<h3><span><strong>Ankara’nın Halep üzerinden Suriye hesabı ne?</strong></span></h3> <div><strong>Suriye</strong> sahasında yaşanan her gelişmeyi sıradan bir askeri olay diye nitelemek mümkün olmaz. <strong>Ankara</strong>, bu coğrafyaya dar bir güvenlik penceresinden bakmak yerine devlet aklı ile yaklaşmaktadır. <strong>Türkiye</strong> açısından <strong>Suriye</strong>, sınır hattındaki birliklerle denetlenen bir alan olmaktan öte; tarih boyunca <strong>Anadolu</strong> ile <strong>Ortadoğu’nun</strong> ticaret, nüfus ve siyaset bağlarını buluşturan karmaşık bir denklemdir. Bu bakış açısıyla, <strong>Halep’teki</strong> hareketler, bir-iki mahalledeki çatışmalardan ibaret görülmemelidir; bunlar <strong>Ankara’nın</strong> güney hattına dair bağımsız siyaset çizgisini yansıtır.</div> <div><strong>Halep’in</strong> <strong>YPG</strong>/<strong>SDG</strong> unsurlarından temizlenmesi, <strong>Ankara’nın</strong> uzun süredir savunduğu güvenlik hattının mühim bir parçasıdır. <strong>Türkiye,</strong> bu hattı kurarken tek başına askeri araçlara dayanmamaktadır; hattın kalıcılığı, sahadaki gelişmelerin <strong>Washington</strong>, <strong>Moskova</strong> veya <strong>Şam</strong> merkezli planlarla uyumuna göre ölçülmelidir. <strong>Ankara</strong>, <strong>Halep</strong> için verdiği kararın arkasında tam bir devlet aklı bulunduğunu açıkça göstermiştir.</div> <div><strong>Halep</strong>, yüz yıllık tarihi bağları ve coğrafi konumu sebebiyle <strong>Türkiye</strong> açısından sıradan bir kentten çok daha öte bir anlam taşır. <strong>Osmanlı</strong> döneminden bu yana bu şehir, <strong>Anadolu</strong> ile <strong>Şam</strong> arasındaki etkileşimin ana kapısı vazifesini görmüştür. Bugün de buradaki güç değişimleri, sınır hattının denetimi kadar bu hattın ekonomik ve demografik yapısını da etkilemektedir. <strong>Türkiye</strong>, bu etkiyi güvenlik penceresinden yorumlamakla yetinmeyip, <strong>geleceğin siyasetini belirleyecek düğümler</strong> diye değerlendirmektedir.</div> <div>Sahadaki son gelişmeler, <strong>ABD</strong> yönetiminin <strong>Suriye’deki</strong> tutumuyla doğrudan bağlantılıdır. <strong>Washington</strong>, geçen yıl <strong>Suriye’ye</strong> dair yeni bir yaklaşım belgesi yayımlayarak <strong>Şam</strong> yönetimine yönelik yaptırımların kısıtlı bir bölümü için ön koşullar belirlemiştir; bu kapsamda <strong>Şam’ın</strong> terörizme karşı somut adımlar atması ve güvenlik ortamını iyileştirmesi istenmiştir. Lakin bu tutum, <strong>PYD</strong> unsurlarının geleceğine dair doğrudan bir çözüm getirmemiştir.</div> <div>Bu gelişmeler, <strong>Ankara’nın</strong> bakışını kuvvetlendirmiştir. <strong>Türkiye</strong>, <strong>Washington’un</strong> <strong>Suriye’de</strong> siyasi çözüm üretmekten uzak bir çizgi izlemesini <strong>şüpheli bir eğilim</strong> diye görmüştür. Bu durum, <strong>Türkiye’nin</strong> sahada belirlediği hedeflerle <strong>ABD’nin</strong> tutumu arasında ciddi farklar bulunduğunu kanıtlamaktadır. <strong>Ankara</strong>, bu farkı eleştirmekle yetinmeyip <strong>Washington</strong> ile diplomatik iletişim hatlarını açık tutarak, kendi çıkarlarını koruyan bir bakış açısı geliştirmektedir.