<h3><span>Prof. Dr. Bedri Gencer yazdı;</span></h3> <h3><span><strong>Fitnenin Son Çırpınışı</strong></span><span><strong></strong></span></h3> <h3><span><strong>Rejimler Üstü Devlet...</strong></span></h3> <div>Bir devletin tarihî siyaseti anlaşılmadan güncel siyaseti anlaşılamaz. Devletin tarihî siyaseti ise tarihî tecrübeden kaynaklanan kalıcı saiklar ve hedefler tarafından belirlenir. <strong>Tarihî</strong> rolü ve coğrafî mevkii, <strong>Türk</strong> <strong>devletine</strong> politik rejimleri aşan kalıcı bir beka güdüsü ve gücü kazandırmıştır. <strong>Türkler</strong>, çok eskiden <strong>İç</strong> <strong>Asya'dan</strong> <strong>Orta</strong> <strong>Asya'ya</strong>, <strong>Ön</strong> <strong>Asya'dan</strong> <strong>Küçük</strong> <strong>Asya'ya</strong> (Anadolu’ya) hep gemileri yakarak geri dönmemek üzere ilerlemişlerdi. <strong>Kanuni</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Süleyman’ın</strong> oğlu <strong>Şehzade</strong> <strong>Mustafa’yı</strong> <strong>1553’te</strong> boğdurtması ve <strong>II. Mahmud’un Kavalalı</strong> tehlikesine karşı <strong>2 Şubat</strong> <strong>1833</strong> <strong>Rus</strong> ordusunu çağırması misallerinde görüldüğü gibi, <strong>Türk</strong> devletinin inanılmaz derecede güçlü bir beka saikı vardır.</div> <div><strong>Türkiye’nin</strong> kalıcı beka güdüsü ve gücü tarafından belirlenen tarihî siyaseti, <strong>Türkiye'nin</strong> sekizinci ve on ikinci cumhurbaşkanları <strong>Turgut</strong> <strong>Özal</strong> ve <strong>Recep</strong> <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan</strong> gibi liderlerle canlanmıştı. Yani “<strong>Neo-Ottomanism</strong>” denen tarihî vizyon ile güçlü liderliğin terkibi, tarihî siyasetin canlanmasına yol açmıştı. <strong>Özal</strong> ile <strong>Erdoğan</strong> denince ilk akla gelen vasıflar, cesaret ve kararlılıktı. Tanıyanların bildiği gibi, gözünü karartınca <strong>Erdoğan’ı</strong> hiçbir güç durduramazdı; <strong>Şehir</strong> <strong>Üniversitesi</strong> olayı, buna misaldi. Eğer <strong>Erdoğan’ın</strong> bu satveti olmasaydı <strong>FETÖ</strong> çoktan <strong>Türkiye’yi</strong> düşürmüştü.</div> <div><strong>Recep</strong> <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan</strong> devrinde <strong>Ankara’daki</strong> <strong>Cumhurbaşkanlığı</strong> <strong>Külliyesi</strong>, <strong>Türkiye’yi</strong> (cumhuriyet), <strong>İstanbul’da</strong> kullanılan cumhurbaşkanlığı konutları, <strong>Osmanlı’yı</strong> (imparatorluk) temsil eder. <strong>Erdoğan</strong> tarafından <strong>İstanbul’da</strong> cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan üç saray, iki köşk (Yıldız Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Vahdettin Köşkü, Huber Köşkü) vardır. <strong>Cumhurbaşkanlığı’na</strong> devr edilen <strong>Yıldız</strong> <strong>Sarayı’nın</strong> ismi “<strong>Cumhurbaşkanlığı İstanbul Külliyesi</strong>” olarak değiştirildi. Pekiyi beş saray ve köşkün içinde <strong>Cumhurbaşkanlığı</strong> <strong>İstanbul</strong> <strong>Külliyesi</strong> olarak neden <strong>Yıldız</strong> <strong>Sarayı</strong> seçildi? <strong>Yıldız</strong> <strong>Sarayı’nda</strong> dün <strong>Sultan</strong> <strong>Abdülhamid’in</strong>, bugün <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> hüküm sürmesi tesadüf müydü? Bu, <strong>Osmanlı</strong>-<strong>Türkiye</strong> irtibatının, tarihî sürekliliğin işareti değil miydi?