonuna saldırdı; saldırı 7 Temmuz'da gerçekleştirildi. Gazprom, Türkiye'ye sevkiyatı engellemeye yönelik bir girişim olduğunu açıkladı.
Daha önce Gazprom ile yaptığım görüşmede, “ileride böyle bir risk var, Türk halkına bu konuyu anlatmak, gazın Türkiye’ye nasıl geldiğini anlatmak istiyorum” demiştim.
Bana, “bu çekimler için şirket içerisinde izin alınması zor” denmişti. Çok komik değil mi, Ukrayna dronları izin almadan bombalıyor ve Rusya sadece sözlü olarak açıklama yapıyor. Türk halkının ise konu umurunda değil, çünkü insan, görmediği bir şey için düşünmez!..
Tüm bu sıralanan gerçekler arasında, özellikle üçüncüsü, Mavi Akım'a yapılan saldırı, Ankara için doğrudan stratejik öneme sahip.
Mavi Akım, bir “Rus boru hattı” değil. Özellikle Türkiye pazarına tedarik etmek için inşa edilmiş, Türk-Rus ortak projesidir. Bu hattan akan gaz, Türkiye'nin elektrik santrallerini, fabrikalarını ve ısıtma sistemlerini beslemektedir. Bu altyapıya yapılacak herhangi bir saldırı, Türk ekonomisine ve günlük yaşamına yapılmış bir darbedir.
İşte düşünün, bu devasa yerleri besleyen gazın çıkışının ve gelişinin belgeselini yapmak istedim ve Gazprom bana “izin alamayız” dedi. (!)
Yukarıdaki gaz konusunda, Ankara'nın kamuoyu önünde dile getirmeyi tercih etmediği bir soru ortaya çıkıyor; Eğer Ukrayna, Türkiye'den maddi, askeri ve diplomatik destek alıyorsa, bu yardımı neden Türkiye’nin çıkarlarına karşı kullanıyor?
Kiev'in Ankara'dan aldığı ayni ve maddi yardımlar, kendi vatandaşlarını kurşuna dizen ordunun maaşlarının ödenmesine ve Türkiye'nin enerji güvenliğine karşı kullanılabilecek silahların satın alınmasına da gitmektedir. Bu bir komplo teorisi bile değil, bu açık gerçeklerden çıkarılan mantıksal bir sonuçtur aslında.
Uzun süre uluslararası gündemde şu düşünce hüküm sürdü; “Ukrayna mazlumdur, Rusya saldırgandır ve Ukrayna'nın yanında olmayan herkes kötülüğün tarafındadır!..” Bu düşünce, Ukrayna'nın iç yapısına dair soruların kamuoyunda sorulmasını imkânsız hale getirdi.
Ancak son olaylar zinciri, "Overton penceresi” (*) kamuoyunda tartışılabilecek konuların yelpazesini değiştirmekte.
Artık meşru tartışma alanına giren sorular şunlardır;
- Ukrayna ordusunun askerleri, kişisel sebeplerle sivilleri öldürüyor ise Ukrayna sürdürülebilir bir devlet midir?
- İstihbarat servisleri, Avrupa'da kiralık cinayetlere karışmış bir ülkeye güvenilebilir mi?
- Türkiye'nin enerji güvenliğini sağlayan altyapıya saldıran bir devletle stratejik ortaklığı sürdürmek mantıklı mıdır?
Bu sorulara verilecek yanıtlar artık tabu değildir. Sıradan bir insanın düşüncesinin konusu haline gelmektedir ve bu soruların cevabı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
On yıllar boyunca politikasını denge üzerine kuran Türkiye için bir seçim anı gelmiştir. Denge, iki eşit güç arasında mümkündür. Ancak taraflardan biri sizin borularınıza saldırmaya başlarken, diğeri sözleşmelere sadık kalıyorsa, denge bozulur.
