<h3><span><strong>İslamcıların ‘isyanı’</strong></span></h3> <div>Bu mecrada daha ziyade kültürel konularda yazı yazmaya niyetliydim. Kültür derken de tabii sinema, güzel sanatlar, müzik değerlendirmesi yapmayı kastetmedim, öyle bir marifetim zaten yok. Doğal olarak, <strong>gündelik</strong> <strong>siyaset</strong> değil ama yine <strong>siyasal</strong> <strong>çerçeve</strong> içinde kalıyorum. <strong>İslamcılık</strong> ile ilgili yazdıklarım da sonuçta <strong>siyaset</strong> ve <strong>kültür</strong> ilişkisi şeklinde okunabilir. Konuyu daha genel çerçeveye taşımayı düşünüyorum, ayrıca sadece <strong>İslamcılık</strong> değil bir de <strong>Beyaz</strong> <strong>Türk</strong> kültür dünyası var, onun siyasetle ilişkisi var, bunlara dair yazmayı planlıyorum.</div> <div>Ama, son günlerde <strong>TV</strong> programları, diziler üzerine çıkan tartışmaya not düşmeden geçemeyeceğim. Malum, televizyon programları, diziler ve dahası sosyal medya üzerinden tartışmalar ne muhafazakârlara ne de sadece bizim ülkemize mahsus değil. Bir yandan tüketim toplumunun iletişim dünyasına kültürel manada yansıması, diğer taraftan iletişim teknolojisinin hızla ulaştığı noktanın olumsuz yanları doğal olarak tartışılıyor.</div> <div>Son tartışma, ‘<strong>kadın</strong> <strong>programları’</strong> denilen (ama aslında erkekler tarafından da izlenen) <strong>öğlen</strong> <strong>kuşağı</strong> programlarından birinde ‘<strong>şeriat’a</strong> laf uzatıldığı iddiası üzerine çıktı. Program sunucusu kadıncağız, zaten aklının erdiği ermediği her konuda laf ederken, içinde “<strong>burada şeriat yok, Ortadoğu’da var</strong>” gibi bir laf etmiş. <strong>İslamcı</strong> cenahtan kıyameti koparanlar oldu. Adeta, ‘<strong>vurun</strong> <strong>kahpeye’</strong> kampanyası başladı. Doğrusu, <strong>muhafazakâr</strong> sayılmam ama ben de o tür programları hayret içinde izliyorum, kimisi <strong>kurgu</strong>, kimisi <strong>abartı</strong> ama sonuçta onda biri de <strong>doğru</strong> olsa toplumsal değişimin geldiği noktaya şaşırmaktan kendimi alamıyorum. Ancak, malum, belli konuları köpürterek program yapmak, sadece yapımcısını ve <strong>TV</strong> kanallarını bağlayan bir tercih değil, piyasa kurallarına göre ‘<strong>rating</strong> <strong>alan’</strong> yani itibar gören programlar tercih ediliyor, <strong>reklam</strong> gelirleri belirleyici oluyor. Benim hoşuma giden bir gidişat değil, ama <strong>kapitalizm</strong> veya <strong>post-kapitalizm</strong> böyle bir dünya kuruyor ve bildiğim kadarıyla bizim ülkemizde de bu sistem geçerli.</div> <div><strong>Borsası</strong>, <strong>faizi</strong>, <strong>şans</strong> <strong>oyunları</strong>, <strong>reklamları</strong> bir yana, genel olarak <strong>finans</strong> <strong>kapitalizminden</strong> hiç şikâyet etmeyip, toplumsal, kültürel sonuçları karşısında celallenmenin samimiyetine inanmak zor. Aslında ben bu celallenmelerin <strong>samimiyetsizlikten</strong> ziyade, <strong>kendini</strong> <strong>kandırmak</strong> temelli olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; <strong>cari</strong> <strong>sisteme</strong> karşı çıkmak pek mümkün değil, dahası pek çok <strong>getirisi</strong> var, o halde <strong>ahlaki</strong> <strong>çıkış</strong> yapmanın dar alanında ne kadar ses