<h3><span><strong>Rothschildlere savaş açan Osmanlı Subayı</strong></span></h3> <div>Öncelikle makalenin hazırlanması fikrini ateşleyen <strong>Afyon Bolvadinli</strong> hemşehrim <strong>Süleyman Pektaş’</strong><strong>a</strong> teşekkürler. Bu başlık; "<strong>Rothschildlerin İpliğini Pazara Çıkaran Adam Frederick van Millingen</strong>" de olabilirdi. <strong>1836</strong> yılında <strong>İstanbul’da</strong> bir <strong>İngiliz</strong> doktor baba ile <strong>Fransız/Yunan</strong> anneden doğmuş, ülkemizde yaşadığı ve makaleler-kitaplar yazdığı yıllarda <strong>Osman Bey</strong> adını kullanmış <strong>Frederick Millingen’den</strong> söz edelim.</div> <div></div> <div><strong>Frederick Millingen,</strong> nam-ı diğer <strong>Kıbrıslızade Binbaşı Osman Bey,</strong> 19. yüzyılın en ilginç ve karanlık figürlerinden biridir. Onun hayatı ve eserleri, sadece kişisel bir serüven değil, aynı zamanda <strong>Avrupa’daki</strong> modern antisemitizmin ve komplo teorilerinin gelişim sürecini anlamak için kritik birer belgedir. <strong>Millingen, Avrupa'da "uluslararası bir Yahudi komplosu</strong>" fikrini popülerleştiren ilk <strong>Avrupalı</strong> yazarlardan biridir.</div> <h3><span><strong>Finansal Gücün Anatomisi: Binbaşı Osman Bey ve “Les Rothschild, les gouverneurs des peuples”</strong></span></h3> <div><strong>Osmanlı</strong> ordusunda Binbaşı rütbesiyle görev yapan ve <strong>Avrupa’da Frederick</strong> <strong>van Millingen</strong> adıyla tanınan <strong>Frederick van Millingen, 19.</strong> yüzyılın ikinci yarısında kaleme aldığı eserlerle küresel finans ile siyaset arasındaki ilişkiyi sorgulayan ilk yazarlardan biri olarak öne çıktı. <strong>Paris’te 1870’li</strong> yıllarda yayımladığı <strong>Les Rothschild,</strong> les gouverneurs des peuples (Halkların Yöneticileri: Rothschildler), yalnızca bir aile biyografisi değil, aynı zamanda uluslararası finansın devletler üzerindeki etkisini inceleyen erken dönem eleştirel metinlerden biri niteliğindedir.</div> <div><strong>Osman Bey,</strong> bu eserinde <strong>Rothschild</strong> ailesi’ni modern çağın <strong>“görünmez hükümdarları”</strong> olarak tanımlamış ve özellikle savaşların finansmanı üzerinden şekillenen yeni güç ilişkilerine dikkat çekmiştir. Ona göre <strong>Rothschildler, Avrupa’daki</strong> büyük savaşlar sırasında yalnızca taraflara borç veren finansörler değil, aynı zamanda savaşların sonucunu dolaylı biçimde etkileyebilecek ekonomik araçlara sahip bir güç merkeziydi.</div> <div>Özellikle <strong>Napolyon Savaşları</strong> ve <strong>Kırım Savaşı</strong> gibi büyük çatışmaların finansmanında oynadıkları rolün, aileyi devletlerin kaderi üzerinde etkili bir konuma yükselttiğini savundu. <strong>Osman Bey’e</strong> göre bu finansman modeli, görünürde tarafsız bir bankacılık faaliyeti olsa da, gerçekte siyasi haritaların yeniden şekillenmesinde belirleyici bir araç haline gelmişti.</div> <div><strong>Osman Bey’in</strong> eleştirilerinin merkezinde yalnızca <strong>Avrupa</strong> değil, doğrudan hizmet ettiği <strong>Osmanlı İmparatorluğu</strong> da yer alıyordu. <strong>Osmanlı</strong> ordusunda görev yapması, ona devletin mali yapısını yakından gözlemleme imkânı sağlamıştı. Özellikle <strong>Osmanlı Devleti’nin 1854</strong> yılında başlayan dış borçlanma sürecini, ekonomik bir zorunluluktan ziyade siyasi bağımlılık yaratan bir mekanizma olarak değerlendirdi.</div> <div>Ona göre bu borçlar, yalnızca mali bir yük değil, aynı zamanda devlet egemenliğini sınırlayan bir tür siyasi vesayet aracıydı. <strong>Rothschild</strong> ailesinin uluslararası kredi ağları üzerinden <strong>Bab-ı Âli </strong>ile kurduğu ilişkilerin, <strong>Osmanlı</strong> maliyesinin bağımsızlığını zayıflatan en önemli faktörlerden biri olduğunu ileri sürdü.</div> <div>Eserde geniş yer verilen bir diğer konu ise <strong>Mısır</strong> ve <strong>Süveyş Kanalı</strong> meselesiydi. <strong>Osman Bey, Rothschild</strong> ailesinin <strong>Mısır’daki</strong> finansal faaliyetlerini yalnızca ekonomik bir yatırım olarak değil, aynı zamanda <strong>İngiliz İmparatorluğu’nun</strong> jeopolitik hedefleriyle paralel yürüyen bir güç stratejisi olarak yorumladı.</div> <div>Özellikle <strong>Süveyş Kanalı</strong> gibi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip projelerin finansmanında bankacılık sermayesinin oynadığı rolü, yeni bir egemenlik biçimi olarak değerlendirdi. Ona göre bu süreç, klasik askeri işgal yöntemlerinden farklı olarak, finans yoluyla kurulan bir nüfuz sisteminin başlangıcını temsil ediyordu.</div> <div><strong>Osman Bey’in</strong> bu çalışması, yayımlandığı dönemde <strong>Avrupa’da</strong> dikkat çekmiş, ancak yazarın kişisel hayatındaki dalgalanmalar ve sürekli yer değiştirmesi nedeniyle tartışmalı bir konumda kalmıştır. Hayatı boyunca farklı ülkelerde yaşayan, çeşitli kimlikler kullanan ve sürgünlerle karşılaşan <strong>Osman Bey,</strong> kendisini “<strong>19. yüzyılın en çok sınır dışı edilen adamı</strong>” olarak tanımlamıştır.