USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Gücü merhametle ve tevazu ile yoğurmak

Gücü merhametle ve tevazu ile yoğurmak
25-04-2022

Kendine özgü olağanüstü bir taşlama ve mizah anlayışı olan, ünlü İtalyan yazar DİNO BUZZATİ’nin ülkemizde COLOMBRE ismi ile yayınlanan bir kitabı var. 1958 yılında yazılan bu kitabın tamamı gerçeküstü öykülerden oluşuyor. Çok değerli tespitler içeren, etkileyici ve alaycı bir üslup ile yazılmış bu öykülerin hepsi çok ilginç ve sıra dışı. İçlerinde benim en çok sevdiğim öykü: “1980 Dersi”.

Bu hikayedeki olaylar, yazıldığı 1958 yılı için bir gelecek kurgusu. Bugün için ise geçmiş bir tarih. Fakat çok ilginçtir ki, tam da içinde bulunduğumuz günleri anlatıyor. Çünkü Ukrayna - Rusya savaşı bu öyküyü daha da anlamlı kılıyor.

Öykü; Komünist Blok ile Batı Bloku arasında Ay üzerindeki bir kraterin sahiplenilmesine yönelik çekişme ile zirveye ulaşan soğuk savaşta, nükleer silah kullanımı tehditlerinin dünyayı felakete sürüklemek üzere olduğu günlerde geçiyor. Bu uzun hikâye özetle şöyle:

31 Aralık 1979 Salı tam gece yarısında Sovyetler Birliği Başkanı, verdiği davette yeni yılı kutlarken herkesin şaşkın bakışları arasında yere yığılır. Bu ölüm, diğer süper güç olan Amerika’nın derin bir soluk almasını sağlar, fakat aynı şey 7 Ocak Salı gece yarısında bu kez Amerika başkanının başına gelir. Bunu kimileri “gizli bir örgüt işi”, kimileri “uzaylıların müdahalesi”, kimileri “Tanrının Adaleti” olarak yorumlar.

14 Ocak’ta ABD başkanının yerine geçen kişi de tam gece yarısında ölünce, sıranın kendisinde olduğunu hisseden Çin’in ateist lideri, “bunu ilahi güçlere bırakamam” diyerek 21 Ocak sabahı intihar eder.

Sadece siyasettekiler değil başta dünyanın en zenginleri listesinin ilk sıralarındakiler olmak üzere, gücün doruklarında zehirlenme yaşayan bütün çok güçlü kişiler, her hafta aynı gün aynı saatte birer birer ölmeye başlar.

Birkaç ay sonra, ortada ne bir hükümet başkanı ne bir diktatör ne büyük parti önderi ne de bir endüstri devi kalır. Hepsi sıranın kendilerine geleceğinden korkarak istifa ederler; yönetimleri, kurullar üstlenir ve kimse kimseden daha üstün olmamak için özen gösterir.

Dünyanın en varlıklı insanları da biriktirmiş oldukları müthiş servetlerini, büyük hayır kuruluşlarına, toplumsal ve sanatsal etkinliklere bağışlar.

Salı geceleri, tam on iki de gerçekleşen ölümler Ekim ayında sona erer. Yeryüzündeki gidişatı düzeltmek için kırk kadar kalp krizi yeterli olmuştur.

Gerçeküstü bir kurgu olmasına rağmen günümüz gerçekleri ile çok örtüşen bu öykü, güç zehirlenmesinin hem kişilere hem çevrelerine hem tüm insanlığa verdiği zararı çok güzel ifade ediyor.

Gerçekten de insanlık tarihinde, kendisini ilah gibi gören ve halka zulmeden krallara, firavunlara, imparatorlara, diktatörlere çok rastlanmıştır. Böyle bir konu açılınca aklıma Büyük İskender’in sözleri geliyor:

Kendisi henüz 25 yaşındayken dünya üzerindeki toprakların çoğunu fethetmiştir. Bir yerde “Dileyin benden ne dilerseniz çünkü ben her şeye gücü yeten tek hükümdarım diye böbürlenir.

