<h3><span><strong>UNUTULAN ŞÖHRET: İSLAM AYDINLANMASI</strong></span></h3> <div>Bu ay sizleri, insanlık tarihinin en parlak dönemlerinden biri olan <strong>İslam</strong> <strong>aydınlanmasının</strong> yaşandığı yüzyıllara götürmek istiyorum. <strong>İslamiyet’in</strong> doğuşundan henüz <strong>200</strong> <strong>yıl</strong> dahi geçmeden <strong>bilimde</strong> ve <strong>teknolojide</strong> dünyaya yön veren bir <strong>medeniyet</strong>, daha sonra nasıl ve neden günümüze kadar sürecek bir <strong>çöküş</strong> yaşadı? Elbette sadece tek bir sebebi olmayan bu sorunun yanıtını gelin birlikte arayalım.</div> <div><strong>MS</strong> <strong>750’li</strong> yıllarda, ikinci <strong>Abbasi</strong> <strong>halifesi</strong> <strong>El Mansur</strong> döneminde <strong>Bağdat</strong> şehrinin başkent yapılması ve ilk çeviri çalışmalarının başlamasıyla <strong>İslam’ın</strong> en parlak yüzyılının tohumları atılıyordu. Daha sonra <strong>El Mansur’un</strong> torunu <strong>Halife</strong> <strong>Harun</strong> <strong>Reşid</strong> dönemine gelindiğinde, <strong>Bağdat</strong> artık binlerce kitabın bulunduğu kütüphanesi ve her coğrafyadan gelen âlimleriyle bir bilim merkezi hâline gelmişti.</div> <div><strong>Abbasilerin</strong> bilim ve teknolojiye meraklı halifesi <strong>Harun</strong> <strong>Reşid</strong> zamanında çeviri faaliyetleri doruk noktasına ulaştı. Devleti elinde tutan vezir ailesi <strong>Bermekîlerin</strong> de katkılarıyla doğudan ve batıdan binlerce el yazması eser <strong>Arapçaya</strong> tercüme ettirilerek kütüphanelerde yerini aldı.</div> <div><strong>Harun</strong> <strong>Reşid’in</strong> oğlu <strong>Halife</strong> <strong>Me’mun</strong> döneminde <strong>Beytülhikme</strong> (Hikmet Evi) kurularak <strong>İslam</strong> dünyasının ilk modern üniversitesi hayata geçiriliyordu. Dünyanın dört bir yanından binlerce insanın akın ettiği bu bilgelik okulu; bünyesinde barındırdığı <strong>4 bin kitaplık</strong> kütüphanesi, <strong>Hârezmî</strong> ve <strong>Kindî</strong> gibi hocalarıyla <strong>Bağdat’ı</strong> döneminin en ileri şehirlerinden biri hâline getiriyordu.</div> <div><strong>Abbasi</strong> halifelerinin bilime olan desteğinin, <strong>İslam’ın</strong> akılcı akımı <strong>Mu’tezile’nin</strong> özgün fikirleriyle birleşmesi; <strong>İslam</strong> dünyasının <strong>bilim</strong>, <strong>sanat</strong>, <strong>teknoloji</strong>, <strong>tıp</strong> ve <strong>astronomi</strong> gibi pek çok alanda altın yıllarını yaşamasını sağladı. Bu özgür düşünce ikliminin sunduğu rahat çalışma ortamında <strong>Hârezmî</strong> çöllerde dünyanın yarıçapını ölçerken, <strong>Fârâbî</strong> mantıkta, <strong>Kindî</strong> ise felsefe alanında eşsiz eserler ortaya koyuyordu.</div> <div><strong>Beytülhikme</strong> okulu ve <strong>Bağdat’taki</strong> aydınlanma, zamanla diğer <strong>İslami</strong> coğrafyalara da sirayet etti. Yıllar içinde tıpta <strong>İbn</strong> <strong>Sina</strong>, astronomide <strong>Birûnî</strong>, matematikte <strong>Ömer</strong> <strong>Hayyam</strong>, sosyal bilimlerde <strong>İbn</strong> <strong>Haldun</strong>, felsefede ise <strong>İbn</strong> <strong>Rüşd</strong> gibi büyük düşünürlerle <strong>İslam</strong> aydınlanması birkaç yüzyıl daha insanlığa yön vermeyi sürdürdü.</div> <div>Bu büyük şöhretin zamanla sönmesine gelince; <strong>Abbasi</strong> yönetiminin giderek kontrolü kaybetmesi çöküşe giden yolu açıyordu. <strong>El Me’mun</strong> sonrası gelen halifelerin akla ve bilime yeterli ilgiyi göstermemesi, sonun başlangıcı oldu.