<h3><span><strong>Hudut sınırı dar gelirken; </strong><strong>Balkanlardan Ankara’ya uzanan diplomasi</strong></span></h3> <div>“<strong>Ellerin yurdunda çiçek açarken</strong></div> <div><strong>Bizim İl'e kar geliyor gardaşım</strong>.</div> <div>B<strong>u hududu kimler çizmiş gönlüme?</strong> </div> <div><strong>Dar geliyor, dar geliyor gardaşım</strong>” der, <strong>Merhum Abdurrahim Karakoç</strong>; <strong>Kara Haber </strong>adlı şiirinde.</div> <div><strong>“Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?</strong> <strong>Dar geliyor, dar geliyor gardaşım</strong><strong>”</strong></div> <div>Burada “<strong>hudut</strong>” (<strong>sınır</strong>) kelimesi önemli. <strong>Şair</strong>, hem gerçek sınırları (coğrafi, siyasi) hem de insanın kaderine çizilen görünmez sınırları sorgular.</div> <div>“<strong>Gönlüme çizilen hudut</strong>” ifadesi:</div> <strong>Özgürlüğün kısıtlanması</strong> <strong>İmkânların daraltılması</strong> <strong>Hayallerin engellenmesi; </strong>anlamına gelir. <div>Bu bir durum tespiti ve sorgulamadır.</div> <div>“<strong>Dar geliyor, dar geliyor gardaşım</strong>.”</div> <div>Bu tekrar, bunalmışlık ve çaresizlik duygusunu güçlendirir. Şair hem fiziksel hem ruhsal olarak sıkışmış hisseder.</div> <div>“<strong>Gardaşım</strong>” hitabı ise:</div> <strong>Samimiyet</strong> <strong>Halk dili</strong> <strong>Toplumsal bir ortak acı vurgusu taşır</strong>. <strong>Yani bu sadece şairin değil, halkın ortak sıkıntısıdı</strong>r. <div><strong>Karakoç</strong> burada bireysel bir duygudan çok <strong>toplumsal bir serzeniş</strong> dile getirir.</div> <div><strong>Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün</strong>’ün <strong>Anadolu</strong>’nun saf ve temiz halini yansıtan <strong>şalvar-beyaz tülbentli kıyafeti</strong> yüzünden hakir görülmesi; yeni bir tartışmayı başlattı.</div> <div>“<strong>Bu memlekette başörtüsü kamusal alanda serbest mi</strong>?” Laikliğin baskı unsuru olarak kullanıldığı uzun yıllar boyu, kamusal alanda; <strong>başörtüsü yasaktı</strong>.</div> <div><strong>AK Parti Hükümeti</strong>, <strong>2013</strong>’te bir <strong>kararname </strong>ile kamusal alanda başörtüsü yasağını kaldırdı. İleriki yıllarda ise yargı, emniyet ve silahlı kuvvetler gibi teknik kurumlarda da kadın personel için başörtüsü serbestliği getirildi.</div> <div>Fakat, son yaşanan olayda <strong>Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün</strong>’ün dile getirdiği haklı talebi, bir gerçeği dile getiriyor; “<strong>Bu ülkede kılık kıyafetin bir anayasal hak haline gelmesi gerekiyor</strong>, <strong>bir an önce sivil anayasaya geçilsin</strong>.”</div> <div>Günün sonunda anlaşılıyor ki tüm ilerlemeye rağmen <strong>Türkiye</strong>’nin acilen <strong>Anayasa değişikliğine</strong> ihtiyacı var. Darbe izi gün gibi anayasanın üzerinde duruyor. Silinmesi/resetlenmesi lazım.</div> <h4><strong>Temsili bir anayasa taslağı hazırlarsak</strong>;</h4> <div><strong>Madde 1 – İnsan Onuru</strong> Her birey, doğuştan eşit haklara sahiptir. İnsan onuru dokunulmaz ve korunur. Devlet, tüm yasalarını ve uygulamalarını insan onuruna saygı temelinde yürütür.</div> <div><strong>Madde 2 – Yaşam Hakkı ve Güvenlik</strong> Herkes yaşama, kişisel güvenliğe ve bedensel bütünlüğe sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşamından veya özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.