<div><span><span>Öncelikle <strong>İzmir</strong> depreminde hayatını kaybedenlere <strong>rahmet</strong>, yakınlarına başsağlığı, yaralılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Temennimiz, bu tür doğal felaketlerin yaşanmaması. </span></span></div> <div><span><span>Ama biliyoruz ki insanları deprem değil, ihmaller zinciri, hatalı mühendislik ve malzemeden çalan klasik müteahhid zihniyeti öldürdü. </span></span></div> <div><span><span>Kimse kusura bakmasın; yerel yönetimler, hasar tahmin raporu vermekle sorumluluktan kurtulamaz.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Kimin bu felakette zerre kadar katkısı varsa, tesbit edilmeli yedi ceddine kadar ölü veya sağ kim varsa yargılanmalı.</span></span></div> <div><span><span>Biz bilmiyor muyuz nerede, hangi ilde, hangi siyasi partiye mensup olursa olsun, belediyelerde her türlü rüşvet veriliyor, alınıyor? </span></span></div> <div><span><span>Kim ki çıkar da beni, <strong>müfteri</strong> olmakla itham eder, belge sorarsa onu da "<strong>Kazak Abdal"</strong>a havale ederim, onun hakkından o gelir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar ile Türkiye'nin Müşterek Askeri Tatkibatları…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Katar Silahlı Kuvvetleri</strong>'nin Türkiye'nin katılımıyla düzenlediği, <strong>30 Haziran</strong>'da başlayan ve birkaç aşamadan geçen, Katar Silahlı Kuvvetleri'nin ortak operasyonları güçlü ve yetkin bir şekilde planlayıp uygulayabilme gücüne sahip olması amacı ile düzenlenen "<strong>NASR 2020</strong>" askeri tatbikatı bir kaç gün önce sona erdi.</span></span></div> <div><span><span>Tatbikat, Katar silahlı Kuvvetlerinin tüm birimlerinin ve <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri</strong>'ne bağlı bir grup askeri gücün katılımıyla gerçekleştirildi.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Katar Silahlı Kuvvetleri</strong> tarafından uygulanan yıllık eylem planının bir uzantısı olarak, <strong>Türkiye'den</strong> kara ve deniz askeri unsurlarının katılımıyla her yıl müşterek askeri tatbikat gerçekleştiriliyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar İçişleri Bakanlığı</strong>, Emirlik Muhafızları, Devlet Güvenlik Teşkilatı, İç Güvenlik Güçlerinin destek verdiği tatbikatlarda komuta ve hava savunma sistemlerinin aktivasyonu, operasyon yönetimi, ortak operasyonların planlanması, askeri güçler arasında iş birliği ve planlamanın güçlendirilmesi, psikolojik savaşla mücadele ve basının rolünün etkin hale getirilmesi amaçlanıyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk güçleri, Katar ile Türkiye arasında 19 Aralık 2014</strong>'te imzalanan anlaşma kapsamında Katar'daki <strong>Tarık bin Ziyad Kışlası</strong>'nda konuşlandırılmıştı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye, en son Azerbaycan ile tatbikat yaptığında Azerbaycan, Dağlık Karabağ’ı Ermenistan işgalinden kurtarma savaşı başlatmıştı…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye'nin</strong> ikili anlaşmalar kapsamında gerçekleştirdiği askeri tatbikatların, farklı savunma paktlarında görevli askeri uzmanlar tarafından mercek altına alınmasının bir nedeni olmalı. </span></span></div> <div><span><span>Hele hele <strong>12 Temmuz 2020</strong>'de, <strong>Ermenistan’ın Azerbaycan </strong>sınırında başlattığı sınır ihlali ve saldırısı sonrasında <strong>Azerbaycan</strong> ve <strong>Türkiye Silahlı Kuvvetler</strong>i'nin, 29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında icra ettikleri askeri tatbikat sadece bölge ülkeleri tarafından değil dünya kamuoyu tarafından da takip edildi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Eğer bugün <strong>Azerybaycan</strong> ordusu <strong>Ermeni</strong> çetelerin işgalindeki <strong>Dağlık Karabağ'</strong>ı teröristlerden arındırma operasyonu başlatmış ve büyük ölçüde başarılı olmuşsa sebebi nedir biliyormusunuz? </span></span></div> <div><span><span><strong>Azerbaycan</strong> ordusunun saldırı kabiliyetini ve ateş gücünün üstünlüğünü, <strong>TSK</strong> ile gerçekleştirilen tatbikatlarda kazandığı söylenebilir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar katar turna, yedikleri hep hurma…</strong></span></span></div> <div><span><span>Körfez ülkelerinin tamamını toplasan bir <strong>Konya</strong> vilayeti etmez. Hepsi avuç içi kadar. Ama çıkardıkları sesler ile coğrafi alanlar arasında doğrusal bir orantı hak getire. </span></span></div> <div><span><span>Nitekim <strong>Basra Körfezi</strong> içinde yüzölçümü <strong>İzmir</strong> kadar bir yarımadadan ibaret <strong>Katar’ın</strong>; Körfez bölgesinde kapladığı yerden çok daha fazla bir etkinliği var. </span></span></div> <div><span><span>Neden mi?