Yeterli
Yeterli olanı fark et
Bazen insan, günün bir yerinde durup fark ediyor. Büyük bir aydınlanma anı gibi değil bu; daha çok mutfakta tencerenin altını kapatırken oluyor. Ya da kahvenin ilk yudumunda. İçinden “tamam” diye bir ses geçiyor, kimse duymuyor. Kendin bile üstünde durmuyorsun. Ama bir şey yerine oturmuş oluyor.
Eskiden boşlukları doldurmak gerekirdi sanki. Sessizlik olmasın, eksik kalmasın, yarım görünmesin. Şimdi bakıyorum da bazı boşluklar, öyle kalsın diye varmış. Her durak konuşmak istemez, her an açıklama beklemez. Hayat bazen yalnızca izlenmek istiyor, müdahale edilmeden.
İnsan yeterli olanı fark edince, acele etmeyi bırakıyor. Bir yere yetişme hâli azalıyor. Cümlelerin sonuna ek yapma ihtiyacı da… “Ama”lar, “keşke”ler, “biraz daha”lar yavaş yavaş çekiliyor sahneden. Geriye, olduğu gibi duran bir şey kalıyor. Kusursuz değil ama tanıdık.
Bu hâl bir kabulleniş mi, bilmiyorum. Belki de sadece yorulmamak. Her duyguyu büyütmemek, her düşünceyi ciddiye almamak. Bazı şeylerin geçip gitmesine izin vermek. Kapıyı aralık bırakmak gibi; ne tamamen kapalı, ne sonuna kadar açık.
Yeterli olanı fark etmek insanı küçültmüyor, aksine hafifletiyor. Daha az konuşup daha çok duymaya başlıyorsun. Kendini ikna etmeye çalışmıyorsun artık. Kimseye bir şey ispatlamak gerekmiyor. Olduğun yer, olduğun hâl, bugünlük yetiyor.
Belki de mesele, hayatla pazarlık etmeyi bırakmak. Her şeyden bir anlam, her andan bir sonuç çıkarmaya çalışmadan… Bazen olanı olduğu yerde bırakmak. Müdahale etmeden, düzeltmeden, iyileştirmeye kalkmadan. Sadece tanıklık etmek.

Ve insan tam da burada kendine şu soruyu soruyor:
-Bugün benden istenen gerçekten daha fazlası mı yoksa fark edemediğim hâliyle zaten yeterli olan bir şey var mı?
.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com