- 16-08-2026 20:04
- 204
Ülkü Menşure Solak yazdı;
Özgürlük tiyatrosu sahnede!
Siz de görüyorsunuz, son zamanlarda Kuzey Kafkasya’nın Türkiye diasporasında büyük bir hareketlilik var. Haberlerin, olayların hızına, akışına yetişilmiyor. Bir bakıyorsunuz heyetler Çeçenistan’a yolculanmış, bir bakıyorsunuz Şeyh Şamil büstü açılmış, peşinden videolar geliyor, karşılıklı açıklamalar, açıklamalara yanıtlar ve yanıtlara yanıtlar.
Kabul etmek gerekir; Türkiye Dağıstan ve Çeçen diasporaları yüz yılı aşkın süredir müstakil bir varlık göstermiyorlardı. Bu durum bütüncül bir yapıdaki Kuzey Kafkas Derneklerinin içinde olmalarından ya da buna ihtiyaç duymamalarından olabilir. Çeçen diasporası 1994 Çeçenistan’ın işgali sırasında başlayan üçüncü göç dalgasıyla gelen mültecilerin de etkisiyle müstakil dernekleşmeye başladıysa da bu yapıların bilindik Adiğe- Abhaz veya Kafkas derneklerine benzemedikleri açıktır. Son savaşın ve Federasyon’daki insan hakları ihlallerinin neden olduğu “insani yaşam hakkı olarak göç”ün oluşturduğu yeni İnguş, Dağıstan ve Çeçenistan diasporalarının kendi içlerinde elbette bir dayanışması var, fakat 160 yıl önce Anadolu’ya gelmiş, yerleşmiş, kök salmış ilk diaspora gibi değil. Sürekli iyi ilişkilerden bahsediyoruz. İyi ilişkiler, ilk etapta diaspora içerisinde olmalıdır. Bütün evlatlarını savaşta yitirmiş ve kendi de canını kurtarmak zorunda kalmış bir babanın, yetim bir çocuğun kalbinin burkulduğu yerde, öncelikli hatır kimin hatrıdır? Yetimin gözyaşı üzerine hangi saadet kurulabilir? En çok otuz yıl önce vatanından ayrılmak zorunda kalmış yüzlerce aile hala desteğe ihtiyaç duyarken, milli birliğin ilk adımı ne olmalıdır? Onları yok saymak, fikirlerini, duygularını görmezden gelmek, onların gözyaşı kurumadan refah ve birlik hayal etmek mümkün olamaz. Biz insansak, biz Kafkasyalıysak tabii. Yoksa zamanenin bencil insanları için bunlar yapılabilir şeyler. “Biz öyle değiliz” demek istiyorum. Değiliz, değil mi?!

Her zaman Kuzey Kafkasya diasporalarının aynı kaderle birbirine bağlı kardeş çocukları olduğuna inananlardan biri olarak, sağlıklı bir biçimde yaygınlaşmanın ve dayanışmanın önemini biliyorum. Bu yazıyı da bu sebeple kaleme aldım. Elbette anavatanla bağlantılar da çok önemli ve gereklidir. Fakat kurulan bu bağların tarihsel gerçekliğe uygun ve bir o kadar da faydalı olması gerekir. Sağlıksız ve gerçeği çarpıtan bağlar hayalidir, kısa ömürlüdür.
Her şey bu kadarla kalmıyor elbette. Kimilerinin tarihi çarpıtması ve propaganda içeren yalanları yayması da kendiliğinden gelişmiyor. Çok iyi Çerkesce ve Türkçe konuşan Kadirovistlerin peydah olması, teslimiyeti, halihazırda süregelen adam kaçırma, işkenceyle öldürme, zorla kaybetme gibi insan hakları ihlallerini tamamen görmezden gelerek “millileşme, refah ve gelişmişlik” olarak adlandıranların olaylara kör ve tek taraflı bakışı, asıl meselenin kültürün ve halkın yaşaması olmadığını anlamamız için yeterli kanıt değil mi? Üstelik bir Çerkesin, Kadirovla işi ne olabilir yani? Neden Kadirov güzelleyebilir? Çerkes topraklarını O yönetmiyor ki. Çerkeslerin O’nu sevmesi de gerekmiyor. Bu soruların cevaplarını size bırakıyorum.