</span></span></div> <div><span><span><strong>Ortadoğu’daki</strong> her gelişme veya sorunda ya taraf olarak ya arabulucu olarak, ya bizzat ya da parasıyla yer alıyor. Satın aldığı bankaları, futbol dünyasındaki yatırımlarıyla <strong>Avrupa’nın</strong>; futbol dünyasının gündeminde.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong>, ufacık tefecik içi dolu turşucuk olmasına rağmen bunları nasıl yapabiliyor ve arkasındaki <strong>küresel güç ya da uluslararası üst akıl</strong> kim? </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong>, <strong>1871- 1915</strong> yılları arasında <strong>44 yıl Osmanlı</strong> egemenliğinde ve <strong>1916</strong>’dan bağımsızlığını kazandığı <strong>1971</strong> yılına kadar <strong>55 yıl İngiliz mandasında</strong> kaldı. </span></span></div> <div><span><span>Bölgeyi 19’ncu yüzyıldan beri<strong> el-Tani Ailesi</strong> yönetiyor. 2,6 milyon kişi yaşıyor ama bunların sadece <strong>330 bini Katar</strong> vatandaşı. Katar’ın zenginliği dünyanın en zengin üçüncü doğal gaz rezervinin olması. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong> halkı; <strong>330 bin kişilik nüfusu</strong>, kişi başına 400 bin dolarlık yıllık ortalama gelirleriyle, dünyanın en zengin yıllık gelir ortalamasına sahip. </span></span></div> <div><span><span>Monarşiyle yönetilen <strong>Katar’da</strong> bu muazzam para kaynağını <strong>Emirlik</strong> kullanıyor.</span></span></div> <div><span><span><strong>Emirlik,</strong> dünyanın her yerinde yatırımlar yapıyor, bölgedeki siyasal, dini, politik etkinliği artırmak için de değişik grup, hareket ve örgütleri destekliyor.</span></span></div> <div><span><span><strong>"Arap Baharı"</strong> eylemleri ve dezenformasyonu <strong>Katar’ın</strong> mali gücüyle finans edildi. <strong>Katar’a</strong> 2011 yılından beri <strong>Arap Baharı </strong>eylemleri ve <strong>Ortadoğu’daki</strong> birçok İslami grubu finansı için <strong>17 milyar dolara yakın</strong> para harcatıldı. </span></span></div> <div><span><span>Sadece <strong>Mısır’da,</strong> <strong>Mursi</strong> yönetimine 8 milyar dolarlık yardımda bulundu. <strong>Hamas’a</strong> 400 milyon dolar destek sağladı. Tüm bunlara bakıp ta <strong>Katar Emirliği'</strong>ni dört dörtlük <strong>İslami şuur ve hayat tarzına sahip</strong> sanmayın. </span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>Suudi Arabistan, Bahreyn, Dubai</strong>’de olduğu gibi <strong>Katar’da</strong> da her hangi bir Arap büyüğünün evini ziyaret ettiğinizde onu ve ailesini <strong>Fransız</strong> <strong>model</strong> altın süslü koltukta otururken bulursunuz. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar, savunma harbine mi saldırı savaşına mı hazırlanıyor?</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong>, akıl almaz şekilde <strong>Suudi Arabistan</strong>’la çatışmayı göze alan politikalar geliştirdi. Hatta <strong>Suudi</strong> Arabistan’da başarısız bir kaç darbe girişiminde dahi bulundu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın <strong>Katar’a</strong> yönelik nefretinin temelinde, <strong>Katar istihbarat</strong> birimlerinin <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> <strong>ordusu</strong> ve muhafız alayı güçlerinden bazılarıyla darbe yapmak amacıyla gizli ilişkilerinin ortaya çıkması var. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong> gibi küçük bir körfez ülkesinin <strong>Suudi Arabistan Krallığı'</strong>na meydan okuması nedenleri üzerinde iyi durmak gerekiyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong> ya da resmî adıyla <strong>Katar Emirliği</strong>, <strong>Arap Yarımadası</strong>’nın doğusunda bulunan ve <strong>Basra</strong> <strong>Körfezi</strong>’ne uzanan ülke. Kuzeybatıda <strong>Bahreyn</strong>, batı ve güneyde <strong>Suudi Arabistan</strong> ve doğuda <strong>Birleşik Arap Emirlikleri</strong>’yle çevrili. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar Emirliğ</strong>i’nin tek sınır komşusu bugünlerde aralarının limoni olduğu <strong>Suudi Arabistan</strong>. Emirliğinin diğer sınırları Basra Körfezi ile sınırlı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar</strong>'ın nüfusu 1,7 milyon. Artan petrol fiyatları ve sahip olduğu doğalgaz rezervleri sayesinde kişi başına düşen gelir oranlarına göre <strong>dünyanın en zengin ülkesi.