Gerçeğin kıyısından öyküler

Gerçeğin kıyısından öyküler

-Yazar Onur Akbaş ve sosyolog-gazeteci Hande Ustamahmut

Hande Ustamahmut yazdı;

Gerçeğin Kıyısından Öyküler

Onur Akbaş’la “Gerçeğin Kıyısından Öyküler” üzerine söyleşi: Sosyolog-Gazeteci Hande Ustamahmut

GERÇEĞİN KIYISINDA İNSAN...

Onur Akbaş’ın yeni öykü kitabı Gerçeğin Kıyısından Öyküler, hayatın yüksek sesli kahramanlarından çok, gürültünün arasında fark edilmeyen insanlara yaklaşıyor. Kahvehaneler, eski evler, okul koridorları ve hastane odaları; bastırılmış korkuların, geç kalmış pişmanlıkların, unutulamayan çocuklukların ve sessiz acıların sahnesine dönüşüyor.

Onur Akbaş’la gerçeğin neden merkezinde değil kıyısında durduğunu, karakterlerinin masumiyet ve suçluluk arasında nasıl kurulduğunu ve öykünün sessizliği nasıl görünür kıldığını konuştuk.

Onur Akbaş’ın yazı dünyası, gazete köşelerinden edebiyat dergilerine, akademik araştırmalardan romanlara uzanan çok katmanlı bir güzergâha sahip. Gerçeğin Kıyısından Öyküler ise bu yolculuğun insan yüzüne en yakından bakan duraklarından biri. Kitabın yayınevi tanıtımında öykülerin “hayatın tam içinden” geldiği vurgulanıyor; karakterler kimi zaman bir kahvehanede, kimi zaman eski bir evde, okul koridorunda ya da hastane odasında karşımıza çıkıyor.

Kitap hakkındaki çevrim içi kayıtlar henüz yeni ve okur incelemeleri sınırlı. Buna karşılık yayınevinin sunduğu çerçeve, eserin ana damarını açık biçimde gösteriyor: bastırılmış korkular, gecikmiş pişmanlıklar, unutulmayan çocukluklar ve sessiz acılar. Bu söyleşi, kitabın tanıtım metnindeki bu izleklerden hareketle öykülerin arka planını, yazarın insan ve gerçeklik anlayışını açmayı amaçlıyor.

Hande Ustamahmut: Kitabın adıyla başlayalım. Neden “gerçeğin kendisi” değil de “gerçeğin kıyısı”?

Onur Akbaş: Çünkü insan gerçeğin tam ortasında yaşadığını düşünse de çoğu zaman yalnızca görünen yüzüne dokunuyor. Bir insanın yaptığı şeyi görüyoruz ama onu o davranışa götüren korkuyu, yoksunluğu, utancı ya da geçmişi bilmiyoruz. Öykü benim için hüküm vermek değil, görünene birkaç adım daha yaklaşmak demek. “Kıyı” sözcüğü de bu yüzden önemli: Hem yaklaşmayı hem de bütünüyle sahip olamamayı anlatıyor.

Hande Ustamahmut: Yayınevi tanıtımında kahvehane, eski ev, okul koridoru ve hastane odası gibi mekânlar özellikle anılıyor. Bu sıradan mekânlar sizin için ne ifade ediyor?

Onur Akbaş: Sıradan dediğimiz mekânlar aslında insan hayatının büyük bölümünü taşıyor. Kahvehane yalnızca çay içilen bir yer değildir; bekleyişin, yalnızlığın, erkeklik rollerinin, arkadaşlığın ve bazen de yenilginin mekânıdır. Okul koridoru çocukluk korkularını, hastane odası insanın kırılganlığını, eski ev ise hafızayı saklar. Ben mekânı dekor olarak değil, karakterin iç dünyasına açılan ikinci bir kapı olarak kullanıyorum.