</div> <h3><span><strong>Vahdettin Köşkü’nden Mesaj...</strong></span></h3> <div>Keza <strong>Erdoğan</strong>, <strong>Fikri</strong> <strong>Efendi</strong> (k.s.) ile <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong> (k.s.) ve <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi’nin</strong> (k.s.) oğullarından oluşan <strong>İsmailağa</strong> heyeti ile görüşmek için <strong>İsmailağa</strong> tekkesine gidebilir veya onları <strong>Ankara’da</strong> veya <strong>İstanbul’daki</strong> diğer saray ve köşklerde kabul edebilirdi. <strong>Erdoğan</strong><strong>’ın</strong> <strong>İsmailağa</strong> heyetini <strong>Çengelköy’deki</strong> <strong>Vahdettin</strong> <strong>Köşkü’nde</strong> kabulünde subliminal bir mesaj vardı: <strong>Din ü Devletin</strong> birlikte tahkimi.</div> <div>Çok bilen (şeyh, hükümdar vs.), az konuşur. Hatta devlet adamları, yakın çevrelerine hep şöyle söylerler: “<strong>Siz bizim bildiklerimizi bilseydiniz geceleri uyuyamazdınız.</strong>” <strong>Erdoğan</strong>, <strong>İsmailağa</strong> heyeti ile görüşmesinde <strong>İsmailağa’ya</strong> operasyon çekenler hakkında, “<strong>Biz her şeyi biliyoruz</strong>.” dedi. “<strong>Biz her şeyi biliyoruz.</strong>”, “<strong>Merak etmeyin, işinize bakın, devletimiz vakti gelince gereğini yapacaktır</strong>.” demekti. Burada devlet-cemaat (İsmailağa) münasebeti, doktor-hasta münasebetine benzetilebilirdi. “<strong>İnsanın neresi ağrırsa canı oradadır</strong>.” sözünce bir cemaat için yaşadığı, ana fitneydi, hâlbuki devlet için bu, birbirlerine bağlı fitnelerden bir fitneydi.</div> <div><strong>Erdoğan</strong>, <strong>2024</strong> yılında kısa aralıklarla dört defa <strong>30</strong> <strong>Ağustos</strong>, <strong>25</strong> <strong>Eylül</strong>, <strong>1 Ekim</strong> ve <strong>26</strong> <strong>Kasım</strong> tarihlerinde “<strong>iç cepheyi tahkim</strong>” mesajı verdi. <strong>Devlet</strong>, bir taraftan dışarıda <strong>Türkiye’yi</strong> tehdit eden <strong>Büyük</strong> <strong>İsrail</strong> projesinin önünü kesecek adımlar atarken, içeride de bir büyük program dâhilinde tedricen iç cepheyi tahkim ediyordu. <strong>Gezi</strong> <strong>Parkı</strong> kalkışması <strong>28</strong> <strong>Mayıs</strong> <strong>2013</strong> tarihinde olmuş, <strong>Ayşe</strong> <strong>Barım</strong> ise <strong>12</strong> <strong>yıl</strong> sonra <strong>27</strong> <strong>Ocak</strong> <strong>2025'de</strong> tutuklanmıştı.</div> <h3><span><strong>Fitneler İçinde Fitne...</strong></span></h3> <div>Yani dış kaynaklı bir fitnenin ızdırabını çekenler, devletten öncelikli acil müdahale isteseler de devlet, bir büyük program dâhilinde tedricen gider. Zira “<strong>Küfür, tek millettir</strong>.” sözünce fitneler, birbirlerine bağlılardır, birlikte çözülürler. Mesela resmin bütününü göremeyenler, “<strong>Gezi olayı ile İsmailağa olayı arasında ne alaka var?</strong>” diyebilirler. Hâlbuki <strong>Ekrem</strong> <strong>İmamoğlu </strong>- <strong>İsmail</strong> <strong>Saymaz </strong>- <strong>Cübbeli</strong> <strong>Ahmet</strong> bağlantısında bu alaka ortaya çıkar. Dolayısıyla sadece <strong>Cübbeli</strong> <strong>Ahmet’in</strong> karanlık bağlantılarının izi sürüldüğünde fitnenin iç ve dış bağlantıları ve uzantıları hakkında yeterli bir fikir edinilir.