<h3><span><strong>Yeni başlayanlar için Lübnan</strong></span></h3> <div><strong>İsrail’in</strong> <strong>Hizbullah</strong> <strong>lideri</strong> <strong>Nasrallah’ı</strong> öldürmesi ardından, tüm dünyada doğal olarak gözler <strong>Lübnan’a</strong> çevrildi. Ardından <strong>İsrail’in</strong> <strong>Güney</strong> <strong>Lübnan’a</strong> düzenlediği askeri operasyon ile <strong>Lübnan</strong> dikkat odağı haline geldi.</div> <div>Bizim medya aleminde neler oluyor merak edip baktım. Televizyonlarda <strong>Lübnan</strong> <strong>analizleri</strong>, <strong>yorumları</strong> havada uçuşuyor. <strong>Lübnan’dan</strong> haber yapmaktan ziyade <strong>savaş, yıkım çığırtkanlığı</strong> yapan <strong>muhabirlere</strong> bağlanılıyor. Son durum değerlendirmeleri son dakika haberlerden, <strong>1400</strong> <strong>yıllık</strong> <strong>Sünni</strong>-<strong>Şii</strong> ayrışmasına sıçrıyor.</div> <div><strong>İç</strong> <strong>savaş</strong> senaryoları yazılıyor. Uzatmayalım ama inanın, pek çoğunu izlerken <strong>konuşanlar</strong> adına ben utandım.</div> <div>“<strong>İşte</strong> <strong>medyanın</strong> <strong>geldiği</strong> <strong>nokta”</strong> diyemeyeceğim, bizim ‘<strong>ana</strong> <strong>akım</strong> <strong>medya’</strong> hep bu noktadaydı. Ana akım dışı medya da daha iyi durumda değildi, halen de değil.</div> <div><strong>2005</strong> yılında <strong>Hariri’nin</strong> öldürülmesi sonrası yapılan protestolara ‘<strong>Sedir</strong> <strong>Devrimi’</strong> adı verilmiş, bizimkiler de bunu haber yapmıştı ama <strong>Lübnan</strong> bayrağında <strong>sedir</strong> <strong>ağacı</strong> olduğunu bilmeyen <strong>kodaman</strong> <strong>gazeteciler</strong> vardı.</div> <div>Malum, bizim <strong>seküler</strong> kesim, <strong>Ortadoğu’yu</strong> <strong>bilmemeyi</strong> marifet sayar, <strong>muhafazakâr</strong>/<strong>İslamcı</strong> kesim ise <strong>klişeler</strong> <strong>ötesine</strong> geçmekle ilgilenmez. <strong>Arapça</strong> bilen, <strong>Ortadoğu</strong> <strong>uzmanı</strong> sayılır. Bizim nesil için ümit yok, bari bu vesile ile <strong>genç</strong> <strong>gazeteci</strong> <strong>ve</strong> <strong>siyaset</strong> <strong>yorumcularına</strong> bir tavsiyede bulunayım; <strong>haber</strong> ve <strong>yorum</strong> yaptıkları konular hakkında <strong>asgari</strong> düzeyde de olsa <strong>biraz</strong> <strong>bilgi</strong> edinmeye gayret göstersinler. Bu amaçla, <strong>Lübnan’da</strong> olan bitenleri anlamak açısından faydalı olacağını düşündüğüm bir <strong>özet</strong> yapmak istiyorum.</div> <div></div> <div><strong>Birincisi</strong>; <strong>İsrail’in</strong> hedef aldığı <strong>Lübnan</strong> değil, <strong>Hizbullah</strong>. Yok, <strong>İsrail’in</strong> iddia ettiği gibi “<strong>Hizbullah</strong> <strong>Lübnan</strong> <strong>demek</strong> <strong>değil”</strong> de denemez. Bu örgüt, <strong>Şii</strong> nüfusun çoğunu temsil eden siyasi bir aktör.</div> <div>Dahası, <strong>Lübnan</strong> içinde mevcut çatışma hatları çerçevesinde, yıllarca <strong>Şiiler</strong> dışındaki farklı kesimleri temsil eden <strong>partiler</strong> ile <strong>koalisyon</strong> yaparak, <strong>Lübnan</strong> <strong>Parlamentosu</strong> ve hükümetinde yer aldı. Diğer taraftan, <strong>Güney</strong> <strong>Lübnan’da</strong> <strong>İsrail</strong> ile savaşarak, <strong>İsrail’i</strong> <strong>Lübnan</strong> sınırları dışına çıkarmış olduğu için fazladan bir prestiji vardı.