?>

İnsanlığa karşı Şionizm tehdidi

Bedri Gencer

2 ay önce

Prof. Dr. Bedri Gencer yazdı;

İNSANLIĞA KARŞI ŞİONİZM TEHDİDİ

Eski Cahiliye, Batılın Hakka galebe çaldığı
Yeni Cahiliye, Hakkın Batılla karıştığı çağdır.
Bu çağda birçok dinî kavram gibi Şiîlik, Rafz, Râfızîlik, Şionizm kavramları da birbirine karışmıştır. Kısaca:
-Şîa-Şiîlik: Hilafet tartışmasında Hz. Ali’yi Hz. Osman’a tafdil etmek, Hz. Ali taraftarlığı
-Rafz: Hz. Osman’ın hilafetini reddetmek, Hz. Osman karşıtlığı
-Râfızîlik: Sahabe ve Ümmet düşmanlığı
-Şionizm: Hz. Muhammed (s.a.v.) düşmanlığı

demektir.

Böylece aslında “Hz. Ali taraftarları-taraftarlığı” mânâsına gelen Şîa-Şiîlik, Abdullah b. Sebe isimli Yahudi tarafından Peygamber düşmanlığına dayalı Şionizm’e dönüştürüldü. Şionist-Râfızîlerin Peygamber Efendimize düşmanlığı, Humeynî’nin de kitaplarında tekrarladığı hâşâ O’nun üç yönden risalet misyonuna hıyanet ettiği iftirasına dayanır. Humeynî’de görüldüğü gibi Şiîler, Peygamberin hıyaneti ve Kur'ân’ın tahrifi gibi birbirine bağlı iki apaçık küfür akidesini savunurlar. Peygambere ve Kur'ân’a iman etmeyen, mümin, Müslüman olabilir miydi? Bu apaçık küfre rağmen, “Sünnîler ile Şiîler arasında iman esasları ortaktır, ihtilaflar, temelde siyasîdir.” diye milleti aldatan, dalalete sürükleyen malum ilahiyatçıları Allah ıslah eylesin.

Şionizm’in Peygamber Düşmanlığı

1. Rasûlullah (s.a.v.), sahabenin Kur'ân’ı tahrifini önleyemedi.
“Bu âyetleri Kur’ân’dan çıkarmak, semavî kitabı tahrife uğratmak, Kur'ân’ın üzerine perde çekmek ve âlemin gözünden gizlemek, sahabeye kolay olmuştur. Muhakkak ki Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara yönelttikleri tahrif ithamı, sahabe hakkında da sübut bulmuştur.”

(Humeynî, Keşfü’l-Esrâr, s. 114)

«لقد كان سهلاً عليهم أن يخرجوا هذه الآيات من القرآن، ويتناولوا الكتاب السماوي بالتحريف، ويسدلوا الستار على القرآن ويغيبوه عن أعين العالمين. إنّ تهمة التحريف التي يوجِّهها المسلمون إلى اليهود والنصارى، إنما ثبتت على الصحابة.»
2. Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali’nin hilafetine dair ilahî emri tebliğde ve gereğini ifada kusur etti:
“İki hususa üzülürüm. Birincisi, İslâm’ın hükümet nizamının, İslâm’ın fecrinden günümüze kadar, Rasûlullah (s.a.v.) devrinde bile başarılmamış ve hükümet nizamının gereği gibi oturmamış olmasıdır. Ve şu da açıktır ki, Nebî, şayet imamet işini Allah’ın emri uyarınca tebliğ etmiş ve bu alanda gayret göstermiş olsaydı İslâm ülkelerinde bütün bu ihtilaflar, çekişmeler ve kavgalar çıkmaz ve dinin asıllarında ve furuatında hilaflar ortaya çıkmazdı.”

(Humeynî, Keşfü’l-Esrâr, s. 55)

«إني متأسف لأمرين: أحدهما أن نظام الحكم الإسلامي لم ينجح منذ فجر الإسلام إلى يومنا هذا، وحتى في عهد الرسول صلى الله عليه وسلم ولم يستقم نظام الحكم كما ينبغي. وأيضا: واضح أن النبي لو كان قد بلغ بأمر الإمامة طبقاً لما أمر الله به وبذل المساعي في هذا المجال لما نشبت في البلدان الإسلامية كل هذه الاختلافات والمشاحنات والمعارك، ولما ظهرت خلافات في أصول الدين وفروعه.»
3. Rasûlullah (s.a.v.) bile adaleti gerçekleştirmeyi başaramadı:
“Nebîlerden her nebî, sadece adaleti ikame etmek için gelmiş ve hedefi o adaleti âlemde tatbik etmek olmuş, ancak bunu başaramamıştır. Adaletin tatbiki, beşerin ıslahı ve terbiyesi için gelmiş olan Hâtem-i Enbiya da bunu başaramamıştır. Âlemin her tarafında adaleti tatbik ederek bunu kelimenin tam mânâsıyla başaracak olan sadece beklenen Mehdî’dir.”
(Humeynî, Muhtârât min Ehâdîsi ve Hitâbâti’l-İmami’l-Humeynî, II/42, el-Kafârî 1994: 1159)
«فكل نبي من الأنبياء إنما جاء لإقامة العدل وكان هدفه هو تطبيقه في العالم لكنه لم ينجح، وحتى خاتم الأنبياء(ص) الذي كان قد جاء لإصلاح البشر وتهذيبهم وتطبيق العدالة فإنه هو أيضاً لم يوفَّق، وإن من سينجح بكل معنى الكلمة ويطبق العدالة في جميع أرجاء العالم هو المهدي المنتظر.»
Humeynî’nin Peygamber Efendimize düşmanlığı, devrinde İran’da okunan ezana da yansımıştı. Humeynî’nin iktidarından sonra İran’da okunan ezana iki defa “Allahu Ekber”den sonra “Humeyni Rehber” sözü, “Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah”tan önce okunuyordu (el-Kafârî 1994: 1154). 

