<h3><span><strong>Yeterli</strong></span></h3> <div><strong>Yeterli olanı fark et</strong></div> <div>Bazen insan, günün bir yerinde durup fark ediyor. Büyük bir <strong>aydınlanma</strong> <strong>anı</strong> gibi değil bu; daha çok <strong>mutfakta</strong> tencerenin altını kapatırken oluyor. Ya da <strong>kahvenin</strong> ilk yudumunda. İçinden “<strong>tamam</strong>” diye bir ses geçiyor, kimse duymuyor. Kendin bile üstünde durmuyorsun. Ama bir şey <strong>yerine</strong> <strong>oturmuş</strong> oluyor.</div> <div>Eskiden <strong>boşlukları</strong> <strong>doldurmak</strong> gerekirdi sanki. <strong>Sessizlik</strong> olmasın, <strong>eksik</strong> kalmasın, <strong>yarım</strong> görünmesin. Şimdi bakıyorum da bazı boşluklar, <strong>öyle kalsın</strong> diye varmış. Her <strong>durak</strong> konuşmak istemez, her <strong>an</strong> açıklama beklemez. <strong>Hayat</strong> bazen yalnızca <strong>izlenmek</strong> istiyor, <strong>müdahale</strong> edilmeden.</div> <div>İnsan <strong>yeterli</strong> olanı fark edince, <strong>acele</strong> etmeyi bırakıyor. Bir yere <strong>yetişme</strong> <strong>hâli</strong> azalıyor. Cümlelerin sonuna <strong>ek</strong> yapma ihtiyacı da… “<strong>Ama</strong>”lar, “<strong>keşke</strong>”ler, “<strong>biraz</strong> <strong>daha</strong>”lar yavaş yavaş çekiliyor sahneden. Geriye, <strong>olduğu gibi duran</strong> bir şey kalıyor. Kusursuz değil ama tanıdık.</div> <div>Bu <strong>hâl</strong> bir <strong>kabulleniş</strong> mi, bilmiyorum. Belki de sadece yorulmamak. Her <strong>duyguyu</strong> büyütmemek, her <strong>düşünceyi</strong> ciddiye almamak. Bazı şeylerin <strong>geçip</strong> <strong>gitmesine</strong> izin vermek. Kapıyı <strong>aralık</strong> bırakmak gibi; ne <strong>tamamen</strong> kapalı, ne <strong>sonuna</strong> <strong>kadar</strong> açık.</div> <div><strong>Yeterli</strong> olanı fark etmek insanı küçültmüyor, aksine hafifletiyor. Daha <strong>az</strong> <strong>konuşup</strong> daha <strong>çok</strong> <strong>duymaya</strong> başlıyorsun. Kendini <strong>ikna</strong> etmeye çalışmıyorsun artık. Kimseye bir şey <strong>ispatlamak</strong> gerekmiyor. Olduğun <strong>yer</strong>, olduğun <strong>hâl</strong>, bugünlük yetiyor.</div> <div>Belki de mesele, <strong>hayatla</strong> <strong>pazarlık</strong> etmeyi bırakmak. Her şeyden bir <strong>anlam</strong>, her andan bir <strong>sonuç</strong> çıkarmaya çalışmadan… Bazen <strong>olanı</strong> <strong>olduğu</strong> <strong>yerde</strong> bırakmak. Müdahale etmeden, düzeltmeden, iyileştirmeye kalkmadan. Sadece <strong>tanıklık</strong> etmek.</div> <div></div> <div>Ve insan tam da burada kendine şu soruyu soruyor:</div> <div><strong>-Bugün benden istenen gerçekten daha fazlası mı yoksa fark edemediğim hâliyle zaten yeterli olan bir şey var mı?</strong></div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>