Erhan Kuadzba, Moskova’dan yazdı;
NATO, Putin’i “Kırmızı çizgileriyle” kışkırtıyor
MOSKOVA
Uluslararası siyaset sahnesi uzun zamandır bu kadar açık, bu kadar zamana ayarlı ve bu kadar ürkütücü bir restleşmeye şahit olmamıştı. Dijital çağın getirdiği hız, diplomasi masalarını adeta birer canlı yayın paneline dönüştürdü. Sadece bir saat arayla gelen iki açıklama, küresel güvenlik mimarisinin nasıl bir fay hattı üzerinde durduğunu ve nükleer bir felakete ne kadar yaklaştığımızı kanıtlar nitelikte:
Saat 20.00: NATO, Ukrayna’yı "İttifakla daha derin bir entegrasyona" çağırıyor.
Saat 21.00: Vladimir Putin, "Ukrayna, NATO’ya katılırsa ezici bir güçle karşılık vereceğiz ve Ukrayna’yı tamamen yok edeceğiz" diyor.
Sadece 60 dakikada inşa edilen bu gerilim hattında sormamız gereken soru net: Batı, Ukrayna üzerinden Rusya’yı bilerek ve isteyerek bir deliliğe mi sürüklüyor? Yoksa Putin’in yıllardır harita üzerinde çizdiği o meşhur "kırmızı çizgiler", NATO tarafından artık sadece birer "blöf şeridi" olarak mı görülüyor?
Aşınan Kırmızı Çizgiler ve Batı’nın kumarı!..
Moskova, Ukrayna savaşının başından beri Batı’nın attığı her radikal adımda aynı argümana sarıldı. Önce Javelin füzeleri, ardından modern tanklar, F-16'lar ve nihayetinde Rus topraklarını vuran uzun menzilli füzeler... Her aşamada Kremlin’den "Kırmızı çizgimiz aşılırsa sonuçları ağır olur" uyarıları yükseldi. Ancak NATO bu çizgileri her defasında yavaşça esnetti, çiğnedi ve günün sonunda Rusya’nın konvansiyonel tepkilerinin sınırını gördü.
İşte tam bu noktada NATO, riskli bir kumar oynuyor. İttifak, Ukrayna’nın entegrasyonunu "geri dönülemez bir yol" olarak tanımlarken, aslında Putin’in psikolojik eşiğini test ediyor.
Brüksel’in tezi şu: “Rusya nükleer bir tırmandırmayı göze alamaz, o halde baskıyı artırmalıyız." Ancak bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerde "Tırmandırma Tuzağı" (Escalation Trap) dediğimiz şeyi tetikliyor. Karşı tarafı tamamen köşeye sıkıştırdığınızda, ona rasyonel bir çıkış yolu bırakmamış olursunuz.
Putin’in kozu: "Deli Teorisi"
Saat 21.00’de gelen "Ukrayna'yı tamamen yok ederiz" çıkışı, diplomatik bir argüman ya da askeri bir taktik değil; doğrudan bir imha doktrinidir. Putin, NATO’nun kurumsal genişleme hamlesine karşı elindeki en radikal kozu, asimetrik tehdidi masaya vuruyor.
Siyaset biliminde Nixon döneminden beri bilinen "Madman Theory" (Deli Teorisi) tam olarak budur: Rakiplerine, "Eğer üzerime gelirseniz ne kadar ileri gideceğimi tahmin edemezsiniz, her şeyi yakabilirim" imajı vermek. Putin, NATO’ya şu mesajı iletiyor: “Siz Ukrayna’yı kurumsal olarak yutmaya çalışabilirsiniz, ama ben o masayı tamamen deviririm. Gerekirse geriye entegre edeceğiniz bir Ukrayna bırakmam."
Bana kalırsa artık bu bir blöf değil. Çünkü NATO ve batılı ülkeler, Ukrayna’da renkli darbelerin peşinde koşmaya başladığı andan itibaren Vladimir Putin askeri seçeneği masada tuttu. NATO, Ukrayna’ya silah pompalamaya başladıkça, Ukrayna topraklarını paralı askerlerle doldurmaya başladığı andan itibaren Putin’in blöf yapmadığını gördük. Putin, NATO kışkırtmaları sonucunda Ukrayna’da özel askeri harekat emri verdi.