</div> <div>Adım adım gidelim, önce <strong>İsrail’in</strong> <strong>Güney</strong> <strong>Lübnan’da</strong> ne işi vardı?</div> <div><strong>Ürdün’den</strong> <strong>İsrail’e</strong> karşı mücadele eden <strong>Filistin</strong> <strong>Kurtuluş</strong> <strong>Örgütü</strong> (FKÖ), bu ülkenin “<strong>başını derde soktuğu”</strong> için, <strong>Ürdün</strong> ordusunun <strong>Filistin</strong> kamplarını basıp, <strong>binlerce</strong> <strong>Filistinliyi</strong> <strong>öldürmesi</strong> ile (“Kara Eylül” denilen olay) <strong>1970’de</strong> bu ülkeden çıkarılınca, <strong>Lübnan’a</strong> gitti.</div> <div></div> <div>-Yaser Arafat</div> <div><strong>FKÖ,</strong> <strong>Güney</strong> <strong>Lübnan’da</strong> konuşlandı, <strong>Beyrut’ta</strong> büro açtı. O döneme ait pek çok gazetecinin, bu büroda <strong>Yaser</strong> <strong>Arafat</strong> ile çekilmiş fotoğrafı vardır. Ancak <strong>FKÖ,</strong> bu kez <strong>Lübnan</strong> içindeki zaten hassas olan siyasi dengeleri bozdu. Ayrıca, <strong>Lübnan,</strong> <strong>İsrail’in</strong> <strong>hedefi</strong> haline geldi. </div> <div>O zaman <strong>Sosyalist</strong> <strong>Parti</strong> lideri olan <strong>Dürzi</strong> lider <strong>Kemal</strong> <strong>Canbolat</strong> ve diğer ‘<strong>solcu</strong> <strong>Müslüman’</strong> <strong>FKÖ</strong> destekçileri ile, <strong>Maruni</strong> <strong>Hıristiyan</strong> partileri (Falanjist Kataib partisi ve Lübnan Kaplanları) arasında <strong>1975’de</strong> patlak veren iç savaş, bu zeminde gerçekleşti.</div> <div>O zamanlar, siyaset mezhep ve din üzerinden değil <strong>sağ</strong> ve <strong>sol</strong> olarak kodlandığı için, bu çatışma, “<strong>sağcı Hıristiyanlar ile solcu Müslümanlar’ın savaşı</strong>” şeklinde ifade edilirdi. Detaylarını geçelim.</div> <div><strong>İsrail’in</strong> yakından izlediği bu çatışma esnasında, <strong>Maruni</strong> partileri <strong>İsrail</strong> ile işbirliği yaptılar. <strong>İsrail</strong> <strong>1982’de</strong> <strong>Lübnan’ı</strong> işgal edip <strong>Beyrut’a</strong> kadar geldi. <strong>Marunilerin</strong>, liderini öldüren <strong>FKÖ’ye</strong> karşılık olarak, <strong>Beyrut</strong> yakınlarındaki <strong>Filistin</strong> kampları olan <strong>Sabra</strong> ve <strong>Şatila’da</strong> <strong>katliam</strong> yapmaları, <strong>İsrail</strong> işgali altında oldu.</div> <div>Sonuçta, uluslararası arabuluculuk ve anlaşmalar çerçevesinde, <strong>İsrail</strong> çekilmek ve <strong>FKÖ</strong> de <strong>Lübnan’dan</strong> ayrılmak durumunda kaldı. <strong>İç</strong> <strong>savaş</strong>, düşük yoğunluklu olarak bir süre daha devam etti. Bu arada <strong>Güney</strong> <strong>Lübnan’dan</strong> çekilen <strong>FKÖ’nün</strong> yerini, bu bölgede yaşayan <strong>Şiilerin,</strong> <strong>İsrail</strong> <strong>işgaline</strong> karşı savaşmak üzere kurdukları <strong>Şii</strong> <strong>örgütleri</strong> (Emel ve Hizbullah) aldı.