<h3><span><strong>... hâl</strong></span></h3> <div><strong>Aşk, beklemeyi bilen yüreklerde hâlâ nefes alır</strong></div> <div><strong>Aşk</strong> bir zamanlar böyleydi.</div> <div><strong>Sözden</strong> önce duran, <strong>bakışta</strong> ağırlaşan, insanın <strong>içini</strong> doldururken <strong>taşırmayan</strong> bir hâl.</div> <div>Hemen <strong>yaklaşmakla</strong> değil, kendini <strong>geri</strong> çekerek derinleşen; <strong>aceleyle</strong> değil, <strong>bekleyişle</strong> çoğalan bir duygu.</div> <div><strong>Sevmek</strong>, yalnızca birine <strong>varmak</strong> değildi.</div> <div>İnsanın kendi <strong>içinde</strong> açılan bir <strong>kapıydı</strong> önce.</div> <div>Oradan sızan sıcaklık, <strong>insanı</strong> hem yumuşatır hem de toparlardı.</div> <div><strong>Aşk</strong>, insanın içini <strong>dağıtan</strong> değil; dağıldığını sandığı yerleri sessizce <strong>toplayan</strong> bir şeydi.</div> <div>O vakitler <strong>bakışlar</strong> konuşurdu.</div> <div>Cümleler kurulmadan önce <strong>anlaşılırdı</strong> pek çok şey.</div> <div>Söylenmeyen, söylenenden daha <strong>ağır</strong> olur; <strong>susmak</strong> eksiklik değil, <strong>derinlik</strong> sayılırdı.</div> <div><strong>Aşk</strong>, yüksek sesle dile gelince büyümez; <strong>sessizlikte</strong> yerini bulurdu.</div> <div><strong>İmkânsız</strong> olduğunu bilerek <strong>sevmek</strong> vardı.</div> <div>Sonunu görmek, bedelini sezmek, yine de <strong>kalbin</strong> geri adım atmaması.</div> <div>Bu bir <strong>körlük</strong> değildi.</div> <div>Tam aksine, her şeyin <strong>farkında</strong> olarak durulan bir cesaretti.</div> <div>Bilgi <strong>kalbi</strong> susturmaz, <strong>akıl</strong> her zaman <strong>isteği</strong> dizginleyemezdi.</div> <div></div> <div><strong>Aşk</strong>; sarmalanmış duyguların birbirine çarpa çarpa büyümesi, <strong>sessiz</strong> çığlıkların insanın içini <strong>yormadan</strong> yankılanmasıydı.</div> <div>İnsanı <strong>başkasına</strong> değil, önce <strong>kendine</strong> yaklaştıran bir hâl.</div> <div>İçte genişleyen, zamana yayılan, adı konmadan yaşanan ama yaşandığı çok <strong>iyi</strong> <strong>bilinen</strong> bir yoğunluk.</div> <div>Bugün kaybolan belki de <strong>aşk</strong> değil.</div> <div>Kaybolan, onun <strong>etrafında</strong> örülen o ince dil.</div> <div><strong>Beklemeyi</strong> bilen sabır, <strong>bakışta</strong> durabilen cesaret; <strong>hissi</strong> hemen tüketmeyip, <strong>içinde</strong> taşıyabilme hâli.</div> <div>Her şey <strong>hızlandıkça</strong> aşk da <strong>aceleye</strong> geldi.</div> <div>Gösterildi, anlatıldı, çoğaltıldı.</div> <div>Ama <strong>içe</strong> yerleşmeye vakit bulamadı.</div> <div>Derinleşemedi.</div> <div><strong>Kök</strong> salamadı.</div> <div>Oysa <strong>aşk</strong>, insanın içinde yavaş yavaş <strong>genişleyen</strong> bir şeydi.</div> <div>İnsanı sarar, yerini alır ve kolay kolay da <strong>terk</strong> etmezdi.</div> <div>Bir kez gerçekten <strong>yer</strong> etti mi <strong>kalpte</strong>, zamanla kaybolmazdı; sadece <strong>üstü</strong> örtülür, doğru <strong>anı</strong> beklerdi yeniden hatırlanmak için.</div> <div>Belki bu yüzden insan <strong>hâlâ</strong> aşkı özlüyor.</div> <div>Bir <strong>kişiyi</strong> değil, bir <strong>hikâyeyi</strong> değil…</div> <div>O hâli.</div> <div>İnsanın içini dolduran, <strong>taşırmadan</strong> genişleten, kendini <strong>canlı</strong> hissettiren <strong>o eski</strong> yoğunluğu.</div> <div><strong>Aşk</strong>, beklemeyi bilen yüreklerde <strong>nefes</strong> alır; adını duymadan <strong>tanıyabilenlere</strong> kalır.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>