</div> <div>Yani <strong>Cübbeli</strong>, tek başına hareket eden, görünen aktör değildir. Bilahare <strong>Ekrem</strong> <strong>İmamoğlu’nun</strong> medya imamı olduğu ortaya çıkan <strong>İsmail</strong> <strong>Saymaz</strong>, <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> toprağa verildiği günün akşamı (23 Haziran 2022) televizyonda “<strong>Mahmud Efendi son şeyhtir, rabıta ona sürdürülecek</strong>.” yalanını ilk ortaya atandı. <strong>Cübbeli</strong>, <strong>16</strong> <strong>Eylül</strong> <strong>2024</strong> tarihinde <strong>İsmail</strong> <strong>Saymaz’a</strong> <strong>İsmailağa’yı</strong> yıkma operasyonunu yürüttüğünü itiraf ediyordu (*).</div> <h3><span><strong>Kalemi Kırılan</strong><strong> Cübbeli...</strong></span></h3> <div><strong>Cübbeli’nin</strong> bu itirafı, pervasızlıktan, pervasızlık ise arkasındaki karanlık güçlere duyduğu güvenden, güç zehirlenmesinden kaynaklanıyordu. <strong>Fetullah</strong> <strong>Gülen</strong>, <strong>Adnan</strong> <strong>Oktar</strong>, <strong>Osman</strong> <strong>Kavala</strong> gibi güç zehirlenmesiyle hem <strong>Türk</strong> devletinin güdüsünü ve gücünü, hem <strong>Erdoğan’ın</strong> satvetini kestiremeyenlerin hepsi hüsrana uğramıştı. <strong>Devlet</strong>, <strong>Cübbeli’nin</strong> <strong>15</strong> <strong>Temmuz</strong> gecesi, birini arayarak <strong>Erdoğan</strong> için "<strong>Gözünüz aydın, bu da ancak böyle gönderildi.</strong>" dediğini biliyordu (**).</div> <div><strong>Cübbeli</strong>, bilahare <strong>Erdoğan</strong> sonrası hayaliyle <strong>Ekrem</strong> <strong>İmamoğlu</strong> ile iş tuttu. <strong>Erdoğan’ın</strong> <strong>İsmailağa</strong> heyetine “<strong>Biz her şeyi biliyoruz</strong>.” demesi, <strong>İmamoğlu</strong> ile birlikte onunla iş tutanların da kaleminin kırıldığı mânâsına geliyordu.</div> <div>Aslında devletten önce evliyaullah tarafından <strong>Cübbeli’nin</strong> kalemi kırılmıştı. <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> evliyaya has veciz konuşma üslubunu bilenler, <strong>Cübbeli’nin</strong> kendisini öven bütün sözleri, onun ağzından uydurduğunu kolaylıkla anlayabilirlerdi. <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong>, zamanında uygunsuz işlerinden dolayı “<strong>Efendim, Cübbeli’yi ikaz etmiyor musunuz?</strong>” diye soranlara, “<strong>Ben ona bir şey diyemiyorum, çünkü arkası çok kalabalık.</strong>” demişti. <strong>Efendi</strong>, bununla <strong>Cübbeli’nin</strong> arkasında karanlık güçlerin olduğunu kasd ediyordu. Merhum <strong>Abdülmetin</strong> <strong>Balkanlıoğlu</strong> da “<strong>Cübbeli hakkında bildiklerimi açıklayamıyorum</strong>.” diyerek <strong>Efendi’nin</strong> sözünü teyit ediyordu. Dahası <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong>, yakınlarına “<strong>Vefatımdan sonra bu tarikata en büyük zararı Cübbeli verecek</strong>." demişti.</div> <div><strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> dünürü, sırdaşı ve halefi olan <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi</strong> de <strong>Cübbeli</strong> için, “<strong>O adamın ateşi azdır ama çok yakar. O, Allah'tan manevî tokadı yemiştir, artık düzelmez, yanıma gelmesin</strong>.” buyurmuştu. <strong>Abdülmetin</strong> <strong>Hoca</strong> da <strong>Cübbeli</strong> hakkında şöyle demişti: “<strong>Başımızın belası, paraya ve şöhrete tapan adam. Ne Mahmud Efendi ile ne de bu kapı ve değerleri ile alakası var, istismardan başka bir halt yok</strong>” (***).