</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Katar’la Türkiye’</strong>nin işbirliği, <strong>BM</strong> ve <strong>İKÖ</strong> gibi uluslararası kuruluşlarda son yıllarda arttı. <strong>Mısır</strong> ve <strong>Suriye</strong> meselesinde ise deyim yerindeyse adeta tavan yaptı. <strong>Türkiye ile Katar Emirliği</strong>’nin orta doğuda müşterek işbirliğinin olduğunu söylemek mümkün. Bu işbirliğinin en belirgini, <strong>Mısır’daki</strong> darbeye karşı çıkmaları.</span></span></div> <div><span><span><strong>Katar, Mısır</strong>’da <strong>Müslüman Kardeşler </strong>hareketini desteklerken, <strong>Suudi Arabistan</strong> ona karşı darbe yapan <strong>Sisi</strong> rejimine destek verince karşı karşıya gelmişlerdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar, Suriye</strong>’de de <strong>Müslüman Kardeşler</strong> ve bazı cihat gruplarını desteklerken,<strong> Suudi Arabistan </strong>bazı cihadist gruplarla <strong>Selefi</strong> grupları destekliyor. <strong>El Nusra ile IŞİD</strong>’i karşı karşıya getiren ve birbirleriyle çatıştıran etkenlerden biri de bu denilebilir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar Emirliği</strong>’nin en büyük korkusu <strong>Suudi Arabistan</strong> ordusunun işgaline uğramak. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Katar'ın</strong> ekonomik birikimi, emir ailesinin mal varlığı, ülkedeki doğalgaz ve petrol yatakları, hem <strong>Suudi Arabistan</strong> hem de <strong>Birleşik Arap Emirlikleri'</strong>nin iştihasını kabartıyor.<strong> </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Katar, Türkiye</strong>’nin bölgede üstlendiği rolü önemsiyor ve bölgesel ilişkilerinde ön planda tutuyor. </span></span></div> <div><span><span>Neden böyle bir şey yapıyor sizce? </span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>Katar’da</strong> olan finans <strong>Türkiye’de</strong> yok, <strong>Türkiye’de</strong> olan askeri güç, nüfus <strong>Katar’da</strong> yok. <strong>Katar’ın</strong> üst düzey yönetimi her fırsatta <strong>Türkiye</strong> ile yakın diyalog ve işbirliği içinde olmayı tercih ettiklerini ve dış politikalarında <strong>Türkiye’ye</strong> <strong>özel önem</strong> verdiklerini sıklıkla dile getiriyor.</span></span></div> <div><span><span>Bu sebeple olsa gerek, yönetim ve halkın <strong>Türkiye’ye ilişkin izlenimleri</strong> olumlu. <strong>Katar’ın</strong> rotasını belirleyen uluslararası finans merkezleri ve küresel odak, bölgesel sorunların çözümü için en önde çaba gösteren <strong>Arap</strong> ülkesi rolünü uygun gördüğünden, <strong>Katar</strong> boyuna posuna bakmadan arabulucu önder güç konumunu benimsiyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar’a</strong> verilen görevlerden birisi de <strong>Türkiye’yi, Ortadoğu</strong> kaosunun içine çekmek, <strong>Türkiye’yi</strong> askeri gücünü buldozer gibi kullanarak bölgenin emperyal amaçlar için yeniden dizayn edilmesini sağlamak. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye’nin Suriye</strong> politikalarını belirleyen maalesef ‘<strong>Stratejik Derinlik</strong>’ değil, <strong>İngiliz</strong> beslemesi <strong>Katar</strong> olmuştur. Sus payı ise <strong>Katar’da kurulan üs</strong> oldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>’nin yurt dışındaki ilk askeri üssü olan <strong>Doha’da,</strong> tugay seviyesinde askeri birlik konuşlu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Katar Emirliği, Türkiye</strong>’nin askeri üs kurmasına izin vermekle bir taşla iki kuş vurdu. Bölgesel aktör <strong>İran’ı</strong> başka bir bölgesel aktör olan <strong>Türkiye</strong> ile dengelediği gibi kendisi için askeri tehdid geliştiren <strong>BAE</strong> ile <strong>Suudi Arabistan</strong>'a karşı,<strong>Türk</strong> ordusunu kalkan gibi kullandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Körfez</strong>'de <strong>Vahhabi</strong> ideolojisinin iki önemli taşıyıcısı ve komşu ülkeler olan <strong>Suudi Arabistan ve Katar</strong> arasındaki gerilim tırmanması, <strong>ABD Başkanı Donald Trump</strong>’ın Ortadoğu ziyaretinin ardından yaşandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Hizbullah ve Hamas</strong>’ın ‘<strong>terör örgütü değil direniş hareketi</strong>’ olduğunu savunan ve <strong>Müslüman</strong> <strong>Kardeşler</strong> teşkilatına desteğiyle bilinen <strong>Katar</strong> ile <strong>ABD Başkanı Donald Trump</strong>’ın ilk yurt dışı gezisini gerçekleştirdiği<strong> Suudi Arabistan</strong> arasındaki kriz; <strong>Katar Emiri Tamim Bin Hamad el Sani</strong>’nin <strong>İran’ı</strong> ‘<strong>İslamcı bir güç</strong>’ olarak tanıdığı yönündeki açıklamasıyla derinleşmişti. <strong>Katar</strong> şimdi yeniden <strong>Türkiye’yi vurmanın yolu</strong> yapılmak isteniyor.