</div> <div>Kendi anlatımına göre bu durum, finansal güç odaklarına yönelik eleştirilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle eserini yalnızca akademik bir çalışma değil, aynı zamanda kişisel bir <strong>“hakikat mücadelesi”</strong> olarak görmüştür.</div> <div><strong>Frederick van Millingen</strong>, bu eserinin yanı sıra <strong>The</strong> <strong>Conquest of the World by the Jews</strong> adlı bir başka tartışmalı kitap daha yayımlamıştır. Bu eser, dönemin ideolojik ve politik gerilimleri içinde şekillenmiş olup, modern literatürde eleştirel bir gözle değerlendirilmektedir. Bununla birlikte <strong>Osman Bey’in</strong> temel amacı, kendi perspektifine göre, finansal gücün uluslararası siyaset üzerindeki etkisini ortaya koymaktı.</div> <div>Sonuç olarak <strong>Les Rothschild,</strong> <strong>les gouverneurs des peuples,</strong> 19. yüzyılda finans ile siyasi egemenlik arasındaki ilişkiyi sorgulayan erken dönem metinlerden biri olarak tarihsel önem taşımaktadır. </div> <div><strong>Osman Bey,</strong> bu eserinde bankacılık sermayesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir güç olduğunu savunmuş ve modern dünyada finansın devletler üzerindeki etkisini anlamaya yönelik ilk sistemli eleştirilerden birini ortaya koymuştur. Bu yönüyle eser, hem <strong>Osmanlı’nın</strong> mali bağımlılık sürecini hem de küresel finans sisteminin yükselişini anlamak açısından dikkat çekici bir tarihsel belge niteliği taşımaktadır.</div> <h3><span><strong>Frederick Millingen, nam-ı diğer Kıbrıslızade Binbaşı Osman Bey’in aile geçmişi baba tarafı...</strong></span></h3> <div><strong>Dr. Julius Michael Millingen</strong>’in mensup olduğu <strong>Millingen</strong> ailesi, köken itibarıyla <strong>Hollanda Yahudilerine</strong> dayanan bir aileydi. Aile, <strong>Hollanda’dan İngiltere’ye</strong> göç etmiş ve <strong>Londra’da</strong> yerleşmişti. Bu köken, ailenin bazı üyelerinin <strong>Londra’daki Hambro Sinagogu</strong> çevresine defnedilmiş olmasından da anlaşılmaktadır. <strong>Millingen</strong> ailesinin daha eski kuşaklarından biri olan büyük dede <strong>James Millingen, Londra’da</strong> doğmuştu. Aile içinde entelektüel ve mesleki faaliyetler yaygındı; nitekim doktor ve yazar <strong>John Gideon Millingen, Julius Millingen’in</strong> amcasıydı.</div> <div><strong>Julius Millingen’in</strong> babası <strong>James Millingen, Michael Millingen’in</strong> ikinci oğluydu. <strong>James Millingen, Hollanda Yahudi</strong> kökenli aile geleneğinden gelmesine rağmen, kendisi sıkı bir <strong>Anglikan</strong> olarak yetişmiş ve yaşamını bu inanç doğrultusunda sürdürmüştü.</div> <div><strong>1797</strong> yılı civarında <strong>Fransa’nın Calais</strong> şehrinde, <strong>Calais’li Christopher White’ın</strong> kızı <strong>Elizabeth Penny</strong> ile evlendi. <strong>Elizabeth Penny, Fransız-İngiliz</strong> kökenli bir aileye mensuptu. Bu evlilikten üç erkek çocuk ve bir kız çocuk dünyaya geldi. Bu çocuklardan biri, ileride "<strong>Lord Byron’un doktoru"</strong> olarak tanınacak olan <strong>Julius Michael Millingen</strong> idi.</div> <div>Aile içinde daha sonra dini ayrılıklar yaşandı; <strong>James Millingen’in</strong> eşi <strong>Elizabeth Penny</strong> ve kızlarının <strong>Roma Katolikliğine</strong> geçmesi, aile içinde ciddi bir ayrılığa neden oldu. Bu aile ortamı içinde dünyaya gelen <strong>Julius Michael Millingen, 19 Temmuz 1800</strong> tarihinde <strong>Londra’da</strong> doğdu.</div> <div>Baba tarafından <strong>Hollanda Yahudi</strong> kökenli, anne tarafından ise <strong>Calais</strong> merkezli <strong>Fransız-İngiliz</strong> kökenli bir aileye mensuptu. Annesi <strong>Elizabeth Penny, Christopher White’ın</strong> kızı olup <strong>Levanten</strong> değil, <strong>Batı Avrupa</strong> kökenliydi. Bu nedenle <strong>Millingen’in</strong> etnik ve kültürel kökeni, <strong>Hollanda Yahudi, İngiliz</strong> ve <strong>Fransız</strong> unsurlarının birleştiği, iç içe geçmiş <strong>Avrupa</strong> geçmişine dayanıyordu. Bu çok yönlü aile mirası, onun ilerleyen yıllarda hem <strong>Avrupa’da</strong> hem de <strong>Osmanlı İmparatorluğu’nda</strong> etkili bir hekim ve entelektüel olarak yükselmesinde önemli rol oynadı.</div> <div>Babasının mesleği nedeniyle çocukluk yıllarını yalnızca <strong>İngiltere’de</strong> değil, aynı zamanda <strong>Calais, Paris</strong> ve <strong>Roma</strong> gibi <strong>Avrupa’nın</strong> önemli kültür merkezlerinde geçirdi. Bu ortam, onun erken yaşta çok dilli ve kozmopolit bir eğitim almasını sağladı.