Namlu kendilerine döndü, tetiği Türkiye çeksin!
MOSKOVA
Uzun zamandır dünyada olup biteni Rusya ekseninde anlatıyorum fakat anlattıklarımın hiç bu kadar açık ve net Kanada Başbakanı Mark Carney tarafından doğrulanacağını düşünmezdim.
Rusya'yı ve onun nevi şahsına münhasır demokratik işleyişini her anlattığımda, videolarımı izleyen binlerce kişi “Liberal bir ağız” ile “diktatör sevicisi” diyordu.
Bu çağda kendine saygısı olan hiç kimse tabii ki diktatör sevmez ve sevmemeli.
Amerikan sineması, yazarları, gazeteleri, kısacası dünyanın algısını değiştirmek için dizayn edilmiş bu yeni çağ savaş makinesi, insanlığa beğenmediği tüm yönetimleri “diktatöryal düzen”miş gibi gösterdi.
Ortaya konulan oyunun adı ise “Demokrasi ve Liberalizm”di.
Fakat gelin görün ki; bunun bir oyun olduğunu eli kalem tutan, okumuş yazmış büyüklerimiz bizlere yıllarca anlattı!
Liberal propaganda aygıtları ise onları görmemezlikten gelip, fikirlerini haberlere yansıtmadı, Banu Avar, Osman Pamukoğlu, Erdal Sarızeybek, geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Nihat Genç gibi, adı aklıma gelmeyen birçok vatan sevdalısı insanları da mahallenin delisi gibi gösterip ana akım medyada fikirlerini hiç dillendirmediler.
Gerçek şu ki; bu gibi insanlar, aslında bize yıllarca doğruyu göstermiş, “ev yanıyor” demiştir ama ne fayda…
Köyde davar güdüp biraz para kazanan, aşiret reisi olan, Anadolu’da mandal-don satıp, beyaz eşya dükkanı olan insanlar, TBMM’ye dolduruldu ve bunun adına da “halkın seçimi” dendi.
Okuduğunu ve dinlediğini anlatmaktan uzak bu vekiller, 1960 darbesi sonrası meclise dolduruldu ve mecliste eğitimli, entellektüel insanların değil, parti liderine biat eden, anlatılanı kavrayamayan maraba sistemine dönülerek, ülkenin Batı sistemine entegrasyonu sırasında hiç eleştiri getirmeyen, sorgulamayan insan kaynağı sağlandı.
Resme bakınca halkın seçtiği vekiller var ve halkın seçtiği vekiller, Batının çıkarları için ellerini de kaldırıyor; “o zaman her şey demokratik” denilebilir.
Fakat bu demokrasi, o da yetmeyince yanına eklenen Liberalizm silahının namlusunun bir gün kendilerine bu şekilde döneceğini hiçbir Avrupa ülkesi tahmin etmezdi.
SSCB dağıldıktan sonra Gorboçov ve Yeltsin gibiler, Batının onları çok seveceğini, kucaklayacaklarını düşünüp Batıya çok yaklaştı, tabii o dönemlerde Amerika başta olmak üzere pek çok büyük devletin gizli servisi tüm Rus kurumlarının önemli pozisyonlarından insan satın aldı; o dönem, halkın aç olduğunu, Rus ekonomisinin nasıl felaket durumda olduğunu hatırlamak gerekir!
Bu satın almalar, insan ile de bitmedi, tüm fabrikalar belirli Ruslara dışarıdan pompalanan paralar ile devletin halkına verdiği tahviller ucuzdan satın alındı ve bir oligarşi oluşturuldu.
Aynı Batı, oluşturduğu oligarşik yapıyı da suçladı (!)
Tabii tüm bu liberal ekonomi masallarını, demokrasi masallarını Rusya'da herkes yemiyordu, vatanını seven insanlar da vardı, özellikle bu insanlar çok iyi eğitim almış eski KGB yeni FSB kurumunun içerisindeydi.
Türkiye'de ise bu kurum TSK idi, ta ki Fetullahçı yapı, TSK’nın elit insan yetiştirme kapasiteli o eğitim sistemini yerle yeksan edene kadar.
