<div><strong>“EKRAN”</strong> maceramız “<strong>ilk</strong> <strong>sessiz</strong> <strong>film</strong>”in çekildiği <strong>1895</strong> yılında başlar. <strong>Amerika</strong>’da başlayan bu süreçte, bu <strong>sessiz filmler</strong> o kadar ilgi görür ki <strong>1927</strong> yılında çevrilen <strong>ilk sesli film,</strong> önce büyük bir tepki ile karşılanır.</div> <div><strong>Sesin filmlere hiç uygun olmadığını</strong><strong> düşünenler</strong> çoğunluktadır. Fakat çok geçmeden sesin <strong>sinemayı</strong> <strong>tamamlayan</strong> bir unsur olduğu genel kabul görür.</div> <div>İzleyici sayısı daha da artmış, <strong>Hollywood’u</strong> oluşturan büyük firmalar, büyük bütçeler ve büyük hasılatlar, konunun bir <strong>sektör</strong> haline gelmesine ve bu yolla tüm dünyaya yayılmasına neden olmuştur.</div> <div>Bu önce <strong>Amerikalıların,</strong> <strong>kültürlerini</strong> diğer ülkelere aktarmasına, sonrasında ise diğer ülkelerin <strong>zenginliklerini</strong> <strong>sömürüp</strong>, kendi ülkelerine aktarmalarına olanak sağlar.</div> <div>İnsanlardaki bu <strong>ekran</strong> <strong>tutkusu</strong> diğer zararlı ve tutkulu alışkanlıklardaki gibi bir <strong>bağımlılığa</strong> neden olmakla kalmaz, bu ekranlar, “<strong>Toplum mühendisliğinin çok kolay yapıldığı</strong>” bir mecraya dönüşür.</div> <div>Bu durumu daha da vahim hale getiren ise diğer bir <strong>EKRAN</strong>’ın; <strong>Televizyonun</strong> icadı olur.</div> <div><strong>1950’lerin</strong> başında nerede ise <strong>30</strong> yıldır her evde başköşede olan <strong>radyonun</strong> yerini çok daha heyecan verici olan <strong>Televizyon</strong> alır. Hatta o yıllarda televizyonların <strong>çok küçük ve siyah beyaz</strong> olmasından dolayı <strong>görüntü netliği</strong> sağlamak için evlerde <strong>ışıklar</strong> söndürülmektedir ve bunun <strong>esprisi</strong> bile yapılmaktadır:</div> <div><strong>“Eskiden kimin evde olduğunu ışıklarının açık olmasından anlayabilirdiniz; şimdi ise ışıklarının kapalı olmasından anlaşılıyor.”</strong></div> <div><strong>1981</strong> yılında <strong>IBM</strong> ilk kişisel bilgisayarı üretir.</div> <div><strong>BİLGİSAYAR EKRANI,</strong> bu tarihten itibaren çok büyük değişiklikler göstererek bu günkü <strong>akıllı telefonlara</strong> kadar ulaşır ve <strong>tüm zamanların en etkili EKRAN’ı</strong> ünvanını kazanır. Artık <strong>sinema</strong>, <strong>televizyon</strong> ve <strong>bilgisayar</strong> <strong>ekranları</strong> tek bir ekranda; ‘<strong>AKILLI TELEFON</strong>’da bir araya gelmektedir. Fakat bu da yetmeyecek ve insanlığın hizmetine bundan da iyisi sunulacaktır; <strong>İnsan ile ekranın</strong> <strong>tek vücut olduğu dünya</strong>: <strong>METAVERSE</strong></div> <div>İnsanlara <strong>hükmetmek</strong> ve onları <strong>ekran karşısında tutabilmek</strong> için <strong>hiçbir fedakarlıktan</strong> kaçınılmamış, bilimsel araştırma ve çalışmalara büyük paralar ve büyük emekler harcanmıştır ve harcanmaya devam edilmektedir.