</div> <div><strong>1817</strong> yılında <strong>Edinburgh Üniversitesi’ne</strong> girerek tıp eğitimine başladı. Her yıl kış dönemlerinde eğitimine devam etti ve <strong>1821</strong> yılında <strong>Edinburgh Kraliyet Cerrahlar Koleji’nden</strong> cerrahlık diploması alarak meslek hayatına adım attı. Bu eğitim, onu yalnızca bir hekim değil, aynı zamanda askeri ve diplomatik görevlerde kullanılabilecek nitelikli bir cerrah haline getirdi.</div> <div><strong>1823</strong> yılında, <strong>Yunan</strong> bağımsızlık hareketini desteklemek amacıyla <strong>Londra’da</strong> kurulan <strong>Londra Rum Komitesi</strong> tarafından görevlendirildi. <strong>Norwich</strong> milletvekili <strong>William Smith’in</strong> tavsiyesi üzerine seçilen <strong>Millingen,</strong> aynı yılın <strong>27 Ağustos’unda Korfu’ya</strong> gönderildi. Burada <strong>İngiliz</strong> şair <strong>Lord Byron</strong> ile tanıştı ve kısa sürede onun özel doktoru olarak görev yapmaya başladı. <strong>Millingen, Byron</strong> ile <strong>Kefalonya</strong> ve <strong>Missolonghi’de</strong> birlikte bulundu ve şairin <strong>1824</strong> yılında <strong>Missolonghi’deki</strong> son hastalığı sırasında başlıca doktorlarından biri oldu.</div> <div><strong>Byron’un</strong> ölümünden sonra otopsiyi bizzat gerçekleştirdi ve ölüm nedenini pürülan menenjit olarak teşhis etti. Ancak <strong>Byron’un</strong> diğer doktoru <strong>Francesco Bruno, Millingen’i</strong> kan alma tedavisini geciktirmekle suçladı. Bu suçlama, dönemin <strong>Avrupa</strong> tıp çevrelerinde ciddi tartışmalara yol açtı. <strong>Millingen,</strong> daha sonra yayımladığı hatıratında bu iddialara ayrıntılı şekilde cevap verdi ve <strong>Byron’un</strong> son günlerine dair önemli birincil tanıklık bıraktı.</div> <div><strong>Byron’un</strong> ölümünden sonra <strong>Millingen, Yunan</strong> ordusunda cerrah olarak görev yapmaya devam etti. Ancak <strong>Osmanlı</strong> kuvvetleriyle yapılan çatışmalar sırasında, <strong>Mısır Valisi Kavalalı İbrahim Paşa</strong> tarafından esir alındı. Serbest bırakılması, <strong>Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İngiliz</strong> büyükelçisi <strong>Stratford Canning’in</strong> diplomatik girişimleri sayesinde mümkün oldu.</div> <div>Bu olay, <strong>Millingen’in</strong> hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. <strong>Yunan</strong> bağımsızlık hareketine destek veren bir cerrah olarak başladığı kariyer, kısa süre sonra <strong>Osmanlı İmparatorluğu</strong> içinde şekillenecek yeni bir yön kazandı.</div> <div><strong>1826</strong> yılında <strong>İzmir’e</strong> gitti, ardından kısa süre <strong>Kütahya</strong> ve <strong>Bursa’da</strong> kaldı. <strong>1827</strong> yılında ise <strong>İstanbul’a</strong> yerleşti. Bu şehir, hayatının geri kalan elli yılı boyunca yaşayacağı ve kariyerinin zirvesine ulaşacağı merkez oldu. <strong>İstanbul’da Hollanda</strong> elçiliğine bağlı hekim olarak görev yaptı ve <strong>Galata’da</strong> faaliyet gösteren <strong>Uluslararası Sağlık Kurulu’nda Hollanda</strong> delegesi olarak yer aldı.</div> <div>Tıbbi bilgi ve diplomatik becerileri sayesinde <strong>Osmanlı</strong> sarayının güvenini kazandı ve sırasıyla <strong>II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad </strong>ve <strong>II. Abdülhamid</strong> dönemlerinde saray hekimi olarak görev yaptı. Böylece beş <strong>Osmanlı</strong> padişahına hizmet eden nadir yabancı hekimlerden biri oldu.</div> <div><strong>Millingen,</strong> yalnızca saray hekimi değil, aynı zamanda <strong>Osmanlı’daki</strong> önemli siyasi ve tıbbi gelişmelerin de doğrudan tanığı oldu. <strong>Sultan Abdülaziz’in</strong> ölümünü araştırmak üzere kurulan resmi komisyonda yer aldı. Bu görev, onun <strong>Osmanlı</strong> devlet mekanizması içindeki güvenilir konumunu açıkça göstermektedir. </div> <div></div> <div>Ayrıca <strong>1866</strong> yılında <strong>İstanbul’da</strong> düzenlenen <strong>Uluslararası Kolera Tıp Kongresi’ne</strong> katıldı ve <strong>Osmanlı’daki</strong> modern tıp kurumlarının gelişiminde rol oynadı. <strong>Genel Tıp Derneği’nin</strong> kurucu üyeleri arasında yer aldı ve daha sonra başkanlığını üstlendi.</div> <div><strong>Millingen</strong> aynı zamanda bilimsel ve kültürel faaliyetlerde de bulundu. <strong>İstanbul Rum Edebiyat Derneği’nin</strong> başkanlığını yaptı ve <strong>Yunanca</strong> arkeoloji dersleri verdi. <strong>Frigya</strong> bölgesindeki antik kalıntılar üzerinde araştırmalar yaptı ve <strong>İstanbul Boğazı</strong> çevresindeki arkeolojik alanların incelenmesine katkıda bulundu.</div> <div>Ayrıca <strong>Türk hamamının</strong> sağlık açısından önemini savunarak bu geleneğin <strong>Avrupa’da</strong> tanınmasına katkı sağladı. Onun etkisiyle <strong>David Urquhart Londra’da</strong> bir <strong>Türk hamamı</strong> kurdu.