<h3><span><strong>Avrupa’nın Türkiye’ye dönüşünün nedenleri enerji, güvenlik ve askerî gerçeklik</strong></span></h3> <div><strong>Brüksel</strong>, savunma stratejisini yeniden gözden geçirirken <strong>Avrupa’nın</strong> güvenlik mimarisinde <strong>Türkiye’ye</strong> daha görünür ve işlevsel bir rol vermeyi tartışmaya açmış durumda. Bugüne kadar <strong>Ankara’nın</strong> <strong>AB</strong> üyeliğini engellemek için ipe un seren, bin dereden su getiren <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği</strong>, yaşanan jeopolitik kırılmaların ardından adeta bir “<strong>stratejik</strong> <strong>aydınlanma</strong>” yaşayarak <strong>Türkiye</strong> seçeneğini yeniden güncellemek zorunda kalmıştır.</div> <div>Bu yön değişikliğinin arkasında birden fazla neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, <strong>ABD</strong> <strong>Başkanı Donald Trump’ın Avrupa Birliği’ni Ukrayna</strong> savaşı bağlamında <strong>Kiev</strong> ile <strong>Moskova</strong> arasında varılacak bir anlaşmaya karşı çıkmamaya zorlayan yaklaşımıdır. <strong>Washington’un</strong> <strong>Avrupa</strong> güvenliğini ikincil plana iten bu tutumu, <strong>AB’yi</strong> kendi askerî ve stratejik kapasitesini sorgulamaya sevk etmiştir. <strong>Trump</strong> yönetiminin <strong>Grönland’ı</strong> açıkça <strong>ABD’nin</strong> yeni bir eyaleti hâline getirme yönündeki söylemleri ise <strong>Avrupa</strong> açısından transatlantik ilişkilerin artık mutlak bir güvenlik şemsiyesi sunmadığını gözler önüne sermiştir.</div> <div>Diğer önemli bir etken ise <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong>, savaş sonrası <strong>Ukrayna’nın</strong> güvenliği ve istikrarı konusunda <strong>Türkiye’yi</strong> kilit bir ortak olarak görmeye başlamasıdır. <strong>Karadeniz</strong> dengeleri, <strong>NATO</strong> içindeki askerî ağırlığı, sahadaki operasyonel tecrübesi ve diplomatik arabuluculuk kapasitesiyle <strong>Türkiye</strong>; <strong>AB</strong> açısından artık “<strong>göz ardı edilebilir bir aday</strong>” değil, <strong>Avrupa</strong> güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir aktör olarak konumlanmaktadır.</div> <h3><span><strong>Türkiye kilit ve güçlü ülke…</strong></span></h3> <div><strong>Türkiye</strong>; iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomik istikrar gibi alanlarda <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> vazgeçilmez ve kilit stratejik ortaklarından biridir. Özellikle <strong>Orta</strong> <strong>Doğu</strong> ve <strong>Kuzey Afrika</strong> (MENA) coğrafyasında sahip olduğu tarihsel derinlik, jeopolitik konum ve çok boyutlu diplomatik kapasite sayesinde <strong>Türkiye</strong>, yalnızca bir bölge ülkesi değil; denge kuran, yön veren ve sahayı şekillendiren etkili bir jeopolitik aktördür.</div> <div></div> <div>Bununla birlikte <strong>Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleriyle</strong> geliştirdiği kurumsal, ekonomik, kültürel ve güvenlik temelli ilişkiler; <strong>Ankara’yı</strong> <strong>Doğu</strong> ile <strong>Batı</strong> arasında stratejik bir bağlayıcıya dönüştürmektedir. <strong>Türk Devletleri Teşkilatı</strong> çatısı altında derinleşen iş birliği, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Avrasya’daki</strong> nüfuz alanını genişletirken; enerji hatları, ulaştırma koridorları ve bölgesel güvenlik mimarisi üzerinden <strong>Türkiye’nin</strong> jeostratejik ağırlığını artırmaktadır.</div> <div><strong>Türkiye’nin</strong> son yıllarda hızla gelişen yerli ve millî savunma sanayii ise bu stratejik kapasitenin askerî ayağını oluşturmaktadır. İnsansız hava araçları, hava savunma sistemleri, deniz platformları ve elektronik harp kabiliyetleriyle desteklenen <strong>Türk</strong> <strong>Silahlı Kuvvetleri</strong>; yüksek operasyonel tecrübesi, caydırıcılığı ve çok cepheli harekât yeteneğiyle yalnızca <strong>NATO</strong> içinde değil, yakın coğrafyada da belirleyici bir güç konumundadır. Bu askerî kapasite, <strong>Türkiye’nin</strong> diplomatik etkisini sahada somut sonuçlara dönüştürebilen nadir ülkelerden biri olmasını sağlamaktadır.</div> <h3><span><strong>AB’nin Türkiye perspektifi neden değişti?