</span></span></div> <div><span><span><strong>Suudi Arabistan parçalanmasına parçalanacak da bu bölünmenin faili kim olacak?</strong></span></span></div> <div><span><span>Görünürde iki aktör ön planda. <strong>İngiltere</strong> ve <strong>Amerika</strong>. Aslında <strong>Türkiye’nin</strong> gücü yeter ama şimdilik konjonktür uygun değil. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye’nin,</strong> <strong>Arabistan'da</strong> uyuyan hücreleri <strong>Ankara’dan</strong> gelecek <strong>fermanı</strong> bekliyor.</span></span></div> <div><span><span><strong>Hz. Muhammed</strong>’in torunu <strong>Hz. Hasan</strong>'ın nesebinden torunu (olduğu iddia edilen) <strong>Mekke Şerifi Haşimi Hüseyin</strong>, <strong>İngilizlerle</strong> işbirliğini pişirdi sonra "<strong>-Din bizim dinimiz, Peygamber benim dedem, Kuran Arapça size ne?</strong>" deyip<strong> Osmanlı Devleti</strong>’ne isyan etti.</span></span></div> <div><span><span>Bu ihanet sayesinde, <strong>Birinci Dünya Savaşı</strong> sona erdiğinde <strong>Osmanlı Ordusu</strong> sadece <strong>Hicaz</strong> bölgesinden değil tüm Ortadoğu’dan tasfiye edilmişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizlere karşı İbn Suud operasyonunda, MİT ve Fahrettin Paşa’nın rolü!..</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Milli İstihbarat Teşkilatı</strong>’nın kuruluşunda Genelkurmay Başkanı <strong>Mareşal Fevzi Çakmak</strong>’ın, Cumhurbaşkanı <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> tarafından görevlendirildiğini biliyoruz. Bu nedenle <strong>MİT</strong>’in genleri itibarıyla askeri bir hiyerarşisi vardı. </span></span></div> <div><span><span>O nedenle <strong>Medine Müdafii Fahrettin Paşa</strong>’nın, <strong>Milli İstihbarat Teşkilatı</strong> bünyesinde görev alması veya <strong>MİT</strong> ile koordineli çalışması yadsınmamalı. </span></span></div> <div><span><span><strong>MİT</strong> öncesi <strong>Teşkilatı Mahsusa</strong>; <strong>Birinci Dünya Savaşı</strong> sırasında <strong>Arabistan</strong> yarımadasında <strong>İngilizler’e</strong> karşı önemli görevler gerçekleştirdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Arabistan’ın</strong> ünlü şeyhlerinden Şammar Aşiretinden <strong>İbnü’r-Reşit</strong>, <strong>Teşkilatı Mahsusa</strong> mensubuydu. <strong>1914-1915</strong> arası dönemin <strong>Osmanlı istihbarat örgütü</strong> olan <strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>’nın <strong>Arabistan</strong> kolunu, <strong>Eşref Sencer Kuşçubaşı</strong> sevk ve idare etmişti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>İstiklal Marşı şairi <strong>Mehmet Akif</strong>, 1915 yılının Mayıs ayı ortalarında resmen vazifeli olarak, “<strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>”nın başkanı <strong>Kuşçubaşı Eşref Bey</strong>’in idaresindeki bir heyete katılmış, <strong>Arabistan’ın</strong> <strong>Necid</strong> bölgesine, dört buçuk ay süren bir yolculuk yapmıştı. </span></span></div> <div><span><span>Bu seyahatin hedefi <strong>Riyad</strong> idi. </span></span></div> <div><span><span>Şerif Hüseyin’in İngilizlerle anlaştığının ve isyan hazırlığı içinde olduğunun anlaşılması üzerine devlete sadık kalmış olan Necid meliki İbnürreşid ile kendisinin hükümet merkezi olan Riyad’da görüşülmüştü.</span></span></div> <div><span><strong><span>Teşkilat-ı Mahsusa ile İbni Suud Anlaşması…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Teşkilatı Mahsusa</strong>’nın Hicaz bölgesindeki en önemli hizmetlerinden birisi de günümüzdeki Suud hanedanlığının kurucusu <strong>İbn Suud</strong> ile gerçekleştirdiği anlaşmadır.</span></span></div> <div><span><span>Bu anlaşmaya uyan <strong>İbn Suud</strong>, Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar <strong>Osmanlı</strong> ordusuyla savaşmamış ve <strong>Osmanlı’ya</strong> isyan eden <strong>Mekke Şerifi Hüseyin</strong>’e katılmadığı gibi, onun emirliğini ve riyasetini asla kabul etmemiştir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Anlaşma nasıl gerçekleşti?..