</div> <div><strong>Lübnan</strong> iç savaşı <strong>1990’da</strong> <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan’ın</strong> öncülüğünde yapılan <strong>Taif</strong> <strong>Anlaşması</strong> ile resmen bitti. Bu anlaşma, tüm tarafların <strong>silah</strong> <strong>bırakmasını</strong> öngörüyordu. <strong>Hizbullah,</strong> istisna kabul edildi. Zira <strong>Lübnan</strong> iç savaşında mevcut değildi, <strong>Lübnan</strong> içinde hiçbir grupla savaşmamıştı ve sadece <strong>Güney</strong> <strong>Lübnan’da</strong> <strong>İsrail’e</strong> karşı ülkesinin savunması yapıyordu. Yani, ‘<strong>vatan</strong> <strong>savunması’</strong> yapmak gibi bir <strong>meşruiyeti</strong> vardı.</div> <div></div> <div><strong>1990</strong> <strong>Taif</strong> <strong>Anlaşması’ndan</strong> sonra <strong>Lübnan’da</strong> siyasi aktörler ve dengeler değişti. Bugün olanları anlamak açısından bu süreç çok önemli.</div> <div><strong>İsrail</strong> ile işbirliği yapan <strong>Maruniler</strong>, <strong>1982</strong> <strong>İsrail</strong> işgali sonrası büyük itibar kaybetti ve <strong>Batı</strong> dünyasının <strong>Lübnan’daki</strong> müttefikleri olarak önemlerini yitirdi. Bu noktada <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong>, <strong>Lübnan</strong> siyasetinde düzenleyici bir rol kazandı. <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan’ın</strong> <strong>Batı</strong> dünyasının (önce komünizmle mücadelede, sonra İran’a karşı) bölgedeki baş müttefiki olduğunu hatırlatayım.</div> <div><strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan,</strong> <strong>Taif</strong> <strong>Anlaşması’na</strong> ev sahipliği ötesinde, zaman içinde siyasi önemini yitirmiş olan eski <strong>Sünni</strong> siyasetçiler yerine yeni bir aktör alarak beliren <strong>Refik</strong> <strong>Hariri’yi</strong> destekledi. O kadar ki, <strong>Hariri’yi</strong> ‘<strong>siyasi</strong> <strong>aktör’</strong> olarak <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan’ın</strong> icat ettiği bile söylenir. Böylece itibarını kaybeden <strong>Maruniler</strong> yerine <strong>Batı</strong> dünyasının <strong>Lübnan’daki</strong> müttefikleri <strong>Sünniler</strong>/<strong>Hariri</strong> oldu.</div> <div>Burada kısa bir <strong>not</strong> düşelim. <strong>İkinci</strong> <strong>Dünya</strong> <strong>Savaşı</strong> sonrası <strong>Batılı</strong> güçlerin güvenlik siyaseti açısından <strong>Ortadoğu’da</strong> ‘<strong>sorun’</strong> teşkil edenler; <strong>Arap</strong> <strong>sosyalizmi</strong>, <strong>Arap</strong> <strong>milliyetçiliği</strong>, <strong>Nasır’ın</strong> öncüsü olduğu <strong>bağımsızlıkçı</strong> <strong>akımlar</strong> ve <strong>rejimler</strong> ve <strong>Filistin</strong> <strong>mücadelesi</strong> idi. Bölge ülkeleri arasında, <strong>Batı</strong> müttefikleri ile diğerleri arasında oluşan çatışma hattı, <strong>Lübnan</strong> iç siyasetine de aynıyla yansımış oldu. Ancak, <strong>İran</strong> <strong>devrimi</strong> ve ardından <strong>Soğuk</strong> <strong>Savaş’ın</strong> bitişi ile durum değişti. Daha doğrusu <strong>Batı</strong> <strong>müttefiki</strong> ve <strong>karşıtı</strong> rejimler, bu kez <strong>İran</strong> <strong>karşıtı</strong> veya <strong>yandaşı</strong> olarak ayrıştılar.