Rusya, Yeltsin sonrası adeta kabız olmuştu, bağırsaklarına doluşan mikrobun adı “Liberalizm”di ve bu mikrop, Rusya’ya felaketi yaşatıyordu.
Yeltsin sonrası Vladimir Putin başa geçti ve gelişen tarihsel süreç içerisinde yüzlerce kez Batının iki yüzlülüğünü, demokratik ve liberal kavramların içinin nasıl boş olduğunu dünyaya anlattı.
Anlatıyordu fakat onu anlamak isteyen yoktu, çünkü bu ikiyüzlülük balosunun sonsuz zaman dilimi oynanacağını düşünen Avrupa’nın davar güden vekilleri ile üniversitede akademik çalışma yapmaktan dünyayı tanımayan başkanları, Amerika’nın bir gün o silahı gırtlağına sokacağına hiç ihtimal vermiyordu.
Oysa ki Rusya bunu Sovyetler Birliği dağılmadan önce ve dağıldıktan sonra çok net görmüştü!
Unutmayın; Ruslar, Amerika’da Amerikalı gibi uzun yıllar yaşayan en büyük illegal ajan ağına sahip ve bu politikaların ne kadar gerçeklikten uzak olduğunu çok iyi bilmekte.
Hangi senatör eşcinsel, hangi senatör uyuşturucu işinde vs. Rusya hepsinin kim olduğunu, Rusya’da kimleri satın aldıklarını çok iyi biliyor.
Ukrayna Operasyonu sonrasında, yıllarca demokratik söylevler ile hareket edip, ülke içerisinde liberal kimlik ile faaliyetlerde bulunan Rus isimli ama kendi ülkesinden tiksinen, onun gerçeklerinden bihaber yüzlerce gazeteci, politikacı ve akademisyen Batı tarafına kaçtı.
Eskiden 50 kişiyi toplarlardı ve protestomsu bir şey yaparlardı, daha sonra liberal yayın organları, bu toplantıyı şişirip, sanki binlerce kişi gösteri yapmış algısı yaratır ve daha sonra da bunu Batılı büyük haber ajansları “Rusya’da büyük protesto” diye haber geçerdi.
Rusya, Ukrayna Özel Operasyonunu yaparken bağırsaklarından bu mikropları da temizledi.
ŞİMDİ SIRA TÜRKİYE’DE!
Amerika’da Trump, 2. kez yönetime geldi ve dünyanın çok da alışık olmadığı bir şekilde ülkesini yönetiyor.
Açıklamaları, hareketleri alışılmışın dışında.
Önce devlet sırlarını içeren evraklar konusunda suçladılar, daha sonra da pedofil diye suçladılar.
Gerçek şu ki, eğer Amerika'yı gerçekten denildiği gibi birkaç aile güç yönetiyor ise, o zaman Trump’ın küçük çocuklar ile olan fotoğrafları ve videoları ortalarda olurdu.
Aslında Trump da nevi şahsına münhasır bir ulusalcı.
Bizler liberal ve demokrat Amerikalı yöneticileri medyada görmeye o kadar çok alışmışız ki, Trump bize anormal geliyor.
Aslında Trump sıradan bir ulusalcı insan, hatta adam öyle bir insan ki, zenginleşirken ülkenin nasıl yönetildiğine, kimlerin yönettiğine şahit olmuş ve şu anki düşüncesi, yılların getirmiş olduğu o bilgi birikim.
Evet o klasik bir “Altına Hücum”cu!
O eski Amerikalılar gibi, dünyanın geri kalanını umursamayan ve bunu yaparken dünyayı kırıp geçiren, nerede bir kaynak var ise kendi için (ülkesi için) isteyen biri.
Peki ya öteki Amerikalı yöneticiler nasıldı?
Onlar sadece biraz daha nazikti, tabiri caiz ise deveyi incitmeden…
Yıllarca Türkiye, Avrupa Birliği kapısında beklerken bizlere Avrupalı yöneticiler tarafından ne dendi?
