?>

İran rüyasından İran kâbusuna

Bedri Gencer

3 ay önce

Prof. Dr. Bedri Gencer yazdı;

İRAN RÜYASINDAN İRAN KÂBUSUNA

İran Meselesi’nin zuhuru…

İslâmcılık, yapılan sayısız çalışmaya rağmen halen layıkıyla tanımlanabilmiş, anlaşılabilmiş değildir. Tabiat boşluk kaldırmaz, batıl ehlinin İslâmcılığı tahrifi ve istismarı da bu kavram kargaşasından kaynaklanır. “İslâmcılık” kavramındaki “İslâm”dan kasıt, “şeriat”tır. Dolayısıyla Asr-ı Saadet’ten sonra asırlar içinde hedefinin “şeriatın tam hâkimiyeti”nden “şeriatın hâkimiyeti”ne değişmesiyle birlikte İslâmcılığın mânâsı da değişmiş, daralmıştır. İslâm düşüncesinde “evvelü'l-fikr, âhirü'l-amel” (önce fikir-teori, sonra amel-pratik) diye ifade edilen fikir-amel, teori-pratik münasebetince İslâmcılık, bir “ideoloji”nin (felsefî akım, doktrin) ötesinde fikri ve hareketi kapsayan “akım” demektir. Dar mânâda İslâmcılık, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen, Mısırcılık ve İrancılık olarak iki ana kola ve devre ayrılan İslâm devleti kurma akımı (fikri ve hareketi) demektir:
1. Birinci Dünya Savaşı (hilafet) sonrası: Necip Fazıl nesli

2. İkinci Dünya Savaşı sonrası:

A-1960-1980 arası Mısırcılık (Seyyid Kutub çizgisi): Sedat Yenigün nesli
B-1980-2026 arası İrancılık (Ruhullah Humeynî çizgisi): Ali Bulaç nesli
Necip Fazıl Kısakürek’in temsil ettiği yerli, Sünnî İslâmcılıktan kopuşla geliştiği için Mısırcılık ve İrancılık olarak İslâmcılığa “modernist, radikal, yabancı, kökü dışarıda” ithamları yapılmış, mahkûm edilmiştir. XIX. asırda Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı, Osmanlı Devleti’nin başına ölümcül bir “Mısır Meselesi” açmıştı. Kadir Mısıroğlu, Şubat 1980'de kaleme aldığı yazısında 1979 yılında gerçekleşen İran Devrimi’nin şimdi de Türkiyeli Müslümanların başına belalı bir “İran Meselesi” açtığını söylüyordu:
“İran Meselesi zuhur etti. Kimi sığ akıllı, kimi kötü niyetli bir kısım insan, İran hadiselerini ülkemize sıçratmaya müheyya bir kıvılcım gibi ele alıp korlatmaya çalıştı. İşi mezhepleri hafife almaya kadar götürdü. Bunlar, İslâm’da parti olmadığını, bu yoldan İslâm'a hizmet edilemeyeceğini, önce kekeme bir üslupla sonradan sarahaten ve cesaretle ortaya atarak, Türkiyemizde bir “Humeynî” aramaya koyuldular” (Karadeniz 2025: 194).

