<div><span><span><strong>ABD</strong> merkezli misyoner örgütleri, farkında olmadan <strong>ABD</strong>’de <strong>Osmanlı/Türk</strong> diasporasını oluşturdu.</span></span></div> <div><span><span>Bu demografik sonucu öngörselerdi kesinlikle böyle bir işe kalkışmazlardı diye düşünüyorum. </span></span></div> <div><span><span><strong>1810</strong>’da <strong>Boston</strong>’da kurulan <strong>ABD</strong>’nin <strong>Protestan</strong> misyoner teşkilatı <strong>ABCFM</strong> (American Board of Commissioners for Foreign Missions-Amerikan Yabancı Misyon Örgütü) misyonerlerinin yönlendirmesiyle, 50 bini Müslüman (Arap, Boşnak, Arnavut, Türk, Kürt) <strong>400 bin Osmanlı vatandaşı</strong>; İmparatorluğun farklı şehirlerinden, özellikle de <strong>Anadolu</strong>’da <strong>Trabzon, Manisa, Elazığ</strong> (Harput), <strong>Malatya</strong> ve<strong> İzmir</strong>’den <strong>Amerika</strong>’ya göç etti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>1820</strong>’de yapılan nüfus sayımı kayıtlarına göre <strong>Amerika’da 21 Türk </strong>yaşıyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Anadolu'nun tüccar Rumlar, Maruniler, Süryaniler, Yahudiler, Malakanlar, mezheplerini değiştiren Ermeniler, Ermeni komitacılar ile devletin güvenlik güçleri arasında sıkışıp kalanlar, askere gitmemek veya askerlik bedeli ödemekten kaçınan Ermeni gençler, Amerika’ya ilk giden göçmen kafilesindendi.</strong></span></span></div> <div><span><span>O kadar ki <strong>Boston</strong> şehrinde <strong>1880</strong> yılında <strong>3 bini Aşkın Ermeni</strong> nüfus yaşıyordu.</span></span></div> <div><span><span>Bunların arasına karışan bir o kadar da <strong>Türk</strong> kökenlileri unutmayın.</span></span></div> <div><span><span><strong>Allah, Protestan Misyonerleri Türkler’e nasıl çalıştırdı!..</strong></span></span></div> <div><span><span>İki yüz yıllık (1825 ve 1925) <strong>Büyük Ortadoğu Projesi’</strong>nin ilk yüzyılında Misyonerlerin asıl amaçları <strong>Müslüman olmayan Osmanlı yurttaşlarını Amerika</strong>’ya taşımaktı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’nın yerli halk <strong>Kızılderililerden</strong> boşaltılan toprakları onlarla doldurdular. </span></span></div> <div><span><span>Büyük endüstri toplumunda sanayi sektöründe ihtiyaç duyulan ucuz iş gücünü onlardan karşıladılar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’ya göç eden <strong>Osmanlı</strong> vatandaşları <strong>Detroit, Boston, Clevlend</strong>’da ağırlıklı olarak deri fabrikalarında, otomotiv sektöründe ve çelik sanayinde ağır şartlar altında çalıştırıldılar.</span></span></div> <div><span><span><strong></strong></span></span></div> <div><span><span>Düşünsenize <strong>19. yüzyılın</strong> sonunda sadece <strong>Ford</strong>’da çalışan <strong>7 bin Türk</strong>'ten söz ediliyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>NY, Detroit, Cleveland </strong>başta olmak üzere, birçok yerde <strong>Türkler</strong>'e ait <strong>250</strong>'ye yakın mezarlıkta binlerce <strong>Müslüman Türk</strong>, kendi vatanlarından uzakta memleket hasretiyle medfun. </span></span></div> <div><span><span><strong>Niye niyet, kime kısmet?</strong></span></span></div> <div><span><span>Eğer günümüzde <strong>Osmanlı İmparatorluğu</strong> sınırlarından yüzyıl öncesi <strong>Latin Amerika</strong>’ya göç etmiş <strong>Müslim</strong>, <strong>gayri Müslim</strong> herkese “<strong>El-Turko</strong>” deniliyor, <strong>Latin Amerika</strong>’da hemen her ülkede “<strong>El Turco</strong>” olarak adlandırılan ailelere rastlanabiliyorsa, haklarını yememek lazım bu misyonerlerin payı büyük. </span></span></div> <div><span><span>Amma <strong>Enfâl Suresi 30. Ayeti</strong>ni unutmuş olmalılar; <strong>“Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.”