Kurallar ve Yasalar!..
Peki Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos’ta ne diyor?
“Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk.
Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine göre farklı bir titizlikle uygulandığını biliyorduk.
Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumu büyük ölçüde görmezden geldik
Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçişin değil, bir kopuşun ortasındayız. Entegrasyon, sizi tabi kılan bir kaynağa dönüştüğünde, karşılıklı fayda üzerinden entegrasyon yalanıyla yaşayamazsınız.”
Evet, yıllarca Batılı kasaplar, uluslararası hukukun üstünlüğünden, ekonominin nasıl olacağından, insan hak ve hürriyetlerinin gerekliliğinden vesaire daha bir çok kavramdan bahsedip, Türkiye Cumhuriyetini, Rusya’yı bunlara uymayan ilkel ülkeler olarak gördüler.
Fakat gerçek şu ki; Türkiye’nin içerisine soktukları, angaje ettikleri istihbaratçısı, politikacısı, akademisyeni, yazarı, gazetecisi, askeri ile birlikte yıllarca Türk halkına “en büyük tehdit Rusya” denilerek ülkemizi NATO denilen soyguncu organizasyonun içine soktular.
Bu organizasyon içerisinde Türkiye’ye yıllarca Amerikan silahları ne diye satıldı?
“NATO standardizasyonu için bunu almanız gerekiyor” denildi!
İstihbaratçı Kuşçubaşı Eşref ile övünen halkımız, Türk istihbaratçılarının Amerika’da neden eğitim aldığını sorgulamadı, sorgulayanı da sistemin dışına ittiler, dolayısı ile istihbaratçıların çoğu haliyle Amerika’da angaje edildi.
“Her Türk asker doğar” denilen ülkenin tüm özel kuvvetleri, kurmay subayları Amerika’da akademik eğitime gitti, neden?
Biz Suriye gibi suni bir ülke değildik ki subaylarımızı onlar gibi Moskova’ya gönderelim.
Türk ordusunun kuruluşu “M.Ö” değil miydi?
Nedenleri basit, 1960'lı yıllarda Amerika ve İngiltere, bir yılan gibi ülkemize sızdı ve en değerli kurumlarımızı içerden feth etti. Yalan yok, bizim gibi farklı köklere sahip ülkelerin insanının içinden hain de çok çıkar ve o hainlerin, ülkelerini satacak bir motivasyonları hep vardır.
Yabancı ülkelerin diplomatları politikacılarımıza “bunları yapmanız gerekli” dedi ve bizim sıradanlaşmış vekillerimiz her şeye el kaldırdı.
Sovyetler Birliği’ne çalışan ve İngiliz vatandaşı olan Kim Philby’nin “Kızıl Ajan” kitabında geçen Türkiye kısımlarını okursanız zaten olayın nerelere kadar uzandığını görürsünüz.
Tüm bu saydıklarım maalesef yaşandı fakat jeopolitika, ekonomik güç dengeleri ve diğer her şey hızla değişiyor, tıpkı imparatorlukların dağıldığı 20. Yüzyılın başlarındaki gibi dünya yeniden şekilleniyor ve bu yüzyıl gerçekten Doğu Avrupa ile Asya ülkelerinin yüzyılı olabilir.
Unutmayalım ki 1. Dünya Savaşı bir suikast ile başladı, Avrupa'nın çöküşü de Türkiye’nin tetiği çekmesi ile başlayabilir ve bu çok da zor değil.
Sadece Kanada Başbakanı Mark Carney’in sözlerinden yola çıkarak Türkiye şunu dediği an Avrupa’da yer yerinden oynar.
-NATO’dan ayrılıyoruz!
Evet NATO’dan ayrılmak uzun yıllar Avrupa kapısı önünde sürünmüş, burnu büyük Avrupalı politikacıların “şunu şunu yapın” diye dikte ettiği Türkiye Cumhuriyeti için bir diriliş dönemi olacaktır.
