<h3><span><strong>ABD-Türkiye ekseninde Salome hâlâ dans ediyor, Yahya hâlâ susmuyor!</strong></span></h3> <div><strong>Kutsal</strong> metinlerde anlatılan meşhur hikâyeyi bilirsiniz: <strong>Yahya</strong>, <strong>Kral</strong> <strong>Herod’un</strong> gayrimeşru evliliğini eleştirir. Bu sözler <strong>Herod’un</strong> karısı <strong>Hirodias’ın</strong> öfkesini kabartır. Gün gelir, <strong>Hirodias’ın</strong> kızı <strong>Salome</strong> bir davette dans eder; <strong>Herod</strong> büyülenir ve ne isterse vermeyi vaat eder. <strong>Salome</strong> ise annesinin yönlendirmesiyle <strong>Yahya’nın</strong> başını ister. Ve hakikati dile getiren bir peygamberin başı, gümüş bir tepside sunulur.</div> <div>Bu dramatik hikâye, aslında dünün değil, bugünün de hikâyesidir. Bir yanda ihtirasına yenilen <strong>Hirodias</strong>, diğer yanda zaaflarının esiri <strong>Herod</strong>, cazibesiyle büyüleyen <strong>Salome</strong>… Ve bütün bu ihtiras üçgeninin karşısında yalnız başına duran <strong>Yahya</strong>.</div> <div><strong>Yahya</strong>, doğruyu söyledi. İktidarın hoşuna gitmeyecek bir hakikati dile getirdi. Bunun bedeli ise zindan, ardından da gümüş tepside sunulan bir baş oldu. <strong>Tarih</strong> boyunca değişmeyen bir kural var: Hakikati dillendirenin başı her çağda tehlikededir.</div> <div>Bugün <strong>Türkiye’nin</strong> toplumsal atmosferine baktığımızda, bu hikâyenin gölgesini görmek zor değil. Her dönemde cazip danslar sunan “<strong>modern</strong> <strong>Salome’ler</strong>” var: Popülizmin parıltılı vaatleri, ekranlarda köpürtülen sansasyonlar, sosyal medyanın kısa vadeli parıltısı, tüketim kültürünün büyüleyici cazibesi… Bunlar halkı eğlendiriyor, oyalıyor, hatta büyülüyor. Ama sonunda tepside bir “<strong>baş</strong>” beliriyor: sağduyunun, aklın, ortak değerlerin başı.</div> <div><strong>Herod’un</strong> zaafı, <strong>Hirodias’ın</strong> ihtirası ve <strong>Salome’nin</strong> dansı bir araya geldiğinde ortaya çıkan manzara bize yabancı değil. <strong>Türkiye’de</strong> de kimi zaman popülist çıkışların cazibesi, kimi zaman makam hırsının ihtirası, kimi zaman da bireysel zaaflar yüzünden toplumsal akıl yara alıyor. Gerçekler, çıkarların gölgesinde boğuluyor.</div> <div>Ama <strong>Yahya’yı</strong> unutmayalım. O, bu hikâyede sadece bir <strong>peygamber</strong> değil, aynı zamanda vicdanın, adaletin ve hakikatin sembolüdür. Bugün de toplumda doğruyu söyleyen, eleştiren, hakikati savunan herkes bir nevi ‘<strong>Yahya</strong>’dır. Kimi zaman susturulmak istenirler, kimi zaman itibarsızlaştırılırlar. Ama tıpkı tarihte olduğu gibi, hakikat bir süre bastırılsa da sonunda yeniden yükselir.</div> <div>Velhasıl; <strong>Salome</strong> hâlâ dans ediyor. <strong>Hirodias</strong> hâlâ ihtiras peşinde, <strong>Herod</strong> hâlâ zaaflarının esiri. Ama <strong>Yahya’nın</strong> sesi de hâlâ susmuyor. Bugün <strong>Türkiye’nin</strong> en büyük ihtiyacı, <strong>Salome’nin</strong> dansına kapılmadan, <strong>Yahya’nın</strong> sesine kulak vermek. Çünkü gümüş tepside kaybedilecek olan şey, yalnızca bir baş değil; toplumsal vicdanın ta kendisidir.</div> <h3><span><strong>Beyaz Saray ziyareti, Türkiye-ABD ilişkilerinde Stratejik Fırsatlar ve riskleri ortaya koyuyor…</strong></span></h3> <div><strong></strong></div> <div><strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> altı yıl aradan sonra yaptığı <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray</strong> ziyareti, <strong>Türkiye</strong>-<strong>ABD</strong> ilişkilerinde yeni fırsatlar ve risklerin eş zamanlı olarak değerlendirildiği bir döneme denk geldi. Zirvede <strong>F-16</strong> ve <strong>F-35</strong> alımları, <strong>Ruhban</strong> <strong>Okulu’nun</strong> açılması, <strong>Halkbank</strong> <strong>Davası</strong> ve <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Rusya’dan</strong> petrol alımı gibi konular, iki ülke arasındaki ekonomik ve güvenlik iş birliğinin kritik göstergeleri olarak öne çıktı.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Recep</strong> <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan</strong>, yaklaşık altı yıl aradan sonra <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray’a</strong> yaptığı ziyaretle, <strong>ABD</strong> ile ilişkilerini yeniden canlandırmayı hedefledi. Bu tek taraflı bir istek değildi. <strong>ABD</strong> tarafı da aynı iradeyi göstereceğinin sinyalini önceden vermiş; <strong>Trump'ın</strong> en büyük çocuğu, <strong>48</strong> yaşındaki <strong>Donald Trump Jr</strong>. ve beraberindeki bir grup iş insanı geçen hafta <strong>İstanbul’da</strong> <strong>Türk</strong> yetkililerle görüşmelerde bulunmuştu.