<h3><span><strong>Yakın olan gecikeni bekler</strong></span></h3> <div><strong>Yakın</strong> olanın <strong>aceleye</strong> ihtiyacı yoktur.</div> <div><strong>İnsan</strong> bazen bir <strong>kapıyı</strong> <strong>çalmayı</strong> erteler; ama <strong>kapı</strong>, içerideki <strong>ışığı</strong> hiç <strong>kısmadan</strong> bekler.</div> <div>Sanki mesafeler <strong>yürüyüşle</strong> değil, içimizdeki <strong>açıklıkla</strong> ölçülür.</div> <div>Ve bazen <strong>en</strong> <strong>uzun</strong> <strong>yol</strong>, bir adımın tereddüdüdür.</div> <div>Bir kentin eski bir sokağından geçer gibi geçiyoruz <strong>hayatın</strong> içinden.</div> <div><strong>Köşede</strong> bir <strong>fener</strong> yanıyor, gölgesi <strong>duvara</strong> vuruyor; hangi zamana ait olduğunu kimse bilmez.</div> <div>Belki dünün, belki yarının, belki de hiç değişmeyen o derin ‘<strong>an’ın</strong> feneri…</div> <div><strong>Yakın</strong> olan, işte öyle bir ışıktır: <strong>Zamanı</strong> olmayan bir hatırlayış.</div> <div></div> <div>Bazen içimizde bir <strong>kırık</strong> <strong>ses</strong> kıpırdar.</div> <div>Fakat o <strong>ses</strong>, kırılmayı değil; insanın kendi <strong>kalbine</strong> <strong>dönme</strong> cesaretini fısıldar.</div> <div>Çünkü <strong>insan</strong>, en <strong>geç</strong> kaldığını sandığı yerde bile <strong>kendi</strong> <strong>hakikatine</strong> varmadan kaybolmaz.</div> <div><strong>Ruh</strong>, kendi evini bulmayı bilir; <strong>yabancı</strong> sokaklarda bile.</div> <div>Bir mendilin ucuna sinmiş eski bir koku,</div> <div>bir kitabın arasında unutulmuş bir dal parçası,</div> <div>bir bakışın mahcup ısısı…</div> <div><strong>Yakın</strong> <strong>olan</strong> hep böyle <strong>işaretlerle</strong> konuşur.</div> <div>Yüksek sesle değil; ama <strong>içeriden</strong> <strong>duyulan</strong> bir çağrıyla.</div> <div></div> <div>Ve bazen <strong>kader</strong>, bizi en çok <strong>uzak</strong> durduğumuz şeyle <strong>yan</strong> <strong>yana</strong> bırakır.</div> <div>“<strong>Hazırım</strong>” dediğimizde değil; “<strong>dayanamıyorum</strong>” dediğimizde açılır kapılar.</div> <div>Çünkü <strong>yakınlık</strong>, güçten değil, <strong>teslimiyetten</strong> geçer.</div> <div><strong>İnsan</strong>, en çok <strong>eğildiğinde</strong> yükselir; en çok <strong>sustuğunda</strong> anlaşılır; en çok <strong>beklediğinde</strong> kavuşur.</div> <div>Hiçbir şey <strong>gecikmez</strong> aslında.</div> <div>Yalnızca, olması gereken, ‘<strong>an’ın</strong> kıyısına kadar <strong>sessizce</strong> yürür.</div> <div>O <strong>an</strong> geldiğinde, yolun nasıl <strong>aydınlandığını</strong> kimse anlamaz;</div> <div>zira <strong>ışık</strong>, çoktan <strong>içimize</strong> sinmiştir.</div> <div><strong>Yakın</strong> olan, insandan kaçmaz.</div> <div>İnsan <strong>kendinden</strong> kaçsa da.</div> <div></div> <div>Ve belki de <strong>hikâyelerin</strong> bize öğrettiği en <strong>ezeli</strong> <strong>sır</strong> şudur:</div> <div>Yakın, <strong>beklemesini</strong> bilir.</div> <div>Geciken ise <strong>dönecek</strong> yerini.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div> </div>