<div>-Sultan 2. Abdülhamid’in Sır Kâtibi <strong>Hasan Tahsin Paşa </strong>ve İkinci Kâtip <strong>Holo İzzet Paşa</strong> (sağda)</div> <h3><span><strong>MÂBEYN-İ HÜMÂYUN BAŞKÂTİBİ HASAN TAHSİN PAŞA -BİR OSMANLI BÜROKRATI-</strong></span></h3> <div><strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu'nun</strong> en yetenekli ve aynı zamanda en çalışkan askeri liderlerinden biri olan <strong>Hasan Tahsin Paşa,</strong> <strong>1859</strong> - <strong>1930</strong> yılları arasında <strong>İstanbul'da</strong> yaşamış çok değerli bir <strong>Osmanlı</strong> bürokratıdır. <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong> devrinde <strong>Mâbeyn-i Hümâyun Başkâtibi</strong> olarak görev yaptığı bilinmektedir. ‘<strong>Mabeyn’</strong> kelimesi, Arapça “<strong>iki şeyin arası</strong>” anlamında olup, saraydaki <strong>harem</strong> ve <strong>selamlığı</strong> birbirine bağlayan kısımlar için kullanılırdı.</div> <div><strong>Mabeyn</strong>, padişahın <strong>sadrazam</strong>, <strong>elçi</strong> ve diğer <strong>ziyaretçileri</strong> kabul ettiği bir yerdi. <strong>Sultan</strong>, yakınında görev yapan memurları seçerken herhangi bir siyasi bağlantısının olmamasına özen gösterirdi.</div> <div><strong>Hasan Tahsin Paşa</strong>’nın babası <strong>Mesud</strong> <strong>Efendi</strong>'dir. Esmer tenli olması nedeniyle “<strong>Arap</strong> <strong>Tahsin</strong>” veya “<strong>Kara</strong> <strong>Tahsin</strong>” olarak da tanınmıştır. Bilinenin aksine <strong>Arap</strong> değildi <strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa</strong> ve dil olarak sadece <strong>Osmanlı Türkçesini</strong> konuşuyordu. <strong>Rüştiye'deki</strong> tahsilini tamamladıktan sonra <strong>1870</strong> yılında takriben <strong>13</strong> yaşlarındayken, <strong>Sadaret Mektubî Kalemi'ne</strong> girmiş ve daha sonra <strong>Dahiliye</strong> <strong>Nezareti</strong> <strong>Mektubî</strong> <strong>Kalemi'nde</strong> başkâtip olarak görev yapmaya başlamıştır.</div> <div><strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa,</strong> <strong>7 Temmuz</strong> <strong>1888</strong> tarihinde, <strong>Bahriye</strong> <strong>Nezareti</strong> <strong>Mektupçuluğu</strong> görevine atandı. Yeteneği, liyakati ve dürüstlüğü sebebiyle <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong> tarafından <strong>26</strong> <strong>Kasım</strong> <strong>1894</strong> tarihinde <strong>Süreyya</strong> <strong>Paşa'nın</strong> vefatıyla boşalan <strong>Mâbeyn</strong> <strong>Başkâtipliği'ne</strong> tayin edildi. Bu görevini <strong>4 Ağustos</strong> <strong>1908</strong> tarihine kadar sürdürdü.</div> <div><strong>Paşa</strong>, <strong>Mabeyn</strong> gibi sürekli yurtdışıyla temasları olan, <strong>İstanbul’daki</strong> elçiliklerle yazışmaları yürüten bir kurumun başında olmasına rağmen yukarıda bahsettiğimiz gibi <strong>Türkçe</strong> dışında herhangi bir dil bilmiyordu. Oysa <strong>Sultan</strong>, ondan daha donanımlı, iyi eğitim almış, yabancı dil bilen pek çok kişi bulabilirdi. <strong>Sultan’ın</strong> asıl önem verdiği şey; <strong>dürüst</strong>, <strong>sadık</strong>, <strong>itaatkâr</strong>, kısaca söylemek gerekirse <strong>güven telkin eden bir memur</strong> bulmaktı.