‘Her gün başka bir türkü’ mü, yoksa yeni bir dış politika dili mi?

‘Her gün başka bir türkü’ mü, yoksa yeni bir dış politika dili mi?

"Her gün başka bir türkü" mü, yoksa yeni bir dış politika dili mi?

Hakan Fidan hakkında kaleme alınan, Washington eski Büyükelçisi ve Dışişleri eski Sözcüsü, 28. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan imzasını taşıyan yazı; temelde iki iddia üzerine kurulu: Birincisi; Dışişleri Bakanı’nın fazla konuştuğu ve “dengeyi” bozduğu; ikincisi ise Türkiye’nin yüz yıllık Cumhuriyet birikimini geriye sarmaya dönük bir zihniyet taşıdığı. Bu eleştiriler, Türkiye’nin mevcut dış politika yönelimi ve güvenlik ortamı dikkate alındığında yeniden tartışılmayı hak ediyor.

Diplomasi “Sessizlik Sanatı” mıdır?

Geleneksel diplomasi anlayışı, dışişleri bakanlarının az konuşmasını, ölçülü ve teknik mesajlar vermesini salık verir. Ancak 21. yüzyıl diplomasisi artık yalnızca kapalı kapılar ardında yürümüyor. Kamu diplomasisi, stratejik iletişim ve çok katmanlı güvenlik ortamı, dış politika aktörlerini daha görünür olmaya zorluyor.

Türkiye, bugün aynı anda Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Somali-Etiyopya-Sudan, Karadeniz ve Kafkasya dosyalarını yöneten bir ülke. Ukrayna savaşı sürüyor, Gazze krizi bölgesel fay hatlarını derinleştiriyor; İran-ABD gerilimi inişli çıkışlı seyrediyor. Böyle bir konjonktürde dışişleri bakanının yalnızca teknik brifinglerle yetinmesi; Türkiye’nin tezlerini küresel kamuoyuna anlatmakta yetersiz kalabilir.

Fidan’ın uzun mülakatları, bu açıdan “serbest çağrışım” değil; güvenlik-merkezli yeni bir dış politika dilinin inşası olarak da okunabilir. Türkiye son on yılda dış politikayı klasik diplomasi sınırlarından çıkarıp savunma sanayii, istihbarat, enerji ve sınır ötesi operasyonlarla entegre bir güvenlik çerçevesine oturttu. Bu modelin sözcülüğü de doğal olarak daha kapsamlı anlatımlar gerektiriyor.

Nükleer tartışma: Tehdit algısı mı, politika beyanı mı?

Fidan’ın nükleer silah konusundaki sözleri, muhalefet tarafından “acemilik” olarak sunuluyor. Oysa burada kritik ayrım şudur: Türkiye’nin resmi bir nükleer silah programı ilan etmesi başka şeydir; küresel nükleer eşitsizlik düzenini sorgulaması başka şey.

Bugün nükleer silah sahibi ülkeler sistemi kilitlemiş durumda. İsrail’in fiili kapasitesi, İran’ın programı, Rusya’nın Ukrayna bağlamında nükleer retoriği ortadayken Türkiye’nin güvenlik mimarisini tartışması tabu olmamalı. Bu, otomatik olarak silahlanma iradesi anlamına gelmez; ancak güvenlik tehdit algısının değiştiğini gösterir.

İran ve İngiltere benzetmesi: Teorik bir çerçeve mi, meşrulaştırma mı?

İran’daki “velayet-i fakih” sistemi ile İngiltere’nin anayasal monarşisi arasında kurulan paralellik eleştiriliyor. Burada mesele, iki sistemi eşitlemek değil; tarihsel süreklilik ve meşruiyet kaynaklarının siyasal yapılardaki rolünü tartışmaktır. İngiltere’deki 1688 dönüşümü ile İran’daki devrim aynı kategoride değildir; fakat her iki örnekte de “devamlılık-değişim dengesi” kavramı siyasal literatürde tartışılan bir çerçevedir.

Bu tür teorik açılımlar yanlış bulunabilir; ancak bunları otomatik olarak “laiklik karşıtlığı” veya “Cumhuriyetle hesaplaşma” şeklinde okumak, tartışmayı ideolojik bir düzleme hapseder.

Irak ve Kürdistan meselesi…

Irak’ta PKK varlığı; Bağdat-Erbil-Tahran dengeleriyle iç içe geçmiş bir güvenlik dosyasıdır. Türkiye’nin Kandil’e yönelik söylemi yeni değildir. 2005’te federal yapıya kavuşan Irak Kürdistan Bölgesi’nin varlığı da Ankara tarafından fiilen kabul edilmiş durumdadır. Ancak bu kabul, PKK’nın alan hâkimiyetine göz yumulacağı anlamına gelmez. Dolayısı ile Kandil Dosyası tamamen kapatılacaktır.