Bunu söylediği kişiler, ondan ölümsüzlük isteyince yapamayacağını söylemek zorunda kalır. Çok ilginçtir ki tarihe “Büyük İskender” olarak geçen bu insanın ömrü sadece 30 yıl sürer.

Güç zehirlenmesi örnekleri, insanlar yaşadıkça farklı kişiler unvanlar ve topluluklarla devam etmiştir. Bunun tersi örnekler de çoktur elbette.

Tarih zaten iyilerle kötülerin mücadelesinden ibarettir. Elde ettiği güçten zehirlenmeyen nadir insanlar sayesinde iyilik ve insanlık bu günlere kadar ayakta kalabilmiştir.

Güç zehirlenmesinin farklı tezahürleri, farklı türleri var.

Her kademeden yöneticinin, yetkilinin ve makam-mevki-para sahibinin karşılaşabileceği bu durum, ailede de söz konusu olabilir, kişisel ilişkilerde de, küçük işletmeler de de…

İşletmelerde ve kamu kurumlarında hak etmediği makamlara gelenler için çok daha çabuk etkisini gösteren bu zehir, yetki gücünün yanlış kullanılmasına ve başarısız sonuçlara neden olmaktadır.

Kişisel ilişkilerde de güçlü olanın zayıfı ezdiği durumlarla çok karşılaşıyoruz.

Fiziksel gücünü, üstünlük olarak gören ve bu gücünü eşi veya sevgilisi ya da çocukları üzerinde kullananlar, son dönemlerde haber programlarının yarısını işgal etmiş durumda.

Peki zehirlenmemek için ne yapabiliriz?

Öncelikle bu konuda mutlaka önlem almamız gerektiğini kabul edelim.

Hepimize, bizi kibirli yapan, hız, hırs ve haz üçgeninde bir hayat tarzı dayatılıyor.

Çoktan zehirlenmiş olabiliriz veya zehirlenme riskimiz çok fazla.

Etrafımız dev aynaları ile sarılmış durumda. Ve biz, kendimizi sadece dev aynasında görüyoruz. Gerçek durumumuzu gösterecek aynalara, dostlara, bilgelere ihtiyacımız var.

Osmanlı İmparatorluğunda, padişahın tahta çıkışında ve her Cuma namazından sonra, öğrenci gençler, alimler ve halk tarafından “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var” nidaları ile uyarılması, onun güç zehirlenmesine yakalanmaması içindi.

Batılıların Muhteşem Süleyman dedikleri Kanuni Sultan Süleyman’ın taraf olduğu bir davada kendisi aleyhine karar veren kadıyı tebrik etmesi, “Mevkiler önce Allah’a sonra devlete karşı sorumluluktur” ve “Kibir ve gurur şeytanın hayvanlarıdır. Siz onlara hükmedemezseniz onlar size hükmeder” sözleri ünlüdür.

Hz. Ömer’in şahsi geliri ile bir adam tutup kendisine her gün “Ölüm de var ya Ömer, hesap var, mahşer var” şeklinde hatırlatma yapmasını istemesi de “gerçek dostlarım bana hatalarımı hediye edenlerdir” demesi de güç zehirlenmesinden korunmak içindi.

Dolayısıyla, bize geri bildirim verecek, hatalarımızı söyleyebilecek, her dediğimizi ve her yaptığımızı onaylamayacak, sadece iltifat etmeyip, gerektiğinde eleştirecek, bizim her fikrimize katılmayıp, farklı fikirler üretebilecek dostlar ve veya ekip arkadaşları edinmeli ve biz de onlar için böyle bir dost olmaya özen göstermeliyiz.

Kişisel farkındalığımızı arttıracak aktiviteler de çok önemli.

Arada yavaşlamak, hızı, hazzı ve hırsı dengelemek, doğayla yakınlaşmak, gökyüzüne daha çok bakmak, daha çok yürüyüş yapmak, rutinin dışına çıkmak, farklı hobiler edinmek, bol kitap okumak, ihtiyaç sahiplerini, huzur evlerini, çocuk yuvalarını ziyaret etmek, hastane ve mezarlık ziyaretleri yapmak, kendimizi dev aynasında görmekten biraz olsun uzaklaştırabilir.