Sahabe Üzerinden Peygamberi Vurmak

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tebliğ ettiği dini bize ulaştıran sahabe, bir duvar gibidir. Bir tuğla (Hz. Muaviye) bile söküldüğü takdirde o duvar, Peygamber Efendimizin üzerine yıkılır. Hâşâ ashabı hain olursa Peygamberi de hain olur. Nitekim İmam Malik (r.h.), Râfızîler hakkında şöyle demiştir: “Bunlar, Rasûlullah’a (s.a.v.) iftira atmak isteyen, fakat bunu yapamadıkları için ashabına iftira atan kişilerdir. Hatta şöyle derler: “Kötü bir adamın kötü arkadaşları vardı. Eğer o iyi bir adam olsaydı arkadaşları da iyi olurdu” (es-Sârimu’l-Meslûl, III/108).
O halde Yezid ile Muaviye, Peygamber düşmanlığının başlangıcı, bahanesidir. Sapkın Râfızîler, taraftarlarına verdikleri taktikte bunu açıkça itiraf ederler: "Bir Sünnî ile konuşurken sahabeden ve ilk üç halifeden bahs etmeyin. Önce Yezid'e saldırın, çünkü o korumasızdır, sonra onun babası Muaviye'ye saldırın, ardından Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a geçebilirsiniz." (*)
Buna göre Yezid ve Muaviye düşmanları, aslında Peygamber düşmanlarıdır. Râfızîler, doğrudan Peygamber Efendimize saldırmaya cesaret edemedikleri için sinsice önce Yezid’e, sonra Hz. Muaviye’ye, sonra Hz. Osman’a, sonra Hz. Ömer’e, sonra Hz. Ebu Bekir’e ve sonunda Hz. Peygamber’e saldırırlar. Peygamber Efendimiz, Âlemlere Rahmet, insanlığın tek ümidi ve rehberi olduğu için Peygamber düşmanı Şionistler, bütün insanlığa tehdittir.
Zamanında İslâm dünyasının birliğini ve Osmanlı liderliğinde İslâm’ın dünya hâkimiyetini Şionist İran önledi. Osmanlı, altı asır boyunca hep Ümmete karşı kâfirlerle işbirliği yapan, ümmeti sırtından vuran Peygamber düşmanı Râfızîlere karşı mücadele etti. Türkiye devrinde de bu mücadele, Diyanet İşleri Başkanlığı yapan peygamber varisi iki âlim, Ömer Nasuhi Bilmen (1883–1971) (1960–1961) ile Ahmet Hamdi Akseki (1887–1951) (1947–1951) sayesinde yürütüldü. Tevafuk, ikisinin de sahabe düşmanı Râfızîlere karşı yazdıkları kitaplar, aynı 1948 yılında çıktı.
Ancak maalesef kripto İranlı Şiî İngiliz ajanı Cemâleddîn Afgânî’nin zihniyetinin Türkiye’de ilahiyat ve diyanet çevrelerinde hâkimiyet kazanmasıyla Râfızîlik de güçlendi. Afgânî, Wilfrid S. Blunt (1840–1922) ile Edward G. Browne (1862–1926) isimli oryantalist kılıklı iki İngiliz ajanın kumandasında 40 yıl İngiliz istihbaratına çalışmıştı (Dreyfuss 1980: 119). Afgânî gibi bir İngiliz ajanının halen TDV İslâm Ansiklopedisi’nde İslâm kahramanı olarak tanıtılması, tarlamızın ne kadar derinden sürüldüğünü gösterir. (**).