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> riyasetindeki <strong>Türk</strong> heyetinin <strong>Washington</strong> ziyareti, <strong>Ankara’nın</strong> büyük bütçeli silah ve ticaret anlaşmaları karşılığında <strong>ABD’den</strong> siyasi ve ekonomik avantaj sağlamayı amaçladığı bir döneme denk geldi. Ancak bu süreç tek taraflı değildi; <strong>ABD</strong> de <strong>Türkiye</strong> ile iş birliğinden stratejik ve ekonomik kazanç elde etmeyi, özellikle bölgesel güvenlik, enerji ve ticaret alanlarında kendi çıkarlarını güçlendirmeyi hedefliyordu.</div> <div></div> <div>İki liderin görüşmesinde öne çıkan konular, <strong>Türkiye’nin</strong> savunma kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen <strong>F-16</strong> ve <strong>F-35</strong> alımları, dini ve kültürel iş birliği simgesi olarak <strong>Heybeliada</strong> <strong>Ruhban</strong> <strong>Okulu’nun</strong> açılması, <strong>ABD</strong> ile ticari ve hukuki gerilimleri yansıtan <strong>Halkbank</strong> <strong>Davası</strong> ve <strong>Türkiye’nin</strong> enerji tedarikinde çeşitlilik arayışını gösteren <strong>Rusya’dan</strong> petrol alımıydı.</div> <div>Bu çerçevede ziyaret, yalnızca diplomatik bir randevu olmanın ötesinde, <strong>Türkiye’nin</strong> uluslararası pazarlık masasındaki stratejik konumunu güçlendirmeye dönük dikkatli bir hamle olarak değerlendirilebilir. <strong>Erdoğan’ın</strong> <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray’a</strong> ziyareti, <strong>Türkiye’nin</strong> savunma kapasitesi, enerji güvenliği ve ticari ilişkiler üzerinden bölgesel etki alanını genişletme arayışını yansıtıyor.</div> <div></div> <div>Aynı zamanda, <strong>ABD</strong>-<strong>Türkiye</strong> ilişkilerinin ekonomi, savunma ve enerji güvenliği ekseninde birbirine sıkı şekilde bağlı olduğu, bu alanlardaki gelişmelerin sadece ikili ilişkileri değil, <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz</strong>, <strong>Karadeniz</strong> ve <strong>Orta</strong> <strong>Doğu’daki</strong> jeopolitik dengeleri de doğrudan etkileyebileceğine dair somut göstergeler sunuyor. Bu bağlamda ziyaret, hem iki ülkenin çıkar çatışmalarını minimize etme hem de karşılıklı stratejik kazanımlar sağlama amacını taşıyor.</div> <h3><span><strong>ABD-Türkiye Zirvesi: F-35 ve Hava Savunma Müzakereleri…</strong></span></h3> <div><strong>ABD Başkanı Donald Trump</strong>, <strong>Erdoğan</strong> ile görüşmeleri başlatırken <strong>Türkiye’ye</strong> yönelik bazı yaptırımların kaldırılabileceğini ve <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>F-35</strong> savaş uçağı satın almasına izin verilebileceğini ima etti. Ancak <strong>Trump</strong>, bunun karşılığında <strong>Ankara’nın</strong> <strong>Rusya’dan</strong> petrol alımlarını durdurmasını istedi.</div> <div><strong>NATO’nun</strong> ikinci büyük ordusu olan <strong>Türkiye</strong>, <strong>Orta</strong> <strong>Doğu</strong>, <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz</strong> ve <strong>Karadeniz’de</strong> artan tehditlere karşı hava gücünü artırmayı hedefliyor. Bu bağlamda, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>F-35</strong> programına ilgisi, sadece modern bir savaş uçağı edinme talebi değil; bölgesel hava savunma ve caydırıcılık kapasitesini güçlendirme, <strong>Yunanistan</strong>, <strong>İsrail</strong>, <strong>İran</strong> ve <strong>Rusya’ya</strong> karşı stratejik bir denge unsuru oluşturma amacı taşıyor.</div> <div></div> <div><strong>Türkiye</strong>,<strong> F-35 </strong>projesinin kurucu ortakları arasındaydı; ancak 2020’de Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın almasının ardından programdan çıkarıldı. <strong>F-35</strong>, gelişmiş sensörler, yapay zekâ destekli muharebe sistemleri ve veri paylaşım yeteneklerine sahip “<strong>beşinci</strong> <strong>nesil</strong>” çok amaçlı bir savaş uçağı. Bu uçaklar, saatte yaklaşık <strong>1.900 km</strong> hıza ulaşabiliyor; ancak asıl önemi, hedefleri yalnızca kendi başına bulup vurabilmekle kalmayıp, topladığı bilgileri diğer uçaklara veya muharebe sistemlerine aktarabilme kapasitesinde yatıyor.