Güçlü olmakta bir sorun yok aslında. Hatta bilakis güçlü olmalıyız. Fakat mutlaka yapmamız gereken şey, bu gücü merhametle, tevazu ve sağduyu ile yoğurmak olmalı.

.

Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Hüseyin Paslı
Hüseyin Paslı 5 ay önce
Yine çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık. Yazınızdan heybeme yine çok önemli çıkarımlar koydum.
Allah hepimize,hayat denen bu yolculuğumuzda her yaptığımızı onaylamayarak doğru geri bildirimler veren dostlar nasip etsin.
Selda Erkan
Selda Erkan 5 ay önce
Öncelikle kaleminize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Çok hassas bir konuyu ele almışsınız. Keşke şimdi de Osmanlıdaki padişahlar kadar hassas davranan bilse herkes.. insanların kusurlarını söylemek o kadar da kolay değil. Çoğu insan bunu kabul etmiyor. Hatta ukalalık olarak görülüyor.tekrardan teşekkürler Hüseyin bey
Nurullah Şahin
Nurullah Şahin 5 ay önce
Merhabalar ; öncelikle emeniğiniz için elinize sağlık. Değişen yüzyılda insanlık hayatın kolaylık ve bolluğu karşısında bereket ve karşısındakini düşünme duygusundan malesef yoksun kaldı. Ve bu süreç gelişen nesli de sadece kendinden başkasını düşünmeyen dünya sanki kendi etrafında döndüğünü düşünen bir kuşağa gebe kalacak. Alın teri ve emek olmadan elde edilen her güç öncelikle çevresine sonra da kendine zarar verecektir. İnsanlık empati dediğimiz şeyden gittikçe uzaklaşmaktadır. Nasıl ülkemizde sığınan gerçek sığınmacılar ayırmadan topyekun gitsinler ölüceklerse de gitsinler diyecek noktaya gelindiyse. Bunda basın, içiboşluk, ego, bereketsizlik gibi nedenler de bunu tetikliyor. Nasıl başak ve meyve ağaçları verimli olduklarında başları aşağı eğiliyorsa bunda verilen mesaj tevazu ve bilgelik bunu gerektirir. Diğer yazılarınızı merakla bekliyoruz. Selamlar.
Süleyman kocapınar
Süleyman kocapınar 5 ay önce
Değerli bir yazı olmuş hüseyin bey tebrik ederim.
Diğer bir dost
Diğer bir dost 5 ay önce
Kendini üstün görmenin insanın içindeki bir dürtü belki de bir istek olduğu kanaatindeyim. Ne kadar bizi hayvanlardan ayıran bir "akıl"a sahip olsak da maalesef aklımız kontrolü sağlayamadığı sürece bazı hayvansal dürtülerimize sahip cikamiyoruz. Vahşi doğada hayvanların verdiği hayat mücadelesinde gösterdikleri üstün olma isteğini bizim de gösterdiğimizi düşünüyorum. Üstün olmak, üstün hissetmek bizim için tatmin edici bir duygu. Bu nedenle bu üstünlük hissine kendimizi kaptırmamak ve güç zehirlenmesi yaşamamak adına bize bahşedilen aklımızı tamamiyle kullanmalıyız. Her zamanki gibi faydalı ve güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.
Bir Dost
Bir Dost 5 ay önce
Guzel yazı olmus. Yuregine, kalemine saglik dostum. Yuce Mevlam tum insanlari kibirden korusun.
Mesut İsen
Mesut İsen 5 ay önce
Müdürüm çok güzel bir yazı olmuş yüreğinize sağlık
Nigar Özel
Nigar Özel 5 ay önce
Hayattan anladığım bişey varsa tevazu insana en çok yakışan kibirse en çok sırıtan haslet bu ikisi arasındaki dengeyi kurbailen bir hayat yaşamaya çalışmalı kişi yine hayat dair çarpıcı bir yazı tebrikler
Fikret GÜNEŞ
Fikret GÜNEŞ 5 ay önce
Tevazu her kapıyı açan sihirli sözcük
Fikret GÜNEŞ
Fikret GÜNEŞ 5 ay önce
Kaleminize sağlık teşekkürler
Feridun
Feridun 5 ay önce
Hüseyin Bey, her zamanki gibi çok değerli katkılarınız için teşekkür ederiz. Evet kesinlikle güçlü olmalıyız, yaşadığımız her ana değer katmalıyız. Tabiki İslam için, güzel ülkemiz ve dünyamız için gücümüzü hayırlı bir şekilde kullanmalıyız...
Mehmet Zeki AKTAŞ
Mehmet Zeki AKTAŞ 5 ay önce
Hocam güzel yazı. Emeğine sağlık şu kısa Ömürü savaşa bulaşmadan bitirme dileği ile yeni yazılarınızı bekliyorum
Rahmi
Rahmi 5 ay önce
İnsan aciz ve sosyal bir varlıktır. Başarı ya da güç için sadece çalışmak, çabalamak yetmez. Başkalarının desteğine de ihtiyaç vardır. Ne zaman ki insan "ben, ille de ben, yalnız ben" derse acziyetini unutup nefsine yenilir ve güç zehirlenmesi yaşar. Bu tip insanlar sürekli gerilim içindedir ve huzursuzdur. Ne kadar biz o kadar huzur.
Selma Köroğlu
Selma Köroğlu 5 ay önce
Üstünlük Allah’a mahsustur kibir ve gurur şeytanın hayvanlarıdır Kanuni Sultan Süleyman bile gurur ve kibirlenmemek için bazı geceler mezarın içinde sabaha kadar yatarmış şu anki yazınızdaki gibi güç zehirlenmesine yakalanmamak için.Teşekkürler Hüseyin bey düşüncelerinize kaleminize sağlık ????????????????????????
Nuh
Nuh 5 ay önce
Üstünlük ancak takvadadır.

