USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Aşı olana bedava esrar!.. Ve ruhun kapanan pencereleri

09-08-2021

Yazımızın başlığı sizi yanıltmasın. Bu yazı bir “aşı karşıtlığı” ya da “aşı savunması” içermiyor. Fakat konumuzla oldukça alakalı. Çünkü konumuz:

Zayıflayan Duyular Ve Duyarlılıklar.

İnsana var olduğunu hissettiren duyuları, Antik filozoflar “ruhun pencereleri” olarak tanımlamışlar. Hepsi çok önemli olmakla birlikte, bilimsel açıklamalarda dokunma duyumuzun, görme, tatma, duyma ve koklama duyularımızdan daha önemli olduğu belirtiliyor. 

Gerçekliği hissetmemizi de en çok sağlayan bu duyumuz. Çünkü; gördüğümüz ve duyduğumuz bir ateşin gerçekliğini, acısını ve ağrısını ancak dokunduğumuzda tam anlamıyla hissedebiliyoruz.

İçinde bulunduğumuz dijital çağda internet ve sosyal medyanın da etkisi ile sadece dokunma duyumuz değil ruhun bütün pencereleri kapanma tehlikesi ile karşı karşıya. Diğer bir ifade ile insanın beş duyusu her geçen gün daha da zayıflamakta. 

ABD’de bir kaç eyaletin pandemi sürecinde özellikle gençleri aşıya teşvik etmek için “aşı olanlara bedava esrar ve bedava bira” vadettiğine dair haberi geçen hafta “tr.euronews.com" adresinden okuduğumda, uygulamanın çok rağbet görmesine ve gençler için hayatlarının odağındaki tek şeyin eğlence olmasına o toplumlar adına üzülmüştüm. 

Bir genci teşvik etmek için ona esrar ve bira vermek, o genci eğlenmekten başka hiçbir şeyin motive edemediğini gösteriyordu. 

Bu durumda dünyanın başına gelen bunca kötülüklerin, doğadaki canlılara ve insanlara yönelik katliamların ve çözüm bekleyen sorunların, “esrar ve bira karşılığı aşı olacak” kişinin umurunda olmayacağı acı bir gerçekti. 

Fakat aynı gün okuduğum, ülkemizdeki bir lisede iki öğrenci tarafından işlenen “okul müdürü cinayeti” için, Milli Eğitim Müfettişinin hazırladığı “Duygusuz Nesil Tehlikesi”ne dikkat çeken rapor, bana kendi ülkem ve gençlerimiz için daha çok üzülmem ve bu konuya eğilmem gerektiğini hatırlattı. 

Yazımızın sonunda kısa bir özetine yer verdiğim bu rapor, 2018 tarihli.

A. Ali Ural’ın bazı gazete haberleri üzerinden, insanoğlunun insanlık serüvenine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulunduğu “Makyaj Yapan Ölüler” kitabında, 2004 yılında okuduğum ve unutamadığım “Acı Duymayan Çocuk” başlıklı bir yazı var. 

Bir çocuğu, çok ağladığı için doktora götürmek alışıldık bir şeydir fakat çocuğu hiç ağlamadığı için doktora götüren bir anne var bu yazıda.

Doktor, test ve tahlillerden sonra ismi bile ürkütücü olan ve tedavisi olmayan hastalığı açıklıyor: Beşinci Tip Kalıtsal Duyusal Otonom Nöropati. Olay gerçek, yer ABD, çocuk 3 yaşında ve ismi Gabby Gingras. Düştüğünde ağlamıyor, acı duymuyor ve beynine ağrı sinyali gitmediği için kendine zarar veriyor. 

Elini, yanan sobanın üzerine koyduğunda annesinin duyduğu et kokusu ile yanmaktan kurtuluyor çocuk. 

Beynin ağrı sinyalini alabilmesi ve kişinin ağrı duyabilmesinin ne büyük bir nimet olduğuna atıf yaparak sesleniyor yazar: 

Ey kutsal ağrı!

Saklandığın yerden çık! Yalnız kendimizi değil, çevremizi de yakıp yıkıyoruz! 

Biz acı duymayanlar ahalisi, akan kanımızı boş gözlerle, bir nehir gibi seyrediyor, kopan ayağımıza vitrinlerden ayakkabı beğeniyoruz.