</div> <div><strong>1831</strong> yılında yayımladığı <strong>Memoirs of the Affairs of Greece, with Anecdotes relating to Lord Byron</strong> adlı eseri, <strong>Yunan</strong> bağımsızlık savaşı ve <strong>Lord Byron’un</strong> son günlerine dair en önemli birincil kaynaklardan biri olarak kabul edilmektedir. <strong>1842</strong> yılında <strong>Roma Engizisyonu</strong> üzerine bir eser yayımladı. <strong>1858</strong> yılında <strong>Gazette</strong> <strong>Médicale d’Orient</strong> dergisinde <strong>Doğu hamamları</strong> üzerine bir makale kaleme aldı.</div> <div><strong>Millingen, Fransız</strong> kökenli <strong>Marie Angélique Dejean</strong> ile evlendi. Bu evlilik, onun <strong>Osmanlı</strong> toplumu ile daha güçlü bağlar kurmasına katkı sağladı. Oğlu <strong>Frederick Millingen, Osmanlı</strong> ordusunda görev yaptı ve <strong>Osmanlı</strong> toplumuna entegre oldu. Bu durum, <strong>Millingen</strong> ailesinin <strong>Osmanlı</strong> elit yapısı içinde kalıcı bir yer edinmesini sağladı.</div> <div><strong>1870</strong> yılında <strong>İstanbul’da</strong> çıkan büyük <strong>Pera</strong> yangınında birçok kişisel belgesini, arşivini ve servetini kaybetti. Buna rağmen hayatının sonuna kadar <strong>İstanbul’da</strong> yaşamaya devam etti. <strong>19 Temmuz 1800’de Londra’da</strong> doğan <strong>Dr. Julius Michael Van Millingen</strong>, <strong>1 Aralık 1878 </strong>(78 yaşında) <strong>İstanbul, Fatih</strong> İlçesinde öldü. Cenazesi <strong>Üsküdar Haydar Paşa Mezarlığında</strong> toprağa verildi.</div> <div></div> <div>Mezar taşı, <strong>Binbaşı Osman'ın</strong> (Frederick van Millingen) babası olan ünlü doktor <strong>Julius Michael van Millingen'e</strong> aittir.</div> <div><strong>Mezar taşı tercümesi</strong></div> <div>"Şanlı Diriliş'i bekleyerek,</div> <div>burada naaşı dinlenmektedir: </div> <div>JULIUS M. van MILLINGEN, M.D. (Tıp Doktoru)</div> <div>Hac yolculuğunu (dünya hayatını) 1 Aralık 1878 tarihinde tamamladı.</div> <div>19 Temmuz 1800'de doğdu; Edinburgh Üniversitesi mezunu olarak Yunanistan'da Lord Byron'a katıldı ve (Yunanistan'ın) bağımsızlığının ardından Doğu'ya yerleşerek saray hekimi olarak birbirini izleyen beş sultana hizmet etti. </div> <div>Evanjelik İttifakı'nın (Evangelical Alliance) ilk yerel başkanıydı. İncil hakikatinin yayılmasını teşvik etti.</div> <div>Ölürken son duası şuydu:</div> <div>"MESİH'İN IŞIĞI, HERKESİN ÜZERİNE PARLASIN!"</div> <div>Bu kitabe, babasının <strong>Osmanlı</strong> sarayındaki derin nüfuzunu (beş padişaha doktorluk yapması) ve dini kimliğini teyit ediyor. <strong>Binbaşı Osman'ın</strong> (Frederick van Millingen) daha sonra <strong>Rothschildler</strong> ve sistem karşıtı radikal fikirler geliştirmesi, böylesine <strong>"sistemin merkezinde"</strong> ve dindar bir babanın oğlu olduğu düşünülürse, onun hayatındaki keskin dönüşümü daha da ilginç kılmaktadır. Bir diğer hususta <strong>Frederick Millingen’in</strong> doktor olan ve sarayda <strong>Sultan II. Mahmud’un</strong> hekimliğini üstlenen babasının aslında <strong>İngiliz casusu</strong> olduğunu iddia etmesidir.</div> <div><strong>Julius Michael Millingen’in</strong> hayatı, <strong>Avrupa’dan Osmanlı</strong> sarayına uzanan sıra dışı bir dönüşümün hikâyesidir. <strong>İngiltere’de</strong> doğmuş, <strong>Yunan</strong> bağımsızlık savaşında görev almış, <strong>Lord Byron’un</strong> son anlarına tanıklık etmiş ve sonunda <strong>Osmanlı İmparatorluğu’nun</strong> en güvenilir saray hekimlerinden biri haline gelmiştir. Bu yönüyle <strong>Millingen, 19.</strong> yüzyıl <strong>Avrupa-Osmanlı</strong> ilişkilerinin en dikkat çekici ve sembolik şahsiyetlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır. </div> <div>Oğlu <strong>Frederick Millingen, Türk</strong> ordusunda <strong>Osman Bey</strong> oldu ve daha sonra <strong>Alexis Andrejevitch</strong> adıyla <strong>Yunan</strong> oldu. <strong>Millingen'in</strong> iki oğlu daha vardı; bunlardan biri <strong>Doğu Avrupa'da</strong> tanınmış bir göz doktoruydu.</div> <h3><span><strong>Annesi Emine Melek hanım’ın hayatı:</strong></span></h3> <div></div> <div>(1814–1873) <strong>Melek Hanım’ın</strong> asıl adı <strong>Marie Angélique Dejean’dır. 1813</strong> veya <strong>1814</strong> yılında <strong>İstanbul’da</strong> dünyaya gelmiştir. Babası <strong>Fransız</strong> kökenli bir subay olan <strong>Charles Dejean,</strong> annesi ise <strong>Sakız Adası</strong> kökenli <strong>Rum</strong> bir kadın olan <strong>Constance</strong> (Costance)’dır. Bazı kaynaklarda anne tarafında <strong>Rum</strong> ve <strong>Ermeni</strong> kökenli unsurlar bulunduğu da belirtilmektedir. <strong>Marie Dejean,</strong> bu evlilikten doğan ikinci kız çocuğudur. Bu nedenle tarihçiler onu etnik köken itibarıyla <strong>“yarı Fransız, çeyrek Rum ve çeyrek Ermeni”</strong> olarak tanımlamaktadır.</div> <h3><span><strong>Gençlik yılları ve Dr. Julius Michael Millinge ile evliliği...