</div> <div><strong>Rusya</strong> cephesinde yaşananlar da benzer bir karmaşık tablo sunmaktadır. <strong>Moskova</strong>, <strong>Suriye’deki</strong> yeni yönetimle kalıcı ilişkiler kurma niyetindedir ve bu yönde beyanatlar vermiştir. <strong>Rus Dışişleri Bakanı’nın</strong> <strong>Suriye</strong> otoritesinin egemenliğini ve siyasi birliğini destekledikleri yönündeki açıklamaları, <strong>Ankara’nın</strong> <strong>Moskova</strong> ile yürüttüğü diyalog boyutlarını değiştirmektedir. <strong>Türkiye</strong>, bu tür beyanatları, kendi amaçlarına uygun şekilde yönlendirilmesi gereken bir iletişim fırsatı olarak değerlendirmektedir.</div> <div><strong>Ankara’nın</strong> tutumu, <strong>Rusya</strong> ile <strong>Washington</strong> arasındaki ayrışmayı kendi lehine çevirme gücünü ortaya koymaktadır. <strong>Türkiye</strong>, <strong>Moskova</strong> ile diyalog hattını korurken kendi güvenlik çıkarlarını merkeze yerleştirmektedir. Bu sebeple <strong>Halep’te</strong> yaşanan gelişmeler, fiziki denetimin ötesinde bir diplomatik hamle diye okunabilir. <strong>Türkiye</strong>, sahada elde ettiği sonuçları masaya taşıyarak kendi çıkarlarını korumayı bilecektir.</div> <div><strong>Halep</strong> meselesinde <strong>Ankara’nın</strong> yaklaşımı sert ve net bir çizgi izleyecektir: <strong>Türkiye</strong>, kendi sınır hattında kendisi dışındaki güçlerin planlarını dayatmasına müsaade etmeyecektir. Bu duruş, <strong>Ankara’nın</strong> <strong>Suriye</strong> siyasetinin bir parçası olduğu kadar ittifaklar ve karşı ittifaklar arasında denge kurma yeteneğinin de ispatıdır.</div> <div><strong>Washington</strong>, terör tehdidini gerekçe göstererek <strong>PKK</strong> bağlantılı örgütlerin konumuna dair somut bir çözüm sunamamıştır. Bu durum <strong>Ankara’da</strong> bir güven bunalımına yol açmaktadır; çünkü <strong>Türkiye</strong> için bu örgütler askeri tehdit oluşturmanın yanı sıra sınır hattında istikrarsızlık kaynağıdır. <strong>Türkiye</strong> her türlü diplomatik girişimle bu durumu <strong>ABD’li</strong> paydaşlarına anlatmaya çalışmaktadır.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, bu ortamda dış aktörlerin stratejik tercihlerini izlemekle yetinmeyip kendi konumunu net bir biçimde ifade etmektedir. <strong>Ankara</strong>, <strong>ABD</strong> ile diplomatik görüşmeleri sürdürürken <strong>Washington’a</strong> terör örgütlerine dair bakışını açıkça anlatmaktadır.</div> <div>Bu çerçevede <strong>Halep</strong>, <strong>Ankara’nın</strong> dış politika pratiğinin somut bir örneğidir. <strong>Türkiye</strong>, burada tek başına askeri kazanımlar peşinde koşan bir aktör olmaktan uzaktır. Sahadaki sonuçları, diplomasi masasına taşıyan, kendi güvenlik çıkarını ana hedef diye belirleyen bir siyaset yürütmektedir. <strong>Türkiye’nin</strong> bu hattı benimsemesi, huzur ve refahı için <strong>Suriye</strong> siyasetinde mecburen etkin rol almaya devam edeceğini göstermektedir.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, güney sınır hattında kendi çıkarını hâkim kılma konusunda kararlıdır. Bu kararlılık, <strong>Halep’te</strong> ortaya çıkan yeni durumu, <strong>mahalli bir değişim</strong> diye görmeyip, <strong>Ankara’nın Suriye siyasetini yeniden şekillendiren bir dönüm noktası</strong> diye nitelemeyi sağlamaktadır. <strong>Ankara</strong>, bu dönemde çatışmaları izlemek yerine kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek yeni bir güç denklemine yön vermektedir. Bu irade, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Suriye</strong> sahasında edilgen konumda kalmayacağının açık ilanıdır.</div> <div>.</div> <div><strong>Muhammed Işık, dikGAZETE.com</strong></div> <div><span><strong>HALEP Haberleri</strong></span></div> <div></div> <div></div>