</div> <div>Ayrıca, <strong>ABD’nin</strong> <strong>Türkiye</strong> <strong>Büyükelçisi</strong> ve <strong>Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack</strong>, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>ABD</strong> ile 200’den fazla <strong>Boeing</strong> yolcu uçağı için anlaşma yaptığını açıkladı. Bu durum, <strong>Türkiye’nin</strong> hem sivil hem de askeri havacılık alanında stratejik iş birliklerini artırma yönündeki çabalarını ve bölgesel güç dengelerini destekleme arzusunu ortaya koyuyor.</div> <div><strong>Rusya’nın</strong> <strong>İran’a</strong> <strong>F-35</strong> muadili <strong>Su-35</strong> savaş uçakları vermesi ve <strong>Polonya</strong> ile <strong>Litvanya’yı</strong> insansız hava araçlarıyla denemesi gibi adımlar, <strong>ABD’yi</strong> <strong>Türkiye’ye</strong> <strong>F-35</strong> tedarik etmeye mecbur bırakacaktır. <strong>Türkiye</strong>, <strong>F-35</strong> projesinden çıkarak sadece <strong>SİHA’lara</strong> güvenmeye dayalı bir strateji izlediği için hava gücü açısından zayıflamış durumda. Bu bağlamda, <strong>İran</strong>-<strong>Rusya</strong> ittifakının ortaya koyduğu güç dengesi, <strong>Türkiye’nin</strong> hava üstünlüğü açısından dolaylı bir avantaj yaratmış oldu.</div> <h3><span><strong>Enerji güvenliği ve jeopolitik baskılar Türkiye’nin bölgesel stratejisini şekillendiriyor…</strong></span></h3> <div>Jeopolitik gelişmeler, küresel enerji sektörünü ciddi biçimde baskı altında tutuyor. Artan enerji fiyatları, olağandışı hava koşulları ve tedarik zincirlerindeki kesintiler, hemen her ülkenin enerji güvenliği endişesini büyütüyor. Savaşlar, işgaller ve bölgesel çatışmalar gibi jeopolitik gerilimler de bu kaygıları derinleştiriyor ve enerji piyasalarında belirsizliği artırıyor.</div> <div><strong>ABD</strong>, <strong>Rusya’ya</strong> yönelik yaptırımları <strong>Avrupa</strong> ülkelerine dayatarak <strong>Avrupa’nın</strong> uzun süredir devam eden <strong>Rus</strong> enerji tedarikinden kopmasını hedefliyor. Bu yaklaşımın arka planında, <strong>Avrupa</strong> pazarını <strong>Amerikan</strong> enerji şirketleri için açmak ve <strong>Rusya</strong> ile Avrupa arasındaki stratejik bağı zayıflatmak gibi iki temel hedef bulunuyor. <strong>Rusya’yı</strong> küresel enerji tedarik zincirinin dışında bırakmak, <strong>ABD’nin</strong> hem ekonomik hem de jeopolitik üstünlük stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.</div> <div>Bu durum, <strong>Avrupa’nın</strong> enerji güvenliğini kırılgan hâle getirirken, alternatif enerji kaynaklarına yönelme baskısını da artırıyor. Yenilenebilir enerji, <strong>LNG</strong> ithalatı ve bölgesel enerji iş birlikleri, ülkelerin enerji arzını çeşitlendirme ve <strong>Rusya’ya</strong> olan bağımlılığı azaltma stratejilerinin merkezine yerleşiyor. Aynı zamanda enerji jeopolitiği, sadece tedarik ve fiyat dengesiyle sınırlı kalmayıp, ülkelerin dış politika ve güvenlik stratejilerini de şekillendiriyor.</div> <div><strong>Türkiye</strong> özelinde bakıldığında, enerji güvenliği hem ekonomik istikrar hem de bölgesel denge açısından kritik öneme sahip. <strong>Rusya’dan</strong> ithal edilen petrol ve doğalgaz, <strong>Türkiye’nin</strong> enerji arzında önemli bir paya sahip olduğundan, uluslararası yaptırımlar ve jeopolitik baskılar <strong>Ankara’yı</strong> tedarik çeşitlendirme stratejilerine yönlendiriyor. Bu kapsamda <strong>Türkiye</strong>, <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz</strong> ve <strong>Karadeniz’de</strong> enerji kaynaklarını güvence altına almayı, <strong>LNG</strong> terminalleri ve yerli enerji yatırımlarıyla dışa bağımlılığı azaltmayı ve enerji koridorlarını diplomatik pazarlıkta bir araç olarak kullanmayı amaçlıyor.</div> <div>Sonuçta <strong>Türkiye’nin</strong> enerji politikası, sadece iç talebi karşılamaya değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve uluslararası pazarlık masasında stratejik bir güç unsuru olarak hareket etmeye odaklanıyor. <strong>Enerji</strong>, artık <strong>Türkiye</strong> için hem ekonomik bir ihtiyaç hem de jeopolitik bir koz niteliği taşıyor.</div> <h3><span><strong>ABD, EastMed’i kendi çıkarlarına uygun bulmadı ve Türkiye’yi dikkate aldı…</strong></span></h3> <div><strong>11 Ocak 2022</strong> tarihinde <strong>Amerika</strong> <strong>Birleşik</strong> <strong>Devletleri</strong>, <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz</strong> gazının <strong>Avrupa’ya</strong> taşınmasını öngören ve <strong>İsrail</strong>, <strong>Kıbrıs</strong> ile <strong>Yunanistan</strong> arasında planlanan <strong>EastMed</strong> <strong>Projesi’ne</strong> verdiği desteği resmen geri çektiğini açıklamıştı. <strong>ABD</strong>, projenin kendi stratejik ve ekonomik çıkarlarına uygun olmadığını gerekçe gösterirken, <strong>Türkiye’nin</strong> bölgedeki itiraz ve hassasiyetlerini de göz ardı etmedi.