çıkarılsa, vicdanlar o denli rahatlamış oluyor. <strong>Ahlaki</strong> <strong>iddialara</strong> sahip çıkılmış bir atmosfer yaratılıyor. Siz, <strong>faize</strong> <strong>karşı</strong> <strong>çıkan</strong>, <strong>çalışanını</strong> <strong>sömüren</strong>, <strong>sigortasız</strong> <strong>çalıştıran</strong> ve hatta <strong>piyango</strong> <strong>şirketi</strong> sahibi patronlardan <strong>maaş</strong> almayı <strong>reddeden</strong> <strong>İslamcı</strong> gördünüz mü? Varsa beri gelsin.</div> <div>Peki <strong>kapitalist</strong>, <strong>post-kapitalist</strong> ekonomi politik çerçevesinde <strong>ahlaki</strong> <strong>sınırlar</strong> konulabilir mi, konulur tabii, ama <strong>yasakçılık</strong> yoluyla <strong>iki</strong> <strong>yüzlülük</strong> devam eder o kadar.</div> <div>Diğer taraftan, <strong>TV</strong> dizilerini konuşacaksak, konu sadece <strong>aile</strong> ilişkileri mi? Gerçi, yakın zamanda gençler arasında yaygınlaşan <strong>şiddet</strong> olayları vesilesi ile <strong>şiddet</strong> konusu da gündeme geliyor, ancak bu yeni bir olay değil, bir. İkincisi; konu sadece <strong>fiziki</strong> <strong>şiddet</strong> de olmamalı, ortalık <strong>mafya</strong>, <strong>kabadayı</strong> dizisinden geçilmiyor. Sergilenen, <strong>aile</strong> ilişkilerinde de sadece <strong>cinsel</strong> konularla <strong>ahlakçılık</strong> taslayan çıkıyor, ama hemen hepsi <strong>paraya</strong> <strong>para</strong> demeyen <strong>holding</strong> sahibi aileler arasında geçen, herkesin <strong>diğerinin</strong> <strong>kuyusunu</strong> kazdığı diziler izlenme rekoru kırıyor. “<strong>Toplumsal</strong> <strong>yabancılaşma</strong>”nın hakim olduğu iddia edilen dönemlerin <strong>TV</strong> <strong>dizileri</strong>, bugün herhalde ancak <strong>Diyanet</strong> kanalında izlenir. Yok, “<strong>İslamcı bir iktidar yüzünden bu hale gelindi</strong>” demiyorum, tüm dünyada benzer gelişmeler yaşanıyor, benzer kritikler yapılıyor. Bizimkilerin bu durumu, <strong>cinsel</strong> <strong>ahlak</strong> <strong>polisliği</strong> ile geçiştirmeye çalışmasından söz ediyorum.</div> <div>Bu arada, bizim <strong>İslamcılardan</strong> birine, <strong>Arap</strong> ülkelerinden birinde bir taksi şoförü, “<strong>Türkiye Müslüman mı, nedir o diziler</strong>” demiş de bizimki utanmış. Böyle bir konuşma da geçmiş olabilir, ama ben <strong>Arap</strong> ülkelerinde en çok da “<strong>şu dizinin sonu ne olacak, bu dizideki o kız ne güzel, bu adam ne yakışıklı</strong>” türü soru ve yorumlara tesadüf ettim. Zaten bizim dizilerin o ülkelerde bu denli rağbet görmesinin nedeni de <strong>Türkiye’de</strong> reyting almalarının nedeni neyse o. Bir zamanlar <strong>Türkiye’nin</strong> ‘<strong>soft</strong> <strong>power’ı</strong> dediğimiz olay da bu. Aslında gerçekten de dizi merakından bazı gençler <strong>Türkçe</strong> öğrenmiş, son olarak bir ay önce <strong>Beyrut’da</strong> otel resepsiyonunda çalışan bir genç kız, bizimle diziden öğrendiği kadarıyla <strong>Türkçe</strong> konuşmaya çalıştı.