<h3><span><strong>Beşinci element acı</strong> </span></h3> <div>Çok zamanlar önce <strong>su</strong> gibi akarken zaman ve mekan, büyükten küçüğe, <strong>toprak</strong>laştı, sertleşti, her şey doldu arasına <strong>hava</strong> yandı, içinde <strong>ateş.</strong> </div> <div>Ateşe varana dek birinin diğerine maruz kalmasına gerek yoktu; hepsi ve her şey kendi yerinde öylece bekliyordu.</div> <div><strong>Hayat</strong> başladığında yani <strong>maruz kalmak</strong> başladığında artık <strong>yolculuk</strong> da başlamıştı.</div> <div>Her maruz kalışın bir <strong>ilmi</strong> vardı.</div> <div>İçinde boşluğu yoksa çömleği pişiremiyordun; pişiremediğin çömlek, içine sıvı alamıyordu.</div> <div>Bir kere pişmediğinde pişirmiyordu.</div> <div><strong>Sır</strong> çömlekten yola çıktı.</div> <div>Aynaya vardı.</div> <div> </div> <div>Her <strong>ayna,</strong> ardında bir <strong>sır</strong> barındırır diye bas bas bağırmaya başladı yüzümüze yüzümüze…</div> <div>Hepsinin yolunun acıdan geçtiğini anlayalım diye…</div> <div>Hep gösterdi, bıkmadan gösterdi.</div> <div></div> <div><strong>Acı,</strong> maruz kalmanın sonucuydu.</div> <div><strong>Sır,</strong> bunu bilmenin değil bizzat içinde olmanın harikalığını haykırıyordu bize.</div> <div>Bitmek tükenmek bilmez geçişlerin nedenine çağırıyordu…</div> <div> </div> <div><strong>Sır,</strong> avucuna aldığın <strong>suyu,</strong> soluduğun <strong>havayı,</strong> bastığın sağlam <strong>toprağı ateşle</strong> dolduruyordu…</div> <div>Sır, kendi ateşimizi gösteriyordu.</div> <div> </div> <div>Acıya dönüşmesini bekliyordu.</div> <div>Ki…</div> <div>Oldu.</div> <div>Ateşlerden ateş, acılardan <strong>acı</strong> beğenmeyi öğretti.</div> <div> </div> <div><strong>Su</strong> ilk zamanlar, <strong>çağırmasak da olur </strong>demişti.</div> <div><strong>Mahrum ol ve maruz kaldığını hisset </strong>dedi; bu bir acıdır.</div> <div>Basit geldi suyun söylediği insana.</div> <div>Hava, <strong>biraz deneyim iyidir</strong> dedi sonra…</div> <div><strong>Müşahede et, bu da acıdır</strong> dedi.</div> <div>Gereksiz geldi havanın söylediği…</div> <div>Toprak, <strong>deneyimle o halde</strong> dedi.</div> <div><strong>Tut ve dokun içine gir, bu da bir acıdır.</strong></div> <div><strong>Acının kendidir hatta…</strong></div> <div>Zor geldi insana toprağın dediği…</div> <div>Ateş, <strong>yan o halde</strong> dedi.</div> <div><strong>Ya kül olmağa ya sırlanmaya hazır ol…</strong></div> <div><strong>Madden ne ise manan ona dönüşecek.</strong></div> <div><strong>Bu, acıdan geçmektir</strong> dedi ateş.</div> <div><strong>Hayır</strong> dedi insan.</div> <div><strong>Ben elle tutulur, birinin diğerinden geçmediği…</strong></div> <div><strong>Birinin diğerine dönüşmediği saf acıyı istiyorum.</strong></div> <div><strong>İnsanım ben, zorlarım onu bulduğumda; yok olacaksam da en saf haliyle deneyimlemek hakkım </strong>dedi.</div> <div>Sırlanarak çıkanlar, <strong>kül olanlara</strong> bakakaldılar…</div> <div>Yürekleri kavruldu…</div> <div><strong>Sır,</strong> kavrulup sertleşen, olduğu yere tüm ağırlığıyla oturan bir <strong>taş</strong> gibi…</div> <div>Öylece kalakaldı.</div> <div> </div> <div>Üzerinden <strong>sular</strong> aksın, dibinde <strong>ağaç</strong> bitsin, <strong>kuşlar</strong> üstünde uçsun, <strong>insan sırrını bulsun</strong> diye beklemekte...</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>