<div><span><span>Kendisi ile <strong>1996</strong> yılında tanışmıştık. Ben henüz çiçeği burnunda bir Müşteri Temsilcisiydim.</span></span></div> <div><span><span>O sıralar çalışmakta olduğum kurum, personeline yönelik eğitimleri <strong>Bankacılık Okulu</strong> ismini verdiği kendi bünyesindeki bir tesiste gerçekleştiriyordu. </span></span></div> <div><span><span>Bilmeyenlerin gezdiğinde <strong>turistik tesis</strong> zannedebileceği bir formata sahip olan bu okul, <strong>Silivri’de</strong> denize sıfır bir konumdaydı. </span></span></div> <div><span><span>Personelinin eğitimine rakiplerinden bir çoğuna nazaran daha fazla önem veren ve daha fazla bütçe ayıran kurum, <strong>mesleki eğitimleri </strong>genelde <strong>içeriden</strong> tecrübeli ve başarılı personeller ile, <strong>kendini tanıma, motivasyon, etkin iletişim, ekip çalışması ve zaman yönetimi</strong> gibi <strong>kişisel gelişim eğitimlerini</strong> ise <strong>dışarıdan</strong>, konusunda uzman ve başarılı eğitimcilerle gerçekleştiriyordu. </span></span></div> <div><span><span>Her personelin, banka hesap cüzdanı görünümünde basılmış ve aldığı eğitimlere ait tarih ve süre bilgilerini de içeren bir <strong>eğitim cüzdanı</strong> bulunmaktaydı. </span></span></div> <div><span><span>Bu kişisel gelişim eğitimleri, özellikle <strong>etkili iletişim</strong> konusundaki eğitimler, genel müdürlük personeli ile şube personelinin eğitim cüzdanlarındaki en yoğun bölümleri oluşturduğu için olsa gerek, “<strong>biz sizin için, size destek olmak için buradayız</strong>” söylemini şube personellerine karşı samimiyetle dillendiren ve bu söylemin gereğini yapan bir <strong>genel müdürlük ortamı </strong>oluşmasını sağlıyordu. </span></span></div> <div><span><span>Aynı uyumun şubelerdeki ekiplerin kendi içinde de olması, doğal olarak çalışanların <strong>birbirlerine ve yöneticilerine güven duymasını</strong> sağlıyordu. </span></span></div> <div><span><span>Bu <strong>güven,</strong> hem çalışan hem müşteri <strong>memnuniyetine olumlu yansıyordu</strong>. </span></span></div> <div><span><span>Bununla da kalmıyor, <strong>Etkili İletişim eğitimleri</strong>, her kademedeki yöneticinin <strong>emir veren bir yapıdan, ikna eden bir yapıya</strong>, diğer bir ifade ile <strong>lidere </strong>dönüşmesine neden oluyordu. </span></span></div> <div><span><span>Daha çok <strong>seminer</strong> formatında geçen bu eğitimlerde <strong>eğitimci</strong> olarak, kendisini tanımakla ve bana kattıkları ile her zaman gurur duyduğum merhum psikolog ve akademisyenimiz <strong>Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu</strong> da yer alıyordu ve kanaatimce oluşturulan bu <strong>güven ortamında</strong> önemli bir payı vardı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Doğan Cüceloğlu</strong>, ülkemizin iz bırakmış önemli değerlerinden birisidir.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Kendisi <strong>Mersin</strong>’in <strong>Silifke</strong> ilçesinde 11 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelir. </span></span></div> <div><span><span>Liseye kadar <strong>Silifke’</strong>de okuyan <strong>Cüceloğlu</strong>, bu <strong>Anadolu</strong> kasabasında yokluk içinde de olsa güzel bir çocukluk yaşar.</span></span></div> <div><span><span><strong>İstanbul Üniversitesi Psikoloji</strong> bölümünden mezun olur.</span></span></div> <div><span><span>Burslu olarak gittiği <strong>ABD Illinois Üniversitesi</strong>nde doktorasını tamamlar.<strong>198</strong><strong>0-1996</strong> yılları arasında <strong>Kaliforniya Eyalet Üniversitesi</strong>nde öğretim görevlisi olarak görev alır. </span></span></div> <div><span><span><strong>1996</strong>’da <strong>Türkiye</strong>’ye döner ve üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, ana-babalara ve iş çevrelerine yönelik seminerler, konferanslar verir, atölye çalışmaları ile televizyon programları yapar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk insanının</strong> duygu, düşünce ve davranışlarını <strong>bilimsel psikoloji kavramları</strong> ile incelediği ve her konumdaki insanımıza hitap eden <strong>kitapları</strong> oldukça ilgi görür. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>İçimizdeki Çocuk, Savaşçı, Öğretmenim bir bakar mısın, İyi düşün doğru karar ver, Damdan düşen psikolog, Geliştiren anne baba…</strong>” bunlardan sadece bir kaçıdır.</span></span></div> <div><span><span><strong>ABD’de</strong> öğretim görevlisi olarak çalıştığı zamanlarda başından geçen ilginç bir anısını bir seminerinde kendisinden dinlemiştim:</span></span></div> <div><span><span>O üniversitede görevli hocaların, kendisine ayrılan <strong>öğrencilere</strong> <strong>rehberlik</strong> yapmak görevleri arasındadır ve yabancı bir öğretim görevlisi arkadaşı, rehberlik yaptığı öğrencilerden <strong>evli bir çiftin </strong>yaşadığı sorunu anlayamadığı için kendisine danışmıştır. </span></span></div> <div><span><span>Çünkü bu evli çift, yüksek lisans yapmak için <strong>Türkiye’den</strong> gelmiştir.