</div> <div>Çekilen <strong>film ve dizi sayısının</strong> haddi hesabı yoktur.</div> <div>Bu kadar <strong>bilimsel</strong> çabayı, emeği ve parayı nedense “<strong>dünyada bir tek aç insan kalmasın, iç-dış bütün savaşlar son bulsun, dünya sağlıklı bir gezegen olarak kalsın</strong>” diye kullanmak bir türlü mümkün olmamaktadır. </div> <div>İnsanların <strong>ahlaki ve insani</strong> değerlerindeki olumsuz değişimler <strong>EKRAN</strong> ile büyük bir ivme kazanır. “<strong>Tek gözlü</strong>” diye onun <strong>DECCAL</strong> olduğunu iddia edenler bile çıkar.</div> <div>Baskı rejimi ile <strong>robotlaşmış</strong> bir toplumu ve itfaiyecilerin yangın söndürmek yerine <strong>kitap</strong> <strong>yakmakla</strong> görevlendirildiği totaliter bir düzeni anlatan, “<strong>FAHRENHEİT 451”in</strong> yazarı <strong>RAY BRADBURY,</strong> öncesinde kendisine bu roman için ilham veren <strong>SON YAYA</strong> isimli bir öykü yazar.</div> <div>Televizyonun büyük bir heyecan oluşturduğu o yıllarda, evlerin ışıklarının televizyon ekranını daha net görmek için söndürüldüğü dönemi hicveden <strong>distopik</strong> bir öyküdür bu.</div> <div>O zamanki sosyal yaranın gelecekte ulaşacağı boyutları kurgulayan bu öykü, bir <strong>uyarı</strong> niteliğindedir ve yazıldığı tarihten tam yüz yıl sonra, <strong>2052</strong> yılında geçmektedir.</div> <div><strong>Öykü</strong>, <strong>Leonard Mead</strong> adında bir adamın gece çıktığı yürüyüşte başına gelen bir olay üzerine kurgulanmıştır. </div> <div>Sisli bir sonbahar gecesinde herkes evlerinde, bir <strong>ekranın karşısında</strong> iken, kahramanımız evinin yakınındaki bir caddede beton yığınlarının arasından bile olsa <strong>ay</strong> ve <strong>yıldızları</strong> görerek <strong>yürümeyi</strong> alışkanlık haline getirmiştir.</div> <div>Yürüyüşlerini gece yarısından önce bitirmektedir. Fakat genelde <strong>yalnızdır</strong> ve ondan başka yürüyen bulunmamaktadır. </div> <div>Evlerin yanından geçerken <strong>ekranların</strong> <strong>ışığı</strong> ile oluşan insan gölgelerini <strong>hayaletlere</strong>, evleri ise <strong>mezarlara</strong> benzetir. </div> <div>Adeta bir <strong>mezarlıktan </strong>geçmektedir. </div> <div>O gece bir <strong>polis</strong> aracı yanında durur. </div> <div><strong>İnsansız</strong> bir polis aracıdır bu. </div> <div>3 milyonluk şehre <strong>birkaç</strong> <strong>polis</strong> <strong>aracı</strong> yetmektedir. </div> <div><strong>Suç</strong> oranı çok azalmıştır. </div> <div>Polis aracı, kahramanımıza <strong>neden</strong> <strong>yürüdüğünü</strong>, buna neden gerek duyduğunu, evinde <strong>görüntülü bir ekran olup olmadığını</strong> sorar. </div> <div>Mesleğini sorduğunda “<strong>yazarlık</strong>” diye cevap verince polis aracı, onu kayıtlara “<strong>mesleği</strong> <strong>yok</strong>” olarak geçer. </div> <div>Zaten artık <strong>dergi</strong> ve <strong>gazete</strong> ya da <strong>kitap</strong> <strong>okuyan</strong> kalmamıştır.