<h3><span><strong>Ankara’nın Yeni Ortadoğu Denklemi: Riyad ve Kahire ile yeniden yazılan jeopolitik</strong></span></h3> <div><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın <strong>Suudi Arabistan </strong>ve <strong>Mısır</strong>’ı kapsayan bölgesel turu, sıradan bir diplomatik ziyaretler dizisinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu ziyaret, <strong>Ankara</strong>’nın <strong>Ortadoğu</strong>’ya bakışında son yıllarda şekillenen daha derin, daha soğukkanlı ve daha stratejik bir dış politika çizgisinin somut yansıması olarak okunmalı.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, uzun süredir <strong>bölgenin kronik krizleriyle</strong> yalnızca tepki veren değil; <strong>yön veren bir aktör</strong> olma iddiasını güçlendiriyor. <strong>Riyad</strong> ve <strong>Kahire</strong> durakları da tam olarak bu iddianın sahaya yansıdığı adresler.</div> <div><strong>Gazze krizi</strong>, <strong>Suriye dosyası</strong> ve<strong> bölgesel güvenlik başlıkları</strong>; <strong>Riyad</strong>’da görüşülen başlıca konulardan. <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın, <strong>Türkiye</strong>’nin arabuluculuk rolüne vurgu yapması ve hassas dosyalarda yapıcı inisiyatif alma mesajı vermesi; <strong>Ankara</strong>’nın artık “<strong>kenardan izleyen</strong>” değil, <strong>masanın kurucu unsurlarından </strong>biri olma arzusunu yansıtıyor.</div> <div><strong>Mısır ziyareti</strong> ise belki de bu turun en kritik ayağıydı. <strong>2013 sonrası derin siyasi ayrışmalarla şekillenen Türk-Mısır ilişkileri</strong>, son birkaç yıldır kontrollü bir normalleşme sürecinden geçiyor. <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın <strong>Kahire ziyareti</strong>, bu sürecin artık geçici bir yumuşama değil; kalıcı bir işbirliği mimarisi hedeflediğini gösteriyor.</div> <div>Ekonomiden savunmaya, tarımdan sağlığa uzanan geniş bir yelpazede imzalanan mutabakatlar ve <strong>2028</strong>’e kadar <strong>15 milyar dolarlık</strong> ticaret hedefi; <strong>Ankara-Kahire hattında</strong> karşılıklı çıkar zemininde yeni bir dönemin başladığını teyit ediyor.</div> <div>Daha da önemlisi; <strong>Filistin meselesi </strong>başta olmak üzere bölgesel krizlere ilişkin ortak bir dil arayışı. <strong>Türkiye </strong>ile <strong>Mısır</strong>’ın bu alanda yakınlaşması,<strong> Doğu Akdeniz</strong>’den <strong>Gazze</strong>’ye uzanan geniş coğrafyada dengeleri etkileyebilecek bir potansiyel taşıyor.</div> <h3><span><strong>Ankara’nın büyük resmi: Kutuplaşma değil denge…</strong></span></h3> <div>Bu ziyaretler birlikte okunduğunda; <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Ortadoğu</strong>’da artık ideolojik kamplaşmalardan ziyade <strong>denge siyaseti</strong>ni takip ettiği görülüyor.</div> <div><strong>Gazze </strong>özelinde <strong>Türkiye</strong>’nin rolü, yalnızca sert söylemlerle sınırlı değil. Ateşkes çabaları, insani yardım mekanizmaları ve savaş sonrası yeniden inşa sürecine dair diplomatik koordinasyon, <strong>Ankara</strong>’yı sahada karşılığı olan bir<strong> aktör </strong>haline getiriyor.</div> <div>Ekonomik boyut ise bu diplomasinin taşıyıcı kolonu. Körfez sermayesiyle derinleşen ilişkiler ve<strong> Mısır </strong>üzerinden <strong>Afrika</strong>’ya açılan ticaret hatları; <strong>Türkiye</strong>’nin bölgesel etkisini yalnızca siyasi değil, yapısal bir zemine oturtuyor.</div> <h3><span><strong>Sonuç: Türkiye merkezli yeni bir bölgesel mimari…</strong></span></h3> <div><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın <strong>Riyad</strong> ve <strong>Kahire </strong>ziyareti, <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Ortadoğu politikasında </strong>bir “<strong>onarım</strong>” değil, bir <strong>yeniden inşa</strong> sürecine işaret ediyor. Bu süreç; eski kırılmaları onarmayı, yeni ortaklıklar kurmayı ve <strong>Türkiye</strong>’yi bölgesel krizlerin edilgen unsuru olmaktan çıkarıp, dengeleyici ve yönlendirici bir güç haline getirmeyi amaçlıyor.</div> <div>Bugün <strong>Ankara-Riyad-Kahire hattı </strong>resmi bir ittifak olmasa da <strong>Gazze</strong>’den <strong>Suriye</strong>’ye uzanan kriz coğrafyasında örtüşen çıkarlar ve artan koordinasyon dikkat çekiyor. Bu tablo, yalnızca <strong>Ortadoğu </strong>başkentlerinde değil; <strong>Tel Aviv</strong>’den<strong> Washington</strong>’a, <strong>Brüksel</strong>’den <strong>Moskova</strong>’ya kadar pek çok merkezde yakından izleniyor.</div> <div>Kısacası, bu ziyaretler <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>dış politikasında yeni bir fazın habercisi</strong>. <strong>Ankara</strong> artık <strong>krizlere tepki veren değil</strong>; <strong>bölgesel düzenin mimarisine talip bir aktör olarak sahnede</strong>. Bu iddianın ne ölçüde kalıcı olacağını ise atılan bu adımların sahada üreteceği sonuçlar belirleyecek.</div> <div>Gün gelir, <strong>Topkapı</strong>’dan <strong>Nübüvvet Sancağı</strong> açılır; <strong>ortalık şenlenir</strong>, <strong>gül kokar</strong>.</div> <div>.</div> <div><strong>Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com </strong></div> <div>https://www.dikgazete.com/haber/cumhurbaskani-erdogan-kaan-icin-suudi-arabistan-ile-ortak-yatirim-soz-konusu-985656.html</div> <div>https://www.dikgazete.com/haber/cumhurbaskani-erdogan-misir-ile-isbirliginin-bolgemizin-istikrarina-yaptigi-katkiya-hep-birlikte-sahit-oluyoruz-985590.html</div> <div><strong></strong></div>