<h3><span><strong>Modern insanın İslamcı hali</strong></span></h3> <div>‘<span><strong>İslamcılık öldü mü?</strong></span>’ diye başladım ya, devam edeyim. Sadece <strong>not</strong> <strong>düşmek</strong> adına, çünkü <strong>düşünce</strong> <strong>tartışması</strong> zemini yok artık. <strong>İfade</strong> <strong>özgürlüğünden</strong> söz etmiyorum, bunlar o alana girecek konular değil. Gündelik siyasetle ilintisi kurulabilecek, ama daha mühim, daha incelikli konular.</div> <div><strong>İslamcılık</strong> konusuna da son zamanlarda, o cenahta bir şeyler yazılıp çizildiği için not düşmek ihtiyacı duydum. Ama <strong>ölümünü</strong> tartışmadan önce, <strong>yaşayan</strong> <strong>İslamcılık</strong> üzerine biraz daha durup düşünmek lazım. Her şeyden önce, <strong>İslamcılık modern bir ideolojidir</strong> diyoruz ya, bunu biraz daha açalım. <strong>Modern</strong> deyince, akla ilk olarak <strong>modern</strong> <strong>teknoloji</strong> <strong>kullanan</strong> <strong>İslamcılar</strong> geliyor, konu bu değil. Doğrusu ben <strong>İslamcılık</strong> açısından bu noktada bir sorun görmüyorum, <strong>teknoloji</strong> ile sorunu olan yok zaten. İkinci olarak; <strong>İslamcılık, milliyetçilik gibi modern bir ideoloji</strong> diyoruz, bakın bu konu daha önemli. <strong>İslamcılık,</strong> modern manada bir <strong>siyasal</strong> <strong>iddia</strong> <strong>ve</strong> <strong>kimlik</strong> demek istiyoruz.</div> <div><strong>Müslüman</strong> nüfuslu coğrafyada yaşayan <strong>modern</strong> <strong>aydın</strong>, <strong>bürokrat</strong> tipi şekillenmeye başladıktan sonra, <strong>İslam</strong> ve <strong>siyaset</strong> ilişkisinin ne olacağı tartışma konusu oldu. ‘<strong>Gelenek’</strong> icat oldu, diğer taraftan modern ‘<strong>İslam</strong> <strong>devleti’</strong> reçeteleri yazılmaya başladı, ‘<strong>ümmet’</strong> modern bir siyasi tanım kazandı. Dolaşıma giren <strong>kavramların</strong> çoğu da <strong>Oryantalistlerin</strong> icat ettiği kavramlar, ama şimdilik onu da geçelim.</div> <div><strong>Modern</strong> öncesi dönemlerde, <strong>İslam</strong> ve siyaset ilişkisi, ‘<strong>Uluülemr’e</strong> <strong>itaat</strong>’ten, yani <strong>sultan</strong> kimse ona <strong>sadakatten</strong> ibaretti. Hem <strong>Emevi</strong> hem de <strong>Abbasi</strong> dönemlerinde ‘<strong>ittaat’</strong> etmeyi reddettiği için mahpus yatan <strong>İmam-ı Azam Ebu Hanife</strong>’nin ardından gelenler, yani <strong>Sünni</strong> ekolün büyük bir kısmının takipçileri ‘<strong>itaat’de</strong> karar kılmışlardı. Tıpkı, <strong>Roma’ya</strong> isyan hareketi olarak başlayan <strong>Hıristiyanlığın</strong>, zaman içinde <strong>Roma</strong> <strong>İmparatorluğu’nun</strong> resmi dini olması gibi. Bu da uzun mevzu, şimdilik geçelim. <strong>İslamcılık</strong> da <strong>modern</strong> dönemde bir <strong>itiraz</strong> <strong>hareketi</strong> olarak doğdu, devrin en önemli ‘<strong>İslam</strong> <strong>devleti</strong>’nin <strong>sultan-halifesine</strong> muhalefet çerçevesinde şekillendi. Doğrusu, insanlığın tarihi, <strong>isyanların</strong>, <strong>itirazların</strong> mevcut <strong>iktidar</strong> <strong>yapıları</strong> tarafından <strong>bastırılmasının</strong> tarihidir. <strong>Müslüman</strong> veya <strong>gayri Müslüman</strong> doğalım, sonuçta hepimiz insanız, <strong>insana</strong> <strong>mahsus</strong> zaaflar ile malulüz.