Hande Ustamahmut: Kitaptaki kişilerin bastırılmış korkuların, geç kalmış pişmanlıkların ve sessiz acıların taşıyıcısına dönüştüğü söyleniyor. Bu karakterleri kurarken nereden hareket ettiniz?

Onur Akbaş: Bir tek kişiden değil, gözlemlerden, duyulmuş cümlelerden, yarım kalmış karşılaşmalardan ve insanın kendine bile söyleyemediği duygulardan hareket ettim. Öykü kişisi çoğu zaman birkaç hayatın birleşimidir. Birinin susuşu, başka birinin bakışı, bir başkasının yıllar sonra söylediği cümle aynı karakterde buluşabilir. Gerçekliği birebir kopyalamaktan çok, onun duygusal hakikatini yakalamaya çalıştım.

Hande Ustamahmut: Kitabın dünyasında hiç kimsenin bütünüyle masum, hiç kimsenin de bütünüyle suçlu olmadığı belirtiliyor. Bu ahlaki gri alan sizin öykücülüğünüzün merkezinde mi?

Onur Akbaş: Evet. İnsanları kolayca iyi ve kötü diye ayırmak hayatı anlaşılır kılıyor ama eksiltiyor. Bir insan aynı anda hem incinmiş hem inciten olabilir. Sevdiği kişiye haksızlık yapabilir, doğruyu bildiği hâlde susabilir, korktuğu için yanlış bir karar verebilir. Öykü, bu çelişkileri ortadan kaldırmak yerine onların içinde kalabilmelidir. Ben karakteri aklamak ya da mahkûm etmekten çok, onu anlamaya çalışıyorum.

Hande Ustamahmut: Sosyolojik açıdan bakıldığında suskunluk da toplumsal bir dil. Kitaptaki sessizlikler daha çok bireysel mi, yoksa toplumun öğrettiği susma biçimleri mi?

Onur Akbaş: İkisini ayırmak zor. İnsan kendi sessizliğini kurarken toplumun kelimelerini de kullanıyor. Aile içinde konuşulmayan meseleler, mahalle baskısı, yoksulluk, itibar kaygısı, kadın ve erkeklere biçilen roller, yaşlılık ya da hastalık karşısındaki tutumlar bireyin iç sesini şekillendiriyor. Karakter susuyor ama o suskunluğun arkasında çoğu zaman kalabalık bir toplumsal ses var.

Hande Ustamahmut: Çocukluk, kitabın tanıtımında özellikle vurgulanan izleklerden biri. Çocukluk neden yetişkin karakterlerin peşini bırakmıyor?

Onur Akbaş: Çünkü çocukluk geçmişte kalmıyor; biçim değiştirerek bizimle geliyor. Bir yetişkinin öfkesi bazen görülmemiş bir çocuğun öfkesidir. Bir insanın terk edilme korkusu, yıllar önce kapanmamış bir kapının sesini taşıyabilir. Öykü, yetişkinin bugünkü davranışından geriye doğru baktığında o eski yarayı görebilir. Ama bunu açıklama kolaycılığına kaçmadan yapmak gerekir.

Hande Ustamahmut: Daha önce farklı edebiyat dergilerinde yayımlanan öykülerin aynı kitapta buluşması nasıl bir ortak dünya oluşturdu?

Onur Akbaş: Öyküler farklı zamanlarda yazılmış olsa da yan yana geldiklerinde aralarında görünmeyen bağlar oluştuğunu fark ettim. Benzer yalnızlıklar, tekrar eden mekânlar, vicdanla hesaplaşma, geçmişten kurtulamama ve insanın kendine yabancılaşması ortak bir iklim kurdu. Kitaplaşma sürecinde her öykünün tek başına gücünü korumasını, fakat okur kitabı kapattığında bütünlüklü bir duygu taşımasını istedim.

Hande Ustamahmut: Öykü kişileriniz büyük kahramanlar değil. Gündelik hayatın içinde sessizce yürüyen insanlara yönelmenizin sebebi nedir?