</strong></span></h3> <div><strong>Marie Dejean,</strong> genç yaşta <strong>İngiliz</strong> cerrah <strong>Dr. Julius Michael Millingen</strong> ile evlenmiştir. <strong>Dr. Millingen, </strong>ünlü <strong>İngiliz</strong> şair <strong>Lord Byron’un</strong> özel doktoru olarak tanınan bir isimdi. Bazı kaynaklarda <strong>Millingen’in İtalyan</strong> veya <strong>İngiliz</strong> kökenli olduğu belirtilmektedir. Bu evlilikten çocukları olmuş, bunlardan biri daha sonra farklı adlar kullanarak eserler veren <strong>Frederick Millingen</strong> olmuştur. <strong>Frederick Millingen, Osmanlı Sarayı</strong> ve <strong>Osmanlı</strong> toplumundaki kadınlar üzerine gözlemlerini aktaran çalışmalar kaleme almıştır.</div> <h3><span><strong>1830’ların ortaları – Mehmed Emin Paşa ile tanışma ve ikinci evlilik...</strong></span></h3> <div></div> <div><strong>Marie Dejean, Dr. Millingen</strong> ile olan evliliğinin ardından dul kalmış veya bu evlilik sona ermiştir. Daha sonra <strong>Paris’te</strong> bulunduğu sırada <strong>Osmanlı</strong> devlet adamı <strong>Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa</strong> ile tanışmıştır. Bu sırada yaklaşık <strong>22</strong> yaşındadır. <strong>Mehmed Emin Paşa, Osmanlı</strong> bürokrasisinde hızla yükselen ve ilerleyen yıllarda üç kez sadrazamlık yapacak olan son derece güçlü bir devlet adamıdır.</div> <div><strong>Marie Dejean, Mehmed Emin Paşa</strong> ile evlendikten sonra <strong>İslamiyet’i</strong> kabul etmiş ve <strong>“Melek”</strong> adını almıştır. Bu evlilik, <strong>İstanbul’da</strong> gerçekleşmiş ve <strong>Melek Hanım, Mehmed Emin Paşa’nın</strong> ilk eşi olmuştur. Bu evlilik sayesinde <strong>Osmanlı</strong> saray çevresine, devlet elitine ve harem hayatına doğrudan dahil olmuştur.</div> <h3><span><strong>Osmanlı Sarayı ve harem hayatı – tanıklıkları...</strong></span></h3> <div><strong>Melek Hanım,</strong> sadrazam eşi olması nedeniyle <strong>Osmanlı</strong> saray çevresinin en mahrem alanlarına girme imkânı bulmuştur. Bu süreçte harem yaşamını, devlet içindeki entrikaları, siyasi çekişmeleri ve bürokratik ilişkileri yakından gözlemlemiştir.</div> <div>Tarihçiler, <strong>Melek Hanım’ın</strong> çok uluslu kimliğini ve kültürel birikimini kendi menfaatlerini korumak ve etki alanını genişletmek için ustalıkla kullandığını belirtmektedir. Ancak bu evlilik, zamanla ciddi sorunlarla karşılaşmıştır. Evlilik sürecinde, yolsuzluk suçlamaları, siyasi çekişmeler, aile içi çatışmalar, şiddetli kişisel anlaşmazlıklar gibi nedenlerle evlilik giderek bozulmuştur.</div> <h3><span><strong>Boşanma, Avrupa’ya kaçış ve din değiştirme...</strong></span></h3> <div><strong>Melek Hanım, Mehmed Emin Paşa</strong> ile olan evliliğini sona erdirmiştir. Boşanmanın ardından çocuklarını yanına alarak <strong>Avrupa’ya</strong> kaçmıştır. Bu süreçte yeniden <strong>Katolikliğe</strong> dönmüş ve <strong>Mehmed Emin Paşa’dan</strong> olan kızını da <strong>Katolik</strong> olarak yetiştirmiştir. <strong>Avrupa’da</strong> yaşamaya başlayan <strong>Melek Hanım,</strong> maddi açıdan ciddi sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Bu dönemde geçimini sağlamak için yazarlığa yönelmiştir.</div> <h3><span><strong>1872 – Hatıratının Yayınlanması (birinci cilt)</strong></span></h3> <div><strong>Melek Hanım, Osmanlı </strong>sarayında ve haremde geçirdiği yılları anlatan hatıratını <strong>İngilizce</strong> olarak kaleme almıştır. Bu eser ilk kez <strong>1872</strong> yılında <strong>Londra’da</strong> yayımlanmıştır. Bu hatırat; bir <strong>Osmanlı</strong> hanımefendisi tarafından yazılan, <strong>Avrupa’da</strong> yayımlanan, <strong>Harem</strong> yaşamını içeriden anlatan ilk eserlerden biri olarak kabul edilmektedir. Kitabında, <strong>Haremdeki</strong> günlük yaşamı, <strong>Saray</strong> entrikalarını, yolsuzlukları, <strong>Osmanlı</strong> devlet kademesindeki güç mücadelelerini, <strong>Mehmed Emin Paşa</strong> ile olan evliliğini son derece açık, cesur ve eleştirel bir dille anlatmıştır. Bu eser, <strong>Batı’da</strong> büyük yankı uyandırmış ve <strong>harem</strong> hakkında <strong>Avrupa’daki</strong> algıyı derinden etkilemiştir.</div> <h3><span><strong>1873 – Hatıratının ikinci cildi ve son yılları...</strong></span></h3> <div>Hatıratının ikinci cildi <strong>1873</strong> yılında yayımlanmıştır. Bu iki ciltlik eser, "<strong>Osmanlı kadınlarının sesi"</strong> olarak kabul edilen nadir kaynaklardan biridir. Bu dönemde <strong>Melek Hanım, Avrupa’da</strong> ciddi ekonomik zorluklar içinde yaşamaktadır. Yazdığı hatıratın temel motivasyonunun büyük ölçüde geçimini sağlamak olduğu düşünülmektedir.</div> <h3><span><strong>1873 – Ölümü (intihar)</strong></span></h3> <div><strong>Melek Hanım, 1873</strong> yılında hayatına son vermiştir. <strong>Londra'da</strong> kaldığı binada pencereden atlayarak intihar ettiği belirtilmektedir. Ölümü, maddi sıkıntılar, yalnızlık ve hayatındaki dramatik kırılmaların sonucu olarak değerlendirilmektedir. </div> <h3><span><strong>Melek Hanım’ın tarihsel önemi ve mirası...