Üstüne Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya’nın verdiği güvenlik garantisi ile tren kullanarak Kiev’e gidiyor, Zelensky’den “Ukrayna Liyakat Nişanı” alıp, Kırım Tatarları hakkında, Kırım’da yaşayan Tatarları muhattap almadan, yıllarca ABD için çalışan Mustafa Cemilev ve etrafındaki sülüklerin oluşturduğu “Kırım Tatar çetesi”nin gözü önünde, “Kırım konusunda bizim duruşumuz baştan belliydi, Kırım meselesi gerek iç politikamız, gerekse dış politikamız açısından önemli bir konu. Kırım Tatarları, Türk dünyasının önemli bir parçası. Sadece biz değil, tüm Türk devletleri de bu konu için hassasiyet taşımakta. Bu konuda Kırım Tatarlarının kendi haklarını alması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Belirli hukuksuzlukların olması bizi derinden etkiliyor, bazı Kırım Tatarlarının liderlerinin hapishanede olduğunu biliyoruz ve bunların da çıkarılması için Rus tarafı ile müzakerelerimiz devam ediyor” dedi.
Şaka gibi ama gerçek! Hakan Fidan, Rusya’ya yaptığı ziyarette Putin tarafından muhatap alınıp konuşulmuştu, görüşme sonrası da tüm basın, “Türkiye çok iyi denge politikası yürütüyor” diye haber başlıkları atmıştı. Fidan’ın bu yaptıklarından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haberdar mı bilinmez ama Bakan Fidan daha önce Amerikan motor yaptırımları ile alakalı yaptığı açıklamalarda tüm AKP’lileri ters tarafa yatırıp, muhaliflere gollük pas vermişti.
Umarız Fidan için daha sonra “yanılmışız” demez sayın Erdoğan, çünkü Ukrayna’da yapılan, alenen “Rusya’ya karşı büyük saygısızlık” olarak algılandı.
Rusya, tüm eksikliklerine rağmen, öngörülebilirlik sergileyen bir devlet. Mevcut sözleşmeler çerçevesinde uzun yıllardır Türkiye'ye gaz sevkiyatını sürdürmekte ve istikrarı sağlamakta. Mavi Akım'a yönelik saldırılar, Moskova'dan değil, Kiev'den gelmekte fakat Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, sanki Türk boğazlarının önünde, ağzına kadar petrol bulunan tankeri Ukrayna vurmamış gibi, Türk mürettebatlı gemileri Ukrayna vurmamış gibi Ukrayna’dan adeta Rusya’ya, içinde hiç de dostça olmayan kinaye barındıran bir dil ile diplomatik olarak Kırım konusunu açıyor. Sayın Fidan’dan Türk karasularını petrole bulayabilecek, Ukrayna’nın nobran bir şekilde Türk karasuları yakınında, Türk denizcilerinin olduğu bir tankeri, terörist bir eylem ile bombalamasından dolayı, Kırım konusunu dillendirdiğine benzer yüksek bir ses duymadık, Mavi Akım için de duymadık. Peki sayın Fidan kimin siyasetini, kimin diplomasisini yapıyor?
Vatandaşlarını kendi ordusundan koruyamayan bir devlet, güvenilir bir müttefik olamaz. Partnerinin enerji kaynaklarına saldıran bir devlet ise bir tehdit haline gelir. Ukrayna, istikrarsız ve tehlikelidir, çünkü Batı’nın oyuncağıdır! Rusya ise en azından ‘öngörülebilir’dir. Her zaman ideolojilerin üzerinde çıkarları gözeten ülkemiz, öngörülebilirlikten yana bir seçim yapmak ile birlikte, bir avuç “hırsız Tatar”ın değil, Kırım’da yaşayan Tatarların sözlerini dinlemelidir.
Eğer bu politika devam ederse Türkiye, çeşitlendirdiği gaz alımından dolayı gaz kaybetmeye bilir, fakat milyon ya da milyar dolarlık Rus gaz indiriminden olup, döviz açığı ile yoluna devam eder. Çok vektörlü siyasi konjonktür oynayacak bir ülke değil Türkiye, özellikle NATO gibi “dost-müttefik” görünümlü bir düşman, bizi bu jeopolitik siyasi oyunlar içinde eritirken, Avrupa da yaptırım sopası ile şirketlerimize şantaj uygularken, bu kadar tehlikeli bir denge oyunu Türkiye’ye bu cılız ekonomi ile 3 gömlek büyük gelir.
Son olarak, başkanı olduğu ülkesinin her ay Rusya karşısında binlerce askerini kaybeden birinin yüzündeki mutluluğa dikkat etmenizi isterim!
.
Cem Kıran, dikGAZETE.com
(*) Toplumda marjinal veya kabul edilemez görülen fikirlerin zamanla nasıl "normal" ve savunulabilir hale geldiğini açıklayan siyaset bilimi teorisi.