<div><strong>Muktedir</strong> olmaya bayılıyoruz dostlar!</div> <div>Bunun için <strong>dış</strong> <strong>etkenlere</strong> ihtiyaç duymasak mutlak bir <strong>muktedirlikten</strong> bahsede-yazacağız amma olmuyor!</div> <div><strong>Muhtaç</strong> olduğumuzu zannettiğimiz <strong>her</strong> <strong>şey</strong> bizi <strong>başkalarının</strong> nasıl gördüğü, <strong>kendimizi</strong> <strong>başkalarına</strong> onaylatma üstüne kurulu...</div> <div>Hiçbir koşul yok ki <strong>görüntüsel</strong> <strong>güce</strong> bizi itmesin.</div> <div>Bunu <strong>bizden</strong> <strong>isteyen</strong> yine biziz.</div> <div><strong>İçimizdeki</strong> <strong>sese</strong> kulak vermediğimiz bir dakika bile yok!</div> <div>Yoldan geçen kişiye; “<strong>gölge yanlarını biliyor musun</strong>” deseniz “<strong>bana küfür mü ettin</strong>” diyebilecekken üstelik.</div> <div>Buna kafa yoran kişileri <strong>deli</strong> ilan etmek varken…</div> <div>Gidip gidip aynı noktaya kafa atmamıza neden olan şeyin <strong>diretmek</strong> <strong>üstüne</strong> <strong>kurulu</strong> olan <strong>dürtülerimiz</strong> olduğunu kendimize nasıl itiraf edeceğiz!..</div> <div>Zor!</div> <div><strong>Beğenilme</strong> <strong>kaygısı</strong> ile <strong>onaylanma</strong> <strong>beklentisi</strong> aynı şeylermiş gibi dursa da bütünüyle ayrılar.</div> <div><strong>“İnsan, beğendiği şeyi onaylar</strong>” diyenleriniz olacaktır.</div> <div>Onayladıklarımızı <strong>beğenemeyip</strong> öte ittiğimizi de unutmazsak pek iyi olacak bu durumda.</div> <div>Ancak <strong>kendimizi</strong> <strong>ifade</strong> <strong>edişimizin,</strong> başkalarına bağlı olduğu <strong>bir</strong> <strong>hayat</strong> kurgulayıp, <strong>bize</strong> <strong>sunan</strong> <strong>çağa</strong> kafa atmaya çalışmak da yersiz.</div> <div>Madem <strong>bizden</strong> <strong>beklenen</strong> <strong>neyse</strong> onu yapıyoruz; o zaman <strong>özsaygımızın</strong> <strong>olduğunu</strong> iddia etmekten, “<strong>kendim gibi yaşıyorum</strong>” palavraları atmaktan da imtina etmeliyiz.</div> <div>Eğer bizden <strong>beklenilen</strong> <strong>şekilde</strong> yaşamıyorsak niçin <strong>ispata</strong> tevessül ediyoruz.</div> <div><strong>İzah</strong> etmeden <strong>hayır</strong> diyemeyen herkes, <strong>boş</strong> <strong>yerlere</strong> oturabilir! </div> <div>Biz, <strong>ayağa</strong> <strong>kalkmış</strong> ve <strong>hizmet</strong> <strong>duygusu</strong> gelişmiş kişilere bunu borçluyuz.</div> <div>Biz, <strong>kendimizi</strong> <strong>kandırdığımızı</strong> kendimize <strong>itiraf</strong> etmekle yükümlüyüz.</div> <div>Yoksa <strong>şikayetlerimiz</strong> birer <strong>ışık</strong> <strong>huzmesi</strong> gibi havaya karışır ve “<strong>Neden onaylanmıyorum!.. Niçin sevilmiyorum!.. Neden istediğim ilgiyi alamıyorum!.. Nasıl günah çıkartmalıyım ki anlaşılayım!..”</strong> nazında niyazında devam ederiz.</div> <div>Koşulsuzca <strong>sevgiler</strong>, koşulsuz <strong>hizmetler</strong>, koşulsuz <strong>kişilikler</strong> olabilecek potansiyeli olanlar <strong>ne demek istediğinize</strong> <strong>bakmaksızın</strong> koşulsuz onaylayacaktır.</div> <div>Koşulsuz <strong>duracaklardır</strong> <strong>durdukları</strong> yerde.