</strong></span></h3> <div><strong>Osmanlı</strong> sadrazamının eşi olarak saray hayatını içeriden gözlemlemiş, <strong>Batı</strong> dünyasına <strong>Osmanlı</strong> haremini içeriden anlatan ilk kadınlardan biri olmuş,</div> <div><strong>Tanzimat</strong> sonrası <strong>Osmanlı</strong> kadınının sesi olarak önemli bir tarihsel tanıklık bırakmıştır. İki ciltlik hatıratı, <strong>Osmanlı</strong> sarayının iç yapısını, güç ilişkilerini ve harem yaşamını anlatan en önemli birinci el kaynaklar arasında kabul edilmektedir.</div> <h3><span><strong>Frederick van Millingen / Kıbrıslızade Binbaşı Osman Bey: Kimlikler arasında bir provokatörün anatomisi...</strong></span></h3> <div>Yüzyılın en sıra dışı ve tartışmalı figürlerinden biri olan <strong>Frederick van Millingen,</strong> hayatı boyunca yalnızca coğrafyalar arasında değil, kimlikler, dinler ve siyasi sadakatler arasında da sürekli yer değiştiren bir şahsiyettir. <strong>Osmanlı</strong> ordusunda <strong>Binbaşı Osman Bey</strong> olarak görev yapmış, daha sonra Rus ordusunda <strong>Vladimir Andreyevich</strong> adıyla ortaya çıkmış, asker, yazar ve ideolojik polemikçi kimliklerini aynı bedende toplamıştır. Onun hayat hikâyesi, <strong>19. yüzyıl Avrupa’sında</strong> kimlik, sadakat ve ideoloji kavramlarının ne kadar geçirgen ve araçsallaştırılabilir olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.</div> <h3><span><strong>Aile kökeni ve çocukluğu...</strong></span></h3> <div><strong>Frederick van Millingen, İstanbul’da</strong> dünyaya geldi. Babası, <strong>İngiliz</strong> cerrah ve yazar <strong>Julius Michael Millingen</strong> idi. Annesi ise hatıralarını <strong>Thirty</strong> <strong>Years in the Harem </strong>adlı eserinde kaleme alan ve bir dönem <strong>Osmanlı Sadrazamı</strong> <strong>Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa </strong>ile evlenen <strong>Melek Hanım’dı. Melek Hanım’ın Katolik</strong> kökenli olması, daha sonra <strong>İslamiyet’i</strong> kabul ederek <strong>Osmanlı</strong> saray çevresine girmesi ve ardından yeniden <strong>Katolikliğe</strong> dönmesi, <strong>Millingen’in</strong> çocukluk yıllarını çok katmanlı bir dini ve kültürel ortam içinde geçirdiğini göstermektedir. Bu karmaşık aile yapısı, onun ileride yaşayacağı kimlik ve din değişimlerinin psikolojik ve sosyolojik arka planını oluşturmuştur. </div> <h3><span><strong>Din ve kimlik değişimleri...</strong></span></h3> <div><strong>Millingen’in</strong> hayatı, ardışık din ve kimlik değişimleriyle dikkat çeker. <strong>Katolik</strong> bir ailede doğmuş, gençlik yıllarında <strong>İngiltere’de Anglikan Kilisesi’ne</strong> intisap etmiş, <strong>İstanbul’a</strong> döndükten sonra <strong>Müslüman</strong> olduğunu ilan ederek <strong>Osman Bey</strong> adını almıştır. <strong>Osmanlı</strong> ordusunda görev yaptığı bu dönemin ardından <strong>Rusya’ya</strong> gitmiş, burada <strong>Ortodoks Hristiyanlığı</strong> kabul ederek <strong>Vladimir Andreyevich</strong> adını kullanmaya başlamıştır. Bu dönüşümler yalnızca bireysel inanç tercihleri değil, aynı zamanda siyasi konumlanma ve aidiyet değişimleri olarak değerlendirilmiştir. <strong>Millingen’in</strong> kimliği, inançtan ziyade dönemin güç merkezleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden şekillenmiştir.</div> <h3><span><strong>Osmanlı Ordusunda Binbaşı Osman Bey...</strong></span></h3> <div><strong>Millingen, Osmanlı</strong> ordusunda görev yaptığı dönemde <strong>“Kıbrıslızade Osman Bey”</strong> adıyla tanınmıştır. Bu dönemde <strong>Anadolu’ya</strong> seyahat etmiş, özellikle <strong>Kürt</strong> aşiretleri ve taşra toplumsal yapısı üzerine gözlemler yapmıştır. Bu gözlemlerini <strong>1870</strong> yılında <strong>Londra’da</strong> yayımlanan <strong>Wild Life Among the Koords</strong> adlı eserinde toplamıştır.</div> <div>Bu eser, <strong>Kürt</strong> toplumu üzerine Batılı bir gözlemcinin kaleme aldığı erken dönem etnografik çalışmalar arasında yer alır. <strong>Millingen</strong> ayrıca <strong>Fransızca</strong> kaleme aldığı <strong>Les Imams et les Derviches</strong> adlı eserinde <strong>Osmanlı</strong> dini yapısını, ulema sınıfını ve tasavvuf kurumlarını incelemiştir. Bu çalışmalar, onun yalnızca bir asker değil, aynı zamanda gözlemci ve ideolojik yazar kimliğine de sahip olduğunu göstermektedir.</div> <h3><span><strong>Genç Osmanlılar ile teması...</strong></span></h3> <div><strong>Millingen, Londra</strong> ve <strong>Paris’te</strong> bulunduğu yıllarda <strong>Genç Osmanlılar</strong> hareketine yakın çevrelerle temas kurmuş ve onların yayın organlarında <strong>“Osman Bey”</strong> imzasıyla yazılar kaleme almıştır. Bu temaslar, onun <strong>Osmanlı</strong> siyasi muhalefetiyle entelektüel bağ kurduğunu göstermektedir. Ancak <strong>Millingen’in</strong> bu çevrelerle ilişkisi ideolojik bağlılıktan ziyade fırsatçı bir karakter taşımaktaydı. O, bulunduğu her çevrede yeni bir kimlik ve yeni bir rol inşa edebilen bir figür olarak dikkat çekmiştir.