<h3><span><strong>BİR SAVAŞ, İKİ KAYBEDEN: UKRAYNA – RUSYA GERÇEĞİ</strong></span></h3> <h4><span><strong>Savaşın başlangıcı: Hızlı zafer yanılsaması...</strong></span></h4> <div>Tarihin en ünlü romanlarından biri olan <strong>Rüzgâr</strong> <strong>Gibi</strong> <strong>Geçti</strong><strong>’de</strong> şu cümle yer alır:“Savaş bittiğinde, neden başladığını kimse hatırlamayacak.”</div> <div><strong>2022’de</strong> başlayan ve hâlâ belirsizlik içinde süren <strong>Ukrayna–Rusya</strong> savaşında bugün tam da bu cümle ete kemiğe bürünmüş durumda. Başlangıçtaki gerekçeler, söylemler ve büyük iddialar yerini yıpratıcı bir gerçekliğe bıraktı. Peki bu savaşın sonunda gerçekten bir kazanan olacak mı? Yoksa geriye yalnızca farklı biçimlerde zayıflamış iki ülke mi kalacak?</div> <div><strong>24</strong> <strong>Şubat</strong> <strong>2022’de</strong> dünya, <strong>Rusya</strong> <strong>Devlet Başkanı Vladimir Putin’in</strong> konuşmasına kilitlendi. O konuşma yalnızca iki ülke arasında değil, küresel dengeler açısından da yeni bir dönemin başlangıcıydı. <strong>Moskova</strong> “<strong>özel askeri operasyon</strong>” diyerek yola çıktı, ancak sahada yaşananlar bunun tam ölçekli bir işgal olduğunu kısa sürede ortaya koydu.</div> <h4><span><strong>Kiev düşmedi, plan çöktü!..</strong></span></h4> <div>Savaşın ilk aylarında <strong>Rus</strong> ordusu doğu ve güneyde adeta haritayı yeniden çizercesine ilerledi. Başkent <strong>Kiev’e</strong> kadar yaklaşan birlikler, savaşın kısa sürede sonuçlanabileceği beklentisini doğurdu. <strong>2022’nin</strong> ilk haftalarında <strong>Rus</strong> birlikleri, <strong>Kiev’in</strong> kapılarına dayandı. Uluslararası kamuoyunda “<strong>başkent</strong> <strong>birkaç gün içinde düşebilir”</strong> yorumları yapılırken savaşın seyri beklenmedik biçimde değişti.</div> <div><strong>Ukrayna</strong> ordusu, organize bir direnişle <strong>Rus</strong> ilerleyişini durdurdu ve bazı bölgelerde geri püskürtmeyi başardı. Lojistik aksaklıklar, istihbarat hataları ve beklenenden sert direniş, <strong>Moskova’nın</strong> haftalar içinde zafer planını paramparça etti. Bu tıkanıklık hâlâ büyük ölçüde devam etse de son haftalarda <strong>Ukrayna’nın</strong> özellikle <strong>Zaporijya</strong> ve <strong>Harkiv</strong> yönlerindeki yerel karşı atakları <strong>Rusya’nın</strong> bahar taarruz hazırlığını sekteye uğrattı ve sınırlı da olsa toprak geri alındı; <strong>Şubat</strong> ayında <strong>Ukrayna</strong> ordusu net olarak <strong>165 km²</strong> kazanım sağladı (ISW verilerine göre).</div> <div>Taraflar zaman zaman karşılıklı bu şekilde kazançlar elde etse de bugün gelinen noktada çatışma büyük ölçüde <strong>Donbass</strong> ve güney hattında kilitlenmiş durumda. Savaş artık hareketli bir işgal olmaktan çok, yıpratma mücadelesine dönüşmüş görünüyor.</div> <h4><span><strong>Bataklık: Moskova’nın stratejik kırılması…</strong></span></h4> <div><strong>Rusya</strong> açısından bu savaş, daha ilk günden yanlış hesaplarla başlatılmış bir işgale dönüştü. “<strong>Birkaç haftada bitecek operasyon</strong>” söylemi, yerini yıllara yayılan bir bataklığa bıraktı. Bugün tablo açık: Bu savaş, <strong>Sovyetler</strong> <strong>Birliği’nin</strong> <strong>Afganistan’da</strong> yaşadığı yenilgiyi hatırlatan bir sürece dönüşüyor. <strong>ABD</strong> ve <strong>Avrupa’nın</strong> <strong>Rusya’yı</strong> <strong>Ukrayna</strong> sahasında oyalama ve yıpratma stratejisi şimdilik işliyor.