</div> <div><strong>Lübnan</strong> <strong>Hizbullahını</strong> sadece <strong>mezhep</strong> <strong>dayanışması</strong> olarak değil, aynı zamanda bu <strong>genel</strong> <strong>tablo</strong> içinde değerlendirmek gerekir. </div> <div>Bu noktada, <strong>Lübnan’a</strong> ilişkin kafa karışıklığına neden olan <strong>mezhep</strong>, <strong>din</strong> ayrışmalarına kısaca değinmek gerekir.</div> <div><strong>Birinci</strong> <strong>Dünya</strong> <strong>Savaşı</strong> sonrası <strong>Fransız</strong> nüfuz bölgesinde kurulan <strong>Lübnan</strong> <strong>Cumhuriyeti’nin</strong> dini gruplar temelli bir siyasal temsil sistemi vardır. <strong>Müslümanlar</strong> ve <strong>Hristiyanlar</strong> arası temel ayrım ötesinde, <strong>17</strong> <strong>mezhep</strong> grubunun da temsili söz konusudur.</div> <div><strong>Müslümanlar</strong> <strong>Sünni</strong>, <strong>Şii</strong> ve <strong>Dürzilerden</strong>, <strong>Hıristiyanlar</strong> <strong>Maruni</strong>, <strong>Grek</strong> <strong>Ortodoks</strong>, <strong>Ermeni</strong> (Kilisesi) ve daha küçük gruplardan oluşur. Ancak, <strong>Lübnan</strong> siyaseti, sadece <strong>din</strong>/<strong>mezhep</strong> çerçevesinde kavranamaz. Zira, siyasetin <strong>sağ</strong>-<strong>sol</strong> ekseninde veya <strong>Arap</strong> <strong>milliyetçiliği</strong> ve <strong>Batıcılık</strong> ekseninde ayrıştığı süreçlerde, ideolojik tercihlerin <strong>din</strong>/<strong>mezhep</strong> ayrımını arka planda bıraktığı pek çok durum vardır.</div> <div></div> <div><strong>1990</strong> sonrası <strong>Hariri’nin</strong> öne çıktığı dönemi takiben de, <strong>Marunilerin</strong> <strong>Kataib</strong> <strong>Partisi</strong> müttefiki iken eski <strong>Sünni</strong> <strong>Müslüman</strong> siyasi aktörlerin bazısı muhalifi idi. <strong>2005’de</strong> <strong>Hariri</strong> <strong>suikastı</strong> ardından <strong>Lübnan’da</strong> siyasi kamplaşma iki grup olarak netleşti. <strong>Hariri’nin</strong> partisinin başını çektiği <strong>14</strong> <strong>Mart</strong> grubu, <strong>Marunilerin</strong> bir kısmını, karşı grup olan <strong>8 Mart</strong> grubu ise <strong>Marunilerin</strong> başka bir partisini kapsıyordu. En ilginci, zamanında <strong>babası</strong> (Kemal Canbulat) <strong>Filistinliler</strong> ile birlikte <strong>Maruni</strong> <strong>Falanjistlere</strong> karşı savaşmış olan <strong>Dürzi</strong> lider <strong>Velid</strong> <strong>Canbulad</strong>, <strong>Maruni</strong> <strong>Falanjist</strong> <strong>Partisi</strong> ile aynı safta <strong>Hariri</strong> cephesinde yer alıyordu.<span>Formun Altı</span></div> <div><strong>2004</strong> sonlarında <strong>BM</strong>’de, <strong>Taif</strong> <strong>Anlaşmasında</strong> istisna tutulan <strong>Hizbullah’ın</strong> <strong>silahsızlanması</strong> yönünde bir karar çıktı (1559 No’lu Karar) bundan birkaç ay sonra da <strong>Hariri</strong> öldürüldü. O nedenle, ölümünden <strong>Suriye</strong> ve <strong>Hizbullah</strong> sorumlu tutulmaya çalışıldı. <strong>Hariri</strong> suikasti sonrası sokaklara dökülen <strong>Hariri</strong> yanlıları (14 Martçılar) ve <strong>Suriye</strong> ve <strong>Hizbullah</strong> yanlıları (8 Martçılar) diye adlandırılırken, <strong>Hariri</strong> yanlılarının protestoları ‘<strong>Sedir</strong> <strong>Devrimi’</strong> diye adlandırıldı. Ancak, bu ‘<strong>devrim’</strong> beklendiği sonucu vermedi, en önemli amaç olan <strong>Hizbullah’ın</strong> <strong>silahsızlanması</strong> sağlanamadı. Bu kez, <strong>2006</strong> <strong>İsrail</strong> <strong>saldırısı</strong> ile bu amaç gerçekleştirilmeye çalışıldı, yine olmadı, aksine <strong>Hizbullah</strong> büyük <strong>prestij</strong> kazandı. Hem de sadece <strong>Lübnan’da</strong> değil, tüm <strong>Arap</strong> dünyasında.