<div><strong>Kılıçdaroğlu</strong>’nun <strong>ABD</strong> <strong>gezisi</strong>, iktidar çevrelerinde her konu olduğu gibi polemik konusu oldu. Bu nedenle bir şey yazmak istemedim; ardından <strong>İngiltere</strong> <strong>gezisi</strong> geldi, neyse ki bu gezi, daha iyi takdim edildi.</div> <div><strong>Seçim</strong> sürecinde, <strong>ana muhalefet partisi genel başkanının</strong> her yaptığı, doğal olarak fazlasıyla dikkatimizi çekiyor.</div> <div>Bu çerçevede, benim gözüme takılan husus, <strong>Kılıçdaroğlu</strong>’nun biraz “<strong>Alice Harikalar Diyarında</strong>” görüntüsü vermesi oldu.</div> <div><strong>İngiltere</strong>’de ‘<strong>temiz</strong> <strong>sermaye’</strong>, ‘<strong>yeşil</strong> <strong>yatırım’</strong> arayışları iyi güzel de <strong>Ukrayna</strong> savaşından sonra, <strong>Almanya</strong> <strong>Yeşiller</strong> <strong>Partisi</strong> bile <strong>nükleer</strong> <strong>santrallere</strong> <strong>itirazdan</strong> vazgeçti. Bu gelişmeyi insanlığın geleceği açısından son derece <strong>kaygı</strong> <strong>verici</strong> bulanlardanım, ama durum bu.</div> <div><strong>Hâl</strong> bu iken, <strong>dünyada</strong> olan bitenden <strong>kopuk</strong> söylemler, tüm <strong>muhalefet</strong> çevresi için geçerli; bu <strong>çevre</strong>, dünyada olan bitenden <strong>biraz</strong> <strong>habersiz</strong> gibi.</div> <div>Öncelikle, tüm dünyada <strong>neo-liberal ekonomi politik</strong> derin bir kriz yaşıyor; gerçi, <strong>ABD</strong> gezisi esnasında <strong>Kılıçdaroğlu</strong> bu konuya değinir gibi oldu ama <strong>bu krizin sonuçları</strong> ve bizim gibi ülkeler için <strong>etkisi</strong> konusu biraz havada kaldı.</div> <div>Ekonomisi güçlü <strong>Batı</strong> <strong>dünyası</strong> da dahil olmak üzere, bu krizin siyasi sonuçlarından biri, <strong>popülist</strong> ve özellikle <strong>sağ</strong> <strong>popülist</strong> parti ve rejimlerin güçlenmesi.</div> <div><strong>Pandemi,</strong> ekonomik krizi derinleştirirken, <strong>Ukrayna</strong> <strong>savaşı</strong> tuz biber oldu, <strong>küreselleşme</strong> <strong>efsanesi</strong> çöktü, dahası <strong>popülist</strong> <strong>rejimler,</strong> <strong>Rusya</strong> karşısında <strong>ABD</strong> yanında yer aldıkları ölçüde <strong>kıymete</strong> bindi.</div> <div>Ekonomik ve siyasal <strong>ezberler</strong> bozuldu.</div> <div>Mesela, <strong>Merkez</strong> <strong>bankalarının</strong> <strong>bağımsızlığı</strong> tartışma konusu olmaya başladı.</div> <div>Mesela, tüm dünyada, <strong>yükselen enflasyonla mücadele</strong> ile <strong>ekonomik büyüme siyasetleri</strong> arasında <strong>denge</strong> tutturmak zorlaştı.</div> <div><strong>Truss</strong>’ı koltuğundan eden, bu zorluğu, radikal bir çıkışla <strong>ekonomik</strong> <strong>büyümeden</strong> <strong>yana</strong> bir modeli ile aşma çabası oldu.</div> <div>Bunlar, biz <strong>siyaset</strong> <strong>yorumcularının</strong> da izleyebildiği <strong>kaba</strong> hatlar, daha <strong>incesini</strong> ekonomistler daha iyi değerlendirebilir, ama <strong>ekonomi ve siyaset</strong> arasındaki ilişkileri göz ardı etmeden.</div> <div><strong>Hâl</strong> böyle iken, <strong>muhalif</strong> yorumculardan, “<strong>dünyada da enflasyon var, ama gelişmiş ülkelerde, buna karşı aklın, bilimin yolunu izliyorlar</strong>” (kısaca faiz artışı) gibi <strong>çıkışlar</strong> duymak, <strong>muhalefet</strong> <strong>adına</strong> umut kırıcı.</div> <div><strong>Türkiye</strong>’de yirmi yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten bir iktidarın <strong>ekonomiyi</strong> <strong>getirdiği</strong> <strong>hâli</strong> eleştirmekten doğal bir şey olamaz, ancak bunu yaparken <strong>dünyada olan bitenden habersiz</strong> olmak, <strong>muhalefetin</strong> <strong>etkinliğini</strong> zayıflatıyor.