'Kör Kör Parmağım Gözüne'

'Kör Kör Parmağım Gözüne'

Ramazan Topraklı yazdı;

“Kör Kör Parmağım Gözüne”

Öz

Bu makale, 1261 yılında Hülegü Han’a elçi gönderen kahraman Uc Gâzîsi Mehmed Bey ile Menteş [Biñtaş] Şah’ın aynı kişi olduğu ve Hamidoğulları, Menteşeoğulları, Aydınoğulları beyliklerinin, onun torunlarına, Saruhanoğulları beyliğinin kardeşi İlyas Bey’in Saruhan’dan torunu İlyas’a ait oldukları hakkındadır. Togan’a ait “Uc Türkmenleri Hamidoğulları, daha Hülegü Han yeni geldiği sıralarda Selçukluların itaatinden çıkarak Hülegü'ye elçi göndermiş, ondan sancak istemişler. Reisleri Mehmed Bey ve kardeşi İlyas ve yakınlarından Sevinç Bey, Mısır tarihlerinde, Selçuklulara karşı Mogollarla birleşen ve onlardan sancak alan beyler sıfatiyle zikrediliyorlar” şeklindeki yorum doğrudur. Zira Mehmed Bey, nâm-ı diğer Menteş Şah, bu beyliklere ad veren Hamid, Aydın [nâm-ı diğer Menteş ve Eblistan] beylerin atası, Saruhan Bey’in amcasıdır ve hâlen Şarkîkaraağaç “Şeh Menteş Mezarlığında” yatmaktadır. Türbesi 1931 yılında bir devletli tarafından mezarlıkla birlikte yıkılmıştır. Ertuğrul Gâzî ve atası Kaya Bey’in de metbuu olan kahraman Uc Gâzîsi Şeh Menteş’in na’şı, şimdi Pazaryeri olarak kullanılan yerin kuzey-batı köşesindeki bir pideci dükkânın altında kalmıştır. Bu da Şarkîkaraağaç’a ve Türk milletine günah olarak yetecektir.

Açar Kelimeler: Uc Gâzîsi Mehmed Bey, Biñtaş, Menteş-şah, Menteşe, Hamidoğulları, Dündar, Hızır, Antalya, Finike

Giriş

“Beylikler hakkında İbn Said el-Mağribî, Ebu’l-Fida, el-Ömerî ve Kalkaşandi’den çeviriler” başlığı altında Prof. Dr. Kâzım Yaşar Kopraman’ın Arapçadan çevirdiği metni, 2015’de onun izniyle Hamideli Tarih 02 dergi/kitapta alttaki gibi yayınladım:

Ahmed b. Yahya b. Fazlullah el-Ömerî [1301-1349], et-Ta’rif bi’l-Mustalahi’ş-Şerif [Nşr. Dr. Semir ed-Durûbî], 2. Cilt, Mu’te 1992. Özetle kısa adıyla el-Ömerî olarak söylenen zat şöyle kaydetmiştir:

Bilâdu’r-Rûm’daki [Anadolu] Türk beylikleri için kaynağı Cenevizli Balaban, Bahadır el-Mu’izzî adındaki Memlük emiri tarafından azad edildikten sonra, bir sebeple tekrar hapsedilen Balaban ile el-Ömerî 1338 yılında kendisi de mahpus iken görüşmüş, Anadolu’daki Türk beylikleri, Roma ve Avrupa hakkında ondan edindiği şifahi bilgileri eserine derç etmiştir [el-Ömerî, 1992: 51]. Bilâdu’r-Rûm: Küçük Asya. Bahr-i Nîtaş ve ma-Yentaş: Bahr-i Buntus [Kara Deniz], Pontus Euksinus. Leon, Küçük Ermenistan Kıralı. Kirminan: Kalkaşandi’de Kirmiyan [Germiyan]. El-Bahr eş-Şâmî: Bazı Arap coğrafyacıları Akdeniz’i ifade etmek için Bahr er-Rûm ve el-Bahrü’ş-Şâmî tabirini kullanırlar. Tonğuzlu: Subhu’l-Aşa’da ve et-Tarif’deki isimlendirme. Fakat Mesalik’de Ta’zlu olarak zikredilir. Birgi [Borgu?] yakınlarında Güney-Batı Anadolu’dadır. Tavaza: Kirmiyan’ın güneyindedir [el-Ömerî’ye göre; Mesalik, Teşner/ Taeschner neşri, s. 38]. Burası Tavas kalesi ile aynı yer olabilir.