</div> <div><strong>Hayatı</strong> <strong>borçlu</strong> çıkarmayacaklar, insanları <strong>beklentilerle</strong> boğmayacaklar ve kendilerine <strong>davranılış</strong> şeklinden de bunu <strong>şıp</strong> <strong>diye</strong> anlayacaktır.</div> <div>Koşulsuz <strong>kişiler</strong> vardır.</div> <div>Varlığını <strong>hiçbir</strong> <strong>koşula</strong> bağlamadan, <strong>şefkatle</strong> elinde tutan ve attığı her adımda <strong>onaylanma</strong> <strong>mercii</strong> olarak <strong>daha</strong> <strong>üst</strong> bir <strong>bilince</strong> muhtaçlığını itiraf etmiş…</div> <div><strong>Para</strong> ya da <strong>statünün</strong> <strong>girdabından</strong> çoktan çıkmış…</div> <div><strong>Güçlü</strong> ve <strong>muktedir.</strong></div> <div>Bunun için elinize bir <strong>diploma</strong> tutuşturulmasına gerek kalmaz, bunun için <strong>sevgi</strong> gösterilerine<strong>,</strong> <strong>saygı</strong> duruşlarına, öyleyse, şöyle-böyleyse, <strong>pekâlâ</strong> denmesine <strong>ihtiyaç</strong> hasıl olmaz ve <strong>koşulsuzluğun</strong> nefis atmosferini tatmış oluruz.</div> <div>Böyle kişileri <strong>menkıbe</strong> - <strong>masal</strong> ve öylelerden dinlemekten, <strong>hayatta</strong> <strong>kalmaya</strong> çalışmaktan, “<strong>yorgunum şaka mı bu</strong>” laflarından uzakta…</div> <div>Ve <strong>kendi</strong> <strong>masalımızın</strong> tam ortasında…</div> <div><strong>Hayat</strong> esastır dostlar! </div> <div>Gerçek <strong>coşku</strong> ve <strong>eğlence</strong>, gerçek <strong>haz</strong> o zaman başlayacaktır.</div> <div><strong>Hakiki</strong> <strong>acılarımız</strong> olacaktır, başımıza gelmeden…</div> <div>Elle tutulur bir <strong>karakterimiz</strong>, <strong>neyi</strong>-<strong>neden</strong> yaptığını bilen bir ruhumuz <strong>kendini</strong> <strong>defaatle</strong> <strong>dışardan</strong> izlemeye bayılan <strong>gözlerimiz</strong> olacaktır...</div> <div>Bu bir hayal midir; değildir!</div> <div>Her birimizde <strong>o potansiyel</strong> vardır.</div> <div>İşe; “<strong>buna</strong> <strong>mecbur</strong> <strong>muyum</strong>” diyerek başlamalıyız.</div> <div><strong>Mecbur</strong> isek bunun <strong>anlamını,</strong> bize <strong>kattığını</strong> bulmalıyız. </div> <div><strong>Hangi</strong> <strong>yanımızı</strong> doyurduğu için <strong>sıkı</strong> <strong>sıkıya</strong> <strong>bağlı</strong> kaldığımızı…</div> <div><strong>Ağzımızdan</strong> çıkanı <strong>kulağımızın</strong> duyup duymadığını…</div> <div><strong>Beklentiden</strong> öldüklerimizin <strong>kaçını</strong> yapabildiğimizi…</div> <div>Ve <strong>kendimize</strong> <strong>yakıştırdığımız</strong> <strong>kimliği,</strong> buruşturup atsalar <strong>bizden</strong> <strong>geriye</strong> ne kaldığını bulmalıyız.</div> <div>Bazen <strong>seçimlerimiz,</strong> <strong>özümüz</strong> değildir!</div> <div>“<strong>Yanlış</strong>” ve “<strong>çok</strong> <strong>yanlış</strong>” şıklarını bize sunan <strong>hayat,</strong> “<strong>en</strong> <strong>doğru</strong>” tabelasını saklamış olamaz!</div> <div>Umulur ki <strong>gören</strong> <strong>gözle</strong> bakılsın.</div> <div>Umulur ki <strong>koşulsuzca</strong> önce <strong>kendimizle</strong> tanışalım.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>“Sonsuzluk</strong> <strong>ve</strong> <strong>bir</strong> <strong>gün</strong>” filminin muhteşem müziği ile…</div> <div>...ve muhabbetle.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>