<h3><span>Prof. Dr. Bedri Gencer yazdı:</span></h3> <h3><span><strong>Hurafecilerin Piri Cübbeli</strong></span></h3> <div>Genelde yaşarken <strong>insanların</strong>, bilhassa büyük insanların <strong>kadri</strong> tam bilinmez. <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong> <strong>Hazretlerinin</strong> sermayesi <strong>ilim</strong>, işi <strong>sünnet</strong>, ahlakı <strong>sıdk</strong>, derdi <strong>ümmet</strong>, gayesi <strong>rıza-yı Bârî</strong>, yatırımı <strong>ahiret</strong> idi. <strong>Hilafetin</strong> ilga edildiği modern çağda <strong>dini</strong> <strong>ihyaya</strong> ömrünü adadı, hayatı boyunca <strong>Müslümanları</strong> ilme (şeriatı öğrenme) ve <strong>amele</strong> (sünnetle kurtulma) teşvik etti. <strong>Çocuklara</strong> ilim okumayı, <strong>hocalara</strong> ilim okutmayı tavsiye etti, “<strong>Ya ders alın, ya ders verin, ya talebe olun, ya hoca olun</strong>.” dedi.</div> <div><strong>Cübbeli</strong> <strong>Ahmet</strong>, bizzat itiraf etti: “Mahmut Efendi, defalarca “Hz. Ömer’in “Ahmet’e söyle, ders okutsun.” buyurduğunu bana bildirdi.”</div> <div><strong>Efendi</strong>, yıllarca <strong>Cübbeli’ye</strong>, “<strong>Vaaz verme, talebe okut</strong>.” dedi. Ama <strong>Cübbeli</strong>, <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong> gibi ilme, ahirete değil, şöhrete, dünyaya yatırım yaptı. <strong>İnsan</strong> <strong>yetiştirme</strong> yerine <strong>taraftar</strong> toplamayı tercih etti. İlmini sadece <strong>şöhret</strong> ve <strong>menfaat</strong> için kullandı. Öyle ki mahkemede mesleğini soran hâkime “<strong>müderrisim</strong>” yerine “<strong>YouTuberım</strong>” dedi. İlimle şöhret arayışının sonu böyle ilimle zilletti.</div> <h3><strong>Dini Dünyaya Satan Adam...</strong></h3> <div><strong>Rasûlullah</strong> <strong>(s.a.v.) Efendimiz</strong>, “<strong>Dünya sevgisi her hatanın başıdır</strong>.” buyurmuş. Hocası <strong>Resul</strong> <strong>Bölükbaş</strong>, talebesi için, “<strong>Cübbeli'nin ilmi dünya kadar, dünya sevgisi ilmi kadardır.</strong>” dermiş. <strong>Resul</strong> <strong>Hoca</strong>, talebesinin ilmini överken, aslında “<strong>O, dünyaya tapar</strong>.” demek istemiş. Buna göre <strong>Cübbeli</strong> için ne kadar ilim, o kadar dünyalık, ne kadar dünyalık, o kadar hata, masiyet demekti. Duyanlarda “<strong>Cübbeli</strong>” isminin çağrıştırdığı ilk kelimeler, “<strong>yalan, gıybet, iftira, fitne, fesat</strong>” idi. O, <strong>fakir</strong> gibi hayatında bir kez karşılaştığı birine bile <strong>Kürt</strong> <strong>âlimleri</strong> ırkından dolayı karaladığı iftirasını atabilen biriydi.</div> <div><strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong> ve <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi’den</strong> sonra <strong>İsmailağa</strong> tekkesinin şeyhi olmadan önce <strong>Fikri</strong> (Doğan) <strong>Efendi’nin</strong> ismi internette neredeyse hiç geçmezken, <strong>Cübbeli’nin</strong> ismi, on binlerce kez geçiyordu. <strong>Cübbeli</strong>, hayatı boyunca ilmî çalışmaları, <strong>İslâm’a</strong> hizmetleri ile değil, hep skandallar, davalar, tartışmalar, çekişmeler (jet ski, jet Fadıl vs.) ile ismi anılan bir kişi oldu. <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’</strong><strong>nin</strong> oğlu <strong>Ahmet</strong> <strong>Ustaosmanoğlu</strong> ile merhum <strong>Abdülmetin</strong> <strong>Balkanlıoğlu’nun</strong> ikisi de, “<strong>Cübbeli hakkında bildiklerimizin ancak yüzde 1'ini söyleyebiliyoruz</strong>.” diyorlardı. </div> <div><strong>Ahmet</strong> <strong>Hoca</strong>, “<strong>Babamı hayatta en çok üzen kişi Cübbeli'dir</strong>”, <strong>Abdülmetin</strong> <strong>Hoca</strong> da, “<strong>Başımızın belası adam. Paraya ve şöhrete tapan bir adam desem yeridir.</strong>” diye <strong>Cübbeli</strong> hakkında bildiklerinin çok azını açıklayabiliyorlardı. <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> dünürü, sırdaşı ve halefi olan <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi</strong> de <strong>Cübbeli</strong> için, “<strong>O adamın ateşi azdır ama çok yakar. O, Allah'tan manevî tokadı yemiştir, artık düzelmez, yanıma gelmesin</strong>.” buyurmuştu.