<h3><span><strong>Türkiye ekseninde savaş, sivil savunma ve sağduyulu ittifak çağrısı!</strong></span></h3> <div><strong>Dünya </strong>yeni bir kırılma çağından geçiyor.</div> <div><strong>Savaşlar </strong>artık yalnızca <strong>cephelerde</strong> değil; <strong>şehirlerin kalbinde</strong>, <strong>ekonomilerin damarlarında</strong>, <strong>dijital ağların görünmez hatlarında</strong> yaşanıyor. <strong>Küresel gerilimlerin</strong> arttığı, bölgesel çatışmaların yaygınlaştığı bu dönemde <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>tarihî </strong>ve<strong> jeopolitik </strong>konumu, bizlere sıradan bir seyirci olma lüksü bırakmıyor.</div> <div><strong>Türkiye Ekseni</strong>; edilgen değil, inisiyatif alan; tepkisel değil, kurucu bir perspektifi zorunlu kılıyor.</div> <div>Bugün <strong>savaş dediğimiz olgu</strong>; klasik anlamını büyük ölçüde yitirmiştir. Artık <strong>cephe gerisi </strong>diye bir yer yoktur. <strong>Siber</strong> saldırılar, enerji hatlarına yönelik tehditler, dezenformasyon kampanyaları ve ekonomik yaptırımlar; topyekûn bir mücadele biçimini ortaya koymaktadır. Bu yeni denklemde sivil halk, doğrudan savaşın hedefi hâline gelmiştir. Dolayısıyla <strong>savunma anlayışı</strong> da yalnızca <strong>askerî güçle</strong> sınırlı kalamaz. <strong>Askeri</strong> savunmanın yanında <strong>sivil</strong> <strong>savunma</strong> kavramı; hayati bir önem taşımakta.</div> <div><strong>Sivil savunma</strong>; bir milletin savaş, afet ve her türlü büyük kriz karşısında önceden planladığı, örgütlediği ve eğittiği koruyucu refleksidir. Bu; <strong>silahlı bir karşılık değil</strong>; <strong>bilinçli bir direncin inşasıdır</strong>. Amaç; can kaybını en aza indirmek, kritik alt yapıyı korumak ve toplumun moral gücünü diri tutmaktır. Çünkü<strong> modern savaşta moral de bir cephedir</strong>.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, deprem kuşağında bulunan bir ülke olarak afet bilinci konusunda önemli tecrübeler edinmiştir. Ancak <strong>savaş</strong> ve <strong>hibrit tehditler </strong>karşısında da benzer bir <strong>toplumsal hazırlık kültürünü kurumsallaştırmak zorundayız</strong>.</div> <div>Birey ve ailelerin plan hazırlaması, acil durum iletişim ağları, güvenli alanların belirlenmesi, temel ilk yardım ve kriz yönetimi eğitimleri; artık <strong>lüks değil zorunluluktur</strong>.</div> <div>Unutulmamalıdır ki <strong>güçlü devlet</strong>, <strong>yalnızca ordusu güçlü olan </strong>değil; t<strong>oplumu hazırlıklı olandır</strong>.</div> <div>Bu çerçevede<strong> Türkiye</strong>’nin öncülüğünde; <strong>Müslüman</strong> devletlerin liderlerine, kanaat önderlerine ve aydınlarına açık bir çağrıda bulunmak gerekir:</div> <div><strong>Sloganlarla hareket etmek</strong>; <strong>şer- şeytan eksenini</strong> dağıtmıyor. Artık strateji konuşulmalı, tepki değil akıl yürütülmeli. Ayrışarak değil istişare ile güç birliğine gidilmeli.</div> <div><strong>Uluslararası barışın korunması</strong>; sadece silahların dönüştürülmesi değil; zihniyetlerin de dönüştürülmesiyle gerçekleşir. Güvenliğin sadece askerî kapasiteyle değil; eğitimle, planlamayla, dayanışmayla ve adaletle güçlendirilmesi elzemdir.