</div> <h3><span><strong>1873: Yahudiler tarafından dünyanın fethi...</strong></span></h3> <div><strong>Millingen’in</strong> en tartışmalı eseri, <strong>1873</strong> yılında <strong>Basel’de Fransızca</strong> ve <strong>Almanca</strong> yayımlanan <strong>La Conquête du Monde par les Juifs</strong> adlı kitaptır. Bu eserinde, <strong>Yahudilerin</strong> askeri güçten ziyade finansal güç yoluyla küresel nüfuz kurduğunu ileri sürmüştür. Özellikle <strong>Rothschild Ailesi’ni</strong> küresel mali gücün merkezinde konumlandırmış ve bu aileyi yalnızca bir bankacı hanedanı değil, uluslararası finansın görünmeyen egemen gücü olarak tanımlamıştır. <strong>Millingen, Rothschild</strong> ailesinin konumunu bir <strong>Papa,</strong> bir imparator veya bir çar ile kıyaslayarak, onların ulus-devlet sınırlarını aşan bir güç yapısını temsil ettiğini iddia etmiştir. Bu eser, daha sonra <strong>Avrupa’da</strong> yaygınlaşacak olan antisemitik literatürün erken örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. </div> <h3><span><strong>Avrupa’daki antisemitik literatüre etkisi...</strong></span></h3> <div><strong>Millingen’in 1873</strong> tarihli bu eseri, antisemitizmin dini temelli bir düşmanlıktan ekonomik ve finansal temelli komplo teorilerine evrildiği dönemin önemli metinlerinden biri olmuştur. Onun ortaya attığı iddialar, daha sonraki yıllarda <strong>Rusya’da</strong> ortaya çıkan ve sahte olduğu kanıtlanan <strong>Siyon Liderlerinin Protokolleri</strong> gibi metinlerin ideolojik zeminini hazırlayan erken örnekler arasında değerlendirilmiştir. <strong>Millingen’in</strong> yazıları, modern antisemitik söylemin finans merkezli anlatısının oluşumunda etkili olmuştur.</div> <h3><span><strong>Osmanlı’dan Rusya’ya: saf değiştiren bir subay...</strong></span></h3> <div><strong>Millingen’in</strong> hayatındaki en dramatik kırılma, <strong>Osmanlı</strong> ordusundaki görevinden ayrılarak <strong>Rusya’ya</strong> gitmesi ve bu kez <strong>Osmanlı’ya</strong> karşı <strong>Rus</strong> saflarında yer almasıdır. <strong>Ortodoks Hristiyanlığı</strong> kabul ederek <strong>Vladimir Andreyevich</strong> adını kullanmaya başlayan <strong>Millingen,</strong> böylece yalnızca dini değil, siyasi sadakatini de değiştirmiştir. Bu saf değişimi, onun güvenilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurmuş ve birçok tarihçi tarafından ideolojik bağlılıktan ziyade kişisel çıkar ve fırsatçılık temelinde hareket eden bir figür olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.</div> <h3><span><strong>Uluslararası bir figür olarak Millingen...</strong><strong> </strong></span></h3> <div><strong>Millingen’in</strong> hayatı, <strong>Osmanlı</strong> ve <strong>Rusya</strong> ile sınırlı kalmamış, <strong>Avrupa’nın</strong> farklı ülkelerinde askeri ve siyasi faaliyetlerle devam etmiştir. <strong>İtalya’nın</strong> birleşme sürecinde gönüllü birliklerle temas kurmuş, çeşitli ülkelerde siyasi faaliyetleri nedeniyle sınır dışı edilmiştir. Sürekli kimlik değiştirmesi, farklı devletlerin hizmetine girmesi ve ideolojik polemikler üretmesi nedeniyle, bazı tarihçiler tarafından “<strong>19. yüzyılın en çok sınır dışı edilen adamlarından biri</strong>” olarak tanımlanmıştır. </div> <h3><span><strong>Tarihsel değerlendirme...</strong></span></h3> <div><strong>Frederick van Millingen’in</strong> hayatı, <strong>19.</strong> yüzyılın siyasi, ideolojik ve istihbari mücadelelerinin bir yansımasıdır. <strong>Osmanlı İmparatorluğu’nun</strong> çözülme süreci, <strong>Avrupa’daki</strong> milliyetçilik hareketleri, uluslararası güç mücadeleleri ve modern ideolojik propagandanın yükselişi, onun hayat hikâyesinde somutlaşmıştır. <strong>Millingen,</strong> yalnızca bir asker veya yazar değil, aynı zamanda kimliğini, inancını ve sadakatini siyasi ve stratejik koşullara göre yeniden şekillendiren bir aktör olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Onun yaşamı, <strong>19.</strong> yüzyılın ideolojik savaşlarının, propaganda faaliyetlerinin ve uluslararası güç rekabetinin insan bedeninde vücut bulmuş hâli olarak değerlendirilebilir. </div> <h3><span><strong>Bir devrimcinin sıradışı portresi...</strong> </span></h3> <div><strong>Binbaşı Osman’ın</strong> ailesiyle olan ilişkisi tam bir kara koyun hikayesidir. Ailenin diğer üyeleri <strong>Osmanlı</strong> ve <strong>Avrupa</strong> elitleri arasında saygın mevkiler edinirken, <strong>Osman Bey’in</strong> radikalleşmesi ve babasıyla olan kopuşu oldukça dramatik bir seyir izlemiştir. Ailenin iki zıt kutbu olan isyankar <strong>Osman</strong> ile akademisyen kardeşi <strong>Alexander van Millingen</strong> arasındaki fark, bu durumu netleştirir. <strong>Alexander, Robert Kolej’de</strong> profesörlük yapmış ve <strong>İstanbul’un Bizans</strong> geçmişine dair saygın eserler kaleme alarak sistemin içinde yapıcı bir kimlik sergilerken, ağabeyi <strong>Osman</strong> sistemin dışına itilmiş, sürekli kimlik değiştiren bir ifşacı olmayı seçmiştir.