</span></span></div> <div><span><span><strong>Cüceloğlu,</strong> bu evli öğrenci çiftle görüşür ve olay anlaşılır. </span></span></div> <div><span><span>Bu çiftin <strong>Türkiye’deki</strong> anneleri yani <strong>kayınvalideler</strong> <strong>arasında</strong> <strong>bir</strong> <strong>sürtüşme</strong> yaşanmaktadır ve çocuklarını telefonla arayarak birbirlerini onlara şikayet etmektedirler. </span></span></div> <div><span><span>Bu durum, evli çiftin de arasını açmıştır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Cüceloğlu,</strong> bu durumu, yabancı hocaya anlatmayı başarır fakat yabancı hoca, <strong>o kadar uzaktaki kayınvalidelerin buradaki gençleri huzursuz etmesini ve bu kadar olumsuz tesir etmesini </strong>anlamakta zorluk çeker.</span></span></div> <div><span><span>Bir başka derste bize, <strong>ölümün kaçınılmazlığı fakat zamanının belirsizliği</strong> konusundan söz açmış ve bizden gözlerimizi kapatıp arkamıza yaslanmamızı ve eğitime gelmek amacı ile yola çıkarken <strong>evinizde vedalaştığınız kişilerden birinin bu gün gerçekten öleceğini </strong>düşünmemizi istemişti. </span></span></div> <div><span><span>Çoğumuzu ürküten ve düşündüren bir seans olmuştu bu. </span></span></div> <div><span><span>Şöyle devam etmişti: </span></span></div> <div><span><span><strong>“Şimdi sizden düşünmenizi rica ediyorum…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Ayrılmadan önceki akşamınızı nasıl geçirirdiniz?</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Aynı konular, tartışmaya ya da gerginliğe neden olur muydu? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- O sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Ona yüreğinizin taa derininden gelen bir ‘Seni gerçekten çok seviyorum…’ demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>- Onun ölecek olması, sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?... </strong></span></span></div> <div><span><span>Yazımızın başında <strong>Etkili İletişimin çalışan-çalışan, çalışan-yönetici</strong> <strong>ilişkilerini</strong> nasıl olumlu etkilediğinden ve <strong>güven tesis edilmesine</strong> nasıl katkı sağladığından bahsetmiş ve o yıllarda çalışmakta olduğum kurumdaki olumlu sonuçları paylaşmıştım.</span></span></div> <div><span><span>Bu konu <strong>kamu</strong> olsun, <strong>özel</strong> olsun tüm kurumlarda, hatta ailede ve okulda <strong>öğretmen-öğrenci, ebeveyn-çocuk</strong> ilişkilerinde, yetişkinlerin aralarındaki iletişimde çok büyük önem arz etmektedir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Cüceloğlu</strong> bu konuda şunları söylüyor:</span></span></div> <div><span><span><strong>“Sağlıklı insan, konuştuğu ortamın, kiminle konuştuğunun farkındadır. Karşıdaki insanın duygularına saygılıdır. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Bilerek onları kırmak istemez. Yani sağlıklı insan ‘patavatsız’, ‘paldır küldür’ olamaz. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Doğal olarak kendi düşünce ve duygularını söylerken ortamı, oradaki insanları bilerek konuşur. Susmasını da bilir.</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Söz vermenin ise önemlisi, önemsizi yoktur. Haklı nedenler olmadan tutulamayan her söz, sizin kendi gözünüzde kim olduğunuzu derinden yaralar.”</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>2021 Şubat</strong> ayında vefat eden <strong>Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu</strong>, büyükannesinin ona çocukluğunda, “<strong>canı olan hiçbir şeyi incitme yavrum</strong>” diyerek yaptığı uyarıyı, <strong>kulağına küpe </strong>yaptığını söylemişti bir seminerinde. </span></span></div> <div><span><span>Ben de onun “<strong>bir insanın gelebileceği</strong> <strong>en büyük mertebe,</strong> <strong>güvenilir insan olmaktır”</strong> sözünü yazmıştım bir kenara.</span></span></div> <div><span><span>Çünkü bu söze katılmamak mümkün değil. </span></span></div> <div><span><span>Takdir edersiniz ki, özellikle günümüzde, <strong>“Güvenilir İnsan Olmak</strong>” ve “<strong>Güvenilir İnsan Bulmak”</strong> paha biçilemez bir değer haline gelmiş durumda.</span></span></div> <div><span><span>Yazımızı yine onun <strong>İnsan ilişkileri ve Etkili İletişim</strong> konusuna dair şu çarpıcı tespiti ile bitirelim:</span></span></div> <div><span><span>“Yanınızdaki kişiye <strong>değer verin</strong>; kötü sözlerle <strong>kırmayın onu</strong>.</span></span></div> <div><span><span>Durup, durup sevdiğinizi söyleyin, <strong>özel hissettirin</strong>. </span></span></div> <div><span><span>En ufak bir şeyde ‘bitti ‘demeyin, <strong>ağlatmayın, üzmeyin</strong>. </span></span></div> <div><span><span>Neden mi?</span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>ölümün saati yok</strong>. </span></span></div> <div><span><span>Belki son görüşünüzdür, belki de son sarılmanızdır. </span></span></div> <div><span><span>Belki de saatler sonra ona değil de, artık toprağına dokunacaksınız, onu değil de toprağını öpeceksiniz.</span></span></div> <div><span><span>Sevdiklerinizin değerini <strong>kaybettikten sonra değil</strong>, şu an bilin. Toprak, aldığında geri vermez. <strong>Çünkü ölümün saati yok</strong>.”</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div></div>