Kambur

Kambur

Arzu Leyal yazdı;

Kambur

Edebiyattan kendine acımakla gelip, tasavvufta kendine acımanın insanı kendi nefsinin başucunda fazla oturtmak olduğunu öğrenip, psikolojiyle karşılaşınca bu defa çocukluğunu, annesini, babasını, bağlanma biçimlerini ve hatta yanlış zamanda sustuğu cümleleri önüne dizip, hangisinin gerçekten kendisine ait olduğunu şaşırmış; en sonunda insanın kendine ne acıması ne de kendini durmadan tamir etmesi gerektiğine, bazen yalnızca onurunu dimdik tutup, başına geleni başına gelmiş saymasının yeterli olduğuna kanaat getirmiş ve bütün bunların sonunda sırtından kanat çıkmayacağını nihayet anlayıp, bundan tuhaf bir ferahlık duyan biri olarak yazıyorum.

Bir zamanlar derinleşmenin insanı mutlaka bir yere götürdüğünü sanmış, sonra bazı kuyuların dibinde hakikat değil yalnızca daha fazla kuyu bulunduğunu görmüş; yine de eline fener alıp, aşağı inmeyi bırakamamış, fakat artık her karanlığa anlam yüklememeyi öğrenmiş biri olarak yazıyorum. Çünkü insan bazen bir şeyin hikmetini yıllarca arıyor da hikmeti, o şeyin hiçbir hikmeti olmadığını kabul ettiği gün çıkıp geliyor. Ben biraz da başına gelen her şeyi kutsal bir işaret sanmaktan yorulmuş, fakat tesadüf denen şeyin de yanından hâlâ şüpheyle geçen biri olarak yazıyorum.

Çok susmanın insanı bilgeleştirdiğine inanmış, sonra bazı suskunlukların düpedüz korku, bazılarının terbiye, bazılarının gurur, bazılarınınsa karşısındakine verilecek cevabı zihninde üç gün sonra bulmak olduğunu fark etmiş biri olarak yazıyorum. Şimdi sessizliği eskisi kadar yüceltmiyorum. Konuşmayı da küçümsemiyorum. İnsanın bazen bir masada çayını karıştırırken söylediği “yok, ben buna razı değilim” cümlesinin, yıllarca okuduğu kitaplardan daha büyük bir kapıyı açabileceğini görmüş biri olarak yazıyorum.

Allah’a yaklaşmanın dünyadan uzaklaşmak olduğunu zannettiğim zamanlardan, bir narı dikkatle ayıklamanın, güzel bir kumaşa dokunmanın, sevdiğin insanla aynı masada oturmanın, bir kedinin gelip ayaklarının dibinde uyumasına yer açmanın da insanı yaradılışa yaklaştırabileceğini düşündüğüm zamanlara geldim. Dünyayı sevmekten utanarak maneviyat aranmayacağını, nimetle imtihanın nimeti reddetmek değil ona put muamelesi yapmamak olduğunu yavaş yavaş öğrenmiş; yine de kalbi fazla bağlandığında kendi eteğinden çekiştiren biri olarak yazıyorum.

İnsanları anlamaya çok heves etmiş, bu heves yüzünden bazen onların söylemediği cümleleri bile onlar adına tamamlamış, kırdıkları yerde çocukluklarını, sustukları yerde korkularını, gittikleri yerde yaralarını görmüş; sonra bir gün anlamanın affetmek, affetmenin yeniden kapıyı açmak, merhametin de herkese evin anahtarını vermek olmadığını öğrenmiş biri olarak yazıyorum. Şimdilerde insan ruhuna hâlâ merakla bakıyorum ama kapının dürbününden bakmayı da öğrendim. Her geleni içeri almıyorum. Bazı insanlar hakkında derin bir psikolojik çözümleme yapmak yerine “bana iyi gelmedi” deyip çayımı içebilecek kadar sadeleşmiş biri olarak yazıyorum.

Ve galiba en çok, hayatın sonunda büyük bir cevap vereceğini beklemişken onun çoğu gün önüne yalnızca küçük şeyler koyduğunu görmüş biri olarak yazıyorum; yıkanacak iki bardak, aranması gereken biri, akşamüstü değişen ışık, eski bir şarkının hiç beklenmedik yerinden sızan hatıra, geç kalınmış bir özür, artık edilmeyecek bir telefon. Büyük hakikatlerin çoğunun gösterişli cümlelerle değil, gündeliğin cebine saklanmış bozuk paralar halinde dolaştığını düşünmeye başlamış biri olarak yazıyorum.

Ben buradan yazıyorum işte. Kendini tamamen çözememiş, çözülmesi gerektiğinden de artık pek emin olmayan; ruhunu didik didik etmekten zaman zaman yorulup pencereyi açmayı tercih eden, şükürle itirazın aynı kalpte birbirini boğmadan yaşayabileceğine inanan, dünyaya ne bütünüyle bağlanabilmiş ne de ondan vazgeçebilmiş bir yerden. Bazen ciddi bir meselenin ortasında gülen, bazen bir fincanın kenarındaki çatlağa gereğinden fazla mana yükleyen, sonra kendi haline kendi gülen; kanatlarının çıkmayacağını bildiği halde sırtında hâlâ hafif bir kaşıntı hisseden biri olarak yazıyorum.

Elimden gelen bu kadardı; bazı kelimeler hep kambur kalacak

Çünkü insanın eksik bıraktığı da tamamına dahildir

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