</div> <div>Doğu dünyasını kasıp kavuran <strong>Moğol</strong> istilası, <strong>Bağdat’ı</strong> ve kütüphanesi <strong>Beytülhikme’yi</strong>, içindeki binlerce el yazması eserle birlikte <strong>Dicle</strong> <strong>Nehri’nin</strong> sularına gömüyordu. İlim merkezini kaybeden <strong>İslam</strong> dünyası artık daha çok <strong>savaş</strong>, <strong>istila</strong>, <strong>mezhep</strong> <strong>çatışmaları</strong> ve <strong>kaos</strong> ile anılacaktı.</div> <div><strong>İslam</strong> dünyasında siyasi istikrarsızlık ve <strong>Moğol</strong> istilası, çöküşün önemli bir parçası olsa da tek sebep değildi. İnsanın irade ve düşünce özgürlüğünü ön plana çıkaran akılcı ekol <strong>Mu’tezile’nin</strong> gözden düşmesiyle başlayan düşünsel ve felsefi gerilik, <strong>Şii–Sünni</strong> ayrımının keskinleşmesiyle yerini şiddete ve çatışmaya bıraktı.</div> <div>Şiilik içinden çıkan İsmailî kolunun bir parçası olan Hasan Sabbah’ın Haşhaşî örgütü ile İbn Teymiyye’nin aklı ve felsefeyi dışlayan, katı din yorumları bu döneme damgasını vurdu. Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün, düzeni sağlamak adına medreselerde Ehl-i Sünnet’e aykırı görülen fikirlerle mücadele edilmesi için İmam Gazali’yi görevlendirmesi ise önemli bir dönüm noktası olacaktı.</div> <div><strong>İmam</strong> <strong>Gazali’nin</strong> metafizik alanda aklı sınırlayan ve bu sahada sözün vahye bırakılması gerektiğini savunan düşünceleri, <strong>İslam</strong> dünyasında felsefe ve düşünsel çoğulculuğun zayıflamasında önemli bir kırılma yarattı.</div> <div>Sosyolojinin babası ve <strong>İslam</strong> aydınlanmasının belki de son büyük yıldızı olan <strong>İbn</strong> <strong>Haldun</strong> ile birlikte <strong>İslam’ın</strong> altın çağı kapanırken, bilim ve teknolojide <strong>Batı’nın</strong> üstünlüğü yüzyıllar boyunca kabul edilen bir gerçek hâline geldi.</div> <div>Günümüze geldiğimizde, <strong>İslam</strong> coğrafyasının büyük bir bölümünde tek adam yönetimleri ya da aile monarşilerinin hâkim olduğu görülüyor. <strong>İlk</strong> <strong>dört</strong> halifesini dahi uzlaşıyla belirleyen bir medeniyetin bugün despot yönetimler altında bulunması oldukça düşündürücüdür. Son yıllarda özellikle <strong>Körfez’in</strong> zengin ülkelerinde <strong>teknolojik</strong> gelişmelere hatırı sayılır yatırımlar yapılsa da demokrasi ve insan haklarının rafa kaldırıldığı bir ortamda bu bilimsel atılımların ne kadar sürdürülebileceği belirsizliğini koruyor.</div> <div><strong>Müslüman</strong> ülkelerin yüzyıllardır ara verdikleri aydınlanmaya ne zaman dönecekleri bilinmez; ancak peygamberinin “<strong>İlim Çin’de dahi olsa gidiniz</strong>” diye öğüt verdiği bir uygarlık, bir yerlerde yeniden köklerine dönmeyi bekliyor. <strong>İslam</strong> dünyasının yeni <strong>İbn</strong> <strong>Sina’ları</strong>, <strong>Ömer</strong> <strong>Hayyam’ları</strong>, <strong>İbn</strong> <strong>Haldun’ları</strong> ve <strong>Fârâbî’leri</strong>; özgürleşmeyi bekleyen toplumların tohumlarında yatıyor.</div> <div>Bu ayki yazımı, çok sevdiğim <strong>İranlı</strong> şair ve astronom <strong>Ömer</strong> <strong>Hayyam’ın</strong> bir rubaisiyle noktalamak istiyorum:</div> <div>Ey kara cübbeli, senin gündüzün gece;</div> <div>Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.</div> <div>Onlar Yaradan’ın sanatı peşindeler;</div> <div>Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde.</div> <div>.</div> <div><strong>Ali Ekinciel, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>