</strong></span></span></div> <div><span><span>Çok partili sisteme geçişle birlikte <strong>Türkiye</strong>’de nasıl büyük şehirlere göç olgusunda hemşericilik faktörü etkin olduysa, <strong>ABD’ye</strong> ilk gelen <strong>Türkler</strong> arasında da bu tür bir sosyal dayanışmanın yaşandığı anlaşılıyor.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’nın yeni sakinleri <strong>Türkler</strong>, <strong>Türkiye</strong>’deki bekâr odalarına benzeyen “<strong>boarding house</strong>” denilen, <strong>yurt</strong> tarzı evlerde barındılar.</span></span></div> <div><span><span>Kendi ülkelerindeki toprak damlı kerpiç duvarlı evlerinin yanında “<strong>boarding house</strong>”, onlar için “<strong>padişah sarayı”</strong> gibiydi.</span></span></div> <div><span><span>Buralarda kalmak hem çalışıp en az harcamayla para biriktirmek, hem de birbirlerine destek olmaları açısından önemliydi.</span></span></div> <div><span><span>Bu evlerde 30-40 bazen sayıları <strong>100</strong>’e kadar çıkan <strong>Osmanlı</strong> coğrafyasından çıkıp gelmiş göçmenler ikamet ediyordu.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Türkler,</strong> <strong>İngilizce</strong> bilmediklerinden dil sorununu genellikle daha önce gelmiş <strong>Ermeni</strong> ve <strong>Rumların</strong> aracılığıyla çözmüşler, helal yiyecek arayışlarında ise <strong>Osmanlı</strong> coğrafyasından göç etmiş <strong>Yahudi</strong> toplumundan destek görmüşlerdi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’daki evliliklerinden doğan erkek çocuklarının sünnetinde ise yine <strong>Yahudileri</strong> yanı başlarında bulmuşlardı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika’da ilk istihbarat faaliyetlerini başlatan Ubeydullah Efendi...</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Ubeydullah Efendi</strong> (1858-1937), sarıklı-cübbeli bir <strong>Jön Türk</strong>’tü. Babası <strong>İzmir</strong>’in ünlü <strong>Hatipoğulları</strong> sülalesinden ve <strong>Bektaşi</strong> <strong>meşreb</strong> alimlerden <strong>Hoca Şakir Efendi</strong>, annesi ise <strong>İzmir</strong>’in tanınmış ailelerinden <strong>Musulluzadeler</strong>’in kızıydı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Evleri şehir kütüphanesini andırıyordu. İfadesine göre babasının<strong> iki-üç bin</strong> cilt, annesinin ise <strong>elli cilt</strong> kitabı mevcuttu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ubeydullah Efendi</strong>; <strong>Atatürk</strong>'ün yakın çalışma arkadaşlarından ve <strong>Türkiye</strong>'de hukuki temellerin atılmasında katkılarda bulunmuş devlet adamı Adalet Bakanlarından <strong>Mahmut Esat Bozkurt</strong>'un dayısıydı. </span></span></div> <div><span><span><strong>II. Abdülhamid</strong>, <strong>Ubeydullah Efendi</strong>’yi (bugünkü Libya’nın güneyinde, Büyük Sahra’da bulunan) <strong>Taif</strong>’e sürmüş, <strong>İttihat ve Terakki </strong>ise <strong>İkinci Meşrutiyet</strong>’te üç defa mebus seçtirmişti.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>-Ubeydullah Efendi ve Talat Paşa 1909 yılında Londra'da…-</span></span></div> <div><span><span>Kendisini tanıyanlar, “<strong>sıra dışı gizemli bir kişiliği</strong>” olduğu hususunda hemfikirdi.</span></span></div> <div><span><span><strong>İttihatçı</strong> olmasına ittihatçıydı ama <strong>II. Abdulhamid'</strong>e jurnal göndermesiyle maruftu. Çünkü <strong>Yıldız İstihbarat Teşkilatı’</strong>nın önde gelen çalışanlarındandı. <strong>İngilizce</strong>, <strong>Arapça</strong> ve <strong>Farsça</strong> biliyordu.