[Ta’zlu, Denizli / Eğirdir, Birgi / Borgu Uluborlu, Germiyan’ın güneyindeki Tavaza ise, Tavas olmalıdır. RT].

cAydali: et-Tarif’te el-Ömerî’ye ve Subh’ta [8/14] Kalkaşandi’ye göre Ayaali’dir. El-Ömerî burası için ayrıca “Amidali” ve “Hamidali” gibi iki kelimeyi de kullanır. Bu Hamid iline mensup demektir. Dundara: Zambaur’e göre [s.135] bu zatın adı Hamid Beğ veya Felek ed-Din Dündar. Kastamoniyye Beyliği: Kuzey-Batı Türkiye’nin Pontus Denizinin batısındadır. Günümüzde burası Kastamonu vilayeti olarak isimlendirilmektedir. Kaviya: Kastamonu yakınındadır. Şimdiki adı Geyve. Akira: Balıkesir’in eski adıdır. Karasar: el-Ömerî’nin tarifine göre Hamidili’nin kuzeyindeki Kara-hisar [Afyonkarahisar]. Zekeriya: el-Ömerî’ye göre Zekeriya, Antalya sahibi Yunus’un kölesi idi. Yunus’un ölümünden sonra, onun oğlunu bertaraf ederek Karahisar’da [Serik- Karahisar] istiklâlini ilân etti. Baha ed-Din Musa [öl. 1345]: Paşa Musa olarak da zikredilir [Karamanoğlu].

Kalkaşandi [öl. 1418]: Subhu’l-Aşa fi Sınaati’l-İnşa [16 beylik şöyle veriliyor]:

1. Kirmeyan [Germiyan][5/340].

2. Tonguzlu [5/341].

3. Tuvaza Murat Bey, burasının 4 kalesi vardır. El-Ömerî Kastamonu’ya bağlı yerlerden saymıştır. O sıralarda Murat Bey tarafından Erine [Ali Öz Bey?] adlı biri tayin edilmiştir [3/233?]. [Tuvaza ile Tavaza aynı ve Kastamonu ile bağı olmamalı. RT].

4. Hamideli [5/341]: Bir iklim olarak kaydedilir; başşehri [Birgi/Borgu]. Buranın hâkimine Yalvaç, Karaağaç ve Eğriduz [Eğridur] iklimleri de tabidir. El-Ömerî diyor ki; Bu ülkenin şehirleri azdır, köyleri çoktur. Burada 15 kale vardır. Buranın hâkiminin 15 bin atlı, 15 bin yaya askeri vardır. Ve burası kuzeye doğru olan ülkelerin sonudur. Et-Tarif’te diyor ki; zamanımızda buranın sahibinin adı Dündar olup, Antalya hâkimi Yunus’un kardeşidir. Bu sıralarda Antalya, Hamid iline dâhildir.

5. Kastamoniye [5/341-42].

6. Faviye [5/342, Kaviye/Geyve olacak].

7. Bursa [5/343]: Gökdere ve Pınarbaşı adlı iki nehir arasındadır. [1402’ye kadar olmalıdır, bu kitap 1400’ler, yâni 15. yüzyıl başı, el-Ömerî ise, 1340’larda yazılmış olmalıdır].