</div> <div><strong>Polis</strong> aracı, kahramanımızın diğer sorulara verdiği cevapları da yeterli bulmaz. </div> <div>Özellikle <strong>yürüme</strong> <strong>sebeplerini</strong> ve görüntülü bir ekranının olmamasını <strong>olumsuz</strong> olarak değerlendirir. </div> <div>Hatta <strong>eskiye özlem duyan biri</strong> olduğu tespitinde bulunur ve ondan araca binmesini ister. </div> <div>Böyle bir durumda onu “<strong>Geçmişe Özlem Eğilimleri Üzerine Psikiyatrik Araştırma Merkezi”ne</strong> götürmesi gerektiğini söyler.</div> <div>İtiraz etmesi durumunda <strong>vurmak</strong> zorunda kalacağını söyleyerek tehdit etmesi üzerine kahramanımız, denileni yapar.</div> <div>Günümüz yazarlarından <strong>NEİL GAİMAN</strong>’a göre, <strong>RAY BRADBURY</strong>’nin henüz <strong>1952</strong> yılında iken, <strong>2052</strong> yılına doğru “<strong>Ekran Çağı</strong>”nın geleceğini, <strong>okumayı</strong> sona erdirebileceğini, <strong>kitap</strong>, <strong>dergi</strong> ve <strong>gazetelerin</strong> <strong>satılamaz</strong> hale geleceğini ve hatta olanların da <strong>toplanıp</strong> <strong>yakılacağını</strong>, ekrana fazla zaman ayırmayanların ve geçmişe özlem duyanların <strong>sakıncalı</strong> addedileceğini öngörmesinde ona şöyle bir cümle ilham sağlıyor<strong>: Bu böyle sürerse…</strong></div> <div>Çünkü <strong>Bradbury</strong><strong>, “</strong>Bu böyle sürerse… artık kimse yürümeyecek” diye düşünür ve “<strong>Son</strong> <strong>Yaya</strong>” öyküsünü yazar. Artık kimse <strong>kitap</strong> <strong>okumayacak</strong> diye düşünür ve “<strong>Fahrenheit 451”</strong> romanına başlar.</div> <div>“<strong>Bu böyle sürerse…”</strong> ifadesinin, <strong>geleceğin</strong> <strong>nasıl</strong> <strong>şekilleneceğine</strong> yönelik en iyi tahminleri yapmak için de çok verimli bir ifade olduğunu söylüyor <strong>Neil Gaiman</strong> ve kendisi de bu ifadeyi kullanarak insanı ürküten şöyle bir tahminde bulunuyor:</div> <div><strong>- Bu böyle sürerse, dünyanın her yerinde metin iletileri ile veya bilgisayarlarla iletişim kurulacak ve iki insanın birbiri ile doğrudan makine-ekran kullanmadan konuşması yasaklanacak.</strong></div> <div>Birkaç farklı konuda aynı ifade ile başlayan cümleler kurmam gerekirse, <strong>affınıza sığınarak</strong> espri ile karışık şunları söyleyebilirim:</div> <div><strong>- METAVERSE’te tuvalete de gidebileceğiz. EKRAN karşısından ayrılmamıza gerek kalmayacak. Oturduğumuz koltuklar klozet vazifesi de görecek.</strong></div> <div><strong>- Bu böyle sürerse, kadın ve erkek ayrımı ortadan tamamen kalkacak.</strong></div> <div><strong>- Bu böyle sürerse, “giyinmek” tarihe karışacak. </strong></div> <div><strong>- Bu böyle sürerse, Z kuşağından sonra “tanımlanamayacak” bir kuşak gelecek. Küçüklerini sevmek, büyüklerini saymak bile “Cahillik” sayılacak. </strong></div> <div>Şimdi sıra sizde!..</div> <div>Bir cümle de sizden alalım…</div> <div>Ne dersiniz; ya bu böyle sürerse?</div> <div>.</div> <div><strong>Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>