</div> <div>O günden bugüne geçen <strong>20</strong> yıla yakın zaman içinde, <strong>Lübnan,</strong> dünyanın ve bizim gündemimizden düştü. <strong>İsrail</strong>-<strong>Hizbullah</strong> çatışması da zaman zaman sınırda ve sınırlı düzlemde kaldı. Ancak, bu geçen zaman zarfında, tüm bölgede <strong>İran</strong> ve <strong>müttefiklerinden</strong> oluşan ‘<strong>Direniş</strong> <strong>Hattı’</strong>, <strong>İsrail</strong> ve <strong>Batı</strong> dünyası için sorun/tehdit olmaya devam etti. Bu süre zarfında, yaşanan ‘<strong>Arap</strong> <strong>Baharı’nın</strong> <strong>Suriye’ye</strong> ulaşması ile çıkan iç savaşta, bölgesel çatışma hattı, bir kez daha netleşti.</div> <div><strong>İran</strong> ve <strong>Hizbullah,</strong> <strong>Suriye</strong> rejimi ile ittifak ederken, <strong>Lübnan’dan</strong> selefi gruplar <strong>Suriye’de</strong> rejime karşı savaşa katıldılar. <strong>Lübnan’da</strong> selefi gruplar, <strong>FKÖ’nün</strong> ülkeyi terk etmesinden sonra <strong>Filistin</strong> kamplarında <strong>İslamcı</strong> grupların hakim olmasının ürünüdür. Diğer taraftan, zamanında <strong>Hariri</strong> tarafından <strong>Hizbullah</strong> karşısında bir güç oluşturmak üzere el altından desteklenmiştir.</div> <div></div> <div>Kısacası <strong>Lübnan</strong>, bölgesel, hatta küresel çatışmaların yerel taraflara yansıdığı bir ülke. Kuruluşundan bu yana, <strong>Batı</strong> <strong>yanlıları</strong> ve <strong>Arap</strong> <strong>milliyetçileri</strong>, daha sonra <strong>sol</strong> <strong>Arap</strong>/<strong>Müslüman</strong> ve <strong>Filistinlilere</strong> karşı, <strong>Batı</strong> yanlısı <strong>sağ</strong> <strong>Maruni</strong> partileri, daha sonra ise <strong>İran</strong> merkezli <strong>Batı</strong>/<strong>İsrail</strong> <strong>karşıtı</strong> kamp ile <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong>/<strong>Batı</strong> müttefiki <strong>Sünnilerin</strong> başını çektiği karşı kamp arasında sürekli gerilim ve siyasi krizle boğuşan bir ülke.</div> <div>Ülkenin kuruluş paktına göre, <strong>siyasi</strong> makamlar <strong>seçim</strong> sonuçları ötesinde, <strong>din</strong> ve <strong>mezhepler</strong> <strong>arası</strong> <strong>temsile</strong> dayalı olsa da, konu bu kadar basit değil.</div> <div>Mesela; <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Maruni</strong> <strong>Hıristiyan</strong>, <strong>Başbakan</strong> <strong>Sunni</strong> <strong>Müslüman</strong>, <strong>Meclis</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Şii</strong> olmak zorunda. Ancak, <strong>Marunilerin</strong> bir kısmının <strong>Hizbullah’ın</strong> başını çektiği kampta, diğer bir kısmının karşı kampta yer alması sonucu, <strong>cumhurbaşkanlığı</strong> seçiminde hangi <strong>Maruni</strong> adayın seçilebileceği, iki kamp arasında bitmez tükenmez pazarlıklarla belirleniyor, bazen yıllarca seçilemiyor.