8. Ekira [5/344]: Sahibi Karasi oğlu Saruhan [Saruhan, Karasi oğlu değil. RT].

9. Marmara [5/344]: Mermer ocakları vardır. Sahibi et-Tarif’e göre Karasi oğlu Bahşi’dir.

10. Manisa [5/344-345]: Sahibi et-Tarif’e göre Saruhan.

11. Nif [5/345].

12. Birgi [5/345]: Nif’e iki merhale mesafededir.

13. Föke [Foka]: Sahibi et-Tarif’te Menteşe oğlu Orhan’dır.

14. Antalya [5.345/346]: Takvimü’l-Büldan’da denildiğine göre 7'nci iklimin 4 üncüsündedir [Ölçeği 54 derece 32 dakika tul, 41 derece 40 dakika arz]. İbn Said [öl. 1286] diyor ki, burası meşhur bir şehirdir. İbn Havkal ise deniz kıyısında yüksek bir mevkide kalabalık bir şehirdir. [5/346] Takvimü’l-Büldan’da deniz kıyısında, decle [falezleri: yarları, zer zeminleri olan] bir yerdir. Taştan yapılmış muhkem surları vardır. Şehrin, biri karaya, diğeri denize açılan [kara kapısı ve deniz kapısı] iki kapısı vardır.  Antalya’yı gören birinin bana verdiği bilgiye göre burası bol ağaçlıklı, bostanları çok ve akarsuları bol olan bir yerdir. Şehrin ortasında çok muhkem bir iç kalesi varmış, burada şelale denilen bir ırmağı vardır. Takvimi’l-Büldan diyor ki, burada portakal, turunç, limon, narenciye ve benzeri çok meyve yetişir. İbn Said diyor ki, bu şehir Romalılara ait iken zamanımızda Müslümanlar ele geçirdi. Geçitler hâkiminin burada donanması durur. Fakat limanı, hava şartlarına göre pek emniyetli değildir Takvimi’l-Büldan diyor ki, burasının hâkimi bu ülkenin insanlarından birisi olup, bir gün şehrin civarında dolaşırken Türkmenler şehri basıp, ele geçirmişler ve o adamı öldürmüşler. Buranın sahibi bizim zamanımızda Türkmen beylerinden Hamidoğulları’ndan birisidir. El-Ömerî et-Tarif’te diyor ki, onun zamanında buranın hâkiminin adı Hızır ibni Yunus imiş. Mesalikü’l-Ebsar’da ise, aynı müellif onun adının Menteşe evlâdından Hızır ibni Dündar olduğunu söyler ve devamla kırk bin kadar atlı asker çıkardığını yazar. Ömerî devamla bu Dündar oğullarının Mısır hâkimlerine meyilli olduklarını ve onlardan birinin Mısır’da ikta sahibi rütbeli bir kumandan iken, sonra ülkesine döndüğünü söyler [bk. Beylikler Şeması. Mısır’da ikta sahibi, Dündar oğlu İshak olmalı. RT].

15. Karasar [5/346]: Burası Teke Karasar’ı olarak bilinir. Yüksek bir dağ üzerinde bir kaledir. Dağın tepesinden rabazı gözetler. Dağın rabazı etrafında ekili tarla ve bostanları vardır. El-Ömerî’nin et-Tarif’te söylediğine göre burasının hâkiminin onun zamanında adı Zekeriya imiş. Bu şehir Kara-hisar-ı Sahipten başka bir Kara-hisardır. Kara-hisar-ı Sahip, bu Kara-hisarın batısında Bilâd-ı Rûm’un ortasında güzel bir şehirdir, bu Karasar ise Antalya’nın kuzeyindedir.