</span></span></div> <div><span><span>Devlette devamlılık esası gereğince <strong>Mehmet Ubeydullah Efendi</strong>'nin görevi <strong>II. Meşrutiyet</strong>’in ilanı sonrasında da devam etti.</span></span></div> <div><span><span><strong>İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy</strong> gibi <strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>'nın <strong>üst</strong> <strong>aklını</strong> oluşturan heyet üyesiydi. Ama görünmeyen “<strong>Beyaz Hayaletler</strong>”in deyim yerindeyse <strong>piri</strong> oydu.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Görevi gereği bir bakarsınız <strong>Buckingam Sarayı</strong>'nda imparatorla, İngiltere Kraliçesi ile sohbet eder. Başka bir gün onu <strong>New York</strong> sokaklarında zeytinyağlı patlıcan dolması satarken görürsünüz.</span></span></div> <div><span><span><strong>Küba</strong>'da sebze halinde zerzevatçıların hücumuna uğrar. Hamallık eder, günlerce aç olarak parklarda yatar.</span></span></div> <div><span><span>Bir müddet sonra bakarsınız ki <strong>büyükelçi</strong> olarak <strong>Afganistan</strong>'a giderken yirmi yedi bin kişi tarafından bir şehirde istikbal edilir ve o geçecek diye şerefine bütün dükkânlar, çarşılar kapanır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Ubeydullah Efendi'nin Amerika çıkartması…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Ubeydullah Efendi,</strong> <strong>1893</strong> yılında, gazetelerin boyuna yazıp durduğu meşhur <strong>Chicago</strong> sergisini görmek arzusuna kapılır.</span></span></div> <div><span><span>İçindeki macera aşkıyla bulup buluşturur, vapura biner gider. <strong>Fransa</strong>’dan <strong>İngiltere</strong>’ye, oradan <strong>Amerika</strong>’ya geçer vapurla. Oradan da <strong>Küba</strong>’ya kadar uzanır.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>İstanbul’</strong>a beş buçuk yıl sonra dönecektir. <strong>1 Mayıs 1893</strong> tarihinde <strong>Chicago</strong> sergisinin açılışında orada olma sürecini şöyle anlatır;</span></span></div> <div><span><span><strong>“Amerika’da ben keten helvası da sattım. Lokantacılık da ettim. Yapılarda ırgatlık da yaptım. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Sanat öğrenip onu da işledim. Hele panorama</strong> (bir tür Sinematografi tekniği) <strong>ile şark manzarası seyrettirerek dört ay kadar bununla geçindim.</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>En birinci sanatımın da gazetecilik olduğunu unutmayalım. Bu işleri yapmakla beraber aç kaldığım da oluyordu. Fakat az müddet sonra bir mahreç bulup müzayakadan çıkıyordum.”</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’da, <strong>Küba’da</strong>, <strong>Fransa’da</strong> ve <strong>Balkanlar’da</strong> keten helva ve sebze satıcılığından gazeteciliğe kadar bir dizi iş yapan “<strong>sarıklı Jön Türk</strong>” <strong>Ubeydullah Efendi</strong>'nin çelişkilerle dolu kişiliği, onun '<strong>İstihbaratçı</strong>' yönü hakkında fikir vericidir.</span></span></div> <div><strong><span><span>1893 tarihinde Osmanlı Büyükelçisi Aleksandros Mavroyeni ile gizli irtibat kurdu… </span></span></strong></div> <div><span><span><strong>Ubeydullah Efendi</strong>’nin gizli görevle gönderildiği <strong>Amerika’da</strong> o tarihte <strong>ABD Osmanlı Büyükelçisi</strong>; <strong>II. Abdülhamit</strong>'in özel doktoru ve <strong>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane</strong> hocalarından <strong>Spiridon Mavroyeni</strong>'nin oğlu, <strong>Aleksandros Mavroyeni</strong> <strong>Bey</strong>’di. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mavroyeni Bey</strong>’in <strong>Washington Elçiliği </strong>döneminde (1887–1896), Amerikan misyonerlerinin teşvikiyle <strong>Türkiye’den Amerika’ya Ermeni göçleri</strong> hızlandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika’da Ermeni kolonis</strong>i oluşmakla kalmadı <strong>Hınçak</strong> ve <strong>Taşnaksutyun</strong> adlı <strong>Ermeni</strong> ihtilal örgütleri buralarda yuvalandı. <strong>Anadolu</strong>’da kanlı eylemleri başlattılar.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Osmanlı</strong> vatandaşlığından <strong>Amerikan</strong> vatandaşlığına geçen, <strong>Amerikan</strong> pasaportu alan ve dolayısıyla <strong>ABD</strong>’nin koruyuculuğuna sığınan <strong>Ermeni</strong> <strong>teröristler</strong>, geri dönerek <strong>Anadolu’da</strong> terör eylemlerinde bulunuyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’da <strong>Ermeni kolonisi, Osmanlı Devleti</strong> aleyhine yaygaraya başlamak için gazete, mecmua yayınına başladılar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk</strong> yönetimi aleyhinde <strong>sistematik düşmanlık</strong> içeren neşriyatın fitili ateşlendi.</span></span></div> <div><span><span>En büyük destekçileri <strong>Amerikan</strong> <strong>misyonerleri</strong> de boş durmadı, eş zamanlı olarak <strong>Türkiye</strong> aleyhindeki propagandalarını hızlandırdı. </span></span></div> <div><span><span>Sonuçta <strong>Amerikan</strong> basınında, <strong>Ermeni</strong> propagandası gözle görülür biçimde arttı. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Derdini Marko Paşa’ya anlat</strong>” derler ya!</span></span></div> <div><span><span>İşte o <strong>Marko Paşa</strong>'nın oğlu, <strong>Washington</strong>’daki<strong> Osmanlı Elçisi Mavroyeni</strong> de kollarını sıvadı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Osmanlı Büyükelçisi Aleksandros Mavroyeni, istihbarat topladı Ermeni komitecileri yakından izletti…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Hınçak</strong> komitesinin <strong>Amerika</strong>’da da örgütlenmesi üzerine, Osmanlı İmparatorluğunun<strong> Washington Elçiliği</strong> istihbarat toplama ve komitecileri yakından izlemekle görevlendirildi.</span></span></div> <div><span><span>Gerçi <strong>New York, Boston ve Şikago</strong>’da konsolosluklar vardı ve oldukça iyi çalışıyorlardı. </span></span></div> <div><span><span>Ancak onların derledikleri bilgiler yetersiz kalınca <strong>Büyükelçi</strong> <strong>Mavroyeni</strong>; <strong>Massachussets</strong> eyaletinde yoğunlaşan <strong>Ermeni</strong> kolonisi içinden haber almak için önce oralarda yaşayan <strong>Ermenilerden</strong> <strong>ajanlar</strong> veya <strong>muhbirler</strong> devşirdi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Boston Başkansolosu Jasigi </strong>de, <strong>Bogigian</strong> adlı bir <strong>Ermeni</strong> iş adamını <strong>Türk İstihbaratı’</strong>na angaje etti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Bogigian</strong>, yaklaşık 15 yıldır Boston’da yerleşikti. Yılda bir kez <strong>İstanbul'a</strong> gider gelir, dönüşünde mutlaka <strong>Boston Başkonsolosluğu’</strong>na uğrar, temasları hakkında bilgi verirdi.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Mavroyeni Bey</strong>, <strong>1894</strong> <strong>Mart</strong>’ında, <strong>Boston</strong>’daki <strong>Amerikan gizli polisi</strong> içinden bir gizli ajan tutmuş ve onun aracılığıyla <strong>Hınçak komitesini</strong> yakından izletmişti. </span></span></div> <div><span><span>Hizmetleri karşılığında haftada <strong>65 dolar</strong>, ayda <strong>260</strong> dolar ödenen. <strong>Amerikalı</strong> gizli ajan, <strong>Mavroyeni</strong>’ye önemli raporlar vermişti.