</div> <div></div> <div><strong>EastMed</strong> <strong>Projesi</strong>, <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz’deki</strong> doğal gaz rezervlerini <strong>Avrupa’ya</strong> ulaştırmayı amaçlayan bir girişim olarak, <strong>İsrail</strong>, <strong>Kıbrıs</strong> ve <strong>Yunanistan</strong> iş birliğiyle geliştirilmişti. Projenin temel hedefi, <strong>Avrupa’nın</strong> enerji çeşitliliğini artırmak ve <strong>Rusya’ya</strong> olan bağımlılığı azaltmaktı. Ancak <strong>ABD’nin</strong> desteğini geri çekmesi, boru hattının inşasının belirsizleşmesine yol açarken, alternatif enerji güzergahları ve bölgesel iş birliği seçeneklerini ön plana çıkarmıştı.</div> <h3><span><strong>Türkiye, enerjide dışa bağımlılığa karşı stratejik hamleler yapıyor…</strong></span></h3> <div><strong>Türkiye</strong>, enerji politikalarında işi şansa bırakmayacak kadar reel bir tutum sergiliyor. Son <strong>25</strong> yılda <strong>OECD</strong> ülkeleri arasında enerji talebinin en hızlı arttığı ülkelerden biri olan <strong>Türkiye</strong>, elektrik ve doğalgaz talep artışında <strong>Çin’den</strong> sonra dünyada ikinci sırada yer aldı. Ancak enerji talebinin yaklaşık <strong>yüzde 74’ünü</strong> dış kaynaklardan karşılıyor olması, <strong>Ankara’nın</strong> enerji stratejisini hem ulusal güvenlik hem de uluslararası ilişkiler açısından kritik bir alan hâline getirdi.</div> <div>Bu çerçevede <strong>Türkiye</strong>, enerji arz güvenliğini güçlendirmek için güzergâh ve kaynak çeşitlendirmesini stratejisinin merkezine yerleştirdi. Yerli kaynakların kullanımını maksimize etmek, yenilenebilir enerji payını artırmak ve nükleer enerjiyi enerji sepetine eklemek, enerji bağımsızlığını artırmaya dönük adımlar olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda <strong>Türkiye</strong>, bölgesel ve küresel enerji güvenliğine katkı sağlamayı ve enerji koridorlarını diplomatik pazarlıkta bir koz olarak kullanmayı hedefliyor.</div> <div><strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz’de</strong> planlanan <strong>EastMed</strong> <strong>Projesi</strong>, <strong>Türkiye’nin</strong> enerji jeopolitiği açısından önemli bir test alanı oldu. <strong>ABD</strong>, <strong>11</strong> <strong>Ocak</strong> <strong>2022’de</strong> projeye verdiği desteği geri çektiğini açıklamış, <strong>EastMed’i</strong> kendi stratejik ve ekonomik çıkarlarına uygun bulmadığını belirtirken <strong>Türkiye’nin</strong> itiraz ve hassasiyetlerini de dikkate almıştı. Bu gelişme, <strong>Türkiye’nin</strong> bölgesel enerji koridorlarına dair stratejik yaklaşımının doğruluğunu ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma ihtiyacının altını bir kez daha çizdi.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, <strong>EastMed</strong> gibi projelerde dışlanmasının ardından enerji stratejisini çeşitlendirme ve alternatif güzergâhlar oluşturma yönünde hızlandırdı. <strong>Karadeniz</strong> gazı, <strong>Azerbaycan’dan</strong> gelen <strong>Hazar</strong> gazı, <strong>LNG</strong> terminalleri ve yenilenebilir enerji yatırımları, <strong>Ankara’nın</strong> hem ulusal arz güvenliğini hem de bölgesel etki alanını artırma çabalarının merkezinde yer alıyor. Böylece <strong>Türkiye</strong>, enerji alanında hem kendi ihtiyaçlarını güvence altına almayı hem de diplomatik pazarlıkta stratejik bir koz olarak enerji kaynaklarını kullanmayı sürdürüyor.</div> <div>Anlaşıldığı gibi <strong>Türkiye’nin</strong> enerji politikası ekonomik kalkınma, enerji güvenliği ve bölgesel jeopolitik etkiyi birleştiren bütüncül bir strateji üzerine inşa edilmiş durumda. <strong>EastMed</strong> örneği, <strong>Ankara’nın</strong> enerji jeopolitiğinde esnek ve proaktif bir yaklaşım benimsediğini ve bölgesel dengelerde aktif bir rol oynama kararlılığını ortaya koyuyor.