Bağdat’ın Türkiye Büyükelçisi’ni çağırması, diplomatik gerilimdir; fakat bu tür çağrılar uluslararası ilişkilerde olağan araçlardır. Türkiye son yıllarda hem Bağdat’la hem Erbil’le enerji ve güvenlik dosyalarında eşzamanlı çalışabilen bir pozisyon geliştirmiştir.

ABD ve Trump meselesi…

Fidan’ın Donald Trump hakkında olumlu ifadeleri; Türkiye’nin ABD iç siyasetinde taraf olduğu anlamına gelmez. Ankara açısından temel mesele Beyaz Saray’daki isimden ziyade; ABD’nin bölgesel angajman biçimidir. Türkiye, Washington’la hem kriz yaşayan hem de NATO çerçevesinde işbirliği sürdüren bir ülke. Bu pragmatik çizgi yeni değil; Soğuk Savaş’tan beri böyle. Ki bu durum Avrupa Birliği ve ABD arasındaki ilişkiler için de geçerli. 

AB kapısı ve gerçekçilik…

Avrupa Birliği dosyasında Türkiye’nin önünde ciddi siyasi engeller var. Demokrasi ve hukuk devleti tartışmaları elbette önemlidir; fakat AB’nin genişleme yorgunluğu, iç siyasi krizleri ve stratejik öncelikleri de bu denklemin parçası. Türkiye’nin jeopolitik önemini pazarlık unsuru yapması realpolitik bir tercihtir. 

“Tarihin filmi geriye sarılmaz” mı?

Yazının en güçlü metaforu, “tarihin yüz yıllık bölümünün kesilip atılamayacağı” iddiası. Doğru; Cumhuriyet’in kurucu kodları silinemez. Ancak dış politika, sabit bir ideolojik mirasın tekrarı değil; değişen güç dengelerine uyum sağlama sanatıdır

Unutulmaması gereken bir diğer konu da Türkiye’nin geçmişinde sadece Yüz Yıllık bir tarih dilimi olmayıp; yüzlerce yıla dayanan bir birikimi ve Gönül Coğrafyası adı verilen bölgesel düzlemdeki komşuları/halklar ile ortak geçmişinin olması da dikkate değer bir husustur.

Bugün dünya, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin çözülme evresinde. Rusya-Ukrayna savaşı, Çin’in yükselişi, Orta Doğu’daki kırılganlıklar yeni bir güç dağılımı yaratıyor. Türkiye ada devleti değil; çok katmanlı krizlerin merkezinde bir kara ve deniz gücü. Bu coğrafyada “ihtiyat” kadar “inisiyatif” de gerekir.

Sonuç…

Eleştiri, demokrasinin gereğidir. Ancak dış politika tartışmasını kişisel hırslar ya da “Cumhuriyet’i geriye sarma” korkusu üzerinden yürütmek meseleyi basitleştirir.

Türkiye’nin bugün izlediği çizgi; güvenlik odaklı, çok yönlü ve zaman zaman sert retoriğe yaslanan bir dış politika. Bunun riskleri vardır. Fakat içinde bulunulan jeopolitik ortam da risklidir.

Asıl soru şudur: Türkiye değişen küresel dengelerde pasif, sessiz ve yalnızca reaksiyon veren bir aktör mü olacak; yoksa söylemi ve eylemiyle oyun kurucu olmayı mı deneyecek?

Tartışmayı bu eksende yapmak, “her gün başka bir türküpolemiğinden daha verimli olabilir

Nihayetinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan görevini diğer mevkidaşlarına göre bir hayli üst seviyeden yürütebilmekte ve olaylara karşı insani/vicdani bir duruş sergilemektedir. Güvenlik ve Dış Politikasını üstlenen Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı görevinin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a tevdi edilmesi Türkiye Ekseni için hayırlı olacaktır. 

Esenlik, selamet ve afiyette olmanız temennisiyle.

Not:

“Bir önceki yazımın; “Örnek anayasa taslağı kısmında, ‘kişiler cinsel yönelim tercihi nedeniyle ayrımcılığa uğrayamaz” kısmı yanlış anlaşılmaya yola açabilir düşüncesi ile bu ifadeyi düzeltmek istiyorum. Elbette farklı cinsel eğilim; kişinin kendi mahrem alanı ile ilgi olsa da kamuya yansıdığı zaman; eşitlik ilkesi geçerli olmayacaktır.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

https://t24.com.tr/yazarlar/namik-tan/dis-politikada-her-gun-baska-bir-turku-cigrilmaz,53815

https://www.youtube.com/watch?v=pCG1lqNfb_Y Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, CNN TÜRK'te Tarafsız Bölge'de soruları yanıtladı

https://www.dikgazete.com/etiket/?q=hakan+fidan

dikGAZETE Hakan Fidan Haberleri

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