</div> <div><strong>Cübbeli</strong>, <strong>Allah</strong>, <strong>Rasûlü</strong> ve <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong> adına söz, hadis uydurmanın, yalan söylemenin, onlarla aldatmanın, din istismarının, mukaddesat (kefen, terlik vs.) ticaretinin, hurafeciliğin, büyücülüğün sembolü oldu. Tanıyanların kanaatine göre, değil günümüzde, <strong>İslâm</strong> tarihinde bile <strong>Cübbeli</strong> kadar dine, ümmete zarar veren biri görülmedi. Öyle ki insanlar, <strong>Peygamber</strong> <strong>Efendimiz</strong> veya <strong>İmam</strong> <strong>Gazalî’nin</strong> sünnetle ilgili bir sözünü aktaranlara, “<strong>Cübbeli gibi konuşma</strong>.” der oldular. Söylediği doğrular, durmuş bir saatin günde iki defa doğruyu göstermesi kabilindendi. “<strong>Ehl-i sünnetin kalesi</strong>”yim iddiasıyla devirdiği çamlarla <strong>Ehl-i sünnetin</strong> çukuru oldu. Sünnete, dine, yarardan çok zarar verdi. <strong>Vehhabîler</strong>, onun kadar insanları dinden, sünnetten, <strong>Müslümanlardan</strong> soğutmadı.</div> <h3><strong>Din İstismarının Timsali...</strong></h3> <div><strong>Mahmud Efendi</strong>, hâşâ sümme hâşâ, güya <strong>Cübbeli’ye</strong> demiş ki: “Allah, tecellî buyurarak, “Ahmet'i bana bırakın, onun işlerini ben, hususî yönetiyorum, ona kimseyi dokundurmayın.” buyurdu!” <strong>Allah</strong>, hâşâ, “<strong>Kâinat</strong> <strong>İmamı”</strong> (!) için bile, “Ben, <strong>Fetullah</strong> <strong>Gülen’in</strong> işlerini hususî yönetiyorum” dememişti. <strong>Cübbeli</strong>, çekinmeden aynı anda <strong>Allah</strong> <strong>Teâlâ’nın</strong> ve <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> ağzından söz uyduruyor, yalan söylüyordu.</div> <div>Bunu yapan, her gün <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> ağzından kendisini övecek sözler uydurmaz mıydı? “Korkma, doğruyu söyle; Ümmeti kime bırakacaksın; Meşayıh senden başkasına rıza göstermiyor; Ben seni o kadar severim ki sen de bilemezsin; Senin duan müstecaptır; Ahmet'im yanlış anlamaz; Ahmet haram işlemez; Cübbeli Ahmet, sarıklı Ahmet, 300 senelik ilmi var; Ben aynı ilmi verdim, herkes kaşık ile aldı, Ahmet kepçe ile aldı” vs.</div> <div>Merhum <strong>Abdülmetin</strong> <strong>Balkanlıoğlu</strong> <strong>Hoca</strong>, “Paraya ve şöhrete tapan bir adam desem yeridir. Ne Mahmud Efendi ile alakası var, istismardan başka bir halt yok.” sözüyle <strong>Cübbeli’nin</strong> sürekli ağzından kendisini öven sözler uydurarak <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’yi</strong> istismar etmesine tepki göstermişti. Bu kaynaksız, yapmacık sözlerin uydurma olduğunu bir çocuk bile anlayabilirdi ama karşısında büyülü dualarla, lokumlarla robotlaştırdığı, ne uydursa inanacak bir kitle vardı.</div> <h3><strong>Haşhaşîlerin Şeyhi Hurafecilerin Piri...</strong></h3> <div><strong>Cübbeli</strong>, <strong>Allah’a</strong>, <strong>Rasûlüne</strong> ve <strong>Ulemaya</strong> bağlı şuurlu müminler değil, âyetler, hadisler, dinî hükümler yerine sadece kendi sözlerine inanan, “<strong>Cübbeli hocamız ne diyorsa doğrudur</strong>” diyen <strong>Haşhaşîler</strong> ordusu, halka dinini öğretecek hocalar zümresi yerine dinin altını oyan, sermayeleri ilim değil, hurafe olan hurafeciler güruhu yetiştirdi. <strong>Cenneti</strong> huriler pazarı, şehvet çiftliği olarak sunan, din istismarında level atlayan hurafecilerin piri, din istismarının timsali oldu. “<strong>Boynuz kulağı geçer</strong>.” tabirince tıfıl hurafeciler, hurafe uydurmada pirleri <strong>Cübbeli’yi</strong> geçtiler.</div> <div>Daha da vahimi, <strong>Cübbeli</strong>, “<strong>allame</strong>” dediği iki hocayı (Hüsamettin Vanlıoğlu, Fatih Kalender) da para toplama showunda konu mankeni olarak kullanarak, hurafecilerin derekesine indirdi. <strong>Allah</strong> korusun, <strong>Mahmud Efendi</strong> <strong>Hazretlerinin</strong> “<strong>Nuh’un gemisi gibidir, asla ayrılmayın</strong>” dediği <strong>İsmailağa</strong> kürsüsünde vaizlikten himmet showu mankenliğine, âlimin trajedisi...</div> <div><strong>Vanlıoğlu</strong> ile <strong>Kalender’i</strong>, zamanında (8 Mayıs 2024) “<strong>Cenab-ı Hakkın “Sadıklarla beraber olun” emrini dinlemeyenlerin sonu, hüsran ve nedamettir</strong>” diye hak adına uyarmıştım…</div> <div>Bunlar daha iyi günleriniz...</div> <div>Kendi düşen ağlamaz...</div> <div>.</div> <div><strong>Prof. Dr. Bedri Gencer, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>