</span></span></div> <div><span><span>Bu bilgilere göre <strong>Amerika</strong>’daki <strong>Hınçak</strong> örgütünün başında <strong>Garabedian</strong> adında bir ihtilâlci vardır, onun <strong>Boston’da</strong> sağ kolu <strong>Chitjian</strong> adında bir komitecidir. </span></span></div> <div><span><span>Aslen papaz olan ve bir süre Amerikan misyonerlerinden maaş alan <strong>Chitjian,</strong> sonra papazlığı bırakmış, bütün mesaisiyle <strong>Ermeni terör örgütü</strong> için çalışmaya başlamıştı.</span></span></div> <div><span><span>Misyonerlerin kendisine maaşının ödemesini durdurunca, <strong>Çarlık Rusyası</strong> ile irtibata geçmişti. </span></span></div> <div><span><span>Amerikalı ajan <strong>Chitjian</strong>'la dostluk kurarak <strong>Hınçak</strong> komitesinin <strong>Amerika</strong>’daki gizli çalışmaları ve dış ilişkileri hakkında <strong>Osmanlı Elçisine </strong>üstüste raporlar yetiştirmeyi başarmıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkler, Amerika'da nasıl istihbarat satın aldı?</strong></span></span></div> <div><span><span>Amerikalı dedektifler özellikle <strong>Amerika</strong>’daki <strong>Ermeni</strong> komitelerine yönelik faaliyetlerde <strong>Osmanlı</strong> diplomatlarınca istihbarat görevlerinde kullanıldı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Osmanlı</strong>’nın <strong>Boston Başkonsolosu Jasigi</strong>, <strong>Büyükelçi Mavroyeni'</strong>nin talimatı doğrultusunda “<strong>Pinkerton Detektiflik Bürosu”</strong>ndan bir dedektif kiraladı.</span></span></div> <div><span><span>Aslen İskoçyalı <strong>Allan Pinkerton</strong>; “Pinkerton National Detective Agency- <strong>Pinkerton Ulusal Dedektiflik Bürosu</strong>"nu <strong>1850'de Amerika</strong>’da kurdu.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>'<strong>Biz Hiç Uyumadık</strong>' sloganı, ajansı kısa sürede popülerleştirdi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Pinkerton</strong>, Amerikan İç Savaşı sırasında Binbaşı <strong>E. J. Allen</strong> adıyla orduda görev yaparak istihbarat toplamıştır. </span></span></div> <div><span><span>Günümüzde “<strong>CIA”</strong> olarak bilinen <strong>Amerikan gizli istihbaratının temelleri Pinkerton</strong>’un önderliğinde kurulan <strong>Ulusal Dedektif Ajansı</strong>’dır.</span></span></div> <div><span><span><strong>1861</strong>'de <strong>Allan Pinkerton</strong>, <strong>Abraham Lincoln</strong>'ün hayatı üzerine bir suikast planını durdurdu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Amerikan İç Savaşı</strong> sırasında <strong>Allan Pinkerton</strong>, <strong>ABD Gizli Servisi</strong>'nin öncüsü olan <strong>Birlik İstihbarat Servisi'</strong>nin başıydı.</span></span></div> <div><span><span><strong>14 Mayıs 1894</strong> tarihinde <strong>Pinkerton Dedektiflik Bürosu</strong> memuru F. E., <strong>Boston</strong> Başkonsolosuna, <strong>Ermeniler</strong> ve diğer <strong>Osmanlı İmparatorluğu </strong>coğrafyasından çıkıp gelen göçmenlerle ilgili hazırladığı raporları sunuyordu.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’da Pinkerton Dedektiflik Bürosu, <strong>1999</strong> yılında, <strong>1934</strong> yılında bir güvenlik şirketi olarak <strong>İsveç</strong>’te kurulan <strong>Securitas</strong> firmasına satıldı. </span></span></div> <div><span><span>Uzun sözün kısası; <strong>sarıklı cübbeli Jön Türk Ubeydullah Efendi</strong>; bu gezisi sırasında <strong>Amerika</strong>'daki Türk (Osmanlı) diasporasını örgütledi. </span></span></div> <div><span><span>Yüzyılda yeşeren bir yapılanmanın tohumlarını serpti. Ta ki <strong>Mehmet Münir Ertegün, Washington</strong>’a <strong>Büyükelçi</strong> atanıncaya kadar… </span></span></div> <div><span><span>Şairin (NFK) dediği gibi <strong>"Tohum saç, bitmezse toprak utansın! / Hedefe varmayan mızrak utansın!"