</div> <div><strong>Ukrayna</strong> ordusu zaman zaman zorlanıyor olsa da <strong>Batı’dan</strong> gelen para ve silah desteğiyle ayakta kalıyor. <strong>Moskova</strong> ise <strong>Wagner’den</strong> <strong>Çeçen</strong> birliklere, hatta <strong>Kuzey</strong> <strong>Kore</strong> bağlantılı personel desteğine kadar farklı unsurlara başvurmak zorunda kaldı. Bu bile savaşın <strong>Rusya</strong> için planlandığı gibi gitmediğinin göstergesi.</div> <div>Gelinen noktada beş yılı bulan savaşın <strong>Rusya’ya</strong> faturası ağır. Milyonlarla ifade edilen asker kayıpları, <strong>Batı</strong> dünyasıyla neredeyse kopma noktasına gelen ilişkiler, yaptırım ve ambargoların yarattığı derin ekonomik baskı ve eriyen diplomatik prestij… <strong>Moskova</strong> artık eski manevra alanına sahip değil.</div> <h4><span><strong>Yıpratma stratejisi ve Batı’nın hesabı…</strong></span></h4> <div><strong>Ukrayna’da</strong> saplanıp kalan <strong>Rusya</strong>, <strong>Suriye’deki</strong> etkinliğini ciddi ölçüde yitirdi ve <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz’deki</strong> ağırlığı geriledi. <strong>Kafkasya’da</strong> ise tablo daha çarpıcı: <strong>Azerbaycan–Ermenistan</strong> hattında devreye giren <strong>ABD</strong> ve <strong>Avrupa</strong> aktörleri, <strong>Rusya’nın</strong> geleneksel “<strong>arka bahçesi</strong>” sayılan bölgede oyun kurucu rolünü zayıflattı. <strong>Moskova</strong>, ilk kez bu kadar açık biçimde kendi etki alanında geriye düşmüş görünüyor.</div> <div><strong>Enerji</strong> gelirleriyle sistemi ayakta tutmaya çalışan <strong>Putin</strong> yönetimi için en sarsıcı gelişmelerden biri, <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> <strong>Rus</strong> varlıklarını süresiz dondurma kararı oldu. Bu adım, savaşın sadece cephede değil finansal alanda da <strong>Rusya’yı</strong> köşeye sıkıştırdığını gösteriyor. <strong>Ukrayna</strong> sahasında kilitlenen <strong>Rusya</strong>, küresel güç projeksiyonunda da daralan bir çembere sıkışıyor.</div> <h4><span><strong>Çin’e doğru itilen Rusya…</strong></span></h4> <div>Bitmeyen çatışmanın belki de en kritik sonucu ise <strong>Moskova’nın</strong> <strong>Çin’e</strong> giderek daha bağımlı hale gelmesi. Ekonomide, ticarette ve diplomaside artan bu asimetri, <strong>Rusya’nın</strong> stratejik hareket alanını daraltıyor. Ortaya çıkan tablo, <strong>1980’lerde</strong> <strong>Sovyetler</strong> <strong>Birliği’ni</strong> tüketen <strong>Afganistan</strong> yenilgisini hatırlatıyor.</div> <div><strong>Ukrayna,</strong> <strong>Batı</strong> desteğiyle ayakta kaldığı sürece <strong>Rusya’nın</strong> önünde iki ihtimal var: Ya <strong>Afganistan’dan</strong> çekildiği gibi yıpranmış olarak sahadan ayrılacak, ya da kaynakları tükenene kadar ağır ama sonuçsuz bir savaşı sürdürecek.</div> <h4><span><strong>Ukrayna’nın görünmeyen bedeli…</strong></span></h4> <div>Savaşın diğer tarafı olan <strong>Ukrayna’da</strong> da tablo parlak değil. <strong>Kiev</strong> yönetimi, <strong>Holodomor’dan</strong> <strong>Çernobil’e</strong> uzanan tarihsel travmaları, siyasi söylemin merkezine yerleştirerek toplumu varoluşsal bir mücadele psikolojisine kilitlemiş durumda. Ancak duygusal mobilizasyon, ekonomik gerçekleri değiştirmiyor.