- 24-01-2026 08:18
- 2
PKK/PYD gerçeği ve Suriye dosyasının kırılma noktası
Suriye sahasında yaşananlar artık geçici bir başlıkla açıklanabilecek bir safhayı çoktan aşmıştır. Ortada duran tablo, kısa süreli bir güvenlik sorununun ötesinde devlet düzeninin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyan bir sınamadır. Türkiye’nin son yıllarda ısrarla altını çizdiği mesele tam olarak buraya işaret etmektedir. Suriye dosyası, taktik hamlelerle idare edilecek bir alan olmaktan çıkmış, bölgesel düzenin hangi esaslar üzerine kurulacağı sorusunu merkeze taşımıştır.
PKK/PYD yapılanması bu tartışmanın merkezine bilinçli biçimde yerleştirilmiştir. Sahadaki otorite boşluğu, bu örgüte yalnızca silahlı hareket alanı açmamış, aynı zamanda uluslararası meşruiyet üretme imkânı da sağlamıştır. “Yerel ortak”, “saha gücü” ve “denge unsuru” gibi kavramlarla parlatılan bu yapı, Suriye’de toparlanmayı hızlandıran bir unsurdan daha ziyade parçalanmayı tetikleyen bir kaldıraç işlevi görmüştür. Türkiye’nin itirazı, salt güvenlik hassasiyetiyle sınırlı okunamaz. Ankara, bu projenin Suriye’yi ayağa kaldırmayacağını, yönetilemeyen alanlar üreteceğini erken dönemde fark etmiştir.
Burada gözden kaçırılmaması gereken temel bir gerçek bulunuyor. PKK/PYD çizgisi, devlet düzeninden beslenmeyip aksine belirsizlikten güç devşirmektedir. Merkezî otoritenin güç kazanmasıyla bu tür yapıların hareket alanını daralmaktadır. Bu nedenle örgüt, Suriye’de düzen ve huzur fikrine mesafeli durmaktadır. Türkiye ise sahadaki adımlarını düzen kurma hedefi etrafında şekillendirmektedir. Askerî operasyonların ardından siyasi dilin öne çıkması, bu tercihin bilinçli bir yansımasıdır.
Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğü” vurgusu bu noktada kilit rol oynamaktadır. Bu vurgu, sınırların korunması kadar silahlı yapıların siyasallaştırılmasına karşı da açık bir set oluşturmaktadır. Fiilî kontrol alanlarının kalıcı statülere dönüşmesi, Ortadoğu’da bitmeyen krizlerin ana kaynağı olagelmiştir. Ankara, bu tecrübeyi göz ardı etmemektedir. Bugün savunulan çizgi, Suriye’nin yönetilebilir bir çerçeveye kavuşması hedefi üzerine kuruludur.
Büyük güçlerin sahaya bakışındaki yön değişimi de bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Vekâlet unsurlarına dayalı stratejiler kısa vadede esneklik sağladı; uzun vadede ise kontrol maliyetini artırdı. Devlet dışı silahlı yapıların ürettiği güvenlik riskleri artık taşınamaz bir noktaya ulaşmıştır. Bu nedenle merkezî otorite vurgusu yeniden öne çıkmaktadır. Türkiye’nin yıllardır savunduğu tez, gecikmeli de olsa uluslararası zeminde karşılık bulmaya başlamıştır.
Bu tablo, PKK/PYD hattının neden rahatsızlık ürettiğini de açıklamaktadır. Güçlü bir merkez, bu yapının dayandığı zemini aşındırmaya ve kazanımlarını elinden almaya başlamıştır. Ankara’nın sahadaki kararlı duruşu ve diplomatik baskısı, bu süreci hızlandırmaktadır. Bu yüzden Türkiye’ye yönelik söylemler sertleşmekte, algı faaliyetleri yoğunlaşmaktadır. Ancak söylem ne kadar yükselirse yükselsin, sahadaki gerçek değişmemektedir: Silahlı yapıların kontrol ettiği alanlar, düzen üretmemektedir.
Göç meselesi de bu çerçeveden koparılarak ele alınmamalıdır. Suriye’den Türkiye’ye yönelen göç hareketliliği, parçalı yapının doğrudan sonucudur. Güvenli geri dönüş, idari düzenin kurulması, altyapının işler hâle gelmesi ve güvenliğin sağlanmasıyla mümkündür. PKK/PYD kontrolündeki alanlar bu şartları sunmamaktadır. Türkiye’nin devlet düzenini savunması, bu nedenle yalnızca güvenlik merkezli bir tutum olarak okunmamalı; insani bir karşılık da taşımalıdır.
Bugün gelinen aşamada tablo nettir. Suriye’yi ayakta tutacak olan, silahlı örgütlere alan açan geçici formüller değildir. Kalıcı istikrar, sınırları belirli, muhatabı açık ve yönetim kapasitesi bulunan bir yapı üzerinden inşa edilebilir. Türkiye’nin durduğu yer tam olarak burasıdır. Bu duruş, kısa vadede eleştiriler doğursa da uzun vadede sahadaki en gerçekçi seçeneği temsil etmektedir.
Suriye sahasında yeni bir dönem şekillenmektedir. Bu dönem, parçalama planlarının geri çekildiği, düzen kurma iradesinin öne çıktığı bir süreci işaret etmektedir. Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği rol, kendi güvenliği açısından olduğu kadar bölgenin geleceği bakımından da belirleyici olacaktır. PKK/PYD çizgisinin alan kaybetmesi tesadüf sayılmamalıdır; bu sonuç, sahada ve masada yürütülen tutarlı bir stratejinin doğal yansımasıdır.
Bu dosya kapanmış değildir; ancak yön açıktır. Suriye’de merkezi düzen güçlendikçe, terör örgütlerinin dayandığı zemin daralacak; sınırlar netleştikçe belirsizlik alanları küçülecektir. Türkiye’nin ısrarla savunduğu yaklaşım tam olarak bunu hedeflemektedir. Bu yaklaşım, günü kurtaran adımlardan ziyade geleceği kuran bir devlet aklının ürünü olarak şekillenmektedir.
.
Muhammed Işık, dikGAZETE.com