<h3><strong>NELER ÇEKER BU GÖNÜL SÖYLESEM ŞİKÂYET OLUR</strong></h3> <div><strong>“Kendilerine hakaret ettirip, şikâyet davaları ile para kazanmaya çalışanlar adliyeyi ve emniyeti bıktırdı.”</strong></div> <div>Son dönemde <strong>şikâyeti</strong> <strong>meslek</strong> haline getirenlerin arttığına dair bu haber, “İndependent Türkçe” sitesinde bu başlık ile yer alıyor. Haberdeki ilginç ayrıntılar kısaca şöyle:</div> <div>“Son yıllarda sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle hakaret davalarında gözle görülür bir artış var. Ancak bazı iddialara göre, aralarında kamuoyunun tanıdığı isimlerin de olduğu bazı kişiler, "hakaretleri" kendileri için bir ranta çevirmiş durumda. Kendilerine bilerek hakaret edilmesine yol açacak kışkırtıcı paylaşımlar yaptıkları ve sonrasında da bunlarla ilgili şikayet davaları açtırarak uzlaşma yolu ile karşı taraftan para aldıkları iddia ediliyor.”</div> <div>Haberde ayrıca bir yetkili, konunun en önemli tarafını işaret ediyor:</div> <div>“<strong>10 bin hakaret dosyası olan kişiler var. </strong><strong>Bu işi meslek haline getiren sosyal medya fenomenleri var.</strong><strong> </strong>Bilerek garip ve tahkir edici hareketler yapıp, sözler söyleyerek kendilerine hakaret ettirip sonrasında şikayetçi oluyorlar. <strong>Bu durum, çok ciddi bir kamu kaynağı israfı.”</strong></div> <div><strong>Şikâyet</strong> konusu başka açılardan da incelenmesi gereken önemli bir konu. Yazılarımda, <strong>utanmak</strong>, <strong>dürüstlük</strong>, <strong>yardımseverlik</strong>, <strong>saygı</strong>, <strong>ahde</strong> <strong>vefa</strong>, <strong>kanaat</strong> ve bunlar gibi daha <strong>birçok</strong> <strong>değerimizin</strong> yok olmaya yüz tuttuğuna sık sık değiniyorum. Bunlara <strong>şikâyet etmemek/ tahammül etmek</strong> konusunu da ekleyebiliriz.</div> <div>Çevremizde her şeyden <strong>şikâyet</strong> <strong>eden</strong>, hiçbir şeyden <strong>memnun</strong> <strong>olmayan</strong>, içinde olduğu şartların <strong>kıymetini</strong> bilmeyen, <strong>suçu</strong> hep başkalarına atan, <strong>kendisinde</strong> <strong>hata</strong> görmeyen, <strong>ülkesini</strong> beğenmeyen, <strong>milletini</strong> beğenmeyen, <strong>ailesini</strong> beğenmeyen, hiçbir şeyde <strong>iyi</strong> <strong>bir</strong> <strong>taraf</strong> bulamayan fakat bütün bu <strong>şikayetlerine</strong> rağmen <strong>bir şeyler daha iyi olsun</strong> diye bir çaba da göstermeyen insan sayısında artış var.</div> <div>Yukarıdaki haberi okuyunca eskiden <strong>istisnai</strong> <strong>durumlar</strong> dışında olur olmaz <strong>her</strong> <strong>şey</strong> <strong>için</strong> <strong>şikâyet</strong> etmenin <strong>yakışıksız</strong> bir davranış olarak görüldüğü aklıma geldi.