</div> <div>Bugün tanımlandığı haliyle de <strong>İslamcılık</strong>, özellikle <strong>Türkiye’de</strong> iktidarda olana <strong>itaati</strong> vazediyor. Hadi onu da geçtik, her yönüyle <strong>modern</strong> dünyanın bir ifadesi olduğunun <strong>farkında</strong> değil veya <strong>olmak</strong> istemiyor. Şu aralar, <strong>İslamcılığın</strong> beni en çok ilgilendiren boyutu bu. Ben ‘<strong>altın</strong> <strong>çağ’</strong> düşüncesine karşı biriyim, ama velev ki; <strong>İslamcıların</strong> iddia ettiği gibi <strong>modern</strong> <strong>öncesi</strong> dönem <strong>Müslüman</strong> hayatı, bir nevi <strong>altın</strong> <strong>çağ</strong>, sonrası <strong>yozlaşma</strong> olsun. Bizim <strong>İslamcılar</strong> için, <strong>altın</strong> <strong>çağ</strong>, malum <strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu</strong>, geçmişte <strong>radikal</strong> <strong>İslamcılık</strong> bu görüşte değildi ama artık öyle. O nedenle, <strong>bu</strong> <strong>anlayışta</strong> olanlar, geçmişte <strong>Müslüman</strong> bir devlet idaresi altında ve münhasıran <strong>Osmanlı</strong> devleti devrinde, <strong>İslam’ın</strong> <strong>nasıl</strong> <strong>yaşandığını</strong> tahayyül ediyorlar, merak ediyorum.</div> <div>Mesela, "<strong>ulema/medrese kurumunu esas alalım, dağda bayırda yaşayanların hayatını boş verelim"</strong> desek, bugünkü <strong>İslamcıların</strong> çoğu, <strong>medresede</strong> bir <strong>kademe</strong> alacak vukufiyette değil. Aklına esen <strong>İslam</strong>, hatta ‘<strong>gerçek</strong> <strong>İslam’</strong> üzerine kalem oynatabiliyor. Bakın, bu çok <strong>modern</strong> bir tavır, <strong>modern</strong> <strong>eşitçilik</strong> fikrinden hareket ediyor. Sadece <strong>İslam</strong> ilahiyatından ziyade <strong>post-modern</strong> düşünürleri zikredenlerden de söz etmiyorum. <strong>Modern</strong> <strong>eşitlik</strong>, bir adım ötesinde <strong>liberal</strong> <strong>bireycilik</strong> kavramının ürünü olan, kendini <strong>ehil</strong> <strong>görme</strong> tavrından söz ediyorum.</div> <div>Yıllar önce, bir yüksek lisans dersinde <strong>İslamcı</strong> öğrencilerle konuşurken, “<strong>bu sınıfta babası profesör olan bir arkadaşınıza özel imtiyaz sağlasak razı olur musunuz?</strong>” diye sordum. Soruyu çok manasız buldular. ‘<strong>Osmanlı</strong> <strong>medeniyeti’nden</strong> söz edenlere bir hatırlatma yapmak istemiştim. <strong>Osmanlı</strong> devrinde, <strong>mollazadelere</strong> <strong>özel</strong> <strong>imtiyaz</strong> tanınır, diğerlerine nazaran <strong>kariyer</strong> basamaklarında daha hızlı ilerleme hakkı tanınırdı. Hatta buna, yaygın dilde, ‘<strong>beşik</strong> <strong>uleması’</strong> denilir. Bu sıradan bir <strong>kayırma</strong> konusu değil, <strong>meşru</strong> bir haktı.