</div> <div>Bugün ihtiyaç duyulan <strong>hamaset </strong>değil <strong>hikmettir</strong>. <strong>Kutuplaşma</strong> değil <strong>ortak akıldır</strong>. Geçici ittifaklar değil ilkesel birlikteliktir.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, tarihinden ve medeniyet birikiminden aldığı sorumlulukla; savaşın yıkıcılığına karşı sivil direnci, ayrışmanın zehrine karşı adalet eksenli ittifakı savunmalıdır.</div> <div><strong>Çünkü birlik bir tercih değil</strong>, <strong>bir sorumluluktur</strong>. <strong>Ve sorumluluk</strong>, <strong>güçlü olmanın değil</strong>; <strong>olgun olmanın göstergesidir</strong>.</div> <div><strong>Artan gerilimlerin</strong>,<strong> ekonomik belirsizliğin </strong>ve <strong>teknolojik dönüşümün </strong>damgasını vurduğu bir dünyada; <strong>ideolojik katılıkların</strong> ve <strong>sıfır toplamlı rekabetlerin </strong>ötesine geçme zamanı geldi.</div> <div><strong>Uluslararası İlişkiler</strong>de <strong>Sağduyulu İttifakın </strong>kurulmasını talep eden <strong>küresel önderler</strong>; <strong>egemenliğe değil</strong> <strong>istikrara</strong>; <strong>sloganlara değil</strong> <strong>çözümlere bağlı kalıcı refah </strong>ve <strong>barış yani selamet </strong>ve <strong>huzura çağrı yapıyor</strong>. Ulusların, milletlerin açık koalisyonu.</div> <div>Bu, herhangi bir ulusa karşı bir ittifak değil; istikrarsızlığa, yanlış hesaplamalara ve önlenebilir çatışmalara karşı bir ittifaktır. <strong>Yüksek sesli söylemler yerine </strong>istikrarlı elleri, kısa vadeli siyasi kazançlar yerine uzun vadeli stratejiyi arar.</div> <div><strong>Sağduyu zayıflık değildir</strong>. <strong>Disiplindir</strong>. <strong>Kısıtlamadır</strong>. <strong>Sonuç odaklı liderliktir</strong>.</div> <div><strong>Şu anki an</strong>, gösterişten ziyade <strong>problem çözmeyi </strong>gerektiriyor. İşbirliğinin varsayılan, çatışmanın istisna ve refahın ortak hedef olduğu bir çerçeve oluşturalım.</div> <div>Eleştirmenler, <strong>sağduyunun</strong> uluslararası işbirliği için çok belirsiz bir temel olduğunu savunabilirler. Ancak doğru anlaşıldığında <strong>sağduyu</strong>; disiplinli bir gerçekçiliktir. <strong>Dünyanın</strong> muhalefetle tanımlanan başka bir <strong>bloğa ihtiyacı yok</strong>. <strong>İstikrarlı bir ağırlık merkezine ihtiyacı var</strong>; <strong>sessizce koordinasyon sağlamaya</strong>, <strong>öngörülebilir şekilde hareket etmeye</strong> ve <strong>her anlaşmazlığı gösteriye dönüştürme cazibesine direnmeye istekli ülkelere</strong>.</div> <div><strong>Gelecek</strong>, <strong>dramatik çatışmalardan ziyade</strong>; <strong>ulusların baskı altında istikrarlı işbirliğini sürdürüp sürdüremeyeceğine bağlı olacaktır</strong>. <strong>Sağduyu İttifakı, mükemmelliği vaat etmez</strong>. <strong>Bunun yerine</strong>; <strong>sürekliliği</strong>, <strong>öngörülebilirliği</strong> ve <strong>orantılılığı vaat eder</strong>.</div> <div><strong>Gürültünün hüküm sürdüğü bir çağda</strong>, <strong>bu belki de en radikal öneri olabilir</strong>.</div> <div>.</div> <div><strong>Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>