Onur Akbaş: Çünkü edebiyat yalnızca olağanüstü hayatların alanı değildir. Bir memurun eve dönüşü, yaşlı bir insanın pencereden sokağa bakışı, bir öğrencinin koridorda duyduğu utanç ya da hastane odasında söylenmeyen bir cümle de insanın bütün trajedisini taşıyabilir. Küçük görünen hayatlarda büyük kırılmalar vardır. Ben biraz o kırılmaların sesini duymaya çalışıyorum.

Hande Ustamahmut: Gazetecilik geçmişiniz, insanları gözlemleme ve ayrıntıyı yakalama biçiminizi nasıl etkiledi?

Onur Akbaş: Gazetecilik bakmayı ve ayrıntıyı kaçırmamayı öğretti. Fakat edebiyat, gördüğünüz gerçeği hemen açıklamak yerine onun çevresinde dolaşmayı öğretir. Gazetede olayın ne olduğunu söylersiniz; öyküde ise o olayın bir insanın içinde nasıl yankılandığını araştırırsınız. İki alanın dili farklı ama dikkat terbiyesi bakımından birbirini besliyor.

Hande Ustamahmut: Kitapta okuru sarsmak mı, teselli etmek mi istiyorsunuz?

Onur Akbaş: İkisini de doğrudan hedeflemiyorum. Okurun bir karaktere yaklaşmasını, belki kendi hayatından bir gölge görmesini istiyorum. Bazı öyküler huzursuz edebilir, bazıları sessiz bir yakınlık kurabilir. Edebiyatın görevi her zaman teselli etmek değildir; bazen insanın kaçındığı soruyu masada bırakır. Ama o soruyu yalnız sormadığımızı hissetmek de bir tür teselli olabilir.

Hande Ustamahmut: “Çünkü hayat, edebiyattan daha sessizdir. Edebiyat ise o sessizliğin içindeki çatlağı görünür kılar.” Bu cümleyi biraz açar mısınız?

Onur Akbaş: Hayat çoğu acıyı dramatik bir müzikle duyurmaz. İnsan işe gider, çayını içer, konuşur, güler; ama içinde taşıdığı kırılma görünmez. Edebiyat, gündelik yüzeyde belli olmayan o çatlağa ışık tutar. Bunu bağırarak değil, doğru ayrıntıyı bularak yapar. Bazen bir eşya, bir bakış ya da yarım bırakılmış bir cümle, uzun açıklamalardan daha çok şey söyler.

Hande Ustamahmut: Okur bu kitaba hangi beklentiyle yaklaşmalı?

Onur Akbaş: Hızlı olaylar ve kesin hükümler beklemek yerine insanların iç dünyasına yaklaşmaya hazır olmalı. Bu öyküler okuru bazen tanıdığı bir sokağa, bazen unuttuğunu sandığı bir duyguya götürebilir. Ben kitabın okurda tek bir anlam bırakmasını istemiyorum. Her okurun kendi hayatıyla tamamlayacağı boşluklar var.

Hande Ustamahmut: Son olarak, Gerçeğin Kıyısından Öyküler’i tek bir cümleyle nasıl anlatırsınız?

Onur Akbaş: Gündelik hayatın sessiz görünen yüzünde, insanı kendisinden bile saklayan çatlaklara yaklaşan öyküler diyebilirim.

KİTAP KÜNYESİ

Eser: Gerçeğin Kıyısından Öyküler

Yazar: Onur Akbaş

Tür: Öykü / Yerli edebiyat

Yayınevi: Vova Yayınları

Yayın tarihi: Haziran 2026

ISBN: 9786258548686

Dil: Türkçe

Kapak: Karton kapak

Boyut: 13,5 x 21 cm

Sayfa sayısı hakkında not: Çevrim içi satış kayıtlarında 120 ve 156 olmak üzere iki farklı bilgi yer alıyor. Yayına göndermeden önce fiziksel nüshadan veya yayınevinden doğrulanması önerilir.

.

Hande Ustamahmut, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