</div> <div>Tüm bu tablo içinde ‘<strong>Lübnan</strong> <strong>devleti’</strong> diye bir şeyden söz etmek neredeyse imkânsız; <strong>Lübnan</strong> ordusu, son derece <strong>zayıf</strong> ve etkisiz. <strong>Lübnan</strong> siyaseti, kronik bir kriz içinde. Bu koşullar altında, son zamanlara kadar, <strong>Hizbullah’ın</strong> ülkenin en güçlü <strong>askeri</strong> yapısı ve hatta en güçlü <strong>siyasi</strong> aktörü idi. Son <strong>İsrail</strong>-<strong>Hamas</strong> savaşı nedeniyle <strong>Hizbullah</strong>, <strong>Hamas’a</strong> destek vermek adına sınırlı düzeyde de olsa <strong>İsrail</strong> ile <strong>çatışmaya</strong> girmişti. </div> <div>Yine malum, <strong>İran</strong> merkezli ‘<strong>Direniş</strong> <strong>ekseni’</strong> içinde yer alan <strong>Hizbullah</strong> ve <strong>Hamas</strong> doğal müttefikler. Ancak, <strong>Arap</strong> <strong>Baharı</strong> esnasında <strong>Hamas,</strong> <strong>Şam’daki</strong> merkez ofisini <strong>Doha’ya</strong> taşıdı ve böylece <strong>Suriye</strong> rejimine mesafe koymuş oldu. Bu çok önemli bir gelişme. Zira <strong>Hamas’ın,</strong> <strong>Direniş</strong> <strong>Ekseni</strong> içinde yer alması, <strong>Filistin</strong> mücadelesinin meşalesini de bu eksene, yani <strong>İran</strong>, <strong>Suriye</strong> ve <strong>Hizbullah</strong> cephesine taşımıştı. Bu durum, <strong>Batı</strong> dünyasında da <strong>Batı’nın</strong> müttefiki olan <strong>Arap</strong> ülkeleri için de büyük bir sorun teşkil ediyordu. Ayrıca <strong>Hamas’ın</strong> <strong>Sünni</strong> olması, <strong>Batı’nın</strong> ve <strong>Sünni</strong> bölge rejimlerinin ‘<strong>Direniş</strong> <strong>Ekseni’ni</strong> ‘<strong>mezhep’</strong> <strong>çatışması</strong> olarak tanımlama siyasetini boşa çıkarıyordu.</div> <div><strong>Arap</strong> <strong>Baharı</strong> sürecinde, <strong>Filistin</strong> mücadelesinin prestiji, <strong>Hamas’ın</strong> <strong>Katar’a</strong> taşınması yoluyla <strong>Direniş</strong> <strong>Ekseni’nin</strong> elinden alındı. Dahası, bu hattın <strong>mezhep</strong> çerçevesinde tanımlanmasını kolaylaştırdı. <strong>Hamas’ın</strong> <strong>Suriye</strong>/<strong>Şam’dan</strong> <strong>Katar</strong>/<strong>Doha’ya</strong> taşınmasının anlam ve ehemmiyeti buydu. Daha sonra, <strong>Arap</strong> <strong>Baharı</strong> da, <strong>Suriye’de</strong> rejim tasfiyesi de başarısız olunca, <strong>Hamas</strong> yeniden <strong>Direniş</strong> <strong>Ekseni’ne</strong> yanaştı, hatta içinde ayrışmalar yaşandı.</div> <div><strong>İran</strong> ve <strong>Hizbullah’ın</strong> <strong>Hamas’a</strong> topyekûn destek vermemesini bu konuda yaşanan kırgınlığın devamına yoranlar var. Ancak, <strong>Hamas’a</strong> destek bir yana, <strong>İsrail</strong> tarafından doğrudan <strong>hedef</strong> alınarak kışkırtılmaya çalışılan <strong>İran</strong> ve <strong>Hizbullah</strong>, daha büyük kaygılar nedeniyle büyük bir savaşa girmekten imtina etti.</div> <div></div> <div><strong>Hamas’ın</strong> sadece <strong>Gazze’de</strong> hakim olan bir güç olmasına karşın, <strong>İran</strong> büyük bir ülke, <strong>Hizbullah</strong> ise karmaşık yapılı bir ülkenin sadece bir kısmını temsil ediyor. <strong>Hamas’ın</strong> emrivaki <strong>İsrail</strong> saldırısı nedeniyle, ona destek veren <strong>İran</strong> ve <strong>Hizbullah’ın</strong>, <strong>İsrail’e</strong> savaş açması beklenemezdi. Tam da bu nedenle, <strong>İsrail</strong>, bu aktörlerin temkini karşısında, doğrudan hedef almak suretiyle kışkırtmaya girişti, çatışma ortamı vesilesi ile bölgedeki düşmanlarını zayıflatmayı hedefledi.