</div> <div>Yüz milyarlarca doları aşan altyapı ve üretim kaybı, milyonlarca insanın göç etmesi ve savaşın sürdürülebilmesi için <strong>Batı</strong> desteğine tamamen bağımlı hale gelmesi… <strong>Ukrayna</strong>, askeri direnişini sürdürse de ekonomik ve demografik olarak ağır bir bedel ödüyor.</div> <h4><span><strong>Coğrafya değişmez…</strong></span></h4> <div>Bu noktada <strong>Ermenistan</strong> örneği dikkat çekici. Yıllarca <strong>1915</strong> meselesi üzerinden <strong>Türkiye</strong> ile kilitlenen ilişkiler, son dönemde daha pragmatik bir zemine taşındı. İdeolojik söylemin yerini ekonomik ve bölgesel gerçekler aldıkça <strong>Erivan’ın</strong> manevra alanı genişledi.</div> <div>Benzer bir yaklaşımı <strong>Orta</strong> <strong>Asya’daki</strong> eski <strong>Sovyet</strong> cumhuriyetlerinde de görüyoruz. <strong>Moskova</strong> ile ilişkilerini tarihsel kırgınlıklar üzerinden değil, çıkar dengesi üzerinden yürüten ülkeler, daha esnek bir dış politika alanı elde etti.</div> <div><strong>Ukrayna</strong> için de soru şu: Geçmişin ağır travmalarıyla sonsuz bir savaş mı, yoksa soğukkanlı bir hesapla müzakere zemini mi? Coğrafya değişmiyor. <strong>Rusya</strong> ile yan yana yaşamaya devam edecek bir ülke için tek mantıklı yol, tarihsel travmaları bir kenara bırakıp zor da olsa bir barış zemini yaratmaktır.</div> <h4><span><strong>Bu savaş kimin işine yarıyor?</strong></span></h4> <div><strong>Beyaz</strong> <strong>Saray’daki</strong> görüşmeler, <strong>Ukrayna’nın</strong> <strong>Batı’ya</strong> olan bağımlılığının ne kadar derinleştiğini açık biçimde gösterdi. <strong>Kiev</strong> yönetimi, dış mali ve askeri destek olmadan bu savaşı sürdüremeyeceğinin farkında. Ancak bu bağımlılık uzadıkça, karar alma alanı da daralıyor. Devasa bir askeri kapasiteye sahip <strong>Rusya</strong> ile süresiz bir yıpratma savaşının sürdürülebilir olmadığı gerçeği er ya da geç daha yüksek sesle konuşulacaktır.</div> <h4><span><strong>Zafer değil, tükeniş!..</strong></span></h4> <div>Bugün gelinen noktada savaş, askeri bir zafer üretmekten çok karşılıklı bir yıpratma düzenine dönüşmüş durumda. <strong>Trump</strong> yönetiminin bastırdığı <strong>Cenevre</strong> ve <strong>Abu</strong> <strong>Dhabi</strong> görüşmeleri hâlâ tıkalı; toprak ve güvenlik garantileri ana engel olarak öne çıkıyor. <strong>Ukrayna</strong> tamamen düşmeyecek kadar destekleniyor, <strong>Rusya</strong> ise tamamen geri adım atmayacak kadar direniyor. Stratejik dengeler kilitlenmiş görünüyor; ancak bu kilitlenmenin bedelini iki toplum ödüyor. <strong>2026</strong> barış yılı olabilir mi? Yoksa tükeniş devam mı edecek? Diplomatik bir eşik aşılmazsa bu savaş zaferle değil, tükenişle anılacak. Geriye ekonomisi yorulmuş, nüfusu azalmış, stratejik hareket alanı daralmış iki ülke kalacak. Ve belki de yıllar sonra, <strong>Rüzgâr Gibi Geçti’</strong><strong>deki</strong> o cümle gerçeğe dönüşecek:</div> <div>“Savaş bitecek… ama neden başladığı hâlâ hatırlanmayacak.”</div> <div>.</div> <div><strong>Ali Ekinciel, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>