<h3><span><strong>DÂRÜTTIBÂATİ’S-SULTÂNİYYE</strong></span></h3> <h3><span><strong>OSMANLI’DA İLK YAYIN EVİ</strong></span></h3> <div><strong>Osmanlı</strong> kültür hayatında yüzyıllar boyunca kitaplar, hattatların sabırlı ellerinde çoğaltıldı; her harf bir <strong>dua</strong>, her satır bir <strong>sabır</strong> işiydi. Ancak 18. yüzyılda bu köklü geleneğe yeni bir kapı açıldı. <strong>Katolik</strong> bir ailede doğan <strong>İbrâhim</strong> <strong>Müteferrika</strong>, <strong>1674</strong> yılında günümüzde <strong>Romanya</strong> sınırları içinde yer alan <strong>Kaloşvar’da</strong> dünyaya geldi. Aslen <strong>Macar</strong> soylusu olan <strong>Müteferrika</strong>, <strong>Protestanlığın</strong> bir kolu olan <strong>Üniteryen</strong> mezhebine mensuptu. <strong>Teslis</strong> inancını yani ‘<strong>Üçleme’yi</strong> reddederek, <strong>tevhidi</strong> savunduğu için baskı gördü ve <strong>Osmanlı’ya</strong> sığındı. O dönemde <strong>Osmanlı’nın</strong> baş rakibi <strong>Habsburg</strong> <strong>Hanedanı’nın</strong> işgali altında bulunan <strong>Macar</strong> topraklarında özgürlükçü bir akım olarak gelişen milliyetçilik, <strong>Müteferrika’nın</strong> <strong>Osmanlı’ya</strong> yönelişinde etkili oldu. <strong>İstanbul’a</strong> geldikten sonra <strong>İslamiyet’i</strong> kabul ederek ‘<strong>mühtedi’</strong> oldu ve sarayda <strong>müteferrikalık</strong> görevine başladı.</div> <div></div> <div>“<strong>Müteferrika</strong>” unvanı, <strong>Osmanlı</strong> sarayında padişah veya vezirlerin işlerini yürüten görevlilere verilen bir sıfattı. Çok dilli bir entelektüel olan <strong>Müteferrika</strong>, <strong>Osmanlı’nın</strong> yabancı devletlerle yürüttüğü diplomatik heyetlerde görev aldı. <strong>Avrupa’daki</strong> gelişmeleri yakından takip eden <strong>Müteferrika</strong>, <strong>Macaristan’da</strong> aldığı eğitim sayesinde <strong>matbaa</strong> teknikleri ve <strong>hat</strong> sanatına dair bilgi edinmişti. Bu birikim, <strong>Osmanlı</strong> topraklarında <strong>matbaa</strong> <strong>kurma</strong> hayalini besledi.</div> <div></div> <div>Bu hayal, <strong>Sultan III. Ahmed’in</strong> fermanı ve <strong>Şeyhülislâm</strong> <strong>Yenişehirli</strong> <strong>Abdullah</strong> <strong>Efendi’nin</strong> verdiği fetva ile <strong>1727</strong> yılının <strong>Temmuz</strong> başlarında gerçeğe dönüştü. <strong>Müteferrika</strong>, <strong>İstanbul’un</strong> <strong>Yavuz Sultan Selim</strong> semtindeki evinde matbaasını kurdu. İlk basılan eser, <strong>31 Ocak 1729’da</strong> (Gurre-i Receb 1141) yayımlanan <strong>Vankulu</strong> <strong>Lugatı</strong> oldu. Halk arasında “<strong>basmahâne</strong>” olarak anılan bu matbaa, resmî kayıtlarda <strong>Dârüttıbâati’s-Sultâniyye</strong> adıyla yer aldı.</div> <div><strong>Lale</strong> <strong>Devri’nin</strong> yenilikçi atmosferinde gelişen bu girişim, <strong>Yirmisekiz</strong> <strong>Mehmed</strong> <strong>Çelebi’nin</strong> <strong>Paris</strong> sefareti sırasında matbaayı tanıyan oğlu <strong>Said</strong> <strong>Efendi’nin</strong> katkılarıyla olgunlaştı. <strong>Nevşehirli</strong> <strong>Damat</strong> <strong>İbrahim</strong> <strong>Paşa’nın</strong> desteği ve <strong>Şeyhülislâm</strong> <strong>Abdullah</strong> <strong>Efendi’nin</strong> fetvasıyla <strong>16</strong> <strong>Aralık</strong> <strong>1727’de</strong> <strong>Osmanlı’da</strong> ilk <strong>Türkçe</strong> matbaa açıldı. Matbaanın makineleri ve <strong>Latin</strong> alfabesi kalıpları, yurt dışından temin edilirken, <strong>Arap</strong> harfleri için kullanılan kalıpların <strong>Müteferrika</strong> tarafından hazırlanmış olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca <strong>Yalova’da</strong> <strong>Kağıthane-i Yalakabad</strong> adıyla bir kâğıt fabrikası da kuruldu.