<div>Sora sora <strong>insan</strong> <strong>kendini</strong> bile bulur, aradığı <strong>sokağı</strong> mı bulamayacak.</div> <div>Etrafında <strong>büyük</strong> saksılara ekilmiş <strong>biberiyelere</strong> dokundu ... parmaklarında kokusu çok hoşuna gitmişti...</div> <div>Büyük bir çınarın altındaydı, yaprakların <strong>hışırtıları</strong> ona “<strong>iyi ki buradasın</strong>” diye fısıldadı.</div> <div>Bir <strong>sandalyeye</strong> çöktü…</div> <div>Çantasının en <strong>dibinden</strong> bir <strong>peçete</strong> çıkardı…</div> <div>Hava oldukça sıcaktı...</div> <div>Yan masanın <strong>konuşmaları</strong> yükseldi, biri diğerine sürekli “<strong>ben</strong>” diyordu…</div> <div>O dakikadan itibaren <strong>diğerinin</strong> nasıl <strong>masayı</strong> <strong>terk</strong> <strong>etmediğine</strong> şaşırdı.</div> <div>Dünyanın en büyük <strong>acı</strong> ve <strong>zorluklarını</strong> kendisi çekmiş gibi <strong>anlatan</strong>, aslında <strong>insanların</strong> <strong>göremediği</strong> ama <strong>kendisinin</strong> emin olduğu <strong>ne</strong> <strong>çok</strong> <strong>değeri</strong> olduğunu sık sık söyleyen birine <strong>başka</strong> <strong>ne</strong> yapılabilirdi!</div> <div>“<strong>Yalancısın</strong>” demek dışında.</div> <div>Bu, kimine göre ‘<strong>cesaret’ti</strong> lakin <strong>cesaretin,</strong> <strong>esir</strong> <strong>eden</strong> yanlarıyla henüz <strong>tanışmamış</strong> olanların bunu <strong>anlamasını</strong> beklemiyordu.</div> <div>İnsanların <strong>saçmalamasından</strong> bıkmıştı.</div> <div>Bugünlerde <strong>yalnızlığı</strong> bu yüzden <strong>daha</strong> <strong>çok</strong> seviyordu…</div> <div>Tam karşısındaki <strong>tarihi</strong> <strong>duvarın</strong> <strong>dökülen</strong> <strong>yüzeyi</strong> içini acıttı; hemen yan tarafta <strong>sprey</strong> <strong>boya</strong> ile yazılmış “<strong>suç bende mi</strong>?” yazısına gülümsedi.</div> <div><strong>Suç</strong>, hep bizdeydi…</div> <div>Sadece <strong>cesur</strong> <strong>olmak</strong> gerekli.</div> <div>“<strong>Öleceğim</strong> <strong>nasılsa</strong>” diye tüm varlığı boş vermiş birine “<strong>öleceğiz</strong> <strong>çünkü</strong>” demek can sıkıcıydı.</div> <div>Çünkü <strong>insan</strong>, bir şeyi zaten <strong>yeni</strong> <strong>başarmışken</strong> yeni bir cesarete <strong>gözü</strong> <strong>kara</strong> bakamıyordu.</div> <div><strong>İnsan,</strong> sonrakine de <strong>esir</strong> olmalıydı.</div> <div>“<strong>Çünkü</strong>”ler çok gerekli, çok elzemdi. </div> <div>Başımıza ne geldiyse, insanın <strong>kendine olan mesafesine</strong> yakınlaşsın.</div> <div>Olay olduğunda ilk anda tepkisinde <strong>kendisini</strong> <strong>net</strong> <strong>görsün</strong> diye geliyor olabilirdi.</div> <div>Silkele silkele <strong>hallolmayan</strong> olayları <strong>başka türlü bir gözle</strong> <strong>görelim</strong> diye yaşıyor olamazdık. </div> <div>İnsanların <strong>yüzlerine</strong> <strong>bakması</strong> hatta <strong>uzaktan</strong> <strong>izlemesi</strong> bile kişi hakkında <strong>yeterli</strong> <strong>bilgiyi</strong> veriyordu ona.</div> <div>Bu <strong>çok</strong> <strong>ağır</strong> bir yetenekti.</div> <div>Düşünün; <strong>zaten</strong> <strong>biliyor</strong> olduğunuz birini, <strong>uzun</strong> <strong>uzun</strong> <strong>dinleyerek</strong> aynı noktaya varmak…</div> <div>Bunu <strong>ancak</strong> <strong>yaşayan</strong> bilir.</div> <div>Şimdi böyle <strong>özel</strong> <strong>yetenekleri</strong> olan biri, <strong>özel</strong> <strong>yetenekleri</strong> olan biri tarafından <strong>anlaşılabilir</strong> sadece...</div> <div><strong>Bizden</strong> <strong>daha</strong> <strong>çok</strong> <strong>farkında</strong> birinin yanında <strong>rahata</strong> ermemiz gibi...</div> <div>Neyse ki varlar; biraz “<strong>ben</strong>” demek, “<strong>benim de hakkım; öyle değil mi!</strong>” diyerek kendine <strong>hak</strong> verdi.</div> <div>Yoksa <strong>can</strong> <strong>sıkıntısı</strong> çekilmez olurdu.</div> <div></div> <div>Başımıza gelenler <strong>suçlarımızdan</strong> ya da <strong>ödüllerimizden</strong> <strong>mütevellit</strong> sandıkça, bazı kişileri <strong>yalnızlığa</strong> itiyorsunuz.</div> <div>Bilseniz <strong>hayat</strong> bahar...</div> <div><strong>Başımıza gelen;</strong></div> <div><strong>ya sende fazla olanı götürecek, </strong></div> <div><strong>esaretten kurtaracak </strong></div> <div><strong>ya da eksik olanı, yerine koyacak </strong></div> <div><strong>cesaret verecek</strong></div> <div><strong>başımıza gelen, budur...</strong></div> <div><strong>ister suçlu olalım ister gururlu…</strong></div> <div>dizelerini, elinde tuttuğu <strong>kitabın</strong> son sayfasındaki <strong>boşluğa</strong> yazdı.</div> <div><strong>Anlayış</strong> bekleyen herkes nazlıydı...</div> <div><strong>Anlayışlı</strong> olan herkes bilge.</div> <div>Ama olayın <strong>ilk</strong> anında <strong>ilk</strong> tepkide…</div> <div>Asla sonra değil...</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div>.</div> <div><strong></strong></div>