</div> <div><strong>Kanuni</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Süleyman</strong> devrine kadar sadece <strong>Molla</strong> <strong>Fenari</strong> ailesi bu imtiyazdan yararlanırdı, sonra yaygınlaştı. Bu, <strong>Osmanlı’ya</strong> mahsus bir <strong>nakısa</strong> da değildi, <strong>Hristiyan</strong> <strong>Batı</strong> dünyasında da <strong>aristokratların</strong> <strong>çocukları,</strong> ruhban sınıfına imtiyazlı olarak katılırdı. <strong>Modern</strong> öncesi tüm toplumlar hiyerarşik anlayışla yönetilirdi, bu anlayışın kendi içinde bir mantığı da vardı. Günümüzde de “<strong>kütüphaneli</strong> <strong>evde</strong> <strong>büyümüş</strong> <strong>olmak</strong><strong>”</strong> diye dile getirilen bir düşünce tarzı. Zaten <strong>yaygın</strong> <strong>eğitim</strong> söz konusu olmadığı için aklına esen <strong>Fatih</strong> <strong>Medresesi’nde</strong> kariyer yapmayı hedeflemez, <strong>istisnai</strong> <strong>yetenekler</strong> dışında, okur yazar <strong>dar</strong> bir çevreden gelmek, zaten <strong>tabii</strong> bir yol olurdu. Benzer şekilde, ‘<strong>askeri’</strong> yani <strong>yönetici</strong> sınıfa doğanlar, bürokrasiye <strong>imtiyazlı</strong> olarak katılırdı, “<strong>büyüyünce sadrazam olacağım</strong>” demek, bir <strong>köy</strong> <strong>çocuğunun</strong> aklından geçmezdi. Parası olanın, iki-dört minareli <strong>selatin</strong> <strong>camii</strong> inşa etme hadsizliğine girişmesi söz konusu olamazdı.</div> <div>Bunlar tarihsel, toplumsal, siyasal düzenlere ilişkin konular, işin tabii bir de <strong>dini</strong> açıdan bir ‘<strong>edeb’</strong> tarafı var. En önemlisi, <strong>itikadi</strong> olarak bir dinin inançlısı, <strong>hayatı</strong>, <strong>eşyayı</strong>, <strong>insanı</strong> inançsız birinden tümüyle farklı tanımlar, <strong>dünya</strong> <strong>görüşü</strong> buna göre şekillenir. Mesela; borsacı, piyangocu olamaz, faizle geçinemez, gözü dünya malında olmaz, soyuyla övünemez. <strong>Hasta</strong> olunca tedaviyi reddetmez ama mesela çocuğu olmuyorsa, işi <strong>suni</strong> yollar içeren <strong>tıbba</strong> havale etmez, <strong>kader</strong> olarak kabul eder, ilh. Ayrıca <strong>haksızlığa</strong> göz yumamaz, hiçbir şey yapamıyorsa <strong>buğz</strong> eder, <strong>haksızlığı</strong> <strong>meşrulaştıran</strong> <strong>köşe</strong> <strong>yazılarına</strong> imza atmaz.</div> <div>Ben böyle düşünen, yaşayan <strong>Müslümanlar</strong> tanıyorum, ama <strong>sesi</strong> çok duyulan <strong>İslamcıların</strong> hiçbirinde bu özelliklere tesadüf etmedim.</div> <div>Benim gördüğüm kadarıyla, bırakın <strong>iktidar</strong>/<strong>güç</strong> <strong>imtihanını</strong>, yani <strong>siyaseti</strong>, zaman, mekân, insan anlayışında <strong>inançsızlardan</strong> çok farklı olan <strong>İslamcı</strong> varsa bile çok nadir. Aklıma bir <strong>Yusuf</strong> <strong>Kaplan</strong> geliyor, o da <strong>Osmanlı</strong> devrini kutsal, hadi olmadı ‘<strong>Medinetül</strong> <strong>Fazıla’</strong> mertebesine çıkarmış vaziyette. Onun için diyorum ki; biraz durup bu konularda, <strong>muhasebe</strong>, <strong>muhakeme</strong>, <strong>müzakere</strong> etsek ne iyi olur.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div>https://www.dikgazete.com/yazi/islamcilik-oldu-mu-8543.html</div> <div></div> <div></div>