2018 yılında İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürüldü. Bu olayın aydınlatılması için görevlendirilen müfettiş Doğan Ceylan’ın okuyanı sarsacak tespitler içeren raporu özetle şöyle:

Hayatın gerçeklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar. Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor. 

Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. 

Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller.

Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer onların isteklerini yerine getirdikleri oranda. 

Hayatlarında eğlenmekten başka amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönüşmüş telefon ve tabletleri elinden alındığında dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

Çocuklar hayattan bihaber. 

Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz. 

Hiç susuz kalmamışlar.

Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Üşümesinler, yağmurda ıslanmasınlar, yürümesinler, yorulmasınlar, yokluk nedir bilmesinler istiyoruz ve bunun için kendimizi paralıyoruz. 

Varlığın kıymetini anlamalarına imkan vermiyoruz. Daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. 

Çocuklar hissetmiyor yaşamı. 

Açlığı bilmedikleri için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize. 

Bu sorunu devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için çalıştaylar düzenlenmeli. Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri arttırılmalı.

Müfettişin tespitlerine katılmamak mümkün değil. 

Kendisi yokluk görmüş ve belki de bu yüzden ayakları yere sağlam basan bireyler olarak yetişmiş olan bizim nesil, “çocuklarımız yokluk çekmesin” diyerek farkında olmadan onların, ayakları yere değmeyen ve hayatlarının odağında eğlence olan bireyler olmasına neden olduk. 

Üstelik “GDO’lu” gıdalarla -Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarla- besledik hem kendimizi hem onları. Dolayısı ile bizim de ruhumuzun pencereleri her gün biraz daha kapanmakta.

Artık iyi duyamıyor, iyi göremiyor, iyi tat ve koku alamıyoruz.

Ferasetimizi ve basiretimizi her gün biraz daha kaybetmekteyiz. “Gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalbi var hissetmezler”den olma tehlikesi yanı başımızda. Bu tehlikenin farkında olan A. ALİ URAL tekrar sesleniyor:

Ey kutsal ağrı, sor: En son ne zaman ağladık! Her gün ama her gün gazetelerimizin sayfalarını (ekranları) yakmayan o soğuk ateşlerle, bedenimizin ve ruhumuzun duyarlılığını nasıl da kundakladık! Artık hiçbir cinnet, cinayet, gasp, tecavüz ve işkence etkilemiyor bizi. Komşumuzun evinden yükselen alevler dokunmuyor evlerimize ve hiçbir haksızlık gözümüzden bir damla yaş çıkartamıyor!

.

Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Feridun
Feridun 3 yıl önce
Hüseyin Bey yine her zamanki gibi çok önemli bir konuyu yazınıza taşımışsınız diyeceğim fakat her zamanki yazılarınızdan dahada önemli gibi geldi bana! Kendimize, çocuklarımıza, geçmişimize, geleceğimize sahip çıkmamız çok önemli...
Süleyman kocapınar
Süleyman kocapınar 3 yıl önce
Çok güzel bir içerik can alıcı noktalara temas ediyor
Bülent Erol
Bülent Erol 3 yıl önce
Öyle bir aşılanmışız ki…Vicdan melekemizin kaybolduğunu görüyor ama felçli gibi müdahale edemiyoruz. Kaleminize sağlık.
Nazan
Nazan 3 yıl önce
Çok güzel bir yazı olmuş..En büyük görev aileye düşüyor bence..Eğitim sistemimiz zaten çok kötü..Bizler anne babalar çocuklarımızı en iyi şekilde eğitmeliyiz..
Abdurrahman Keskin
Abdurrahman Keskin 3 yıl önce
Çok güzel. Elinize kaleminize sağlık.
Meram
Meram 3 yıl önce
Çok çok güzel ve yerinde bir makale. Ellerinize sağlık. 20-25 yıl öncesi 3 yaşlarında bir kız çocuğuna annesi, onlarca ayakkabıyı giydirip " beğendin mi? " diyerek ayakkabıları giydirip çıkarıyordu ve o çocuk her seferin de " ııhhh " cevabını veriyordu. Kadın aklınca çocuğa özgüven aşılıyordu. Bunun gibi nice anneler gördüm. Savunmaları hep aynıydı. Özgüven aşılamak! Sonrasında o çocukları gördüm. Mutsuz ve memnuniyetsiz... Aman benim çocuğum benim gibi olmasın, aman ben anne babam gibi davranmayayım diye diye atalarımızın talim terbiye kenarlarını bir kenara ittiler ve şimdi o çocuklar hem asi hem mutsuz. Sözün özü terbiye ailede başlar. Çocukları harcayan anne babalar...
Meram
Meram 3 yıl önce
Çok çok güzel ve yerinde bir makale. Ellerinize sağlık. 20-25 yıl öncesi 3 yaşlarında bir kız çocuğuna annesi, onlarca ayakkabıyı giydirip " beğendin mi? " diyerek ayakkabıları giydirip çıkarıyordu ve o çocuk her seferin de " ııhhh " cevabını veriyordu. Kadın aklınca çocuğa özgüven aşılıyordu. Bunun gibi nice anneler gördüm. Savunmaları hep aynıydı. Özgüven aşılamak! Sonrasında o çocukları gördüm. Mutsuz ve memnuniyetsiz... Aman benim çocuğum benim gibi olmasın, aman ben anne babam gibi davranmayayım diye diye atalarımızın talim terbiye kenarlarını bir kenara ittiler ve şimdi o çocuklar hem asi hem mutsuz. Sözün özü terbiye ailede başlar. Çocukları harcayan anne babalar...
Selma Köroğlu
Selma Köroğlu 3 yıl önce
Duygusuz Hissetmeyen bir nesil yetişiyor yanlız bu yetişen neslin sorumlusu bizleriz bu yazı bizi belki biraz kendimize getirebilir teşekkürler Hüseyin bey ????????????????????????
Selda erkan
Selda erkan 3 yıl önce
Yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz.Bence günümüzün en büyük sorunu bu. Ve gerçekten çözmek bir o kadar da zor. Anne babalar o kadar çok çalışmaya dalmış ki çocuklara gerekli zamanı ayiramiyorlar. Çocuklarla çok daha fazla ilgilenmek ve onların eğitimine çok vakit ayırmak gerek ki kendi kendilerine tabletle buyumesinler.
Gamze Topçu
Gamze Topçu 3 yıl önce
Anlamlı ve düşündürücü tebrikler …Yürekten bakmayı bilenin empati yeteneği vardır
Selim Öztürk
Selim Öztürk 3 yıl önce
Çok etkileyici bir yazı.Hani çocukluğumuzda alışık olduğumuz fırından çıkan ekmeğin kokusu,manavın önünden geçerken sebze meyve kokusu,ananemizin köftesinin tadı,öğretmenimizin tatlı sert sesi,yediğimiz dondurmadan aldığımız sütün tadı,köprüyü geçerken boğazın harika görüntüsü v.s.Evet 35-40 yaş üstü gerçekten talihli bir nesiliz.Bunları yaşadık.Yeni nesil ise bu tadları ,kokuları ,görselleri dijital dünyada görüyor.Biz büyüklere burda iş düşüyor işte…Onları alıp hala var olan köylerimize ,doğaya ,götürmeliyiz.Bu duyguları onlara tattırmalıyız.Bu bizim görevimiz olmalı.Olmalı ki yeni nesil antiduyarsız yetişsin…Tekrar teşekkürler…