Düşen Bayrağı Kaldırma Misyonu

İslamofobi, Müslüman korkusu ile İslâm nefretinin imtizacının ürünüdür. Ümmet-i Muhammed’in nisbeten gücünü koruduğu kadim çağda Müslüman korkusu İslâm nefretine ağır basarken, Ümmet-i Muhammed’in gücünü yitirdiği modern çağda İslâm nefreti Müslüman korkusuna ağır bastı. İslâm nefretinin Müslüman korkusuna ağır bastığı modern İslamofobi, iki hedefe yöneldi:
1. Yahudilik ve Hıristiyanlık, politik ve teolojik mücadeleyle iyice yıprandı. Yeryüzünde yegâne semavî, sahih din olarak İslâm’ın ahir-i zamanda gelmesi kaçınılmazdır. İslâm, kaçınılmaz olarak gelecekse yanlış gelmelidir. O yüzden Siyonizm, hep Doğru İslâm’a (Ehl-i Sünnet) karşı Yanlış İslâm’ı (Şiîlik, Vehhâbîlik, Gülenizm vs.) destekler.
2. Ümmet-i Muhammed, olabildiğince bölünerek ve parçalanarak zayıflatılmalı ve yok edilmelidir.
Kısaca Siyonist Batı, Yanlış İslâm ve Müslümansız Dünya hedeflerine ne kadar yaklaşabilirse kâr saymaktadır. DEAŞ gibi örgütler yanında İran, her iki hedef açısından kilit ülkedir. O yüzden Siyonist’in İslâm dünyasındaki Truva Atı olan İran’a Şionist diyoruz. Siyonist İngiltere, modern çağda “Taşları bağlayıp köpekleri salmışlar.” denecek, Osmanlı-İslâm dünyasının aleyhine çarpık bir düzen kurmuştur. Siyonist ülke, din ve medeniyet gücünün vesileleri olan hilafet ve alfabeden Türkiye’yi mahrum ederken İran’ın hilafet ve alfabesine, gücüne dokunmadığı gibi İslâm dünyasının aleyhine hep önünü açmıştır.
Bu sayede modern ulusal devletler çağında İran, hem kadim emperyal devlet vizyonunu, hem Doğru İslâm’a (Ehl-i Sünnet) karşı sekteryan-mezhepçi bakışını ve tehdidini sürdürürken Doğru İslâm’ın bayraktarı olan Türkiye, bir seküler ulusal devlet sınırlarının içine haps edilmiş, ayağına taş bağlanmıştır. Doğru İslâm’ın bayraktarı olan Türkiye’nin dün de bugün de Şionist İran'ın baş düşmanı olması tesadüf değildir. İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in Erdebil eyaleti temsilcisi Ayetullah Ameli, Hz. Mehdî zuhur ettiğinde Türklere karşı savaşacağını iddia etti (***). Dahası canlı yayında Türkiye ve Azerbaycan Cumhurbaşkanları Erdoğan ile Aliyev'e hakaret etti. (****)
Mahmud Efendi, yıllar evvel Yavuz Selim Camii’nin kürsüsünde buyurmuştu: “Yavuz Sultan Selim bize zuhur etti ve “Şimdi sağ olsam yine Şîa ile savaşırdım, çok büyük tehlike var!” dedi”. Türkiye, kendisini ne kadar ulusal devlet sınırlarının içine haps etmeye çalışırsa çalışsın, tarihin dinamikleri onu düşen İslâm bayrağını kaldırmaya zorlamaktadır. Türkiye’nin bekası, İslâm’ın bekası, İslâm’ın bekası, Türkiye’nin bekası iledir. O yüzden Türkiye, sadece ümmete değil, bütün insanlığa tehdit oluşturan Peygamber ve sahabe düşmanı Şionizm’e (Şiîlik-Râfızîlik) karşı yurt ve dünya sathında çok yönlü ve kararlı bir mücadele yürütmek zorundadır.

.

Bedri Gencer, dikGAZETE.com

KİTABİYAT

Akseki, Ahmet Hamdi (1948) “Gizli Tarikatlar Nasıl Başladı?”, Bâtınîlerin ve Karmatîlerin İç Yüzü, Muhammed b. Mâlik b. Ebi’l-Fezâil el-Hammâdî, İsmail Hatib Erzen (trc.), Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı.
Bilmen, Ömer Nasuhi (1948) Ashab-ı Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadları: Hz. Muaviye Hakkında Suallere Cevaplar. İstanbul: Bilmen.
Dreyfuss, Robert-LeMarc, Thierry (1980) Hostage To Khomeini. New York: New Benjamin Franklin House.
el-Kafârî, Nasır b. Abdillah b. Ali (1994) Usûlü Mezhebi'ş-Şî‘ati'l-İmâmiyyeti'l-İsnâ ‘Aşeriyye. Riyad: Dâru’t-Tayyibe.

(*) https://x.com/MuhammedOkdn04/status/1872018012242649420?s=20

(**) https://islamansiklopedisi.org.tr/efgani-cemaleddin

(***) https://www.yeniakit.com.tr/haber/irandan-bir-skandal-aciklama-daha-geldi-hz-mehdi-turklere-karsi-savasacaktir-164615.html

(****) https://x.com/savunma_trhaber/status/1876911803755839491?s=20

YAZARIN DİĞER YAZILARI