Realpolitik’in acı yüzü: Bedeli kim ödüyor?
Madalyonun diğer yüzünü de çevirmek gerekiyor. NATO’nun Ukrayna’ya sürekli "açık kapı" politikası uygulaması ve entegrasyon vaat etmesi, Ukrayna’yı koruyor mu, yoksa hedef tahtasına mı oturtuyor? Realist dış politika ekolünden bakarsak, bir nükleer gücün burnunun dibindeki tampon bölgeyi askeri olarak entegre etmeye çalışmak, ayıyı ininde dürtmekten farksızdır.
Batı dünyası, Ukrayna’ya üyelik perspektifi sunarak Kremlin’e savaşı bitirmek ya da masaya oturmak için hiçbir diplomatik "kaçış yolu" (off-ramp) bırakmıyor. Sonuç ise ne yazık ki jeopolitik bir kışkırtmanın bedelini cephede kanıyla ödeyen Ukrayna halkı oluyor. NATO entegrasyon kelimesini telaffuz ettikçe, Kiev rejimi, Rus topraklarına saldırıyor. Bir şekilde NATO, Kiev rejimine cesaret veriyor.
Küresel diplomasi, saat 20.00 ile 21.00 arasındaki o kritik 60 dakikaya sıkışmış durumda.
Eğer taraflar bu restleşmeden bir adım geri atacak, iki tarafın da yüzünü kurtaracak diplomatik bir formül üretemezse, kırmızı çizgilerin yerini kapkara bir savaş bulutu alacak. Ve bu kez, tırmandırılan bu gerilim sadece Ukrayna sınırları içinde kalmayacak, tüm Avrupa’yı ve küresel düzeni içine çeken bir kara deliğe dönüşecek.
Ne yapılabilir?
NATO’nun en güçlü bileşenleri olan ABD ve Avrupa ülkeleri arasında görüş ayrılıkları var. Özellikle İngiltere’nin Kiev rejimini Rusya’ya karşı kışkırtmaya devam ettiğini, Rus topraklarındaki sivil alanlara dahil saldırı planlarına dahil olduğunu görüyoruz. ABD yönetimi, Rusya ve Kiev rejimine müzakere masasını işaret ederken aynı zamanda Kiev’e ekonomik ve silah desteğini sürdürüyor.
Türkiye’de gerçekleşen NATO zirvesinden Ukrayna lehine güçlü bir destek planlarının yerine çatışma sürecini arttıracak destek planları gördük.
Muhtemelen Vladimir Putin’in “Kırmızı çizgileri” üzerine politik bir oyun sergileniyor. Ancak bu oyunun korkunç sonuçları olabilir.
Putin geçmişten beri Rus sınırlarına ve topraklarına karşı tüm fiili saldırılarda askeri seçenekleri kullandı.
Ancak Ukrayna’nın NATO’ya dahil edilmesi planı bu kez askeri seçenekten daha fazlasına sebep olabilir.
Batılıların artık Rusya’yı kışkırtmak yerine Kiev rejimini kukla olarak kullanmaktan vazgeçmesi, Rusya’ya karşı kışkırtma hamlelerini durdurması gerekiyor.
Türkiye, gerilimin farkında. Kısa zamanda Türkiye veya NATO’nun en güçlü müttefiki konumundaki ABD’nin Avrupa ülkelerine ve Kiev rejimine baskı yaparak bu politik saçmalığa son vermesi gerekiyor.
Bugün artık sadece Karadeniz’in, Avrupa’nın güvenliğinden bahsetmiyoruz.
Batılıların bu saçma oyunları nedeniyle çatışma büyüyor. Avrupa’yı da yutacak olan olası bir savaşın dünyanın sonu olduğu gerçeğiyle yüzleşilmesi gerekiyor.