Yine soluksuz okuduğumuz müthiş bir yazı olmuş. Teşekkür ederiz.
Abdurrahman Keskin
Abdurrahman Keskin 5 ay önce
Çok güzel yazı, kaleminize yüreğimize sağlık.
Teşekkürler Hüseyin bey.
Fatih TUNCA
Fatih TUNCA 5 ay önce
Yine çok güzel ve keyifli bir yazı Hüseyin Burak bey. Keşke bu yazınız bizi yönetenlere de ulaşsa. Şuanda bir yöneticiyi eleştirince yada yanlışını söyleyince soluğu karakolda almaktan korkuyor insanlar...
Cumhur Karasu
Cumhur Karasu 5 ay önce
İnsan bedenine en çok yakışan elbisenin tevazu olduğunu öğrenmem için yaklaşık elli yol yaşamam gerekti. Teşekkürler Hüseyin Bey.
Ahmet Reşat SAKARYA
Ahmet Reşat SAKARYA 5 ay önce
Merhabalar Hüseyin bey, hakikatten çok keyif alarak okuduğum bir yazı yazmışsınız. Çıkarılacak o kadar dersler var ki, dilerdim bu yazıyı ilk önce yöneticiler ve daha sonra tüm insanlık okusun. Selametle kalın inşallah.
LÜTFÜ
LÜTFÜ 5 ay önce
Nedense aklıma Teravih namazında, vitr namazının 3. Rekatında imamı tekbir getirirken sesini değiştirerek uyarması geldi????
Keşke her hatadan önce bizi uyaracak birşeyler olabilse.

BU ARADA ŞAMPİYON SAKARYASPOR
Timur Ünsal
Timur Ünsal 5 ay önce
Hârise bin Vehb el-Huzâî’den (r.a) rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Size Cennetlikleri haber vereyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin ehemmiyet vermediği, fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir.

Size Cehennemliklerin kimler olduğunu haber vereyim mi? Bütün katı kalbli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî,
Ufuk Okcu
Ufuk Okcu 5 ay önce
Müdürüm bazen kendini çok güçlü Senan insanlar var bu çok güçlü olduğundan değil egosu olduğun dan kibrin den kaleminize sağlık sayın müdürüm.