</div> <div><strong>Madde 3 – Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı</strong> Hiç kimse; cinsiyet, etnik köken, dil, din, engellilik, yaş, cinsel yönelim veya diğer herhangi bir nedenle ayrımcılığa uğrayamaz. Devlet, eşitliği sağlamakla yükümlüdür.</div> <div><strong>Madde 4 – Özgürlükler</strong> Düşünce, ifade, vicdan, din ve inanç özgürlüğü sınırlama olmadan güvence altındadır. Her birey, kendini özgürce ifade edebilir ve eleştirebilir.</div> <div><strong>Madde 5 – Özel Hayatın ve Mahremiyetin Korunması</strong> Herkesin özel hayatına, aile yaşamına ve kişisel verilerine saygı gösterilir. Keyfi gözetim, dinleme ve kayıt yasaktır.</div> <div><strong>Madde 6 – Adil Yargılanma Hakkı</strong> Herkes, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkına sahiptir. Tutuklama ve ceza ancak yasalar çerçevesinde, haklı gerekçelerle yapılabilir.</div> <div><strong>Madde 7 – Sosyal ve Ekonomik Haklar</strong> Herkes eğitim, sağlık, barınma, iş ve sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, yaşam standardını yükseltmek için eşit erişim sağlar.</div> <div><strong>Madde 8 – Katılım ve Temsil Hakkı</strong> Herkes, siyasi süreçlere ve kamu kararlarına katılma hakkına sahiptir. Temsil hakkı, özgür seçimler ve şeffaf yönetimle güvence altındadır.</div> <div><strong>Madde 9 – Çevre ve Gelecek Nesillerin Hakları</strong> Doğal çevrenin korunması, sağlıklı bir yaşam hakkının parçasıdır. Devlet, gelecek nesillerin haklarını gözetmekle yükümlüdür.</div> <div><strong>Madde 10 – Hakların Korunması ve Denetim</strong> Herkes, hak ihlallerine karşı başvuruda bulunabilir. Devlet, bağımsız insan hakları kurumları ve etkin denetim mekanizmaları ile hakları güvence altına alır.</div> <div><strong>Ve bir de ‘BİZ’e dar gelen anayasanın değiştirilemez ve tartışılamaz ilk üç maddesi</strong>. <strong>Türkiye</strong>’nin bölgesel ve küresel düzlemde önünü tıkayan/ darlaştıran durum.</div> <div><strong>Selçuklu </strong>ve <strong>Osmanlı</strong> sayfası kapandı ama o muhteşem günlerin hikayesi tekrar sahneye alınacak. <strong>Öncelikle anayasa değişikliği elzem</strong>.</div> <div><strong>Ulus- devlet dili yetmiyor</strong>; <strong>dar geliyor</strong>.</div> <div><strong>Selam olsun Büyük Anadolu İmparatorluğuna</strong>... <strong>Selam olsun</strong>; <strong>Türk- Kürt</strong>, <strong>Türk-Balkan</strong>, <strong>Türk- Türkistan</strong>, <strong>Türk-Kafkas</strong>, <strong>Türk</strong>-<strong>Arap</strong>-<strong>Afrika</strong>, <strong>Türk</strong>-<strong>Doğu Akdeniz İttifakına</strong>: <strong>Türkiye bir çekim alan</strong>/ <strong>3. Kutup</strong>...</div> <div><strong>Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić</strong>’in <strong>Ankara ziyareti</strong>, sıradan bir diplomatik temas olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bu buluşma, <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Balkanlar</strong>’a verdiği önemin ve bölgede izlediği “<strong>aktif</strong> <strong>denge</strong>” politikasının yeni bir göstergesi niteliğinde.</div> <div><strong>Türkiye</strong> ile <strong>Balkanlar</strong> arasındaki bağlar, tarihsel olarak derin. Ancak bugün kurulan ilişkiler, nostaljik bir geçmiş vurgusundan çok daha fazlasına dayanıyor.