Türkiyeli Humeynî Arayışı…

Mısıroğlu’nun sözlerinden anlaşılacağı gibi, İran Devrimi, Türkiyeli Müslümanlara kıblesini, feleğini şaşırtmıştı. O kadar ki İran Devrimi’nin gerçekleştiği 1979 yılında jet hızıyla Mehmed Kerim müstear ismiyle İran İslâm Devrimi kitabını yazan Ali Bulaç ile Edip Yüksel gibi İrancılar, Türkiye’de de “Gaib İmam” gibi Humeynî isimli bir Mehdî aramaya koyulmuşlardı! (Köroğlu 2016: 405). Ali Bulaç, İran İslâm Devrimi kitabını yazdığı Mehmed Kerim’in müstear ismi olduğunu ömrü boyunca gizlemişti.
Humeynî arayışı, İran İslâm Devrimi kitabının başlığının belirttiği gibi, İran Devrimi’ni İslâm Devrimi olarak gören Bulaç ve Yüksel gibi kişiler için söz konusuydu. Ali Bulaç gibi İrancıların İran Devrimi’ni İslâm Devrimi olarak takdimiyle İslâmcılık İrancılık şeklini almış veya İrancılığa İslâmcılık maskesi takılmıştı.
Bu konuda kararsız İslâmcılar içinse İran Meselesi, İran Devrimi’nin mahiyetini ortaya koyacak üç şıkkın sorgulanması demekti.
İran Devrimi aslında neydi?

1. İran Fars Devrimi miydi?

2. İran Şîa Devrimi miydi?

3. İran İslâm Devrimi miydi?

İran Şionizm Devrimi…

İrancılar, nice hayal kırıklığından sonra anladılar ki İran Devrimi’nin İslâm ile bir alakası yoktu. Bu, İslâm Devrimi değil, zâhiren Şîa Devrimi, bâtınen Siyonizm Devrimi idi. Siyonist ile Şiî, “Şionist” kelimesinde birleştirilebilirdi.

A- Şîa Devrimi

İran Devrimi, zâhiren Humeynî’nin velayet-i fakih doktriniyle Batı’daki gibi Mehdîliği devrimciliğe dönüştürmesinin ürünü bir Şîa Devrimi idi. Dolayısıyla burada asıl tehlike, Ali Bulaç gibi Şiîliğin İslâm dışı bir kült olduğunu gizleyen İrancıların “Şîa Devrimi”ni “İslâm Devrimi” diye pazarlamalarıydı. Humeynî’nin kitaplarında ve konuşmalarında da dile getirdiği başlıca üç küfür akidesinden dolayı Şiîlik, İslâm dışına çıkmış bir külttü:

Hâşâ

1. Kur’ân eksiktir.

2. Peygamber haindir.

3. Sahabe mürteddir.

B-Siyonizm Devrimi

Eylül 1975’te Şîa cemaatinin rehberi olarak Türkiye’ye gönderilen İranlı Ali Ekber Mehdîpûr ile onun eğittiği Ali Bulaç gibi kişilerin “İslâm Devrimi” diye millete yutturdukları şey, aslında “Siyonizm Devrimi” idi. Humeynî, 1 Şubat 1979'da ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından Fransız istihbarat elemanları eşliğinde Paris'ten Tahran’a “devrim için” gönderilmişti. Tahran'da Şehyad Meydanı’nda Humeynî'yi karşılayan ve “Allahü Ekber, Humeynî Rehber” sloganları atan kalabalık arasında mükemmel Farsça konuşan İsrail’in askeri ataşesi Yitzhak Segev ve Mossad şefi de vardı. Humeynî’ye suikast planlarını Mossad önledi. İran Devrimi'nden sonra Humeynî’nin katılımıyla kılınan ilk Cuma namazında İmam Mahmud Tâlekānî’nin arkasında ABD Büyükelçisi, haham ve üç Hristiyan bulunuyordu (Parsi 2007: 79-81).

İran Kâbusundan uyanmak!..