16. Ermenek [5/346-347]: Burası Bilâd-ı Rûm’un doğusuna doğru, binaları taş yapılı, sursuz, mescitleri, çarşıları ve hamamları olan bir şehirdir. Çok bostanlıklı, bütün meyvelerin yetiştiği, ancak çok soğuk bir yerdir. El-Ömerî, et-Tarif’te burası Karamanoğulları elindedir. Mesaliki’l-Ebsar, Karamanoğlu Mehmet Beyin elindedir. Yine el-Ömerî, et-Tarif adlı eserinde burada en son oturan bey, 767 senesi Şevvalinde [Haz.-Tem. 1366] Alâeddin Ali ibn Karaman’dır. [Kopraman’ın tercümesi son buldu].

Antalya, el-Ömerî’nin diğer bir yazmasında şöyle verilir [s.120. Arapça metni V. Turgut gönderdi; Kopraman’a okuttum]:

[Haydar] el-Üryân’ın dediklerine gelince: Türk beyliklerinden biri Antalya Beyliği’dir. Onun hâkimi Hızır bin Dündar idi. Finike şehri bu beyliğe bağlıdır. Şu anda oradaki emir de onun tarafından tayin edilmiştir ve Menteşe evlâdıdır. Ordusunun mevcudu yaklaşık kırk bin süvaridir. Ben derim ki: Bu Dündaroğulları’nın Mısır meliklerine temayülleri vardır. Yazmanın 156. sayfasında onların sultanlarına sunulan hediyelerden övgüyle söz edilmektedir. Onlardan biri Mısır’da emirlik yapmış; ardından Timurtaş bin Çoban’ın ölümünden sonra memleketine dönmüştür. Çünkü onun yüzünden ülkesini terk etmişti; aralarında şiddetli bir düşmanlık alevlenmiş; işler karışmış ve onun elinden kaçarak firar etmişti [Kopraman’ın tercümesi son buldu].

-Finike Emiri, onun tarafından tayin edilmiştir ve Menteşe evlâdıdır- ifadesindeki “onun” zamiri Hızır’ı karşılar. Hızır b. Dündar, Menteşe evlâdı olduğuna göre [Mesaliki’l-Ebsar], Menteşe evlâdı olan Finike emiri de, Hızır’ın yakını demektir. RT

Chatgpt’ye bir soru: Merhaba. Size, Togan’a ait uzun bir metin gönderiyorum. Bu metne göre reisleri Mehmed Bey, kardeşi İlyas ve yakınlarından Sevinç Bey, hangi beyliğe mensupturlar? Karaman-oğullarına mı, Hamid-oğullarına mı? RT

“Asıl hakikî Oğuz-Türkmen boylan Ucat'ın güney ve batı kısımlarını işgal ediyorlardı. Bunlardan 'Karaman-oğullan ile Eşref-oğullan, Oğuzname'ye göre, daha Toğrul Beyin zamanında, 20.000 çadır kadar kalabalık bir kütle halinde, Anadolu'ya gelmişlerdi. Bu rivâyete göre, bu Oğuz boylan önasya'ya hicretlerinden önce Amuderya'nın ötesinde İlyalık taraflarında ve bu nehrin batısındaki Balkhan dağlarında, yaşamışlardır. Karamanlılar daha Türkistan'da iken şekavetle maruf olmuşladır. Şeyh Ahmed Yesevî'nin oğlunu öldürüp bedduasını almış oldukları, Türkistan'daki Yesevî rivâyetlerinde naklolunduğu gibi, bu şeyhin Akman ile Karaman'a ait şiirleri de vardır. İlhanlı müverrihleri gibi, Osmanlı müellifleri de bunlara “gâh Tatarlarla birleşen, gâh kutta-ı-tarîkle beraber iş gören bir bölük haramiler” demiştir. Mogolların veziri Şemseddin Cuveynî ve Mogol beyi Kûrkey Noyan, sonra Keyhatu bunların âsilerini sığındıkları ormanlarla beraber yaktıkları vaki olmuştur. Fakat bunlar ve diğer Uc Türkmenleri Hamid-oğulları, daha Hülegü Han yeni geldiği sıralarda Selçukluların itaatinden çıkarak Hülegü'ye elçi göndermiş, ondan sancak istemişler. Reisleri Mehmed Bey ve kardeşi İlyas ve yakınlarından Sevinç Bey, Mısır tarihlerinde, Selçuklulara karşı Mogollarla birleşen ve onlardan sancak alan beyler sıfatiyle zikrediliyorlar. Kendileri Mısırlılarla sınırdaş olup onlarla mektuplaştıkları, isyanları zamanında doğru yahut sahte olarak Selçukluları baş edindikleri malûmdur. Bu cihetten İlhan Gazan Han: “Ben düşmanı doğu ve batıda arıyorum, hâlbuki o, benim cübbemin altında bulunan Karaman-oğullarıdır” demiştir. Karaman-oğulları Mogol devlet ananesini en çok benimseyen birisi sıfatiyle Temür zamanında da Hülegü Han tarafından tasdik olunan “ülüş” haklarına Osmanlıların [Yıldırım Bayezid] tecavüzde bulunduğundan şikâyet etmişler” (Togan, 1981: B5, 320).