</div> <div>Öte yandan <strong>Sadaret’in</strong> ve farklı nezaretlerin <strong>mektubî</strong> kalemlerinde çalışmış tecrübe sahibi, bürokratik işleyişi iyi bilen bir kişi olması, onun tercih edilmesinin diğer önemli sebebiydi. <strong>1908</strong> yılına kadar <strong>başkâtip</strong> olarak görev yapması, <strong>Sultan’ın</strong> yönetim anlayışı adına isabetli bir tercih yaptığının göstergesidir.</div> <div><strong>Sırkâtibi</strong> olarak tanımlayabileceğimiz <strong>Hasan Tahsin Paşa</strong>, <strong>Sultan</strong> <strong>Abdulhamid'in</strong> adeta en yakınındaki isimdi. Tüm randevular, kararlar ve programlar evvela <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa'dan</strong> geçerek <strong>Abdulhamid'e</strong> gidiyordu. <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa,</strong> göreve başladığında <strong>Başkitâbet</strong> <strong>Dairesinin</strong> oldukça düzenli bir çalışma usulü vardı. Muameleler, sistemli ve hızlı bir şekilde adeta <strong>makine</strong> <strong>düzeninde</strong> kayıtlara geçiriliyordu. Hiçbir kâğıt, anı kaybolmadığı gibi işlerin sürüncemede kalması veya bir muamelenin gözden kaçması, unutulması mümkün değildi.</div> <div>Siyah sakallı, kibar ve minyon tipli biri olarak tarif edilen <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’nın,</strong> <strong>Sultan’a</strong> sadakati ve çalışkanlığı, devrin tanıklarının dikkatini de çekmekteydi.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’nın</strong> görev yaptığı yıllarda, saraydaki nüfuz mücadelelerinden bütünüyle uzak durması mümkün değildi. Bu mücadelelerde bazen <strong>taraf</strong> bazen <strong>düşman</strong> olarak görülmekteydi. Kimi zaman da bazı devlet görevlileri, içinde bulundukları durum ve vaziyetlerden dolayı <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’yı</strong> sorumlu tutmaktaydılar.</div> <div><strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’nın</strong> göreve başlamasından bir süre sonra <strong>Holo</strong> <strong>İzzet</strong> olarak tanınan <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Mabeyn</strong> ikinci kâtibi olarak atandı. <strong>Şam’ın</strong> seçkin ailelerinden <strong>Abidzâdelere</strong> mensup olan <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong>, becerikliliği ve zekâsıyla kısa sürede <strong>Sultan’ın</strong> güvenini kazanmayı başarmıştı.</div> <div>Saraydaki <strong>Arapça</strong> yazışmalardan sorumlu olan <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong>, statü olarak yüksek bir mevkide olmamasına rağmen saray çevresinde pek çok konuda etkisi ile nüfuzu hızla artmıştı. <strong>Türkçe</strong>, <strong>Arapça</strong> ve <strong>Fransızcayı</strong> iyi derecede bilen <strong>Holo</strong> <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Şam’daki</strong> büyük ailelerle <strong>Sultan</strong> <strong>Abdülhamid</strong> arasında aracılık yapmakta, aynı zamanda yabancı misyon şefleri arasındaki iletişimi de sağlamaktaydı.