</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>1914</strong>’de <strong>Enver Paşa</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın ilk kralı<strong> İbn Suud</strong> ile saldırmazlık protokolü gerçekleştirmesi için <strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>’dan <strong>Binbaşı Ömer Fevzi</strong>’yi gönderdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Necid</strong>’in kudretli aşiret reisi <strong>İbn Suud, Osmanlı</strong>’ya isyan halindeydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Enver Paşa, İbn Suud</strong> ile anlaşma sağlamak istiyordu. Paşa’nın <strong>İbn Suud </strong>ile anlaşma yapması için seçtiği kişi bir binbaşıydı.</span></span></div> <div><span><span>Binbaşı, Harbiye Nezareti’ne bağlı <strong>Umur-ı Şarkiye Dairesi</strong> (Teşkilatı Mahsusa) emrindeydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Trablusgarp, İran, Mısır, Irak, Kafkasya ve Arabistan</strong>’da Teşkilat’ın operasyonlarına katılan bu binbaşı <strong>Ömer Fevzi Bey</strong>, bölgede araştırmalar yapmış, <strong>Kuveyt Şeyhi Mübarek</strong> ve <strong>Muhammare</strong> <strong>Şeyhi Hazal Han</strong>’ı da ziyaret etmişti.</span></span></div> <div><span><span>Temaslarının ardından <strong>İbn Suud</strong> ile yapılacak anlaşmanın mahiyetine ilişkin bir raporu <strong>Enver</strong> <strong>Paşa</strong>’ya sundu. <strong>Kuveyt Şeyhi Mübarek</strong>’le yaptığı görüşmeyi şifreli telgrafla iletti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Şeyh Mübarek</strong>’e göre, <strong>Osmanlı Hükümeti</strong>nin, <strong>İbn Suud</strong> ile gizli bir anlaşmaya gitmesi <strong>Umman, Maskat ve Bahreyn</strong>’e el atılmasında çok kolaylık sağlardı.</span></span></div> <div><span><span><strong>İbn Suud</strong> bu bölgeleri işgal ederdi, bu fiili durum <strong>Osmanlı’ya</strong> resmi sorumluluk getirmezdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>İbn Suud</strong>’un <strong>Osmanlı Devleti</strong>’ne asi olduğu söylenerek işin içinden çıkılabilirdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Nitekim öyle de oldu, plan tıkır tıkır işledi.</strong></span></span></div> <div><span><span>Hatta, <strong>2 yıl 7 ay Medine</strong> savunmasını başarıyla tamamlayan ve kutsal emanetleri de <strong>İstanbul’a</strong> yollayan <strong>Fahrettin Paşa</strong>; İngiliz hempası <strong>Şerif Hüseyin</strong>’in ordusuna şehri teslim etmek istemediğinden <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın kurucusu <strong>Emir İbn Suud</strong>’a mektup göndermiş, Suud aşiretini ve ordusunu <strong>Medine’ye</strong> davet etmiş, şehri kendilerine teslim etmek istediğini belirtmişti.</span></span></div> <div><span><span>Mektupta şunlar yazıyordu;</span></span></div> <div><span><span>“Gel, sana teslim edeyim Medine’yi. İngilizlerin yanında yer alan Şerif Hüseyin’e değil. Emir Suud oğlu Abdülaziz Paşa, İslam âleminin yüzünü döndüğü yer, İngiliz himayesi altına kalmasın. Bunun için biz kanlarımızı çok ucuz döktük. Bu demek değildir ki, sınırlarımızı büyük etmeye veya Hicaz’da olan yer altı kaynakları için çalıştık.”</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong> kurulduktan sonra “<strong>İngiliz İslamcıları</strong>”nın iddia ettiği gibi asla <strong>Mekke</strong> ve <strong>Medine</strong>’nin bulunduğu <strong>Hicaz bölgesi</strong> ile ilgisini kesmedi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Cumhuriyet</strong>’in yönetici kadrosu İngilizlerin kışkırtmasıyla <strong>İstanbul’a</strong> başkaldıran <strong>Mekke Şerifi Hüseyin’</strong>in hainliğini asla affetmedi ve krallık kurmasına izin vermedi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Mekke Şerifi Hüseyin</strong> “<strong>peygamber torunu</strong>” olduğunu savunduğu için, <strong>Halifelik</strong> makamının kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. <strong>Lawrens’in</strong> kuklası <strong>Şerif Hüseyin</strong>’e en şiddetli tepkiyi <strong>Necid’deki</strong> <strong>Suudiler</strong> gösterdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Ankara</strong> ile temastaki <strong>Suudiler</strong>, Ağustos 1924’te önce Taif’i, ardından Mekke’yi ele geçirdiler. Şerif Hüseyin tahttan çekildi ve yerine oğlu Ali geldi. </span></span></div> <div><span><span>Böylece <strong>Hüseyin’in</strong> İngiliz payandalığı için tasarlanmış <strong>halifelik</strong> <strong>hayali</strong> sonlandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Cidd</strong>e’ye çekilen Ali de <strong>1925 Aralık</strong> ayında tahtından çekildi Irak’a sığındı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Hicaz bölgesi, Suudiler</strong>’in eline geçti. <strong>1926</strong> Ocak ayında <strong>İbn-i Suud</strong> kendisini <strong>Necid Sultanı</strong> ve <strong>Hicaz Kralı </strong>ilan etti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye, Suud Krallığı</strong>'nı ilk tanıyan ülkelerden…</span></span></div> <div><span><span><strong>Bu krallığı ilk tanıyan ülkelerden biri de Türkiye Cumhuriyeti’ydi…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>1926 Mayıs</strong>’ta, <strong>Tebriz</strong> eski <strong>Baş Şehbenderi Süleyman Şevket</strong>, sabık Yemen valisi <strong>Mahmud</strong> <strong>Nedim</strong> ve <strong>İskenderiye Şehbender Vekili Feridun Fahri</strong> beyler, Türkiye’nin Büyükelçilik görevlileri olarak <strong>Hicaz’a</strong> gittiler.