Kişileri aşıp, kuşbakışı bakmak gerektiğinde gördüğümüz manzara ise çok açıktır; işgal edilen Çeçenistan’ın Ukrayna’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde bulunan diasporası Rusya ile savaşıyor. Ve bu diasporanın önemli isimleri sık sık “Çeçenistan’ın kurtuluşu”ndan bahsediyorlar. Avrupa’daki muhalif Kuzey Kafkasya diasporası ciddi diplomatik faaliyetler yürütüyor. Bütün bunların Kuzey Kafkasya’da bir karşılığı var. Anlaşılan o ki, durum bizim görebildiğimizden çok daha hararetli. Herhangi bir çatışma, savaş ihtimaline karşı, Türkiye diasporalarının bağımsızlık yanlısı, muhalif kanadının, Rus yönetimine sempati duyan figürlerle yer değiştirmesi, “onur candan önce gelir” atasözüyle ruh bulan Çerkeslik bilincinin, bağımsızlığın ve direnişin sembolü olarak bayraklaşan Şeyh Şamil’in toptan yeniden öykülenmesi gerekiyor ki, bağımsızlık fikri terör olarak görülsün. Bütün bu olanları, yakın bir çatışmaya karşı desteği kırma operasyonu olarak görüyorum. Aynı zamanda bu, Türkiye içindeki Rusya varlığını artırma çabası gibi geliyor bana ve elbette Türkiye’de Türkiye’nin kendisinden başka hiçbir devletin kamusal baskı gücünün inşa edilmeye çalışılmasından hoşlanmam.
Gerçek şu ki bundan önceki savaşlarda da kamuoyunun desteğinin tamamını Kuzey Kafkasyalılar oluşturmadı ve tüm propagandalara rağmen de üzeri örtülemeyecek gerçekler var. Toplu mezarlar, yakılan köyler, binlerce ölü hiçbir gerekçeyle haklı çıkarılamaz. “Binlerce insan katledilip gömüldü ama bakın muhteşem binalar yükseliyor” denemez.
Hiçbir zaman savaş yanlısı biri olmadım. Kuzey Kafkasya’nın herhangi bir yerinde de asla bir savaşı dilemem. Diasporaların yüzünü Kremlin destekli rejimlere çevirmeye çalışan sözde Kuzey Kafkasyalılar da eğer gerçekten Çeçen, Çerkes, Abhazsa, Dağıstanlıysa, unutmamaları gereken en önemli şey, huzurun faili meçhullere, baskılara ve tabiyete bağlı olmadan gerçekleşmesi gerektiğidir. Oturacağımız her masada konuşmamız gereken ilk mesele budur. Propagandasını yapmamız, savunmamız gereken ilk şey, halklarımızın yaşam hakkıdır ki, her an baskı altındaysan, yaşadığın yerin saray olması bir anlam ifade etmez. Ve bir başka gerçek de şu; sosyal medyada bir cümle, milyon defa yazılsa da gerçek hayatta olan, yazılara bağımlı değildir ve yazılarla sağlanmadığı gibi yazılarla, videolarla engellenemez. Hakikatten yana olanlar, mutlaka kazanacak olanlardır. Bu yüzden önce insan hakları ihlalleri ve temel yaşam hakkının korunması ile ilgili temel ihtiyacı kabul edin. Yüzlerce mültecinin varlığını ve ihtiyaçlarını kabul edin. Bu problemlerin çözümünde haktan taraf olun. Sonra istediğiniz, hepimizin istediği yakınlık kendiliğinden gelecektir.
.
Ülkü Menşure Solak, dikGAZETE.com