</div> <div>“<strong>Faiz arttırın</strong>”dan ibaret bir ekonomi tavsiyesinden, “<strong>narko-ekonomi</strong>” iddiasına varan bir <strong>muhalefetin</strong> <strong>toplumsal</strong> <strong>karşılığı</strong> olmuyor, kamuoyu yoklamalarından da görüyorsunuz.</div> <div><strong>Cumhurbaşkanı</strong> önderliğinde, <strong>düşük faiz siyaseti</strong>, ne onun iddia ettiği gibi ne de <strong>muhalefetin</strong> sandığı gibi, <strong>dini gerekçeli bir siyaset</strong> değil, bu yolla <strong>ekonomik canlanma</strong> yaratma beklentisine dayalı bir siyasi tercihti.</div> <div>Tutar tutmaz, tartışılır ama, <strong>bu</strong> <strong>tercihin</strong> karşısına çıkarılacak itiraz, <strong>neo-liberal ekonomi</strong> ezberleri doğrultusunda “<strong>ekonomi biliminin gerekleri</strong>” tezi olamaz, o tezler dünyanın her yerinde <strong>çöktü</strong>, o kadar ki <strong>IMF,</strong> <strong>Truss’ı</strong>, aşırı liberal ekonomi paketinin <strong>siyasal-toplumsal</strong> <strong>sürdürülemezliği</strong> çerçevesinde uyardı.</div> <div><strong>İngiltere</strong>’de yeni- Keynescilikten söz edilmeye başlandı, sermaye çevreleri <strong>İşçi Partisi</strong>’ni destekleme noktasına geldi. Bu, bizim gibi ülkelerde, <strong>liberal</strong> <strong>ekonomik</strong> <strong>modellerin</strong>, sağ popülist ekonomik yardım siyasetleri (veya başka bir deyişle ‘sadaka ekonomisi’) eşliğinde uygulanarak, <strong>siyasi karşılık</strong> bulmasına tekabül ediyor.</div> <div><strong>Muhalefetin</strong> ekonomi politikalarını eleştirirken, <strong>neo-liberal ezberler </strong>yerine, ekonomi politikası tercihlerine, bu tercihlerin toplumun hangi kesimlerine <strong>kazandırıp</strong>, hangilerine <strong>kaybettirdiği</strong> açısından yaklaşmaları beklenir.</div> <div><strong>Yüksek faiz</strong> diye tutturmanın, alternatif olarak savunulabilecek ‘<strong>toplumcu’</strong> bir ekonomik siyasetle ilgisi olamaz.</div> <div>Diğer taraftan, iktidarın <strong>yoksulluk</strong> <strong>sorununa</strong> cevap olarak uyguladığı ‘<strong>sadaka</strong> <strong>ekonomisi’</strong> ve/veya <strong>siyasi destek karşılığı ekonomik yardım</strong> siyasetini, vatandaşı suçlar şekilde (‘oylarını üç kuruş için satıyorlar’ söylemi) değerlendirmek yerine, <strong>çarenin</strong> bu değil, <strong>emekten</strong> <strong>yana</strong> <strong>siyasetler</strong> olduğunun vurgulanmasında fayda var.</div> <div><strong>İş cinayetleri</strong> konusunda olduğu gibi <strong>Türkiye’de</strong> olan biteni ilk kez oluyormuş gibi yapmanın da alemi yok.</div> <div>Bu ülkede hiçbir zaman <strong>emekten</strong>, <strong>işçi</strong> <strong>güvenliğinden</strong> <strong>yana</strong> <strong>siyasetler</strong> rağbet görmedi, <strong>mevcut</strong> <strong>iktidara</strong> <strong>muhalefet</strong> adına geçmişi temize çekmenin alemi yok. Alemi olmadığı gibi, <strong>karşılığı</strong> da olmuyor.</div> <div>Şöyle ki, <strong>AK Parti</strong> öncesi, iş cinayetlerine ‘<strong>kader</strong> <strong>planı’</strong> diyen olmamıştı, ama bu konularda <strong>duyarsızlık</strong>, seçmeni bu işlerin <strong>kader</strong> <strong>meselesi</strong> olduğuna inandıracak şekilde seyrediyordu. Geçmişte bu konulara <strong>duyarsız</strong> kalanların <strong>muhalefet</strong> <strong>adına</strong> bugün estirdikleri hava, belki de bu nedenle, <strong>AK</strong> <strong>Parti</strong>’ye yakın hissedenler tarafından sadece “<strong>AK Parti düşmanlığı”</strong> olarak algılanmaya devam ediyor.</div> <div><strong>Muhalefetin</strong> bir yandan <strong>neo-liberal ezberleri</strong>, diğer yandan <strong>emek politikalarını</strong> seslendirmesi <strong>inandırıcılık</strong> <strong>sorunu</strong> yaratıyor.</div> <div>Yok, <strong>CHP</strong> ve müttefiklerinin <strong>sosyalist</strong> <strong>partiye</strong> dönüşmesini beklemiyorum, sadece <strong>daha etkin bir ses</strong> <strong>çıkarmanın</strong> yolunun, <strong>mevcut</strong> <strong>savrukluktan</strong> kurtulmak olduğunu düşünüyorum.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>