</div> <h3><span><strong>Türkiye, enerjide Rusya’ya bağımlılığı azaltıyor ve alternatif kaynakları güçlendiriyor…</strong></span></h3> <div><strong>Türkiye</strong>, enerji tedarikinde <strong>Rusya’ya</strong> olan bağımlılığını azaltmayı ve <strong>Rusya’yı</strong> tek seçenek olmaktan çıkarmayı stratejik bir öncelik olarak benimsiyor. Bunun temel nedeni, <strong>Karadeniz’deki</strong> güçlü <strong>Rus</strong> askeri varlığı, <strong>Kafkasya’daki</strong> emelleri ve <strong>Rusya</strong>-<strong>İran</strong> askeri iş birliğinin, <strong>Türkiye</strong> açısından potansiyel bir güvenlik tehdidi oluşturmasıdır. Ayrıca <strong>Rusya</strong>, <strong>Türkiye’nin</strong> kendi çıkarlarına ters düşebilecek dış politika tercihlerine karşı enerji tedarikini bir baskı aracı olarak kullanabileceğine dair sinyaller vermektedir.</div> <div>Bu doğrultuda <strong>Türkiye</strong>; <strong>Karadeniz</strong> gazı ve <strong>Azerbaycan’dan</strong> gelen <strong>Hazar</strong> gazı gibi alternatif kaynakları kullanıma alırken, <strong>ABD</strong> ile yapılan <strong>LNG</strong> tedariki anlaşmaları ve enerji iş birlikleri de arz çeşitliliğini artırıyor. Ayrıca <strong>Türkiye</strong>, yenilenebilir enerji yatırımları ve nükleer enerji projeleri ile enerji kaynak portföyünü çeşitlendirmeye devam ediyor. Bu yaklaşım, <strong>Türkiye’nin</strong> enerji güvenliğini güçlendirirken, dış politikada da hem <strong>Rusya’ya</strong> hem de diğer enerji sağlayıcılarına karşı daha dengeli ve esnek bir pozisyon almasını sağlıyor.</div> <h3><span><strong>Türkiye, Rusya'dan doğalgaz ve petrol almayacak ama Rus doğalgazı ve petrolünü satacak mı?..</strong></span></h3> <div><strong>Trump</strong>, <strong>Erdoğan’ı</strong> “<strong>çok sert bir adam</strong>” olarak nitelendirerek, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Rus</strong> petrolü alımını durdurması isteğini gizlemedi. Onun beyanına göre, <strong>Rus</strong> petrolünün başlıca <strong>Avrupa</strong> alıcıları arasında <strong>Türkiye</strong>, <strong>Macaristan</strong> ve <strong>Slovakya</strong> bulunuyor; <strong>Trump</strong> ise bu ülkelerin <strong>Rus</strong> doğalgazı ve petrol alımlarından vazgeçmelerini sürekli vurguluyor.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Recep</strong> <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan’a</strong> <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray</strong> ziyareti sırasında eşlik eden <strong>Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar</strong>, <strong>ABD</strong> ile nükleer enerji alanında yeni bir anlaşma imzalandığını duyurdu.</div> <div></div> <div><strong>Bayraktar</strong>, “<strong>Türkiye ile ABD arasındaki köklü ve çok boyutlu ortaklığı nükleer enerji alanında daha da derinleştirecek yeni bir süreci başlattık</strong>” ifadelerini kullandı.</div> <div><strong>Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov</strong> ise <strong>Trump’ın</strong> <strong>Erdoğan’dan</strong> <strong>Rusya’dan</strong> petrol ithalatını durdurmasını istemesini değerlendirerek, <strong>Türkiye’nin</strong> kendi yararına olan ticari ürünleri almaktan vazgeçmeyeceğini vurguladı.</div> <div>Analistler, <strong>Peskov’un</strong> açıklamasının, <strong>Moskova’nın</strong> <strong>Türkiye</strong>-<strong>ABD</strong> enerji iş birliğine doğrudan karşı çıkmak yerine, ekonomik çıkarlar ve mevcut kriz koşulları üzerinden hareket edeceğini gösterdiğini belirtiyor. <strong>Ukrayna</strong> savaşı ve <strong>Batı</strong> ambargoları nedeniyle ekonomik baskı altında olan <strong>Rusya’nın</strong>, <strong>Türkiye</strong> ile enerji ve ticaret ilişkilerini sınırlı ve diplomatik bir çerçevede sürdürmesi; enerji tedarikini daha çok <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Asya</strong> pazarlarına yönlendirmesi bekleniyor. Bu yaklaşım, <strong>Moskova’nın</strong> ekonomik kayıplarını minimize etmeye çalışırken, diplomatik gerilimi de yönetme stratejisi olarak değerlendiriliyor.</div> <div><strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Rusya’dan</strong> enerji alımını sonlandırması durumunda, diğer ülkelere <strong>Rus</strong> doğalgazı ve petrolünü satma olasılığı oldukça düşüktür. Bunun başlıca nedeni, <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği</strong> ve <strong>ABD’nin</strong> <strong>Rus</strong> enerji ürünlerinin yeniden satışı konusunda uyguladığı sıkı yaptırımlar ve yasal kısıtlamalardır.