</span></span></div> <div><span><span>Bu arada <strong>Emir İbn Suud</strong>, 70 kadar delegenin katıldığı Hilafet konferansını <strong>6 Haziran 1926</strong> tarihinde <strong>Mekke’de</strong>, şehrin batı kapısının çıkışında bulunan tepenin eteğinde bulunan <strong>Türk Topçu kışlası</strong>nda topladı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mustafa Kemal Paşa, konferansa temsilci Edip Servet Bey’i göndermişti...</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>İran</strong> ve <strong>Irak’tan</strong> katılım olmamış, <strong>Yemen, Afganistan ve Mısır</strong> delegeleri de <strong>Türkiye</strong> delegesi gibi geç gelmişlerdi. </span></span></div> <div><span><span>Konferansın dili <strong>Arapça</strong> idi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Edip Servet Bey</strong>, Arapça bilmediğini, bu yüzden tercümanı aracılığı ile konuşacağını belirtmişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mustafa Kemal</strong>’in konferansa başarı dileyen mesajını okuyarak konuşmasına başlayan <strong>Edip Servet Bey;</strong> “Türkler bu bölgeden korkuyorlardı, ama Kral Abdülaziz’in gelmesiyle bu korku zail oldu (giderildi). Bunun için, bu kongreye davet edildiğimiz zaman mutlu ve sevinçli bir şekilde geldik.</span></span></div> <div><span><span>Bu diyara girerken silah da taşımıyordum. Ben mutmaindim (emindim). Kral Abdülaziz’e, tavafım esnasında Haremeyn’i muhafaza etmesi ve güvenliğini sağlaması için dua ettim. Bu heyetin, ülkenin faydası için kararlar almasını umarım, tüm üyelere selamet ve başarı dilerim” dedi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, yeni kurulan<strong> Suud Emirliği</strong>’ni tanımakla kalmamış, büyükelçilik açılmasını sağlamış, <strong>Edip Servet Bey</strong>’i <strong>Hilafet Konferansı</strong>’na temsilci göndermişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>1926</strong>’da <strong>Mekke’de</strong> toplanan hilâfet kongresine <strong>Türkiye</strong> delegesi olarak katılan <strong>Edib Servet Bey</strong>’in bir başka görevi de <strong>Suud Kralı Abdülazîz</strong> ile <strong>Yemen Emiri İmam Yahyâ Hamîdüddin</strong> <strong>el-Mütevekkil-Alellah</strong> arasındaki ihtilâflarda aracılık girişiminde bulunmaktı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1929</strong>’da <strong>Türkiye Cumhuriyeti </strong>ile <strong>Hicaz ve Necid Krallığı</strong> arasında dostluk antlaşması imzalandı. Bu görüşmelere <strong>Fahrettin Paşa</strong>’nın da katıldığı anlaşılmaktadır. </span></span></div> <div><span><span><strong>1 Haziran 1927</strong> tarihli ve <strong>Gazi Mustafa Kemal</strong> imzalı bir kararnamede, hac mevsiminde <strong>Cidde’de</strong> bir Türk tabibi bulundurulmasına <strong>Necid</strong> ve <strong>Hicaz</strong> <strong>Hükümeti</strong>’nce muvafakat edildiği, buraya Sıhhıyye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti (Sağlık Bakanlığı) mütehassıslarından <strong>Doktor</strong> <strong>Şerafeddin Bey</strong>’in gönderildiği yazılıydı. </span></span></div> <div><span><span>Yeni <strong>Cumhuriyet</strong> idaresi, <strong>Müslüman</strong> hacıların sağlığı ile yakından ilgileniyordu. </span></span></div> <div><span><span>İki ülke arasındaki ilişkilerin bir adım daha ilerlemesi, <strong>3 Ağustos 1929</strong> günü <strong>Mekke’de</strong> imzalanan dostluk anlaşması ile oldu. Ancak <strong>Suudi</strong> tarafı anlaşmayı ancak Kasım 1930’da onayladı.</span></span></div> <div><span><span>İki ülke arasındaki en ciddi yakınlaşma, <strong>Melik Abdülaziz</strong>’in oğlu<strong> Emir Faysal</strong>’ın Haziran <strong>1932</strong>’de <strong>Türkiye</strong> ziyareti sırasında yaşandı. <strong>1932</strong>’de <strong>Abdülazîz’in</strong> oğlu <strong>Emîr Faysal, Türkiye</strong>’yi ziyaret ederek babasının mektubunu Mustafa Kemal’e takdim etti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Emir Faysal</strong>’ın akıcı bir <strong>İstanbul Türkçesi</strong> ile konuşması gazetecileri şaşırtmıştı. Bunda şaşıracak bir şey yoktu çünkü <strong>Emir’in</strong> dedesi <strong>Muhammed es-Sanayan</strong>, <strong>Osmanlı</strong> ordusunun bir mensubuydu ve savaşta ölmüştü.