</strong></span></h3> <div><strong>Ukrayna</strong> savaşı sonrasında <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> <strong>Türkiye’ye</strong> bakışı köklü biçimde değişmiştir. Bu değişim, diplomatik bir yumuşama ya da geçici bir siyasi manevra değil; enerji güvenliği, askerî kapasite ve jeopolitik zorunlulukların dayattığı bir gerçekliğin sonucudur. <strong>Brüksel</strong>, uzun süre mesafeli durduğu <strong>Ankara’yı</strong> artık <strong>Avrupa</strong> güvenlik mimarisinin dışında tutamayacağını kabul etmektedir.</div> <div><strong>Savaş</strong>, <strong>Avrupa’nın</strong> enerji alanındaki zayıflıklarını açık biçimde ortaya koymuştur. <strong>Rus</strong> gazına olan bağımlılık, <strong>Kuzey Akım</strong> hatlarının devre dışı kalmasıyla ciddi bir kriz yaratmış; <strong>LNG</strong> ithalatı ise pahalı, sınırlı ve <strong>ABD’ye</strong> bağımlı bir çözüm olarak kalmıştır. Yenilenebilir enerji hedefleri kısa vadede arz güvenliğini sağlayamamış, <strong>Avrupa’yı</strong> enerji açısından kırılgan bir konuma sürüklemiştir. Bu koşullarda enerji, teknik bir mesele olmaktan çıkmış ve doğrudan güvenlik meselesine dönüşmüştür.</div> <div><strong>Türkiye</strong> bu noktada <strong>Avrupa</strong> için vazgeçilmez bir konumdadır. <strong>Hazar</strong> havzası<strong>, Orta Doğu, Doğu Akdeniz</strong> ve <strong>Rusya</strong> kaynaklı enerjinin <strong>Avrupa’ya</strong> taşınmasında <strong>Türkiye’nin</strong> coğrafi ve siyasi konumu alternatifsizdir. <strong>TANAP</strong>, <strong>TürkAkım</strong> ve <strong>Bakü-Tiflis-Ceyhan</strong> gibi hatlar, <strong>Türkiye’yi</strong> enerji üreten değil ama enerji akışını yöneten bir ülke haline getirmiştir. Kriz dönemlerinde bu tür bir kontrol gücü, tedarik miktarından çok daha stratejik bir anlam taşımaktadır.</div> <div><strong>Karadeniz</strong> ve <strong>Boğazlar</strong> üzerindeki denetim de <strong>Avrupa’nın</strong> enerji güvenliği açısından kritik önemdedir. <strong>Karadeniz’den</strong> çıkan petrol ve diğer enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaşması <strong>Türkiye’nin</strong> kontrol ettiği geçiş yollarına bağlıdır. <strong>Montrö</strong> <strong>Sözleşmesi</strong> çerçevesinde sağlanan bu denetim, yalnızca askerî geçişleri değil, enerji taşımacılığının güvenliğini ve sürekliliğini de etkilemektedir. <strong>Ukrayna</strong> savaşı sonrası <strong>Karadeniz’in</strong> güvenliği konusu, bu nedenle <strong>Avrupa</strong> için <strong>Türkiye’siz</strong> düşünülemez hale gelmiştir.</div> <div></div> <div>Enerji boyutunun yanında <strong>Türkiye’nin</strong> askerî gücü de <strong>Brüksel’in</strong> stratejik hesaplarında belirleyici bir yere oturmuştur. <strong>NATO’nun</strong> en büyük kara ordularından birine sahip olan <strong>Türkiye</strong>, sahada hareket kabiliyeti, operasyon tecrübesi ve savunma sanayii altyapısıyla öne çıkmaktadır. <strong>Ukrayna’ya</strong> barış gücü gönderme ihtimali, <strong>Ankara’yı</strong> yalnızca diplomatik değil, fiilî bir güvenlik aktörü haline getirmektedir. <strong>Enerji</strong> hatlarının, limanların ve kritik altyapıların korunması, askerî güç olmadan sürdürülebilir değildir ve <strong>Avrupa</strong> bunu net biçimde görmektedir.</div> <div><strong>Ukrayna’nın</strong> savaş sonrası yeniden inşası da <strong>Türkiye’nin</strong> önemini artırmaktadır. Yıkılan enerji altyapısının onarılması, iletim hatlarının güvenliğinin sağlanması ve ülkenin <strong>Avrupa</strong> enerji sistemine entegre edilmesi, <strong>Türkiye’nin</strong> lojistik, mühendislik ve askerî kapasitesi olmadan zor görünmektedir. Bu durum, <strong>Ankara’yı</strong> sürecin kenarında duran bir ülke değil, doğrudan uygulayıcı ve dengeleyici bir aktör haline getirmektedir.</div> <div>Bu tablo, <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> uzun süre öne çıkardığı “<strong>demokratik</strong> <strong>gerileme</strong>” eleştirilerinin neden geri plana itildiğini de açıklamaktadır. Enerji arzı, askerî güvenlik ve jeopolitik denge söz konusu olduğunda normatif söylemler ikinci plana düşmektedir. Bu, <strong>Avrupa</strong> açısından bir çelişki değil; kriz dönemlerine özgü sert bir gerçekçiliktir.</div> <div><strong>Sonuç</strong> olarak <strong>Avrupa’nın</strong> <strong>Türkiye’ye</strong> yönelimi bir tercih değil, zorunluluktur. Enerji akışının güvenliği, <strong>Karadeniz</strong> ve <strong>Ukrayna</strong> merkezli yeni güvenlik düzeni ve askerî caydırıcılığın sahada karşılık bulması <strong>Türkiye</strong> olmadan mümkün değildir. <strong>Brüksel</strong>, stratejisini gözden geçirirken idealist söylemlerden çok gerçeklere bakmakta ve bu nedenle rotasını yeniden <strong>Ankara’ya</strong> çevirmektedir.