</div> <div>Bu arada, yurt dışında ‘<strong>Kurtlar</strong> <strong>Vadisi’</strong> dizisinin en popüler dizi olduğunu unutmayalım. <strong>Batı’ya</strong> karşı yenilginin ezikliğini süper kahraman üzerinden yatıştırmaya yönelik bir senaryoya ilgiyi anlayabiliyorum. Ayrıca, <strong>Batı</strong> dünyasında da <strong>eşitsizlikleri</strong>, <strong>adaletsizlikleri</strong> <strong>yatıştırma</strong> etkisi yapan, iyiyi temsil eden <strong>süper</strong> <strong>kahramanlara</strong> dayalı <strong>senaryolar</strong> çok ilgi görüyor. Ancak, sadece <strong>Arap</strong> ülkelerinde değil, bizde de muhafazakar ve/veya <strong>İslamcıların</strong> kanun, hukuk tanımayan, ‘<strong>misyon</strong> <strong>adamı’</strong> pozunda <strong>mafyatik</strong> tip ve ilişkileri güzelleyen bir dizi sorun olmadığı gibi ilgi odağı oldu.</div> <div>Zamanında <strong>feministlerin</strong>, solcu geçinenlerin feodal, erkek egemen, değerleri güzelleyen, paralıları cilalayan <strong>senaryo</strong> yazmasını eleştirmiş biriyim. İki binli yılların başında, başta ‘<strong>Asmalı</strong> <strong>Konak’</strong> dizisi üzerine, <strong>Radikal</strong>, <strong>Express</strong> ve <strong>İstanbul</strong> <strong>Life</strong> dergilerinde eleştiri yazısı yazmıştım. <strong>Liberalliğin</strong> ötesinde, <strong>solcu</strong>, <strong>feminist</strong>, <strong>İslamcı</strong> gibi fazladan iddiası olanlardan tutarlılık bekliyorum, o kadar.</div> <div>Mevcut durumdan hoşnut değilsek, başka bir dünya hayal ediyorsak, bunu <strong>köklü</strong> <strong>bir</strong> <strong>itiraza</strong> dayandırmadan laf etmenin kıymeti harbiyesi yok.</div> <div>Konu açılmışken, mevcut <strong>iktidar</strong> döneminde televizyon kanallarında yaygınlaşan <strong>tarihsel</strong> <strong>dizileri</strong> de geçmeyelim. Makbul örnek sayılan bu dizilerde, tarihi gerçeklik konusu bir yana, hâkim hava, <strong>macera</strong> <strong>filmi</strong> tadında. Bu da bize özgü değil, büyük bütçeli <strong>Hollywood</strong> yapımı tarih filmleri de daha incelikli biçimde benzer bir yol izliyor. “<strong>Madem onlar sinema, televizyon üzerinden kendi reklamlarını yapıyorlar, biz de yapalım</strong>” diye düşünülüyor olabilir. Ama o zaman da bir <strong>Osmanlı</strong> sultanını, “<strong>büyükelçi tokatlayan adam</strong>” durumuna düşürmenin iyi bir anma ve/veya <strong>reklam</strong> yöntemi olmadığını fark etseler iyi olur.</div> <div>Üç, dört sene evvel, <strong>Zülfü</strong> <strong>Livaneli’nin</strong> <strong>II. Abdülhamid</strong> döneminde geçen romanını (‘Kaplanın Sırtında’) pek çok açıdan eleştirmiştim (K24 Kitap, 11 Ağustos 2022). Takıldığım konulardan biri de <strong>Sultan</strong> <strong>Abdülaziz’e</strong> ilişkin çizilen kaba-saba tablo idi. <strong>Osmanlı</strong> <strong>sarayının</strong> bir <strong>merasim</strong>, <strong>edeb</strong>, <strong>incelik</strong> <strong>atmosferi</strong> olduğunun bilinmediğine işaret etmiştim. Bunu bilmek, dikkate almak için, kuşkusuz <strong>Osmanlıcı</strong> olmaya gerek yok, ama ‘<strong>Osmanlı</strong> <strong>medeniyeti’ni</strong> dillerinden düşürmeyenlerin güç gösterisini, <strong>tokat</strong> <strong>atmak</strong> olarak tasavvur etmesi, <strong>Osmanlı</strong> geçmişine bakışın fukaralığı konusunda farklı kesimlerin benzer zaafla malul olduğunun en iyi göstergesi.</div> <div>Bakın konu nerelere geldi, en iyisi şimdilik daha fazla uzatmayayım, kaldığımız yerden devam ederiz.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>