</div> <div></div> <div>Çok geçmeden <strong>İkinci</strong> <strong>Kâtip</strong> <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong> ile <strong>Başkâtip</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa</strong> arasında bir rekabet ortaya çıktı. Her iki saray adamını da tanıdığını iddia eden <strong>Theodor</strong> <strong>Herzl</strong>, <strong>1901</strong> <strong>Mayıs’ında</strong> gördüğü <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’dan</strong> “soğuk, kayıtsız biri”; <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa’dan</strong> ise “her an saldırmaya hazır bir kaplan” olarak bahsetmektedir. İşlerin <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong> tarafından yürütüldüğünü düşünen <strong>Herzl</strong>, ikisi arasındaki rekabette <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa’yı</strong> daha etkin görmekteydi.</div> <div><strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> ve <strong>Holo</strong> <strong>İzzet</strong> beyler, <strong>1902</strong> yılında <strong>vezir</strong> rütbesi almış ve bundan sonra <strong>‘Paşa’</strong> olarak anılmışlardır. Bu rütbe, sivil memurların elde edeceği son merhale olup askeriyede <strong>müşirliğe</strong> denkti.</div> <div><strong>Tahsin</strong> ve <strong>İzzet</strong> paşaların nüfuzları, artık <strong>nazırların</strong> çoğundan daha güçlüydü. <strong>Sultan II. Abdülhamid’i Yıldız Sarayı’nda</strong> defalarca ziyaret eden <strong>Vambery</strong>, <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa</strong> hakkında şu önemli değerlendirmelerde bulunmuştu;</div> <div><strong>"Holo İzzet Bey</strong>, Sarayın ve ülkenin kaderinin gerçek ve tartışılmaz hâkimidir. Padişah ona Tanrı tarafından yollanmış bir hikmet, zekâ ve devlet adamlığı kaynağı olarak bakmaktadır. <strong>İzzet’e</strong> sadece devlet mekanizması değil kendi şahsını bile teslim etmiştir. Sabahtan akşama kadar <strong>Saray’dan</strong> çıkmayan <strong>Holo</strong> <strong>İzzet</strong>, Efendisinin oda kapısında yatmaktadır. Elçiler onun küçük odasında birçok saatler geçirdikten sonra ve ancak onun kanalıyla hükümdarla görüşme imkânı bulabilmektedirler. </div> <div>Bu olağanüstü adamın kurnazlığı, zekâsı, bellek gücü ve çok yönlülüğü beni de şaşırttı. <strong>İzzet,</strong> rakibi olabileceği her kişiyi <strong>Padişahtan</strong> titizlikle uzak tutmaktadır… <strong>İzzet</strong>, sadece <strong>Saray’da</strong> ve <strong>Bâbıâli’de</strong> değil tüm <strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu’nda</strong> en nefret edilen kişi olmuştur. Ne var ki şu anda kimse ona zarar verecek durumda değildir." (*)</div> <div><strong>Vambery’in</strong> bu ifadeleri, <strong>Padişah</strong> nezdinde <strong>Tahsin</strong> ve <strong>İzzet</strong> paşalar arasındaki rekabette <strong>İzzet’i</strong> daha itibarlı bir noktaya koymaktadır. İki güçlü kâtip arasındaki yaşanan rekabet <strong>nazırlar</strong>, <strong>vekiller</strong>, <strong>paşalar</strong> ve diğer <strong>devlet</strong> <strong>adamlarının</strong> ikisinden birini tercih etmesine sebep olmaktaydı.</div> <div>Benzer bir karşılaştırmayı <strong>Mabeyn</strong> mütercimlerinden <strong>İsmail</strong> <strong>Müştak</strong> <strong>Bey</strong> de yapmıştır. <strong>İsmail</strong> <strong>Müştak</strong>, <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’yı</strong> “durgun, karşısında çekinilmeden konuşabilecek ancak zeki olmayan”, <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa’yı</strong> ise “hareketli bir yapıya sahip ve inceleyici bakışları olan birisi” şeklinde tarif etmiştir.