<h3><span><strong>Meta forik</strong></span></h3> <h4><strong>Algoritmanın kalbi yoktur, safı vardır</strong></h4> <div><strong>Meta,</strong> kalbe dokunan içeriklerden söz ederken, kalbin hangi yöne baktığını sessizce kontrol eder. <strong>Duyguyu</strong> sever ama duygunun <strong>derinleşmesini</strong> değil; <strong>acıyı</strong> kabul eder ama acının <strong>soru</strong> sormasını istemez. <strong>Kalp</strong> burada bir organ değil, bir <strong>ölçü</strong> birimidir. <strong>Nabız</strong> yükselir, sonra geçer. <strong>Düşünceye</strong> dönüşmeyen her <strong>sızı</strong> makbuldür.</div> <div><strong>İdeoloji</strong> dediğimiz şey insanı ayırır; bunu <strong>bağırarak</strong> değil, <strong>görünmez</strong> çizgilerle yapar. Kim <strong>daha</strong> <strong>az</strong> görünecek, kim daha <strong>az</strong> duyulacak, kim <strong>biraz</strong> <strong>gölgede</strong> kalacak… Bunlar <strong>yasaklarla</strong> değil, <strong>sessizlikle</strong> belirlenir. Herkes <strong>konuşabilir</strong> ama herkes <strong>aynı</strong> <strong>yankıyı</strong> alamaz. Eşitsizlik burada tam da “<strong>eşitlik</strong>” görüntüsünün içinde büyür.</div> <div><strong>Meta</strong> insanı sevmez; insanın <strong>tepkisini</strong> sever. Gözünü, parmağını, refleksini. Durup <strong>düşünmeyi</strong> değil, <strong>kaydırmayı</strong> ödüllendirir. Bir içerik, insanı <strong>kendine</strong> döndürüyorsa, <strong>içini</strong> biraz sıkıştırıyorsa, “<strong>burada</strong> <strong>bir</strong> <strong>şey</strong> <strong>var</strong>” dedirtiyorsa; <strong>algoritma</strong> hemen konuyu değiştirir. Çünkü <strong>yüzleşme,</strong> akışı bozar.</div> <div></div> <div><strong>YouTube</strong> bu yüzden <strong>sahne</strong> gibidir. Işıklar serttir ama <strong>süre</strong> tanır. Anlatırsan, izleyen kalırsa kalır. Perdeyi erken indirmez. <strong>Meta</strong> ise vitrindir; güzel görün, hızlı geç, iz bırakma. <strong>Sahne</strong> söz ister, <strong>vitrin</strong> süs. Sahne <strong>bekler</strong>, vitrin <strong>acele</strong> eder.</div> <div><strong>Kalbe</strong> dokunan <strong>içerikler</strong> bu yüzden kaybolur. Çünkü <strong>gerçek</strong>, kalp rahatlatmaz; yer değiştirir. İnsan bazen bir <strong>yazıyla</strong> yerinden oynar. <strong>Meta’nın</strong> istemediği tam da budur: Yerinden oynayan insan. Sabit, tahmin edilebilir, <strong>itirazsız</strong> bir duygu akışı daha güvenlidir.</div> <div>Ben buna <strong>sansür</strong> demiyorum. Ben buna <strong>ideolojik</strong> <strong>konfor</strong> diyorum. Ve yine de yazıyorum. Çünkü bazı <strong>yazılar</strong> görünmek için değil, <strong>dayanmak</strong> için yazılır. <strong>Didem</strong> <strong>Madak</strong> gibi, acıyı masanın üstüne koyup bir an susarsın ya… Sonra bir bakmışsın akşam olmuş. Pencere aralık. Ocakta su kaynamış. Kimse alkışlamamış. Ama sen yine de…</div> <div>Bir bardak ıhlamur içmişsin.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>