Böyle bir dönem içerisinde Türkiye’de yapılacak seçimlerde bu kararı alan partinin değil yüzde 55 oy alması, yüzde 70 oy almasını garanti ederim ve o seçim sonrası oluşacak ortamda Batılı güçlerin satın aldığı tüm insanlar, tıpkı geçmişte Rusya’da olduğu gibi, kaçacak delik arayacaklardır.
Çünkü liberal ekonomiyi, Batı demokrasisini terk edecek olan Türkiye her şeyi kendi usulüne göre, Batıyı tam taklit etmeyecek şekilde yaptığı takdirde başarıyı yakalar.
Uzun yıllardır Türkiye, Batı tipi ekonomi ile yönetilmiyor mu? Tüm iktisadi atılımlar, Batıdan eğitim alan insanların önerisi ile olmadı mı?
Peki ne değişti?..
Kabul edin, bizler Türk milletiyiz ve kafamız başka, ticari zekâmız başka çalışır.
İşte bu yüzden de Batının çoğu sistemi ülkemizde sırıtır.
Kaldı ki yaptığımız çoğu atılımda bile ABD ve Avrupa’nın ekonomik kılıcı kellemizin üzerinde bir pervane gibi uçuyor, yani ekonomik egemenliğimiz sıfır.
İşte bu yüzden, tez zamanda NATO’dan ayrılıp, hiçbir devletin askeri organizasyonuna angaje olmadan, kendi askeri terminolojimizi, askeri geleneğimizi sıfırdan, Türk’ün şanına göre dizayn edip kurmalıyız.
Lafa gelince “M.Ö 209 kuruluş tarihi”, pratikte ise “Alman ve Amerikan harekat ve disiplin tarzı” olmaz, olamaz!
İstedikleri zaman ekonomik yaptırımlar ile ülkemizin sivil ve askeri sanayisinin dengesini bozacak “iki yüzlü” ülkeler ile değil, Türkiye’ye egemen bir ülke olduğu için saygı duyacak Çin, Rusya, Hindistan, Pakistan ve istediğimiz diğer ülkeler ile ilişkileri sıkılaştırmalıyız.
Türkiye’yi ekonomik baskılar ile mülteci kampına çeviren, Türkiye’yi NATO tarafında kullanıp ucuz asker kanı deposu olarak gören Avrupa ile değil, Rusya ve Çin ile yakınlaşan Türkiye’ye parmak gösteren, gerektiğinde “kaza ile oldu” denilerek gemimizi vurup askerlerimizi öldüren sözde müttefik Amerika ile değil, artık gerçekten çıkarlarımızın yüksek seviyede olacağı ülkeler ile işbirliği yapmalıyız.
50 yıldır “Rusya, Türkiye’ye askeri operasyon yapar” yalanı ile uyutup, Kim Philby gibi İngiliz ajanlara Türkiye üzerinden Gürcü ve diğer milletlerden oluşan sabotajcıları, provokatörleri doğu sınırımızdan Sovyetler Birliği’ne sokmaya çalışan, olası bir savaşta Türk askerini, “Doğuda Sovyetleri durdurmak için ucuz kan” olarak gören İngiltere, Türkiye’nin topografik haritasını müttefik saydığı Türk yöneticilere söylemeden yapmıştır.
Alın sizlere NATO ve müttefik ülkeler!
Evet efendiler, tuz kokmuştur ve Avrupa ile Kanada artık Amerikan yönetiminin güç kaybettiğini, ekonomisinin çöküşe doğru gittiğini, Çin’in doğudan yükselen gölgesini iyi görüp ona göre politikalar geliştiriyor.
Avrupa, bindiği atı değiştirmenin peşinde ve refahını devam ettirmenin yolunu arıyor.
Arkamızda Çin, sağ yanımızda Rusya ve birbirine girmeye hazır Amerika ile Avrupa.
Daha ne bekliyorsun, çek tetiği yıkılsın herkes, yetmedi mi hayvanlar gibi kanını emdikleri doğu halklarının feryadı figanı?
.
Cem Kıran, dikGAZETE.com