Yunus Ekşi yazdı;
Atıl servetin vergilendirilmesi ve ekonomik egemenlik
Türkiye’de kamu harcamaları katlanarak artarken, mevcut mali yük adaletsiz bir şekilde dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) ve bordrolu çalışanların omuzlarına yıkılmaktadır. Devlet, bütçe açıklarını kapatmak için sürekli borçlanmakta; bu durum ekonomiyi bir borç-faiz kısır döngüsüne hapsetmektedir. Fatura ise yine üretene ve tüketene kesilmektedir.
Ne zaman adil bir reform gündeme gelse, geçmişteki acı tecrübeler birer psikolojik bariyer veya “önleyici saldırı” aracı olarak öne sürülmektedir. Oysa hukuki güvencelerle bu endişeleri aşmak ve yapısal bir dönüşümü başlatmak zorundayız.
Bu dönüşümün temel harcı, üretken sermaye ile atıl serveti birbirinden ayırmaktır. Fabrika kuran, istihdam sağlayan ve katma değer üreten sermaye baş tacı edilmeli; teşviklerle korunmalıdır. Buna mukabil, sadece paradan para kazanan, rant ve spekülasyon üzerinden büyüyen atıl servet ile aşırı kârlar mutlaka vergilendirilmelidir.
Ancak sadece vergi koymak yetmez. Servet vergisini getirirken, sermayenin faiz mekanizmalarıyla yeniden haksız servete dönüşmesini engelleyecek köklü bir sistem kurulmalıdır. Bu sistemin kontrol anahtarı doğrudan devlette (hükümette) olmalıdır. Kürselleşmiş finans kapitalin insafına bırakılmış, kontrolü elimizde olmayan bir düzende, sistemin sadece bir tarafını düzeltmeye çalışmak, küresel odakların sert tepkilerine ve ülkeye ağır bedeller ödetilmesine yol açar.
Dolayısıyla bu hamle, sadece bir mali düzenleme değil, topyekûn bir sosyal refah mücadelesidir. Süreci sabote etmek isteyecek iç ve dış çıkar odaklarına fırsat vermemek adına; reformun mutfağı derin, gizli ve sarsılmaz bir kararlılıkla hazırlanmalı, tüm adımlar eş zamanlı olarak devreye sokulmalıdır.
Üretimi koruyan, atıl serveti törpüleyen ve kontrolü devletin elinde olan milli bir ekonomik sistem kurulmadan; ne gerçek manada bir kalkınma ne de toplumsal adalet mümkündür.