</div> <div>Bundan <strong>30</strong>-<strong>40</strong> yıl öncesinden bahsediyorum…</div> <div>Çok daha eskilere gidersek bunun <strong>yakışıksız</strong> <strong>bir</strong> <strong>davranış</strong> olarak değil, direk <strong>edepsizlik </strong>olarak algılandığını görebiliriz. <strong>Halinden şikâyet etmeyi edepsizlik saymaya</strong> örnek olarak <strong>17</strong>. <strong>yüzyılın</strong> en önemli divan şairlerinden <strong>Şeyhülislam</strong> <strong>Yahya</strong> <strong>Efendinin</strong> şu mısrası geliyor aklıma:</div> <div><strong>“Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.”</strong></div> <div>Günümüz Türkçesinin, kısaltmalar, argolar, küfürler ve emojilerle maruz bırakıldığı <strong>kirlenmeyi</strong> düşünürsek nerede ise <strong>beş</strong> <strong>asır</strong> önce yazılmış bu mısradaki “<strong>Temiz</strong> <strong>Türkçe</strong>” dikkat çekiyor.</div> <div>Günümüzün yaşayan en önemli hikayecilerinden <strong>Mustafa</strong> <strong>Kutlu</strong>, bu mısra ile ilgili bir anekdotu şöyle anlatıyor:</div> <div>“Rivayete göre Yahya Kemal’in de bulunduğu bir mecliste, ki bu mecliste bulunanların çoğu belli bir şiir zevkine, birikimine sahiptir; Divan Edebiyatımızdan binlerce gazel, binlerce beyit ezberlemişlerdir, şöyle bir karara varılıyor:</div> <div>-Meclistekilere bir hafta izin. Bu zaman zarfında her fert edebiyatımızdan en güzel, en manalı, en derin, en ahenkli mısrayı seçip getirecekler. Böylece koca divan edebiyatımızın <strong>Şah Mısrası</strong> bulunacak.-</div> <div>Bir hafta sonra meclis toplanıyor ve bulunan mısralar okunuyor. Gariptir; meclisin çoğunluğu şu mısrayı tercih etmiş: “<strong>Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur</strong>”. </div> <div>Üstad Yahya Kemal dahi bu neticeye katılıyor. Serapa Türkçe, saflık ve sadelik ile adeta kristal hale gelmiş bir mısra. Doğrusu ben de bu mısraya vurgunum.”</div> <div>Not: <strong>Mustafa</strong> <strong>Kutlu</strong>, <strong>Şeyhülislam Yahya Efendi</strong> ile aynı dönemde yaşamış olan <strong>Aziz Mahmut Hüdai’</strong>nin <strong>“Günler gelip geçmekteler, Kuşlar gibi uçmaktalar”</strong> mısrasına da değiniyor.</div> <div><strong>Temiz</strong> <strong>Türkçesi</strong>, derinliği ve manası nedeniyle ona da hayranlığını ifade ediyor. Benim de vurgun olduğum bu mısraya yazılarımda sık sık yer verdiğimi hatırlayanlarınız olacaktır.</div> <div>Kültürümüzde ve inancımızda <strong>şikayet </strong>etmek doğru bir davranış olarak görülmez ve sakıncalı olduğu belirtilir. Çünkü biz inanırız ki; <strong>şikâyet,</strong> nimetleri azaltır. <strong>Şükretmek</strong> ise arttırır. Üstelik kula şikâyet, <strong>Gayretullaha</strong> dokunur.</div> <div>Bu nedenle <strong>Yusuf</strong> Suresinde, Hz. Yusuf’un <strong>“Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah’a arz ederim” </strong>dediği yer alır. Ayrıca <strong>hikmet</strong> <strong>ehli,</strong> bizi “sürekli şikâyet eden insanlardan uzak durmamız” konusunda uyarıyor.</div> <div><strong>İş</strong> <strong>dünyasına</strong> yönelik olarak da uzmanlar özellikle çalışma hayatında -<strong>dedikoduyu arttıran ve </strong>“<strong>sürekli” yakınan- </strong>bu insanlardan uzak durmakta fayda olduğunu belirtiyorlar. Bu insanlar genel olarak <strong>çözümün</strong> <strong>bir</strong> <strong>parçasını</strong> oluşturmaktan yana değildirler, bilakis <strong>sorunun</strong> bir parçasıdırlar. Üstelik sadece <strong>yakınmakla</strong> hiçbir sorun çözülemez.