Türkiye’de Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu, İsmet Özel gibi mümin firasetine sahip az sayıda aydının dışında çoğu Müslüman aydın, İran Devrimi rüzgârına kapıldı. Ancak İrancılar, çok geçmeden 2-28 Şubat 1982’de meydana gelen Hama katliamıyla İran’ın kanlı mezhepçi yüzünü gördüler. Nusayrî Suriye Cumhurbaşkanı (1971–2000) Hafız Esed, İhvan-ı Müslimin’in zulüm rejimine başkaldırması üzerine giriştiği, 26 gün süren askerî harekât ile 300 bin kişilik Hama başta olmak üzere Humus ve Halep gibi şehirlerde 70 bine yakın insanı vahşice katl etti. 800 bin insan, Suriye’yi terk etti.
İran’da devrimden sonra 8 bin kişinin idam kararını verdiği için “Cellat Yargıç” ve “Devrim Kasabı” lakaplarıyla anılan İran İslâmî Devrim Mahkemesi Başkanı Sadık Halhali (1926–2003), Hama katliamından sonra ziyaret ettiği Suriye’de Hafız Esed’le yaptığı görüşmeden sonra, “Bunlar, İhvan-ı Müslimin değil, İhvan-ı Şeytandır. Suriye’de fitne çıkarıp devleti zor duruma sokuyorlar.” diye Hama katliamını alkışlamıştı. Kısa sürede İrancıların İran rüyası, İran kâbusuna dönüşmüştü. Ahmet Ağırakça’nın (2022: I/335-6) hatıratında yazdığına göre bazı İrancılar, İran’ın bu korkunç hıyaneti üzerine İran rüyasından uyanmışlar, öyle ki çocuklarının adını Humeynî koyanlar Ömer diye değiştirmişlerdi.
Ancak İrancıların hepsi, Selahaddin Eş, Ahmet Ağırakça gibi nasibedâr ve tövbekâr değildi. İrancılık, adeta bedenlerine girince Ali Bulaç, Atasoy Müftüoğlu gibi kişileri öldürmeden bırakmayan bir zehirli virüstü. Bu virüsün ana işlevi, İrancı güruhun İran vahşetini İslâm vahdeti olarak millete yutturmasını sağlamaktı. İran, zayıfken “Lâ Şiîyye Lâ Sünniyye, Vahdet-i İslâmiyye=Şiîlik Sünnîlik yok, İslâmî Vahdet)” gibi sloganlarla Müslümanları aldatır, güç kazanınca hemen Müslümanlara vahdet edebiyatından vahşet gösterisine geçerdi. Türkiye’de adanmış İrancıların misyonu, İran’ın Müslümanlara vahşet gerçeğini vahdet edebiyatıyla kamufle etmekti. Bu iflah olmaz İrancılar, İran’ın vahşetini kamuflaj için uydurduğu “Siyonistler, Sünnî-Şiî çatışmasıyla Müslümanları birbirine kırdırıyor.” yalanını hep "İran'ın Sesi" gibi tekrarlayarak Suriye’de, Irak’ta İran imzalı Müslüman katliamlarını desteklemişlerdi. 

İslâmcılık maskeli İrancılığın hikâyesi…

Son yıllarda başlıca iki akademisyen, İslâmcılık maskeli İrancılığı tanıtan önemli çalışmalar yaptılar:

-Nail Elhan

-Muhammed Usame Karadeniz

Muhammed Usame Karadeniz (2025), kitabıyla Türkiye’de İslâmcılık maskeli İrancılığı tanımak isteyenlere ciddî bir kaynak sunuyor. Bu önemli kitabını imzalayarak gönderme nezaketi gösterdiği için değerli genç akademisyen arkadaşım @KaradenizUsame e teşekkür ediyor, Cenab-ı Haktan başarılarının devamını diliyorum.

.

Bedri Gencer, dikGAZETE.com

KİTABİYAT

Ağırakça, Ahmet (2022-2024) Hatıralarla İslâmî Mücadele, I-III. İstanbul: Duruş.
Karadeniz, Muhammed Usame (2025) Türkiye İslâmcıları Gözüyle İran Devrim'den Arap Baharı'na. İstanbul: Mana.
Köroğlu, Ahmet-Işık, Vahdettin-Sezgin, Yusuf Enes (yay.) (2016) 1960-1980 Arası İslamcı Dergiler: Toparlanma ve Çeşitlenme. İstanbul: İlem.
Parsi, Trita (2007) Treacherous Alliance: The Secret Dealings of Israel, Iran, and the United States. New Haven: Yale UP.

YAZARIN DİĞER YAZILARI