</strong> </span></span></div> <div><span><span><strong>ABD Büyükelçisi Mehmet Münir Ertegün’ü “Teşkilat-ı Mahsusa”cı Mehmet Akif Ersoy yetiştirdi…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>1883</strong>’te <strong>İstanbul’</strong>da doğan <strong>Osmanlı Devleti </strong>ve <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong> dönemlerinde görev yapan <strong>Mehmet Münir Ertegün</strong>’ün babası evkaf nazırlarından <strong>Mehmet Cemil Bey</strong>, annesi ise <strong>İstanbul Sultantepe</strong>'deki <strong>Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi</strong>'nin kızı <strong>Ayşe Hamide Hanım</strong>'dır. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Mehmet Münir Ertegün</strong>’ün iyi bir <strong>diplomat</strong> ve <strong>istihbaratçı</strong> olarak yetiştirilmesinde <strong>Teşkilatı Mahsusa</strong>’nın beyin takımından <strong>Mehmet Akif Ersoy</strong>’un katkısı çoktu. Öyle ki <strong>Münir Ertegün, Mehmet Akif</strong>’in deyim yerindeyse <strong>rahle-i tedrisinden</strong> geçmişti.</span></span></div> <div><span><span>Nitekim bu yakınlığa ve muallim-talebe ilişkine tanıklık eden <strong>Mahir İz,</strong> <strong>Akif'i</strong> ziyarete gittiği bir gün, geleceğin ünlü diplomatı <strong>Münir Ertegün</strong>'e rastlar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mehmet Akif Ersoy</strong>’un dizinin dibinde oturan <strong>Münir Bey</strong>, <strong>Akif’in</strong> gözetiminde “<strong>Hafız Divanı”</strong> okumaktadır. Talebesi yanıldıkça <strong>Akif</strong> oturduğu yerden onun yanlış okuduğu kısmı, ezberinden düzeltmektedir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Ertegün</strong>; <strong>Dışişleri Bakanlığı</strong> baş hukuk danışmanlığına yükselmiş, <strong>Lozan Antlaşması</strong>'na katılan <strong>Türk delegasyonu</strong>nun hukuk danışmanıydı. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Münir Ertegün, Lozan</strong> delegasyonumuz içinde <strong>Hukuk</strong> bilen tek yetkin kişi olması nedeniyle <strong>Lozan</strong> görüşmelerinde herkesten çok çalışan kişi o olmuştu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Lozan görüşmeleri </strong>sırasında <strong>Türk</strong> heyetinde yer alan <strong>Rıza Nur</strong>; "<strong>O'nu ya çalışırken, ya da namaz kılarken görürdüm. Metinlerin Türkçeye tercümesi işi de tamamen O'na aitti. Münir, Lozan boyunca insanüstü çalışmıştır</strong>" demişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Cumhuriyet</strong>’in ilanından sonra <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> onu <strong>Milletler Cemiyeti’</strong>ne <strong>Türk gözlemci </strong>ve aynı zamanda <strong>Bern Ortaelçisi </strong>olarak <strong>İsviçre’ye</strong> göndermiş, ardından <strong>Paris</strong> ve <strong>Londra</strong> Büyükelçiliklerine atamıştı.</span></span></div> <div><span><span>Bu görevleri sırasında muarızları onu <strong>Dışişleri Bakanlığı’</strong>na şikayet etmişler, <strong>"Miskin, derviş, beş vakit namaz kılıyor, sefarethaneyi tekke, cami yaptı. Kimseyle teması yok. Böyle sefirlik olur mu?”