</div> <div>Bu büyük kopuşun en somut göstergesi, babası <strong>Dr. Julius Michael van Millingen’in</strong> onu vasiyetinden mahrum bırakmasıdır. Babası, vasiyetnamesinde oğlunun istikrarsız ve tehlikeli fikirlerinden duyduğu rahatsızlığı açıkça ima etmiştir. Diğer kardeşleri olan bankacı <strong>Julius</strong> ve profesör <strong>Alexander</strong> babalarından miras ve sosyal statü devralırken, <strong>Osman Bey, Avrupa’da</strong> otel odalarında sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmıştır. Bu sadece maddi bir ayrılık değil, aynı zamanda derin bir ideolojik çatışmadır. Babası, <strong>Rothschild</strong> ailesi gibi finans devleriyle yakın ilişkileri olan <strong>İngiliz-Osmanlı</strong> elitlerinin bir parçasıyken <strong>Osman Bey</strong>, bu çevrenin kirli işlerini ifşa etmeyi hayatının amacı haline getirmiştir.</div> <div><strong>Osmanlı</strong> ordusundan firar edip <strong>Rusya’ya</strong> geçtiğinde aldığı <strong>Vladimir Andreyevich</strong> ismi ise ailesiyle olan tüm bağlarını kopardığının nihai kanıtıdır. Ailesi <strong>İstanbul’daki Protestan</strong> ve <strong>Anglikan</strong> kiliselerinin en önemli isimleri arasındayken, o <strong>Rus Ortodoks Kilisesi'ne</strong> geçerek, inanç dünyasını da değiştirmiştir.</div> <div>Bu dönemde kaleme aldığı mektuplar, onun sadece finans devlerine değil, babasının temsil ettiği aristokratik düzene de savaş açtığını doğrular. Tarihsel anekdotlara göre, <strong>Alexander van Millingen, İstanbul’da</strong> dersler verirken ağabeyinin <strong>Avrupa’da</strong> yayımlanan radikal broşürlerinin şehre ulaşması, ailede büyük bir utanca yol açmıştır. <strong>Osman Bey’in</strong> eserlerinde gerçek adını kullanmak yerine takma isimlere sığınması, bu karşılıklı reddedişin bir sonucudur.</div> <h3><span><strong>19. Yüzyılın en çok sınır dışı edilen adamı...</strong></span></h3> <div>Sürekli yer değiştirmesi ve provokatif yayınları onu uluslararası bir figür haline getirmiştir: <strong>Avrupa'nın</strong> farklı ülkelerinde askeri ve siyasi faaliyetlerde bulunmuş, ancak bu faaliyetleri nedeniyle birçok kez sınır dışı edilmiştir. Kendi anlatımına göre, bu sürekli sürgün halinin temel sebebi finansal güç odaklarına (özellikle Rothschildlere) yönelik sert eleştirileridir. <strong>Frederick Van Millingen'in</strong> bu değişken hayatı, <strong>19.</strong> yüzyılın istihbari mücadelelerinin ve propaganda faaliyetlerinin nasıl bir insan bedeninde vücut bulduğunun çarpıcı bir örneğidir. </div> <h3><span><strong>Hangi ülke istihbarat teşkilatının casusu?</strong></span></h3> <div><strong>Millingen'in Osmanlı'dan</strong> kaçıp, <strong>Rus</strong> kimliğine bürünerek onlara hizmet etmesi onu teknik olarak bir "<strong>saf değiştirmiş ajan/muhbir</strong>" konumuna sokmaktadır. Ancak o dönemde "<strong>Osmanlı'nın en çok sınır dışı edilen adamı</strong>" olarak anılması, hiçbir devlete tam olarak sadık kalmadığını ve kendi ajandasını izleyen bir serbest ajan (freelance agent) olduğunu düşündürmektedir.</div> <div><strong>.</strong></div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div>омюр челикдёнмез, Дикгазете</div> <div><strong>Seçilmiş Kaynakça</strong></div> <div>https://x.com/i/status/2025697088806535639</div> <div>https://x.com/i/status/2025023506648387926</div> <div>https://en.wikipedia.org/wiki/Frederick_van_Millingen</div> <div>https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-emin-pasa-kibrisli</div> <div>https://www.findagrave.com/memorial/237400825/julius_michael-van_millingen</div> <div>https://kibrisgazetesi.com/yazar/turgutturhan/konu/kbrsl-sadrazamlar-1/</div> <div>https://en.wikisource.org/wiki/Page:Dictionary_of_National_Biography_volume_37.djvu/454</div> <div>https://fehmikoru.com/istihbaratcilar-casuslar-romancilar-ve-frederick-millingen-adli-bir-garip-adam/</div> <div>https://en.wikisource.org/wiki/Dictionary_of_National_Biography,_1885-1900/Millingen,_Julius_Michael</div> <div>https://www.nadirkitap.com/kibrisliz-de-binbasi-osman-bey-in-frederick-millingen-h-tiralari-ya-da-19-yuzyil-da-dogu-da-ingilizler-kibrislizade-osman-bey-f-millingen-kitap40555520.html?</div> <div>https://artam.com/muzayede/355-nadir-kitap/melek-hanum-marie-dejean-thirty-years-in-the-harem-or-the-autobiography-of-melek-hanum-wife-of-h-h-kibrizli-mehemet-pasha</div> <div>Anıl Göç: “19. Yüzyılda Osmanlı Elitine Mensup Bir Kadının Hayatından İzlenimler: Emine Melek Hanım (1814-1873).” Ceride 2, no. 2 (Aralık/December 2024): sayfa/pp 89-115. DOI: 10.5281/zenodo.15073417</div> <div></div> <div></div>