</div> <div>Ayrıca, alınan enerji ürünlerini başka pazarlara yönlendirmek lojistik ve fiyat farkları nedeniyle kârlı olmayabilir. Daha olası senaryo, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Rus</strong> enerjisine olan bağımlılığını kademeli olarak azaltırken, <strong>Azerbaycan</strong>, <strong>LNG</strong>, <strong>Orta</strong> <strong>Doğu</strong> ve <strong>Kuzey</strong> <strong>Afrika</strong> gibi alternatif tedarik kaynaklarını devreye sokmasıdır. Bu yaklaşım, <strong>Türkiye’nin</strong> hem <strong>Batı</strong> ile ilişkilerini korumasını hem de enerji arz güvenliğini sağlamasını mümkün kılmaktadır</div> <h3><span><strong>Gazze’de inisiyatif ABD ve Türkiye’de mi yoksa İngiltere’de mi?..</strong></span></h3> <div><strong>Trump</strong>, “<strong>Buna izin vermeyeceğim, olmayacak. Artık yeter, durma zamanı</strong>” ifadelerini, <strong>Netanyahu’nun</strong> <strong>Cuma</strong> günü <strong>Birleşmiş</strong> <strong>Milletler’de</strong> konuşma yapmak üzere <strong>New</strong> <strong>York’a</strong> geldiği sırada dile getirdi. <strong>İsrailli</strong> bir yetkili, <strong>Trump</strong> yönetiminin <strong>İsrail’i</strong> <strong>Batı</strong> <strong>Şeria’yı</strong> topraklarına katma konusunda gizlice uyardığını açıkladı. Bu uyarı, bazı <strong>Batılı</strong> ülkelerin <strong>Filistin’i</strong> resmen tanıma kararlarının ardından geldi; ancak <strong>İsrail</strong> yönetimi bunu konunun kapandığı anlamında değerlendirmedi. Yetkiliye göre; <strong>Başbakan</strong> <strong>Netanyahu</strong>, <strong>Trump</strong> ile <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray’da</strong> yapacağı görüşmede konuyu yeniden gündeme getirmeyi planlıyor.</div> <div><strong>Gazze</strong> konusundaki uluslararası dayanışmanın yankıları, <strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> <strong>Gazze</strong> konusunda inisiyatif üstlendiğine dair açıklamalarıyla birleştiğinde, bölgesel diplomasi açısından dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. <strong>Erdoğan</strong> hem <strong>İslam</strong> ülkeleri liderleri hem de <strong>Batılı</strong> aktörler nezdinde <strong>Gazze’nin</strong> önemini öne çıkararak insani ve siyasi bir gündem oluşturuyor. <strong>Trump’ın</strong> <strong>Erdoğan’ı</strong> yanına alarak diğer <strong>İslam</strong> ülkeleri liderleriyle gerçekleştirdiği toplantı, <strong>ABD</strong> ile <strong>İngiltere</strong> arasındaki <strong>Ortadoğu</strong> politikaları konusundaki rekabet ve ayrışmayı da görünür kılıyor. <strong>İngiltere</strong> eski <strong>Başbakanı</strong> <strong>Tony</strong> <strong>Blair’in</strong>, <strong>Gazze’de</strong> savaş sonrası geçiş yönetimi liderliği konusunda yürüttüğü temaslarla örtüşen bu dönemde, <strong>İngiltere’nin</strong> özellikle <strong>Filistin</strong> ve <strong>Gazze</strong> meselesinde <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> ile birlikte <strong>ABD’ye</strong> karşı strateji geliştirdiği gözlemleniyor. Bu bağlamda, <strong>Trump</strong>–<strong>Erdoğan</strong> hattının ön alıcı bir rol üstlenmesi, <strong>İngiltere’nin</strong> bölgesel etkisini sınırlama ve kendi stratejik inisiyatifini güçlendirme çabalarına karşı önemli bir hamle olarak değerlendiriliyor. Bu durum, <strong>Gazze</strong> üzerinden şekillenen jeopolitik dengelerde <strong>ABD</strong> ve <strong>Türkiye’nin</strong> girişimlerini öne çıkarırken, <strong>İngiltere’nin</strong> etkisinin sınırlandırılabileceğini gösteriyor.</div> <div><strong>Gazze</strong> konusundaki uluslararası dayanışmanın yankıları, <strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan’ın,</strong> <strong>Gazze</strong> konusunda inisiyatif üstlendiğine dair açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bölgesel diplomasi açısından dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. <strong>Erdoğan</strong> hem <strong>İslam</strong> ülkeleri liderleri hem de <strong>Batılı</strong> aktörler nezdinde <strong>Gazze’nin</strong> önemini öne çıkararak insani ve siyasi bir gündem oluşturuyor.</div> <div></div> <div><strong>Trump’ın</strong> <strong>Erdoğan’ı</strong> yanına alarak <strong>İslam</strong> ülkeleri liderleriyle gerçekleştirdiği toplantı ise, <strong>ABD</strong> açısından hem <strong>Erdoğan’ın</strong> bölgesel etkisini dengeleme hem de <strong>Filistin</strong> meselesinde aktif bir diplomatik kanal oluşturma çabası olarak okunabilir. Bu gelişmeler, <strong>Gazze</strong> üzerinden şekillenen jeopolitik dengelerde <strong>Türkiye’nin</strong> ve <strong>ABD’nin</strong> rolünü, <strong>İsrail’in</strong> stratejik hamleleriyle birlikte yeniden gözden geçirmeyi gerektiriyor.</div> <h3><span><strong>Erdoğan, ABD’den dönmeden Bahçeli’nin ‘TRÇ’ ittifakı açıklaması ne anlama geliyor?..