Fuad Safarov, Moskova’dan yazdı;
Terörün coğrafyası mı olur?
MOSKOVA
Hatırlar mısınız!
2015 yılının Ocak ayında, Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleştirilen ve 17 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırılarının ardından dünya ayağa kalkmıştı. Yaklaşık 50 ülkeden devlet ve hükümet başkanı, milyonlarca insanla birlikte sokaklara çıkarak, teröre karşı ortak bir duruş sergilemişti. Verilen mesaj açıktı: Terör, insanlığın ortak düşmanıdır.
O gün Paris’te yürüyen isimlerden biri de dönemin Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’ydu. Davutoğlu, “Terörün dini olmaz” diyerek saldırıların İslam’la ilişkilendirilemeyeceğini vurgulamış, uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çekmişti.
Takvimler şimdi 22 Mayıs 2026’yı gösteriyor.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin, Lugansk Halk Cumhuriyeti’ndeki Starobelsk Meslek Yüksekokulu ve öğrenci yurduna yönelik gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı 21’e yükseldi. Rus makamlarının açıklamalarına göre saldırı, gece saatlerinde, öğrencilerin uyuduğu sırada insansız hava araçlarıyla gerçekleştirildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, olayı “terör saldırısı” olarak nitelendirdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise uluslararası toplumun bu saldırıya karşı sessiz kaldığını belirterek “çifte standart” eleştirisinde bulundu.
Gerçekten de insanın aklına bazı sorular geliyor.
Paris’te hayatını kaybeden insanların acısı nasıl hepimizin ortak acısı olduysa, Starobelsk’te can veren gençlerin acısı neden aynı şekilde görülmüyor?
Öğrenci yurdunda kalan o gençlerin suçu neydi?
Gece uyurken hayatlarını kaybeden bu insanların, 11 yıl önce Avrupa’da terörün kurbanı olan insanlardan farkı neydi?
Madem ki terör, insanlığın ortak düşmanıdır, o halde bu sessizlik neden?
Nerede o “teröre karşı birlik” görüntüleri?
Nerede o “ortak vicdan” çağrıları?
Şayet benzer bir saldırı Avrupa’nın herhangi bir kentinde yaşansaydı, dünya medyası günlerce bu olayı konuşur, ekranlar uzmanlarla dolar, uluslararası kuruluşlar peş peşe açıklamalar yapardı. Siyasetçiler kınama mesajları yayımlar, dayanışma çağrıları yükselirdi.
Ancak söz konusu Rusya olduğunda tablo değişiyor.
Bir anda sessizlik hâkim oluyor.
Olay sıradanlaştırılıyor, görmezden geliniyor ya da yeterince önemsenmiyor.
İşte tartışmanın düğümlendiği nokta da burada.
Teröre karşı ilkeler, evrensel midir yoksa coğrafyaya ve siyasi tercihlere göre mi değişmektedir?
Bir terör eylemi, mağdurların kimliğine veya olayın yaşandığı ülkeye göre farklı değerlendirilmeye başlanıyorsa, ortada ciddi bir vicdan ve tutarlılık sorunu var demektir.
Uluslararası toplumun güvenilirliği de tam bu noktada sınanıyor.
Çünkü terörün mağduru kim olursa olsun, hangi milletten olursa olsun, hangi siyasi blok içinde bulunursa bulunsun, masum insanların hayatını hedef alan her saldırı, aynı kararlılıkla mahkûm edilmelidir.
Aksi halde “teröre karşı mücadele” söylemi, evrensel bir ilke olmaktan çıkar; siyasi çıkarların gölgesinde kalan seçici bir tutuma dönüşür.
Ve dünya kamuoyunun bugün karşı karşıya olduğu en büyük soru da budur:
Teröre gerçekten karşı mıyız, yoksa yalnızca işimize geldiği zaman mı karşı çıkıyoruz?