?>

Kafkasya’da misafir: Kalbin ve başın üstünde

Abdullah Ali Güzel

3 hafta önce

Kafkasya’da misafir: Kalbin ve başın üstünde

Bir mesele var.

Estetik hassasiyetlerin gölgesinde kalmış, benmerkezci gösteriş çatışmalarının üzerini neredeyse tamamen örtmek üzere olduğu temel ve köklü bir konu: Misafirperverlik.
Kendi özelimizde (ve tabii tüm gelişmiş toplumlarda) bu mesele insanın dünyayla kurduğu ilişkinin temel biçimlerinden biridir. Misafir, kapıdan içeri giren bir yabancı yahut “müşteri” değil, varlığıyla evi/mekânı tamamlayan, düzeni anlamlandıran bir onur unsurudur. Tarihin kesintisiz baskısı altında şekillenmiş Kafkas halkları için bu mefhum, ahlaki bir kanun olduğu kadar, hayatta kalmanın sabit bir formu hâline de gelmiştir.

Buralarda insan, ancak başkasına yer açabildiği ölçüde insan sayılır.

Kafkasya’da yabancı da olsanız, harabat ehli de olsanız çoğu zaman bir tehdit olarak değil, Tanrı’nın gönderdiği bir emanet olarak algılanır ve ona göre muamele görürsünüz. Örneğin; Çeçenlerinmisafir rızkıyla gelir” sözü ile Çerkeslerinmisafiri olmayanın evi yoktur” deyişi, bu bakışı gayet açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Misafir gelmeyen bir ev, bereketini yitirmiş; kapısı çalınmayan bir hane, dünyayla bağını koparmış sayılır. Bu yüzden konukseverlik, cömertliğin ötesinde, varoluşun ve karakter niteliğinin kendisini sınayan bir ölçüttür.
Misal kapı eşiğinden bahsedeyim size, “dışarı” ile “içeriyi” ayıran bu sınır, sıradan bir mimari unsurdan ziyade, ahlaki bir konumdur. Kapıdan içeri giren kişi, kimliği, geçmişi, niyeti ne olursa olsun, o andan itibaren dokunulmazlık kazanır. Ev sahibi, misafirinin yalnızca karnını doyurmakla değil; canını, onurunu ve huzurunu kendi varlığından üstün tutmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük ne yazılıdır ne de pazarlığa açıktır. Sorular sorulmaz, şüphe dillendirilmez.
Yaşam kodları ile her zaman haklı biçimde övünen Çerkes toplumunda Adige Xabze, misafirperverliği bir disiplin hâline getirir örneğin. Misafir, kalacağı süreç boyunca evin merkezine yerleşir; ev sahibi ise gönüllü bir hizmetkâra dönüşür. Burada hiyerarşi tersine döner: Yaş, soyluluk, güç geri çekilir; misafirlik hüküm sürer. Hizmetin nasıl sunulduğu, sözün ne zaman söylendiği, bedenin nasıl durduğu önemlidir.
Çünkü Xabze’de asıl mesele yalnızca doğru olanı yapmak değil, onu doğru bir biçimde yapmaktır. Konukseverlik, soyluluğun kanıtıdır; insanın kendini kontrol edebilme yetisinin dışa vurumudur.

Çeçen dünyasında ise misafirperverlik daha yalın ama daha keskindir.

Nohçalla etiğinde misafir, kutsal bir emanettir ve bu emanetin korunması onur meselesidir. Burada soyluluk, davranışla kazanılır; Konah olmak, misafirin arkasında durabilmekle mümkündür. Çeçen evinde misafir, ocağın başına oturtulur. Ateş, artık onu da kapsar. Ev halkı, gerekirse misafiri için ölümü göze alır; çünkü misafir, ruhen yahut bedenen zarar görürse, yalnızca ev değil, tüm sülale lekelenmiş sayılır.
Kafkas töresinde konukseverlik zamanla kalıcı bağlara da dönüşür. Kunaklık adı verilen bu ilişki, misafirlikten daha fazlasıdır; iki insan arasında kurulan, etnik ve siyasal sınırları aşan bir kader ortaklığıdır. Kunak olanlar, birbirlerinin evinde yabancı değildir; savaşta bile birbirlerini korumakla yükümlüdürler. Bu bağ, Kafkasya’nın parçalı dünyasında görünmez bir tutkal gibi işlev görür; düşmanlıkların arasına insanî bir çatlak açar.
Bu anlayış, mekâna da sinmiştir. Çerkeslerin misafir evleri, ev halkının mahremiyeti ile yabancıya açıklık arasında kurulan hassas bir dengeyi yansıtır. Çeçen kule evlerinde ise savunma mimarisinin ortasında bile misafire ayrılmış bir alan vardır. Oda temiz tutulur, hazır bekletilir; çocuklar oraya girmez.

Zira misafir, geçici bir beden değil, eve giren kutsal bir düzen değişimidir.

Bu olgunun en çarpıcı yönü ise kan davası gibi sert hukuk biçimleriyle karşı karşıya gelindiğinde ortaya çıkar. Bir ev sahibi, kendi oğlunun katili olduğunu bildiği kişiyi dahi, misafiri olduğu sürece korumak zorundadır. Ev sınırları içinde kan dökülmez. Acı ertelenir, öfke bastırılır. Misafir evden çıktıktan sonra dünya eski sertliğine dönebilir; fakat o eşik aşılana kadar insan, insanlığın tarafında durmak zorundadır.
Biliyorum, modern dönüm noktalarımız bu dünyayı zorlamış, ahlaki düzeni parçalamaya çalışmıştır. Ancak Kafkas misafirperverliği, mekân değişse de biçim değiştirerek varlığını sürdürmek zorunda olan temel bir kanundur. Bugün bir apartman dairesinde, bir diaspora köyünde ya da bir dernekte misafir hâlâ en iyi yere oturtulmalı ve geçmişte olduğu gibi bir şeref ve namus hassasiyeti ile gözetilmelidir.

Önce ahlâk, sonra yine dans ederiz.

.

Abdullah Ali Güzel, dikGAZETE.com

Vaynah Kulelerinin arkeolojik portresi

https://www.dikgazete.com/yazi/vaynah-kulelerinin-arkeolojik-portresi-8361.html

YAZARIN DİĞER YAZILARI