Rahmi
Rahmi 3 yıl önce
Sarsıcı bir yazı olmuş. Sanal gerçeklik büyüsünden kurtulup reel gerçekliğin farkına varmamızı sağlayan bir yazı.
Mesut isen
Mesut isen 3 yıl önce
Güzel bir noktaya değinilmiş yine.Giderek yanlizliga itilen bir toplum ve bunu tetikleyen mekanizmalar.Tum bunları çaresi İslam toplumlarinin yeniden inşaası dir.
Fatih TUNCA
Fatih TUNCA 3 yıl önce
Teşekkürler Hüseyin bey. Yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz
Cumhur Karasu
Cumhur Karasu 3 yıl önce
Müthiş bir tespit, alkışlıyorum sadece…
Lütfü
Lütfü 3 yıl önce
Herşeyin sorumlusu yine büyükler … Büyük olmak ne zormuş…
Muammer Aynaci
Muammer Aynaci 3 yıl önce
Öncelikle önemli güncel konuyu işlediğiniz icin size teşekkür ederim .Cok ğüzel bir yazi tşkler
Muammer Aynaci
Muammer Aynaci 3 yıl önce
Öncelikle önemli güncel konuyu işlediğiniz icin size teşekkür ederim .Cok ğüzel bir yazi tşkler
Mehmet Zeki Aktaş
Mehmet Zeki Aktaş 3 yıl önce
Güzel yazı.
Burhan doğruyol
Burhan doğruyol 3 yıl önce
Sevgili dostum yazılarını büyük bir beğeni ile okuyorum ve hepsi bir birinden değerli yazıların içerisinde şuana kadar en çok etkileyen bu yazın oldu.ormanlar cayır cayır yanana kadar küresel ısınmayı önemsemeyen bizler yarın çocuklarımız için de geç kalmış olmayız umarım
Yıldıray Yıldız
Yıldıray Yıldız 3 yıl önce
Acı ama gerçek yazdıklarınız, her geçen yıl bir önceki yılı aratır oldu bizlere, sevgisiz ve seviyesiz bir hayat yaşar olduk, Allah sonumuzu akibetimizi hayır eylesin inşAllah????
Nigar Özel
Nigar Özel 3 yıl önce
Su sıralar etrafımdaki gençlere bakıp tam da hissettiğim şeyleri dile getirmişsiniz inşAllah bu gidişe bir dur diyebiliriz durum vahim gerçekten
Timur ünsal
Timur ünsal 3 yıl önce
Çok güzel ve düşündürücü bir yazıyı ele almışsınız Hüseyin Bey.
Nurullah
Nurullah 3 yıl önce
Öncelikle Selamlar ve hayirli haftalar, bu hafta ki yazınızın altı ve tabanı gönül ve kalp dünyası boş olan insanların dünyevi geçici zevklerle tatminlerinin yetersiz kalması neden oluyor. Yaratıcı ve ona varmanın yolunu keşfedenler ruhlarına ve gönüllerine daimi çıkış yolu ve mutluluk penceresi açabiliyorlar. Slmlar..
Sevil Tınazcı
Sevil Tınazcı 3 yıl önce
Yazına gönülden katılıyorum Çocuklarımız kaç yaşında olursa olsun hep küçük görüyoruz duygusuzluklarının geçici sanıyoruz sadece kendimizi kandırıyoruz
Ahmet Reşat Sakarya
Ahmet Reşat Sakarya 3 yıl önce
Güzel ve çok anlamlı bir konu, okullardaki müfredatlar acil gözden geçirilmeli ve kültürümüze, örfümüze, adetlerimize ve dinimize uygun bir eğitim sistemine göre tekrar düzenlenmeli. Manevi eğitimler de ilave edilmeli. saygılarımla,
Ahmet Reşat Sakarya
Ahmet Reşat Sakarya 3 yıl önce
Güzel ve çok anlamlı bir konu, okullardaki müfredatlar acil gözden geçirilmeli ve kültürümüze, örfümüze, adetlerimize ve dinimize uygun bir eğitim sistemine göre tekrar düzenlenmeli. Manevi eğitimler de ilave edilmeli. saygılarımla,
Arda Kalan
Arda Kalan 3 yıl önce
Elinize sağlık.Bu konu o kadar önemli ki.Aslında gerçekten beka meselesi. Duygusuz,kolaya alışmış( cola'ya da) bireyselleşmiş,sosyopat çocuklar yetişiyor hem de yazarın dediği gibi yokluğu bilen kişiler olarak bizler yetiştiriyoruz.Bu yazı umarım bir çok kişinin kulağına küpe olur.
Mehmet ipek
Mehmet ipek 3 yıl önce
Çok önemli bir yaramıza değinilmiş teşekkür ederim kaleminize sağlık Hüseyin bey
FİKRET GÜNEŞ
FİKRET GÜNEŞ 3 yıl önce
Sevgili yazarımız çok güzel konulara değinmişsiniz bence aşı olmama da olma gibi bir sorumluluk getiriyor insana kalın sağlıcakla