</div> <h4><strong>Olayların sıcaklığına bakıp; İsrail’in Beyrut’u işgal edeceğini ileri sürmenin, İran’ın bölgesel savaşa girişeceğini sanmanın, hatta Üçüncü Dünya Savaşı tahminleri yapmanın alemi yok.</strong></h4> <div>O nedenle arka plan bilgisi vermenin faydalı olacağını düşündüm.</div> <div>Öncelikle <strong>İsrail</strong> <strong>Beyrut’a</strong> girmek istemiyor, <strong>Hizbullah’ı</strong> <strong>Beyrut’tan</strong> kovmak istiyor, tıpkı daha önce <strong>FKÖ’ne</strong> yaptığı gibi. <strong>Yaser Arafat</strong> önce itibarını sonra hayatını kaybetmişti. <strong>Nasrallah</strong> ise hayatını kaybettiği için örgütü itibar kaybetti. Gerçi <strong>Hizbullah</strong> zaman içinde <strong>2006’da</strong> ulaştığı popülerliği kısmen kaybetmişti, ancak <strong>Nasrallah’ın</strong> <strong>İsrail</strong> tarafından öldürülmesi atom bombası mahiyetinde bir gelişme oldu.</div> <div></div> <div><strong>İkincisi</strong>; olayların kontrolden çıkma ihtimali olabilir, ama <strong>İran’ın</strong> bölgesel savaş çıkarma ihtimali de hemen hemen yok gibi. Bunu ne <strong>İran</strong> ne <strong>ABD</strong> ne <strong>AB</strong> hiç kimse istemiyor. <strong>ABD’de</strong> yaşanan otorite boşluğu nedeniyle <strong>Netanyahu</strong> hükümeti, <strong>İran’a</strong> <strong>bulaşma</strong> çabasında. <strong>ABD’nin</strong> istediği <strong>İran’da</strong> rejimin yıkılması ama bu uğurda bölgesel savaşı göze alacak gibi görünmüyor.</div> <div><strong>“Trump seçim kazanırsa, İran ile savaş ihtimali yükselir</strong>” diyenler çok yanılıyor, sonuçta bölgede <strong>siyasi</strong> <strong>dengeleri</strong> değiştirmek adına <strong>diplomasi</strong> yolunu açan <strong>Trump</strong> yönetimi. <strong>İbrahim</strong> <strong>Anlaşmaları</strong> onun döneminin eseri. </div> <div><strong>Üçüncü</strong> <strong>Dünya</strong> <strong>Savaşı</strong> çıkmaz veya daha doğrusu çoktan çıktı. <strong>Birinci</strong> veya <strong>İkinci</strong> <strong>Dünya</strong> <strong>Savaşları</strong> gibi bir savaş durumu artık söz konusu değil, artık <strong>farklı bir küresel savaş söz</strong> konusu. <strong>Ukrayna</strong> savaşı ile birlikte zaten kılıçlar çekildi. Yedi düvel <strong>Ukrayna’da</strong> <strong>Rusya</strong> ile savaşıyor.</div> <div>Diğer taraftan <strong>Çin</strong> ile ekonomik savaş, <strong>Çin’i</strong> küresel ekonomik düzenin dışına çıkarmayı amaçlıyor, diğer taraftan öncelikle <strong>Pasifik’te</strong> askeri cepheleşmeyi güçlendirdi. Tabii bu koşullar altında, küresel zeminde <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> <strong>ittifakı</strong> güçlendi, <strong>Kuzey</strong> <strong>Kore</strong> ve <strong>İran</strong> gibi <strong>Batı</strong> <strong>düşmanı</strong> rejimler bu kampa yaklaştı. Ancak, bu kamplaşmanın yerel düzey ötesinde <strong>sıcak</strong> <strong>çatışmaya</strong> dönüşmesi çok ama çok zor. İşin burasını başka bir yazıya bırakalım.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>