</div> <div><strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa’nın</strong> namazlarını kılıp, orucunu tuttuğunu ve saraydaki dindar kişilerden biri olduğunu söyleyen <strong>İsmail</strong> <strong>Müştak</strong> <strong>Bey</strong>, buna karşılık <strong>İkinci</strong> <strong>Kâtip</strong> <strong>İzzet</strong> <strong>Paşa’nın</strong> oruç ve namazla hiç ilgisinin olmadığını belirttikten sonra bu durumun <strong>Sultan</strong> nezdinde bir fark yaratmadığını, <strong>Sultan’ın</strong> görevlileri <strong>dindar</strong> olup olmadığına göre değil, <strong>sadakatine</strong> göre değerlendirdiğini ifade etmiştir. Aynı kâtibe göre; <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Sultan’ın</strong> aynasıydı. <strong>Sultan</strong> ne derse uygular ve onu <strong>doğru</strong> kabul ederdi. Onun gözü, <strong>Sultan’ın</strong> gözüyle görür, kulakları <strong>Sultan’ın</strong> kulaklarına göre işitirdi. Hisleri ve zevki de <strong>Sultan’ınkine</strong> göre şekillenirdi.</div> <div></div> <div><strong>Sultan II. Abdülhamid</strong>’in tahta çıktıktan sonra uzun süre stratejik görevler için <strong>doğru</strong> <strong>kişileri</strong> bulmanın çabası içerisinde olduğu aşikar. <strong>Güven</strong> telkin eden kişileri bulunca da uzun yıllar bunlardan yararlanmasını bilmiştir. İşte bu dönemde uzun süre görev yapan devlet adamlarından biri de <strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa</strong> olmuştur.</div> <div>Nitekim <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa</strong>, görevi boyunca dönemin birçok tanığının da ifade ettiği üzere <strong>Sultan’a</strong> sadakatini ortaya koydu ve <strong>Sultan</strong> tarafından takdir gördü. <strong>Hasan</strong> <strong>Paşa’nın,</strong> <strong>İkinci Kâtip Holo İzzet Paşa</strong> ile hiçbir zaman rekabet dışında siyasi bir kavgası da olmadı. Büyük ihtimalle onu <strong>14</strong> yıl boyunca <strong>Mabeyn</strong> <strong>Başkâtipliği</strong> görevinde tutan bir diğer özelliği de buydu. Sessiz sedasız dikkat çekmeden işini yapıyordu.</div> <div></div> <div><strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa,</strong> sarayın vitrininde bir manken misali verilen rolü oynarken <strong>Holo İzzet Paşa</strong>’nın <strong>ikinci</strong> <strong>kâtip</strong> olması hasebiyle geri planda kalıp sadece yeri geldiğinde <strong>Sultan’ı</strong> yönlendirebilecek kadar aktif bir rol oynayabiliyordu.</div> <div><strong>Sultan’nın</strong> hamiyetli vefâdar <strong>Sırkâtibi</strong> <strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa,</strong> <strong>22</strong> <strong>Ocak</strong> <strong>1933’te</strong> dünyaya gözlerini yumdu.</div> <div></div> <div><strong>Hasan</strong> <strong>Tahsin</strong> <strong>Paşa</strong> için büyük bir cenaze töreni ya da devlet merasimi yapılmadı. Hayatta iken <strong>Sultan</strong> <strong>Abdulhamid'e</strong> dair not aldığı hatıralarını öylesine derli toplu ve güzel kaleme almıştı ki, en büyük <strong>Abdulhamid</strong> <strong>düşmanları</strong> dahi bu çalışmayı takdir ile andılar.</div> <div>.</div> <div><strong>Hülya Ayhan, dikGAZETE.com</strong></div> <div>(*) Öke, Mim Kemal, Saraydaki Casus, Gizli Belgeler Abdülhamid Devri ve İngiliz Ajanı</div> <div>Yahudi Vambery, Hikmet Neşriyat, İstanbul 1991, S. 164-165. Belleten, Ağustos 2022,Cilt: 86/Sayı 306.</div> <div></div> <div></div> <div></div> <div>.</div> <div></div>