</strong></span></h3> <div><strong>MHP</strong> <strong>Genel</strong> <strong>Başkanı Dr. Devlet Bahçeli</strong>, <strong>TRÇ</strong> İttifakı önerisini detaylandırarak, <strong>Türkiye</strong>, <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> arasında kurulacak eşit paydaşlık esaslı bir işbirliğinin <strong>Avrasya’da</strong> yeni bir düzenin temelini oluşturabileceğini söyledi. <strong>Bahçeli</strong>, “<strong>Türkiye’nin NATO üyeliği sınırlarını aşamıyorsa, iki yöne bakma zamanı gelmiştir</strong>” dedi.</div> <div><strong>Bahçeli’nin</strong> <strong>TRÇ</strong> (Türkiye-Rusya-Çin) <strong>İttifakı</strong> önerisi, <strong>Avrasya’da</strong> eşit paydaşlık esaslı bir iş birliği vurgusunu taşıyor. Bu yaklaşım, <strong>Türkiye’nin</strong> yalnızca <strong>Batı</strong> eksenine bağımlı kalmaması gerektiğini, aynı zamanda <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> ile dengeli ve karşılıklı fayda sağlayan bir stratejik ilişki geliştirmesi gerektiğini işaret ediyor. “<strong>Türkiye’nin NATO üyeliği sınırlarını aşamıyorsa, iki yöne bakma zamanı gelmiştir</strong>” sözü de <strong>Ankara’nın</strong> mevcut <strong>Batı</strong> odaklı güvenlik ve savunma stratejisinin sınırlılıklarını kabul ederek, alternatif diplomatik ve ekonomik kanallar geliştirme gerekliliğine dikkat çekiyor.</div> <div><strong>Türkiye’nin</strong> mevcut iktidar denkleminde, <strong>Bahçeli’nin</strong> bu çıkışı hem içeride hem de dış politikada birkaç boyut kazanıyor. İç politikada, <strong>TRÇ</strong> önerisi, iktidar bloğunda <strong>Türkiye’nin</strong> yalnızca <strong>ABD</strong> ve <strong>NATO</strong> eksenine yaslanamayacağı mesajını güçlendiriyor. Bu, özellikle <strong>MHP’nin</strong> milliyetçi ve <strong>Avrasya</strong> odaklı söylemleri ile <strong>Erdoğan’ın</strong> pragmatik <strong>Batı</strong> ve <strong>ABD</strong> iş birliklerini dengeleme çabasını tamamlayıcı bir unsur olarak işlev görebilir.</div> <div>Bölgesel strateji açısından ise <strong>Türkiye</strong> hem enerji güvenliği hem savunma kapasitesi hem de diplomatik inisiyatif açısından <strong>Batı</strong> ile ilişkilerini yeniden şekillendiriyor. <strong>TRÇ</strong> önerisi, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> ile kurulacak dengeli iş birlikleri üzerinden <strong>Avrasya’da</strong> kendi jeopolitik ağırlığını artırma vizyonunu simgeliyor. Özellikle enerji, ticaret ve savunma alanlarında <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong> ile eşit paydaşlık perspektifi, <strong>Batı’ya</strong> karşı bir pazarlık gücü yaratma potansiyeli taşıyor.</div> <div></div> <div><strong>Bahçeli’nin</strong> eşit paydaşlık vurgusu, <strong>Türkiye’nin</strong> mevcut uluslararası konumunu hem <strong>Batı</strong> hem <strong>Doğu</strong> ekseninde optimize etme niyetini gösteriyor. Bu, özellikle <strong>ABD</strong>-<strong>Türkiye</strong> zirvelerinde <strong>F-35,</strong> nükleer enerji ve enerji tedarik çeşitlendirmesi gibi konuların öne çıktığı bir dönemde, <strong>Ankara’nın</strong> alternatif stratejik yolları masada tutmak istediğini ifade ediyor.</div> <div>“<strong>İki yöne bakma zamanı</strong>” ifadesi, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>NATO</strong> üyeliğini tek başına bir güvenlik garantisi olarak görmeyeceğini ve <strong>Batı</strong> eksenli stratejinin sınırlılıklarını kabul ettiğini gösteriyor. Bu, içeride milliyetçi ve <strong>Avrasya</strong> yanlısı kamuoyunu memnun ederken, dışarıda da <strong>Batı</strong> ile ilişkilerde daha esnek ve pazarlıkçı bir duruş yaratıyor.</div> <div><strong>Bahçeli’nin</strong> <strong>TRÇ</strong> ittifakı önerisi, <strong>Türkiye’nin</strong> iktidar denkleminde hem iç politikada milliyetçi ve <strong>Avrasya</strong> odaklı bir denge unsuru hem de dış politikada <strong>Batı</strong> ile <strong>Doğu</strong> arasındaki stratejik manevra alanını genişleten bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. <strong>Erdoğan’ın</strong> <strong>Batı</strong> ile diplomatik ilişkileri sürdürmesi ve <strong>ABD</strong> ile stratejik iş birliklerini derinleştirmesi, <strong>Bahçeli’nin</strong> önerisiyle birlikte okunursa, <strong>Ankara’nın</strong> çok eksenli bir dış politika ve enerji-diplomasi stratejisi yürüttüğü görülür.