Chatgpt: Metindeki kritik cümle şudur: “Fakat bunlar ve diğer Uc Türkmenleri Hamid-oğulları, daha Hülegü yeni geldiği sıralarda Selçukluların itaatinden çıkarak Hülegü'ye elçi göndermiş, ondan sancak istemişler. Reisleri Mehmed Bey ve kardeşi İlyas ve yakınlarından Sevinç Bey, Mısır tarihlerinde, Selçuklulara karşı Moğollarla birleşen ve onlardan sancak alan beyler sıfatiyle zikrediliyorlar”. Burada zamir takibi [bunlar, reisleri] doğrudan Hamid-oğullarına gitmektedir. Yâni Selçuklu itaatinden çıkan, Hülegü’ye elçi gönderip sancak isteyen, reisleri Mehmed Bey, kardeşi İlyas, yakını Sevinç Bey olan topluluk Hamid-oğulları Beyliği’dir. Devamındaki paragraf, ayrı bir şekilde Karamanoğulları hakkında genel değerlendirmeler yapmaktadır [Gazan Han’ın sözü, ülüş meselesi vb.]. Bu kısım Mehmed Bey ve İlyas’ı değil, doğrudan Karamanlıları anlatmaktadır. Dolayısıyla metne göre reisleri Mehmed Bey, kardeşi İlyas Bey ve yakını Sevinç Bey, Hamid-oğulları Beyliği’ne mensupturlar”.

“kör kör parmağım gözüne”

Yukarıdaki metinlerden Dündar Beyin, onun atası İlyas Beyin ve onun atası Hamid Beyin, Menteşe evlâdı olduğunu anlamamak için bir kere değil, on kere kör olmak gerekir. Togan’ın metninden, aman verilmesine rağmen, Moğol boyunduruğundaki 4. Kılıçaslan tarafından 1262’de Şarkîkaraağaç’ta şehit edilen Uc Gâzîsi Mehmed Bey’in, Hamidoğulları’nın önceki adı olan Menteşe Beyliğinin banisi olduğu anlaşılmalıdır. Mehmed Bey’in Türklükten gelen adı Biñtaş, b-m değişimiyle Mintaş, Menteş; Menteş-şah ise Menteş-şâ ve Menteşe olmuştur [bk. Beylikler Şeması].

1964’de Barbara Flemming, Togan’ın ifadesini görür ve Togan’ın dediğinin tutması mümkün değil, zira Hamid-oğulları söz konusu der (Flemming, 2018: 43, açık.207). Togan’ı bir Alman tarihçi görüyor ve Togan’ın Mısır kroniklerine dayandırdığı metni doğru anlıyor, ama ne hikmetse bizim tarihçi görmüyor; gösterdiğimiz de, Mehmed Bey’in, Hamid-oğulları ile olan bağını görmüyor veya işine gelmediği için görmezden geliyor [bk. Har.1-2-3].