</span></span></div> <div><span><span><strong>Faysal’ın</strong> yaverliğini ve tercümanlığını yapan <strong>Binbaşı Halid Bey</strong> de <strong>Çanakkale</strong> gazilerindendi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti</strong>, ziyaretin ardından, <strong>Suud</strong> kralına hediye olarak <strong>Yüzbaşı Celâl Bey</strong> ve silah fabrikası ustalarından <strong>Nuri Efendi</strong> ile ‘<strong>milli imalat</strong>’ tüfekler gönderdi. </span></span></div> <div><span><span>Ayrıca <strong>Suudi Krallığ</strong>ı’nın uçuş eğitimi görmek üzere 10 öğrenciyi <strong>Ankara’ya</strong> göndermek istemesine, 24 Nisan 1933 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla onay verildi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Melik Abdülaziz</strong>’in oğlu <strong>Emir Faysal, Türkiye</strong>’ye gelmeden meşhur <strong>Medine Müdafii, Lawrence</strong>’ın ‘<strong>Çöl Kaplanı</strong>’ lakabını taktığı, <strong>Akıncı beyi Bali Bey Malkoçoğlu</strong>’nun anne tarafından torunu <strong>Fahrettin Paşa, İbn Suud</strong>’un talebi üzerine <strong>Hicaz’a</strong> bizzat <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> tarafından gönderilmiş bulunuyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Suud ailesinin Fahrettin Paşa</strong>’yı istemelerinin nedeni hem yeni kurulan krallık ordusunu tahkim ve talim ettirmesi olduğu gibi kendisine duyulan güven ve itimattı.</span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>Fahrettin Paşa</strong>,<strong> Enver Paşa</strong>’nın talimatıyla <strong>Türkler’le</strong> anlaşma imzalayan ve bu anlaşamaya sadık kalan <strong>Abdülaziz İbn Suud’a Hz. Muhammed</strong>’in kabri şerifinin bulunduğu <strong>Medine’yi</strong> teslim etmek istemişti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Nihayetinde Medine kahramanı <strong>Fahrettin Paşa,</strong> 1930 yılında Atatürk tarafından özel bir heyetle <strong>İbn Suud</strong>’a gönderildi. </span></span></div> <div><span><span>Heyetin asıl amacı Necid bölgesinde <strong>Türkiye’dekine</strong> benzer bir jandarma gücü kurmak olduğu söylenebilir. </span></span></div> <div><span><span>Çok iyi <strong>Arapça</strong> bilen <strong>Fahrettin Paşa</strong>’ya yine <strong>Arapça</strong> bilen 4-5 Türk subayı eşlik ediyordu. </span></span></div> <div><span><span>Bu subayların tamamının <strong>Necid</strong> ordusu içinde üst düzey mevkilere atandığı ve maaşlarının <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> tarafından altın olarak ödendiği anlaşılıyor. İşin ilginci ise bu bilgiyi veren kişinin <strong>Amerikan</strong> askeri ataşesi<strong> Albay J.D. Elliott</strong> olması.</span></span></div> <div><span><span><strong>ABD</strong> petrol şirketleri (Amerikan Socal -şimdiki Chevron) ile <strong>Suud Krallığı</strong> arasında anlaşma yapmasını sağlamak için <strong>Abdülaziz İbn Suud</strong>’la görüşmeye gelen bu görevli; <strong>Türkler’in</strong> çok gizli çalıştıklarını, kendilerinin aldıkları bilgiye göre, “Türklerin asıl amaçlarının İngiliz etkisini kırmak olduğunu, bu sırada Fahrettin Paşa’nın Yemen’e de gidip orada da faaliyetler gösterdiğini” kaydediyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Fahrettin Paşa,</strong> daha birkaç yıl önce savaşıp esir düştüğü yerlere bu sefer <strong>Türk sistemine uygun bir jandarma gücü</strong> kurmak ve <strong>İngiliz</strong> etkisini kırmak için geliyor.</span></span></div> <div><span><span><strong>Atatürk’ten</strong> sürekli “<strong>Gazi</strong>” diye söz eden <strong>Amerikan</strong> ataşesi <strong>Elliott’ın</strong> tuttuğu raporlarda, <strong>Gazi’nin</strong> yakın dostlarından İstanbul vekili <strong>Edip Serve</strong>t’in de Fahrettin Paşa oradayken Necid’e gelip <strong>İbn Suud</strong> ile görüştüğü belirtiliyor. </span></span></div> <div><span><span>Bir başka bilgi de Hasan Çandari adında bir Yemenli’nin <strong>Fahrettin Paşa</strong> ile Ankara arasında kuryelik yaptığı; atta <strong>Yalova’da</strong> Edip Servet Bey’in de olduğu bir ortamda <strong>Gazi</strong> ile görüşüp <strong>Fahrettin Paşa</strong>’dan gelen haberleri Gazi’ye ilettiği şeklinde.