</div> <h3><span><strong>Türkiye AB açısından vazgeçilmez bir aktör…</strong></span></h3> <div><strong></strong></div> <div><strong>AB</strong> <strong>Komisyonu’nun</strong> <strong>Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos</strong>, geçtiğimiz <strong>Cuma</strong> günü <strong>Ankara’da</strong> <strong>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan</strong> ve <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Yardımcısı</strong> <strong>Cevdet</strong> <strong>Yılmaz</strong> ile bir araya geldi. Görüşmelerin ana gündem maddesini <strong>Gümrük</strong> <strong>Birliği’nin</strong> modernizasyonu oluştururken, <strong>Türkiye</strong> ile <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> <strong>Orta</strong> <strong>Asya</strong>, <strong>Kafkasya</strong> ve <strong>Karadeniz</strong> hattı üzerinden yürütülecek bağlantısallık projelerinde daha yakın iş birliği yapma kararı aldığı görüldü. Bölgesel çatışmaların yoğunlaştığı, güvenlik kaygılarının öne çıktığı bir dönemde gerçekleşen bu ziyaret, <strong>Kos’un</strong> “<strong>Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir bakış açısına ihtiyaç var</strong>” mesajıyla dikkat çekti.</div> <div></div> <div><strong>Brüksel’den</strong> <strong>Ankara’ya</strong> yapılan bu temas, <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> “<strong>Made in Europe</strong>” stratejisi kapsamında sanayi üretimini güçlendirmeye çalıştığı; <strong>ABD Başkanı Donald Trump’ın</strong> ekonomiden güvenliğe uzanan politikalarının alışılmış iş yapma biçimlerini zorladığı ve <strong>Avrupa</strong> başkentlerinde stratejik belirsizlik yarattığı kritik bir döneme denk geldi. Bu bağlamda <strong>Ankara</strong> ziyareti, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, <strong>Avrupa’nın</strong> değişen küresel güç dengelerine verdiği bir yanıt olarak da okunuyor.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, <strong>1987’den</strong> bu yana <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’ne</strong> aday ülke konumunda bulunuyor; resmi adaylık statüsü ise <strong>1999</strong> yılında tanındı. Ancak <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Birliğe</strong> entegrasyonu fikri, yıllar içinde coğrafi, tarihsel, jeopolitik ve kültürel tartışmaları da beraberinde getirdi. <strong>Otuz</strong> yılı aşkın süredir devam eden müzakere süreci, <strong>Brüksel</strong> ile <strong>Ankara</strong> arasındaki ilişkinin ne denli karmaşık ve çok katmanlı olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda <strong>Avrupa-Türkiye</strong> hattındaki diplomatik fay hatlarını da görünür kıldı.</div> <div>Bugün gelinen noktada ise <strong>Türkiye</strong>, iklim değişikliğiyle mücadele, göç yönetimi, güvenlik, terörle mücadele ve ekonomi gibi alanlarda <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği’nin</strong> kilit stratejik ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle <strong>Orta</strong> <strong>Doğu</strong> ve <strong>Kuzey</strong> <strong>Afrika</strong> (MENA) bölgesinde sahip olduğu jeopolitik konum, kriz yönetimi kapasitesi ve diplomatik ağırlık, <strong>Türkiye’yi</strong> <strong>AB</strong> açısından vazgeçilmez bir aktör hâline getiriyor.</div> <div>Bunun yanı sıra <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin</strong> caydırıcı gücü, <strong>Boğazlar</strong> üzerindeki stratejik kontrolü ve <strong>Ukrayna’ya</strong> barış gücü gönderme iradesi, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Avrupa</strong> güvenlik mimarisindeki jeopolitik değerini daha da artırıyor.</div> <div>.</div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div>омюр челикдёнмез, Дикгазете</div> <div><strong>Seçilmiş Kaynakça</strong></div> <div>https://x.com/i/status/2019800814932447695</div> <div>https://www.bbc.com/turkce/articles/c8rmr5d7mgvo</div> <div>https://www.eeas.europa.eu/turkey/european-union-and-turkey_en?s=230</div> <div>https://www.dw.com/tr/ab-komiseri-ankarada-gümrük-birliği-tarttışıldı/a-75845661</div> <div>https://www.cidob.org/publicaciones/turkey-and-european-union-difficult-critical-relationship</div> <div>https://www.touteleurope.eu/l-ue-dans-le-monde/adhesion-de-la-turquie-a-l-union-europeenne-ou-en-est-on/</div> <div></div> <div></div>