<h3><span><strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong></span></h3> <div><strong>ST. PETERSBURG</strong></div> <div><strong>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan</strong>, geçtiğimiz günlerde <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong>’nin <strong>New York</strong> şehrinde gerçekleştirilen <strong>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu</strong>’nun <strong>79. Oturumu</strong>nda hazır bulundu. Bu sırada, <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi – UCM Başsavcısı Kerim Han</strong> ile bir araya geldi.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>, <strong>İsrail</strong>’in insanlığa karşı suçlardan sorumlu tutulması çağrısında bulundu ve uluslararası hukuka güvenin sürdürülmesi için <strong>Filistinli</strong> sivillere yönelik davanın <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’nde tamamlanmasının önemli olduğuna dikkat çekti.</div> <div><strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’nin kurucuları, onlarca yıl evvel bu küresel kurumu çatışmaların çözümü ve çatışma sonrası uzlaşı için etkili bir araç olarak tasarladılar. Bu bağlamda uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu ana organ olarak <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong> ile <strong>Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi</strong> arasında bir etkileşim planı oluşturuldu.</div> <div>Şu anda <strong>Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi</strong>’nin <strong>5</strong> daimi üyesinden <strong>3</strong>’ü; <strong>Rusya Federasyonu</strong>, <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong> ve <strong>Çin Halk Cumhuriyeti</strong>, <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’nin faaliyetlerini düzenleyen <strong>Roma Statüsü</strong>’ne katılım göstermiyorlar. Bu nedenle <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’nin işleyişi ile şu anda barışa ulaşmada koşulsuz bir faktör olarak kabul edilmesi pek de mümkün görünmüyor.</div> <div><strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>, kurulduğu günden bu yana adaletin uygulanmasına yönelik siyasallaştırılmış yaklaşımıyla oldukça şaibeli bir konumdadır. <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’nin siyasal bağlamda yanlı tutumu, yalnızca bugün <strong>Filistin</strong>’deki durum için değil, birçok farklı olayda da açıkça ortaya çıktı.</div> <div><strong>Roma Statüsü </strong>uyarınca belgelenen suçların bolluğuna rağmen, <strong>2021</strong> yılının <strong>Mart </strong>ayında başlatılan resmi soruşturmaların bugün akıbeti belirsizdir. Dahası <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han</strong>, <strong>2023</strong> yılında tüm açık soruşturmalar arasında en düşük bütçe olan <strong>944 bin 100 Avro</strong>yu <strong>Filistin</strong>’e ayırdı. Örneğin <strong>Ukrayna </strong>için ayrılan bütçe, aynı yıl itibarı ile <strong>4 milyon 499 bin 800 Avro</strong>dur. Yani <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>, <strong>Roma Statüsü</strong>’ne katılım gösteren ülkelerden neredeyse <strong>5 kat daha fazla</strong> gönüllü bağış talep ederek, <strong>Ukrayna</strong> ile ilgili soruşturmaları gerçekleştiriyor.</div> <div>Ek olarak; <strong>250’den fazla avukat</strong>, <strong>insan hakları aktivistleri</strong> ve <strong>politikacılar</strong> <strong>2023</strong> yılının <strong>Aralık</strong> ayında <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi Taraf Devletleri Meclisi</strong>’ne açık bir mektup göndererek; <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han</strong>’ın faaliyetlerinin <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcılığı</strong> için geçerli davranış standartlarına, özellikle tarafsızlık ilkelerine ve ayrımcılığın yasaklanmasına yönelik uygunluğun denetlenmesini talep ettiler.</div> <div>Mahkemenin faaliyetleri, yargısal yapılanma açısından önemli soruları gündeme getiriyor. Uygulamalarda tekrar tekrar birçok kez <strong>çelişkili kararlar</strong> veriliyor. Yargı kurumlarının tek yetkili hakimlerini fiilen kendisine bağımlı kılan başsavcı ile etkileşimi de belirsizliğini koruyor.</div> <div><strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>, faaliyetlerinde hem <strong>Roma Statüsü</strong>’nde ortaya konan orijinal hedeflerden hem de genel olarak uluslararası hukukun norm ve ilkelerinden saptı. Siyasallaştırılarak taraflı hale geldiğine dair emareler bulunuyor.</div> <div>Uluslararası hukuk ihlallerinin, usul ihmallerinin ve <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong> ve <strong>Başsavcısı</strong> tarafından uygulanan yabancı siyasi faktörlerin müdahalesinin toplamı; mahkemenin uluslararası toplumun önemli bir kısmının gözünde otoritesini kaybettiği ve bunun sonucunda meşruiyetini yitirdiği sorusunu gündeme getiriyor.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan</strong>, yaptığı açıklamada: <strong>Türkiye</strong>, <strong>Filistinli</strong> sivillere yönelik işlendiği belirtilen suçlara yönelik kanıtları toplamak için çaba göstermeye devam edeceğini ifade etti. Buna ek olarak; <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan</strong>’ın <strong>İsrail</strong>’i “<strong>terörist</strong> <strong>devlet</strong>” olarak tanıma talebi, <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’ni dünya önünde de kritik bir konuma soktu.</div> <div>Uluslararası toplum, <strong>Uluslararası Ceza Mahkemesi</strong>’nin <strong>İsrail </strong>özelinde ayrıntılı bir biçimde belgeleri incelemeli ve mahkemenin ne karşılık vereceğini beklemeli. Küresel çaptaki uluslararası kurumların uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği durumlarda verilen ve verilecek tepkiler, küresel siyasetteki ikiyüzlü aktörlerin de maskelerini istisnasız herkesi ikna edici bir şekilde indiriyor.</div> <div>.</div> <div><strong>İlber Vasfi Sel, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>