</strong> diye aleyhinde propagandadan geri durmadılar. </span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Mehmet Münir Ertegün</strong>, Şirket-i Hayriye idarecilerinden <strong>Rüstem Bey</strong>’in kızı <strong>Hayrünnisa Hanım</strong> ile evlenmiş ve <strong>Nesuhi, Ahmet ve Selma</strong> adında üç çocukları olmuştu. Oğulları <strong>Ahmet Ertegün</strong> ve <strong>Nesuhi Ertegün </strong>dünyanın en büyük plak şirketlerinden olan <strong>Atlantic Records</strong>’un kurucularıydı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi</strong>'nin torunu, <strong>Türk İstihbaratçı Mehmet Akif Ersoy’un öğrencisi Mehmet Münir Ertegün</strong>, 1934 ve 1944 yılları arasında (Beyaz Hayaletler’in Amerika’ya yerleştiği tarih) <strong>Washington Büyükelçiliği</strong> döneminde <strong>Nikola Tesla </strong>ve <strong>Albert</strong> <strong>Einstein</strong> ile kurulan İrtibatı pekiştirmiş, onları <strong>Kadim Türk Devleti’</strong>nin emrine vermişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mehmet Münir Ertegün'ü, 1934 yılında atandığı ABD Washington Büyükelçilik görevinden ölüm ayırdı…</strong></span></span></div> <div><span><span>Bu görevi sırasında <strong>Türkiye</strong> ile <strong>ABD</strong> arasında kuvvetli ilişkiler sağlayan, sevilen ve etkin bir büyükelçi profili çizmiş, hatta o kadar ki, <strong>ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt </strong>ile de yakın dost olmuştu.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Vefatından sonra naaşının <strong>1946</strong> yılında ünlü <strong>USS Missouri Zırhlısı</strong> ile <strong>Türkiye’ye</strong> gönderilmesi, <strong>ABD</strong> tarafından kendisine verilen değerin bir yansımasından başka birşey olabilir mi? </span></span></div> <div><strong><span><span>Irkçı Amerika’da siyahi müzisyenlere kucak açan Türk Büyükelçiliği…</span></span></strong></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’da ırkçılık karşıtı toplumsal başkaldırının fitilini <strong>Ertegün</strong> ailesi ve <strong>Türk Büyükelçiliği </strong>ateşledi.</span></span></div> <div><span><span>Nasıl mı? </span></span></div> <div><span><span>Düşünsenize, <strong>ABD'de</strong> ayrımcılığın en şiddetli olduğu dönemlerde kapılarını siyahi müzisyenlere açarak adını caz tarihine yazdıran koskoca dünyada bir tek <strong>Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği</strong> var. Bu bize az bir onur mu? </span></span></div> <div><span><span>Demokrasinin beşiği ne <strong>İngiltere</strong> ne diğer <strong>Avrupa</strong> ülkeleri ırkçı uygulamalara sesini çıkarmayı bırakın, tam tersine onay veriyorlardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1940</strong>'larda, aralarında daha sonra dünyanın en tanınmış müzisyenleri haline gelen bir grup siyahi caz sanatçısının enstrümanlarından çıkan nağmelerin yankılandığı <strong>Washington'daki Türk büyükelçiliği, cazın merkezi</strong> oldu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkler, Siyahilere</strong> insan olduklarını hatırlatmakla kalmadı, vicdanı katılaşmış <strong>Emperyalistlere</strong> <strong>başkaldırmalarına</strong> kültürel ortam da hazırladı, onları bilinçlendirdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>The Rolling Stones, Led Zeppelin</strong>’in yanı sıra <strong>Eric Clapton</strong>, <strong>Aretha</strong> <strong>Franklin</strong> ve <strong>Ray Charles</strong> gibi isimleri müzik dünyasına kazandırmış bir ismin <strong>Türk</strong> olmasının hiç mi anlamı yok?</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Siyah müzisyenlerle arasındaki iyi bağlardan ötürü dönemin en önemli jazz müzisyenleri hiç düşünmeden anlaşmalarını onunla yaptılar.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika’ya,</strong> <strong>Avrupa futbolunu</strong> ilk getiren kişi olan <strong>Ertegün</strong>, 70’li yıllarda <strong>New York Cosmos</strong> takımını kurdu. </span></span></div> <div><span><span><strong>27 Eylül 2009</strong>’da Başbakan <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, <strong>Atlantic Records</strong> plak şirketinin sahibi merhum <strong>Ahmet Ertegün</strong>’ün eşi <strong>Mika Ertegün</strong>’e Türkiye Cumhuriyeti Devlet Nişanını takdim etmişti. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Ahmet Ertegün</strong>’ü, çoğumuz <strong>Amerika</strong>’daki <strong>Atlantic Records</strong>’un sahibi olan önemli bir müzik yapımcısı kimliğiyle tanır; bugün şöhret sahibi çok sayıda <strong>Amerikalı</strong> müzisyeni, meselá <strong>Ray Charles’</strong>ı keşfeden kişi diye biliriz.</span></span></div> <div><span><span>Şimdiki <strong>ABD Başkanı Trump</strong>'a <strong>Türkler</strong>’i, <strong>Türkiye</strong>’yi tanıtan adamdı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>İstanbul <strong>Mecidiyeköy</strong>’deki <strong>Trump Towers </strong>projesiyle markasını <strong>Avrupa</strong>’da ilk kez Türkiye’ye taşıyan dünyaca ünlü <strong>ABD’li emlak kralı Donald Trump</strong>, <strong>2008</strong>’de “<strong>kalbimde yeri var</strong>” dediği <strong>İstanbul’u</strong> “<strong>çok özel bir şehir</strong>” diye nitelemiş, “<strong>Dostum Ahmet Ertegün bir Türkiye aşığıydı. Türkiye benim için de girişimlerde bulunup büyük çapta yatırımlar yapacağım bir ülke”</strong> demişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Trump</strong> '<strong>yakın dostum</strong>' dediği <strong>Ahmet Ertegün</strong> öldüğünde cenazesinin <strong>Türkiye’ye</strong> götürülmesi için özel uçağını tahsis edebilecek kadar bu sözlerinde samimiydi. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Ertegün</strong> ailesi magazin dünyasının içinde Amerikan sosyetesinin, para çevrelerinin hatta politikacıların nabzını tutuyor, <strong>Ankara'daki</strong> görünmezler <strong>Amerika’nın</strong> siyasi tansiyonunu, küresel refleksini işte böyle ölçüyorlardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Hollywood</strong> yıldızlarının, ünlü müzisyenlerin özel hayatlarından ortalığa saçılan bilgiler <strong>Amerikan</strong> medyasına düşmeden <strong>Ankara</strong>’nın kucağına düşüyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>ABD’de</strong> <strong>Türk</strong> kökenli <strong>Müslüman</strong> toplumun bir araya geldiği, kimlik ve inançlarının sürdürülebilir boyuta taşıdıkları, bu ülkede yaşayan diğer din ve inanç sahipleriyle insani zeminde görüştükleri mekânlarda var.</span></span></div> <div><span><span>Dernek, dergah türü bu kurumların nasıl bir işleve sahip oldukları, Amerikan toplumunda üstlendikleri kutsi misyon tahmin dahi edilemez.</span></span></div> <div><span><span>Irkçı ABD rejiminin siyahilere yönelik katı ambargosunu hiçe sayan, <strong>II Dünya Savaşı’</strong>nın bütün şiddetiyle sürdüğü yıllarda <strong>Zenci</strong> müzisyenleri <strong>Büyükelçilik</strong> binasına davet ederek onlara kucak açan <strong>İstanbul Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’</strong>nin torunu, <strong>Atlantic Records</strong>’un kurucuları <strong>Ahmet Ertegün</strong> ve <strong>Nesuhi Ertegün</strong>’ün babası, <strong>1934-1944</strong> arası ölümüne kadar <strong>Washington DC Büyükelçiliği</strong> görevinde bulunan <strong>Mehmet Münir Ertegün</strong> olmuştu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika</strong>’da <strong>Bektaşi</strong>, <strong>Nakşi</strong> ve <strong>Cerrahi</strong> tasavvuf ekollerinin kurumsallaştığı tekke ve dergahların varlığı gösteriyor ki <strong>Amerika</strong>’da <strong>“istikbal inkılâbâtı içinde en gür sedâ İslam’ın sedâsı olacaktır!”</strong></span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com </strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div></div>