</span></span></div> <div><span><span>Burası çok ilginç: <strong>Amerikan</strong> askeri ataşesi diyor ki; Fahrettin Paşa İbn Suud üzerinde öyle bir etki kurdu ki Necid’teki bütün askeri birlikler onun emrine girdi. Ayrıca Türkler İngiliz etkisini kırmak için top ve mühimmat da gönderdiler.</span></span></div> <div><span><span>Şehitlerimizin ruhu şad olsun!</span></span></div> <div><span><span><strong>Suudiler, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ülkelerindeki karışıklığı bastırmak için çağırabilirler…</strong></span></span></div> <div><strong><span><span>Ta Atatürk döneminde imzalanan ikili anlaşmalar var. </span></span></strong></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>, şartlar oluştuğunda askeri müdahalede bulunabilir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Suudi Arabistan</strong>'a asker sevkiyatında <strong>Katar’da</strong> bulunan <strong>Türk askeri üssü</strong> intikal merkezi olma özelliğine sahip. </span></span></div> <div><span><span><strong>Arabistan</strong> coğrafyası kırk yamalı bohça. </span></span></div> <div><span><span>Sökükler dikiş tutmuyor. Dini fanatizm ve batı toplumlarına yöneliş büyük toplumsal handikap. <strong>Şii</strong> nüfus, <strong>Kum</strong> odaklı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kızıldeniz</strong> jeopolitiğinde yabancı askerî kuvvetlerin varlığı artarak devam ettiği gibi yöneticilerin reformları halkın beklentisini karşılamaktan uzak. </span></span></div> <div><span><span>Bir de buna <strong>İngilizler’in</strong> entrikalarını ekleyin. </span></span></div> <div><span><span>Mayıs <strong>2012</strong>'de <strong>Türkiye</strong> ile <strong>Suudi Arabistan</strong> arasında askeri eğitim işbirliği anlaşması imzalandı.</span></span></div> <div><span><span>Yapılan anlaşma çerçevesinde <strong>Suudi Arabistan ile Türkiye</strong> arasında askeri öğrenci değişimi yapılabiliyor,<strong> Suudi Subayların, Türkiye'deki Harp Okulları</strong>’nda eğitim almasına imkan sağlanıyor. </span></span></div> <div><span><span>Şubat <strong>2016</strong>'da <strong>Türkiye-Suudi Arabistan Savunma Sanayii Alanında İşbirliği Anlaşması </strong>çerçevesinde, Türkiye'nin savunma sanayi alanında önde gelen şirketi ve <strong>Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı</strong>'nın (TSKGV) bir kuruluşu olan <strong>ASELSAN</strong> ile <strong>Suudi Arabistan</strong> kamu şirketi <strong>TAQNIA</strong> Defense and Security Technologies (DST) şirketi arasında <strong>Suudi Arabistan</strong> Savunma Elektroniği Şirketi kurulmasına yönelik ortak şirket anlaşması imzalandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk Ordusu, Suudi Arabistan’da!.. Ateş yanmayan yerde duman tütmez!..</strong></span></span></div> <div><span><span>Türk askerleri <strong>Suriye, Irak, Katar, Somali, Bosna Hersek, Kosova, Arnavutluk, Lübnan, Afganistan, KKTC</strong> ve <strong>Azerbaycan’da</strong> görev yapıyor. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Suudi Arabistan sınırları içerisinde, özel görevle ve özel izinle tahsis edilen gizli bir askeri üssümüz var</strong>” desem!..</span></span></div> <div><span><span>Hatırlayın bir kaç yıl önce <strong>Körfez</strong> ülkeleri ile <strong>Katar</strong> arasındaki kriz hakkında açıklama yapan <strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>, <strong>Katar</strong>’da faaliyete geçen benzer bir askeri üssün <strong>Suudi Arabistan</strong>’da da kurulmasını teklif etmişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Suudi</strong> bir yetkili de ülkelerinde <strong>Türkiye’ye</strong> ait bir askeri üsse ihtiyaç olmadığını ve bu sebeple bunun hoş karşılanmayacağını falan söylemişti. </span></span></div> <div><span><span>Yazının bundan sonrasını siz kurgulayın. </span></span></div> <div><span><span>Tahayyülünüze yani hayal gücünüze sonsuz güvenim var.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Aklıma gelmişken <strong>Suudi</strong> yönetimi ile <strong>AK Parti </strong>hükümetinin mi arası iyi değil, <strong>Türkiye Cumhuriyeti Devleti</strong>'nin mi?</span></span></div> <div><span><span>İnanın ben bu sorunun cevabını veremiyorum. </span></span></div> <div><span><span>Bir diğer sorum da şu, eğer <strong>İngiliz</strong> ekolünden <strong>Katar</strong> ile<strong> İngiliz, ABD ve Türk</strong> ekolünden hangisine ait olduğuna dair bocalayıp duran<strong> Suudi Arabistan</strong> arasındaki rekabet savaşa dönüşürse, <strong>Türkiye</strong> hangisini destekler?</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin: <strong>@oc32oc39 , @dikgazete</strong></span></span></div> <div></div>