</div> <h3><span><strong>Bahçeli’nin “TRÇ ittifakı” mesajı ve Türkiye’nin dış politika tercihlerine eleştirel bakış…</strong></span></h3> <div><strong></strong></div> <div><strong>Bahçeli’nin</strong> son sözleri, <strong>Erdoğan</strong> hükümetinin dış politika tercihleri konusunda belirli bir endişeyi veya eleştirel bakışı yansıttığı biçimde okunabilir. Bu beyan, birkaç önemli boyutu ön plana çıkarıyor: Öncelikle <strong>TRÇ</strong> <strong>İttifakı</strong> vurgusu, yalnızca <strong>Avrasya’da</strong> dengeli bir iş birliği çağrısı değil, aynı zamanda <strong>Batı</strong> odaklı stratejilerin sınırlılıklarını da işaret ediyor. “<strong>İki yöne bakma zamanı gelmiştir</strong>” ifadesi, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>NATO</strong> ve <strong>ABD</strong> eksenli politikalarına eleştirel bir mesaj içeriyor; dolayısıyla doğrudan bir rahatsızlık belirtisi olarak yorumlanabilir.</div> <div>İkincisi; <strong>Bahçeli’nin</strong> iç politika hamleleri ve arabuluculuk rolü, açıklamalarının daha geniş bir stratejik bağlamla okunmasını sağlıyor. <strong>Emniyet</strong> bürokrasisindeki atamaları eleştirmesi, yargı süreçlerinin şeffaf olması gerektiğini vurgulaması ve <strong>Ahmet</strong> <strong>Türk’ün</strong> <strong>Mardin</strong> <strong>Belediye</strong> <strong>Başkanlığı</strong> konusundaki yorumu, <strong>Cumhur</strong> <strong>İttifakı</strong> içindeki dengeyi gözetme ve hükümet politikalarını düzeltme veya sınırlama amacını yansıtıyor. Bu tür çıkışlar, <strong>MHP</strong> liderinin, hükümetin uygulamalarına yönelik uyarı ve denetleme rolü üstlenebildiğini gösteriyor.</div> <div>Dolayısıyla <strong>TRÇ</strong> <strong>İttifakı</strong> açıklaması, sadece uluslararası diplomasi bağlamında değil, içerideki iktidar ve muhalefet ilişkilerinin dengelenmesi perspektifinden de okunmalı. Bu açıdan bakıldığında, <strong>Bahçeli’nin</strong> sözleri, <strong>Erdoğan</strong> hükümetinin dış politika yönelimlerine dair bir ölçüde rahatsızlık ve alternatif stratejik yollar önerme niyetini taşıyor gibi değerlendirilebilir.</div> <div>Özetle; <strong>Bahçeli’nin</strong> hem içerideki arabuluculuk hem de dış politika mesajları, <strong>Cumhur</strong> <strong>İttifakı</strong> içindeki dengeyi koruma ve <strong>Erdoğan</strong> hükümetine diplomatik bir uyarı niteliğinde okunabilir. Bu rahatsızlık hem <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Batı</strong> ile ilişkilerinde hem de <strong>Doğu</strong> eksenli alternatif stratejilerde dikkatli bir yönlendirme talebine işaret ediyor.</div> <div>Son söz <strong>Tonyukuk</strong> <strong>Yazıtı</strong>’ndan: “Tanrı, yarlık buyurur; beyler, ulus için adaletle davranınız; sözünüzde doğru olun; halkı azdırmayınız, ulusu bölmeyiniz.”</div> <div>.</div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div>омюр челикдёнмез, Дикгазете</div> <div><strong>Seçilmiş Kaynakça</strong></div> <div>https://www.bbc.com/turkce/articles/cn0xyd50jnko</div> <div>https://www.bbc.com/turkce/articles/c4gwpjj4pkdo</div> <div>https://www.jpost.com/middle-east/article-868675</div> <div>https://kafkassam.com/amerika-turk-akimina-neden-karsi.html</div> <div>https://www.yenisafak.com/yazarlar/rasim-ozdenoren/hazreti-yahyanin-bai-10174</div> <div>https://blog.milliyet.com.tr/salome-nin-ask-dansi/Blog/?BlogNo=466540#google_vignette</div> <div>https://www.sozcu.com.tr/trump-in-oglunun-erdogan-la-gizlice-bulustugu-dogrulandi-p229158</div> <div>https://x.com/tufangulaltay/status/1971472714054459725?t=b--ikepB1ZIT5cqkmVWi3w&s=19</div> <div>https://iktibasdergisi.com/2022/01/11/yunanistanin-umut-bagladigi-eastmede-abd-destek-vermedi/</div> <div>https://www.salom.com.tr/haber/138814/trump-israilin-bati-seriayi-ilhak-etmesine-izin-vermeyecegim</div> <div>https://www.dikgazete.com/yazi/enerji-jeopolitigi-ve-avrupa-yi-bekleyen-trajedide-turkiye-nin-rolu-4901.html</div> <div>https://www.israeltoday.co.il/read/trump-turns-genocide-charge-back-on-hamas-little-babies-were-chopped-in-half/</div> <div>https://tr.euronews.com/2025/09/25/trump-erdogani-beyaz-sarayda-agirladi-abd-f-35-satis-yasagini-kaldirmayi-degerlendiriyor</div> <div>https://www.agos.com.tr/tr/yazi/35831/trump-beyaz-saray-da-erdogan-ile-gorustu-gundem-f-16-f-35-halkbank-davasi-heybeliada-ruhban-okulu</div> <div>https://anlatilaninotesi.com.tr/20250926/bahceliden-trc-ittifaki-mesaji-nato-gormezden-geliyorsa-her-iki-yone-bakma-zamani-gelmistir-1099684917.html</div> <div>https://www.bilincdisiyayinlari.com/blogs/tematik-sozluk/salome?srsltid=AfmBOooFAPHA7SCQDYn0+EnkJx4ao8B3eXDiELOP4cv+_gxK0L-UUaAT3N</div> <div></div>