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın “<strong>Balkanları asla ihmal etmedik</strong>” sözleri, aslında <strong>Ankara</strong>’nın bu coğrafyayı stratejik bir öncelik olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor.</div> <div>Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde <strong>Türkiye</strong>, <strong>Balkanlar</strong> üzerinden hem <strong>Avrupa</strong> ile bağlarını canlı tutmak hem de bölgesel etkisini güçlendirmek istiyor.</div> <div>İlişkilerin en somut ayağı ise <strong>ekonomi</strong>. <strong>Türkiye</strong> ile <strong>Sırbistan</strong> arasındaki ticaret hacmi <strong>3,5 milyar dolara </strong>ulaşmış durumda ve hedef <strong>5 milyar dolar</strong>. <strong>Türk </strong>şirketlerinin <strong>Sırbistan</strong>’daki yatırımları artarken, karşılıklı turizm ve altyapı projeleri de dikkat çekiyor. Ekonomik iş birliği yalnızca kazanç üretmiyor; aynı zamanda siyasi güveni de besliyor. Yatırım yapan ülke, masada daha güçlü ve kalıcı bir yer ediniyor.</div> <div>Ancak tablo sadece<strong> ticaretten </strong>ibaret değil. <strong>Savunma sanayii </strong>ve <strong>teknoloji </strong>alanındaki temaslar, iki ülkenin ilişkilerini daha stratejik bir zemine taşıyor. <strong>Türkiye</strong>, <strong>Balkanlar</strong>’da sadece yatırımcı değil; güvenlik alanında da söz sahibi bir aktör olmak istiyor. Bu da <strong>Ankara</strong>’nın dış politikada daha bağımsız ve çok yönlü bir çizgi izlediğini gösteriyor.</div> <div><strong>Sırbistan</strong> açısından bakıldığında ise <strong>Türkiye </strong>ile yakınlaşma, dış politikada manevra alanını genişletmenin bir yolu. <strong>Belgrad</strong>; <strong>Avrupa Birliği</strong>, <strong>Rusya</strong>, <strong>Çin </strong>ve <strong>Türkiye</strong> ile dengeli ilişkiler kurarak çok yönlü bir diplomasi yürütüyor. <strong>Ankara </strong>ile geliştirilen bağlar hem ekonomik çeşitlilik sağlıyor hem de bölgesel konularda alternatif bir diyalog kanalı açıyor.</div> <div>Elbette <strong>Balkanlar</strong> hassas bir coğrafya. <strong>Bosna-Hersek</strong> ve <strong>Kosova</strong>’nın istikrarı, <strong>Sancak</strong> <strong>bölgesi</strong> ve <strong>etnik dengeler</strong> gibi konular dikkatle yönetilmesi gereken başlıklar. <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Boşnak siyasetindeki </strong>etkisi, <strong>Sırbistan</strong>’ın ise kendi ulusal çıkarları doğrultusunda izlediği politika, zaman zaman ince bir diplomatik denge gerektiriyor. <strong>Ankara</strong> ile <strong>Belgrad</strong> arasındaki açık iletişim, bu hassasiyetlerin yönetilmesinde önemli rol oynayabilir.</div> <div>Sonuç olarak <strong>Vučić</strong>’in <strong>Ankara</strong> ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin ötesinde bir anlam taşıyor. Bu temas, <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Balkanlar</strong>’da artan rolünü; <strong>Sırbistan</strong>’ın ise çok yönlü diplomasi arayışını yansıtıyor. Ekonomi, güvenlik ve enerji başlıklarının iç içe geçtiği bu denklemde; <strong>Ankara </strong>ile <strong>Belgrad</strong> arasındaki her görüşme yalnızca ikili değil, bölgesel sonuçlar da doğurma potansiyeline sahip.</div> <div><strong>Balkanlar</strong>’da diplomasi, artık sadece geçmişin hatıralarıyla değil, geleceğin stratejik hesaplarıyla şekilleniyor.</div> <div>.</div> <div><strong>Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>