</div> <div></div> <div><strong>1729’da</strong> basılan <strong>Vankulu</strong> <strong>Lugatı’nın</strong> ardından tarih, coğrafya ve sözlük alanlarında toplam <strong>17</strong> eser, <strong>22</strong> cilt halinde özenle yayımlandı. Bu eserler arasında <strong>Marmara</strong> <strong>Denizi’nin</strong> haritası, <strong>Katip</strong> <strong>Çelebi’nin</strong> ‘<strong>Cihannüma’sı</strong>, ‘<strong>Tarih-i Hind-i Garbi’</strong> ve ‘<strong>Tarih-i Naima’</strong> gibi önemli çalışmalar da yer aldı. <strong>Müteferrika</strong>, bastığı eserleri <strong>Latince</strong> kataloglarla <strong>Avrupa’ya</strong> da tanıtarak <strong>Osmanlı</strong> ilim dünyasını <strong>Batı’ya</strong> açtı.</div> <div><strong>Müteferrika</strong>, <strong>Sultan III. Ahmed’e</strong> sunduğu raporda matbaanın faydalarını şu sözlerle dile getirmiştir:</div> <div>“Birçok mühim kitabın teksiri, avam ve havas için faydalıdır. Kitapların okunaklı ve doğru olması talebeler için kolaylık sağlar. Kitapların ucuzlaması ve yayılması, ilmin geniş kitlelere ulaşmasına vesile olur. <strong>Avrupa’nın</strong> yanlış ve estetikten yoksun baskılarına karşı, <strong>Osmanlı’nın</strong> doğru ve güzel eserler basması gerekir.”</div> <div>Bu satırlar, onun matbaayı yalnızca teknik bir yenilik olarak değil, bilginin yaygınlaştırılması ve <strong>Osmanlı’nın</strong> kültürel üstünlüğünü koruması için bir araç olarak gördüğünü ortaya koyar.</div> <div></div> <div>Aydın kimliği, matbaacılıkla sınırlı olmayan <strong>Müteferrika</strong>, <strong>1731’de</strong> <strong>Sultan I. Mahmud’a</strong> sunduğu takrirde <strong>Hollanda’yı</strong> örnek göstererek demokrasiyi savunmuş, yönetimin akıl ile olması gerektiğini vurgulamıştır. Bilime ve coğrafyaya dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiş, <strong>Batı’nın</strong> geldiği noktayı göstererek <strong>reform</strong> çağrısı yapmıştır. <strong>Harita</strong> basımıyla uğraşmış, <strong>Risale-i İslâmiyye</strong> adlı eserini yayımlamış ve “<strong>Nizam-ı Cedid</strong>” kavramını ilk defa kullanmıştır.</div> <div>Her ne kadar dini eserlerin basımı yasaklanmış, hattatların işsiz kalma endişesi ve düşük okuryazarlık oranı, matbaanın etkisini sınırlamış olsa da <strong>Müteferrika’nın</strong> girişimi, <strong>Osmanlı</strong> modernleşmesinin en önemli adımlarından biri olarak kabul edilmiştir. Bugün onun bastığı kitaplar müzelerde sergilenmekte, <strong>Kapalıçarşı</strong> yakınındaki heykeli ve <strong>Yalova’daki</strong> <strong>Kâğıt</strong> <strong>Müzesi</strong> bu mirası yaşatmaktadır.</div> <div><strong>1745’te</strong> <strong>İstanbul’da</strong> vefat eden <strong>İbrâhim</strong> <strong>Müteferrika</strong>, <strong>Osmanlı’da</strong> bilginin ve kültürün yeni bir yolculuğunu başlatan kişi olarak tarihe geçti. Onun adı, harflerin kalemden preslere taşındığı, bilginin sınırlı ellerden halka yayıldığı bir çağın simgesidir.</div> <div><strong>Müteferrika’nın</strong> matbaası, yalnızca mürekkep ve kâğıdın buluştuğu bir mekân değildi; aynı zamanda düşüncenin zincirlerini kıran, ilmi çoğaltan ve geleceğe taşıyan bir köprüydü. Her basılan sayfa, <strong>Osmanlı’nın</strong> modernleşme yolunda atılmış bir adım; her cilt, bilginin halkla buluştuğu bir umut ışığıydı. Bugün onun mirası, tarihin raflarında değil, bilginin özgürce dolaştığı her yerde yaşamaya devam ediyor.</div> <div>.</div> <div><strong>Hülya Ayhan, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>