***

“Cüveyni’ye Rum denizi [Akdeniz] memleketleri uclarından Felekiyye şehrinde bir mektup yazılır” (Turan, 1988: 154).

“İlhanlı Veziri Reşideddin’in Vilâyet-i Bilâd-i Tonğuzlu’da vâli olan oğlu Hoca Mecdeddin’e yazdığı mektubunda, Gazan Han’ın [1295-1304] kışlamak için Sevahil-i Derya-i Rûm u Donguzlu’ya gelmeye azmettiğini yazar” (Togan, 1953: 9).

“O şehzadenin [3. Kılıçaslan] saltanat günlerinde Mağrib diyarı denizinin [Akdeniz] sâhillerinin kalelerinin en büyüğü olan İsparta kalesi ve bölgesi alındı” (İbn Bîbî, 2014: 106). Bu üç kaynağı açıklayalım:

Turan’daki Rum denizi, Akdeniz değil, eski Eğirdir Gölü, Felekiyye ise Eğirdir’dir. Buna göre Dündar Bey’in Felekü’d-Dîn lâkabı Eğirdir’in Felekiyye adıyla ilgili olabilir. Togan’ın Sevahil-i Derya-ı Rûm u Tonguzlu, yâni Rûm denizi sahilindeki Tonguzlu/ Denizli Eğirdir’dir. Tarihçi Tonguzlu’dan, malûm Denizli’yi anlar ki, yanlıştır. Zira malûm Denizli’nin denizi yoktur; ama Eğirdir’in bir denizi olup, Rûm denizi, Mağrip diyarı denizi ve deniz gibi adları vardır. Metindeki Mağrib diyarı denizi, Akdeniz değil, Eski Eğirdir Gölü’dür. Tarihçi bu hususta yanılmıştır [bk. Har.1-2].

Sonuç

Yukarıda görüldüğü gibi, el-Ömerî’nin yazmaları ve Kalkaşandi’nin nakli ve Zeki Velidî Togan’ın yorumuna göre bugüne kadar bütün tarihçilerce malûm Denizli Beyliği reisi olarak anılan kahraman Uc Gâzîsi Mehmed Bey’in, 1261’de kurduğu beylik Menteşe olup, hudutları Lâdik [Eğirdir], Honas [Hüyük-Göçeri] ve Talamani’dir [Derebucak-Dalayman]. 1277 Konya kuşatmasında adı geçen Menteşe budur. Bu beylikten 1262’de Denizli [Eğirdir] veya İnanç-oğulları, 1308 yılını müteakip de Hamid, Menteşe, Aydın ve Saruhan; 1326’da da Osman oğulları beylikleri çıkmıştır.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Kaynaklar ve Tetkik Eserler

İbn Bibi (2014): el-Evamirü’l-Ala’iye fi’l-Umuri’l-Ala’iye, Selçuknâme II, Çeviri: Mürsel Öztürk, TTK-Ankara.

Kopraman, Kâzım Yaşar (2015): “Beylikler Hakkında Kaynaklardaki Bilgiler”, Hamideli Tarih 02, s.87-88, Sistem Ofset-Ankara.

Togan, A. Zeki Velidî (1981): Umumî Türk Tarihine Giriş, Cilt 1, 3. Baskı, Enderun Yayınları, Aksiseda Matbaası- İstanbul.

Togan, A. Zeki Velidî (Ek. 1953-Tem. 1954): Reşideddin’in Mektuplarında Anadolu’nun İktisadî ve Medenî Hayatına ait Kayıtlar, s. 33-50, İstanbul Üniversitesi, İktisad Fakültesi Mecmuası, Cilt 15, Sayı 1-4’den

Turan, Osman (1988): Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesîkalar, 2. Baskı, TTK-Ankara.

Har.1: Bugünkü Eğirdir Gölü ve yağış havzası görülmektedir.

Har.2: Pîrî Reis [öl-1553] haritası, el-Battal [İndos, Orta Menderes] nehri.

.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