</div> <div>Konunun bir de <strong>toplumsal</strong> <strong>boyutu</strong> var.</div> <div>Asırlardır, <strong>bilimde</strong>, <strong>teknolojide</strong> ve <strong>sanatta</strong> dünyaya mal olmuş eserler üretmekte yetersiz kalan, <strong>ekonomisi</strong> dışa bağımlı olan, hiç gelişememiş ya da bizim gibi <strong>az</strong> <strong>gelişmiş</strong> toplumlarda tam tersine <strong>şikayet</strong> ve <strong>yakınma</strong> kültürü çok gelişmiştir. Bu durum <strong>Ekonomik</strong> büyümeyi de olumsuz etkilemektedir. Örneğin, <strong>Borsa İstanbul’da</strong> işlem gören ilk <strong>400 firmamızın</strong> toplam değeri bir <strong>Apple</strong> etmemektedir.</div> <div><strong>Tembelliklerine</strong> ilginç kılıflar bulmakta pek mahir olan bireyler için suçlu, <strong>kendisi</strong> <strong>gibi</strong> düşünmeyenlerdir, hep <strong>diğer</strong> insanlardır, idarecilerdir, yönetimlerdir.</div> <div>İdareciler ve yönetimler için ise suçlu hep <strong>başka</strong> ülkelerdir, batıdır, dış mihraklardır, emperyalizmdir ve sorun onların oynadığı oyunlar ve çevirdiği dolaplardır.</div> <div>Sonuçlarda bütün bu saptamaların da payı olduğunu kabul ediyorum… Fakat asıl payı, <strong>üzerine</strong> <strong>oyun</strong> <strong>oynanırken</strong> kendisi, <strong>üzerine</strong> <strong>düşeni</strong> <strong>yapmayanlar</strong> oluşturmaktadır.</div> <div><strong>Prof. Dr. Sinan Canan</strong> bir sohbetinde şikâyet etmenin sakıncasını farklı bir açıdan ele alıyor. “<strong>Şikayet eden cesaret edemez, çünkü şikayet bir zehirdir, içerseniz cesareti öldürürsünüz. Bu ikisi aynı bedende bulunamaz, şikayet gitmeden cesaret gelmez” </strong>diyerek, şikayet edenlerin <strong>cesaretlerinin</strong> de kırıldığını ve bunun harekete geçmelerine engel olduğunu belirtiyor.</div> <div>Genellikle başarısız insanların başarısızlıklarının temelinde bu anlayışın yattığı tespitinde bulunuyor.</div> <div>Yazımızın başında yer verdiğimiz haberdekiler gibi <strong>şikayeti</strong> <strong>meslek</strong> haline getirenlerin kazandıklarını zannederken aslında “<strong>kaybettiklerine</strong>” şüphe yok. Ayrıca her şeyden şikâyet ettiği için bir türlü <strong>cesaret</strong> <strong>etmeyi</strong> başaramayarak hem kendi hayatlarını heba eden, hem çevrelerine umutsuzluk saçanların topluma da zarar verdiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.</div> <div><strong>Sabır</strong> ve <strong>Tahammülün</strong> hiçbir şey yapmamak değil, <strong>zorluklara</strong> ve <strong>olumsuzluklara</strong> <strong>katlanmak</strong> ve <strong>pes</strong> <strong>etmeden</strong> mücadeleye devam etmek anlamına geldiğini belirtelim ve yazımızı <strong>Hz. Mevlana’nın</strong> konuyu çok güzel tamamlayan şu sözü ile bitirelim:</div> <div>“<strong>Şikâyetçi kötü huyludur. İyi huylu, şikâyet etmez tahammül eder.”</strong></div> <div>.</div> <div><strong>Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>