</div> <div>Nitekim <strong>Cübbeli</strong>, <strong>2009</strong> yılında hayattayken <strong>Efendi’yi</strong> ve <strong>İsmailağa’yı</strong> terk ederek <strong>Rifaî</strong> şeyhi <strong>Accan el-Hadid’e</strong> biat etmişti. Bir kişi, hayatında rabıta etmediği bir şeyhe vefatından sonra nasıl rabıtaya devam ederdi? <strong>Cübbeli</strong>, vefatından sonra “<strong>Mahmud Efendi’ye rabıta sürdürülecek</strong>” yalanı ve yaygarası ile <strong>İsmailağa’ya</strong> savaş açtı. Elbette onun derdi, <strong>2009</strong> yılında hayattayken terk ettiği <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi</strong> değil, “<strong>Efendi’nin yolunu bozuyorlar.</strong>” yalanıyla, ele geçiremediği <strong>İsmailağa’yı</strong> yıkmaktı. İftira çıtasını yükselterek, <strong>İsmailağa’ya</strong>, <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> gelinine en azılı kâfirlerin atmadığı iftiraları atması, bütün tuşlara basması, evliya ve devlet tarafından kalemi kırılan <strong>Cübbeli’nin</strong> son çırpınışlarıdır aslında.</div> <h3><span><strong>Baltayı Taşa Vurmak...</strong></span></h3> <div><strong>Cübbeli</strong>, bu ümitsiz çırpınışla baltayı taşa vurdu. <strong>Hasan</strong> <strong>Kılıç</strong> (1929–2024), <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> <strong>Avâmil’e</strong> kadar okuduğu en sevdiği hocalarındandı. Mesela <strong>Anadolu</strong> <strong>Ajansı’nda</strong> bütün kadro değiştiği halde <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi’nin</strong> torunu <strong>Ahmet</strong> <strong>Faruk</strong> <strong>Kılıç</strong>, <strong>İdari İşler Direktörü</strong> olarak kalmıştı. <strong>Cübbeli</strong>, bu yüzden <strong>Fikri</strong> (Doğan) <strong>Efendi’ye</strong> en alçak iftiralarla saldırdığı halde <strong>Erdoğan’ın</strong> hocası diye <strong>Hasan</strong> (Kılıç) <strong>Efendi’ye</strong> saldırmaya cesaret edememişti. Ancak şimdi <strong>Cübbeli</strong>, <strong>Erdoğan’ın</strong> sevgili hocası <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi’nin</strong> oğlu <strong>Abdullah</strong> <strong>Kılıç</strong> ile kızı <strong>Fatma</strong> <strong>Ustaosmanoğlu'na</strong> saldırarak baltayı taşa vurdu.</div> <div><strong>Abdullah</strong> <strong>Kılıç</strong>, <strong>Hayrettin</strong> <strong>Karaman</strong> ile kendi isteğiyle değil, <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> yönlendirmesiyle görüşmektedir. <strong>Fatma</strong> <strong>Ustaosmanoğlu</strong> ise soyadından anlaşılacağı gibi, hem <strong>Hasan</strong> <strong>Efendi’nin</strong> kızı, hem <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> oğlu <strong>Ahmet</strong> <strong>Ustaosmanoğlu</strong> ile evlendirdiği gelini olarak <strong>zi’n-nûreyn</strong> (iki nur sahibi) bir hanımdı. O, bu iki büyük velînin kızı ve gelini olma bahtiyarlığıyla ömrünü ilme adamış, “<strong>Vaktim olsa gelinim Molla Fatma'nın kaplarını yıkardım ki okuyup okutsun</strong>.” diyecek kadar <strong>Mahmud</strong> <strong>Efendi’nin</strong> teveccühünü kazanmış bir mübarek hocahanımdır. <strong>Cübbeli</strong>, ona ve medresesine bu alçakça iftirayı atarak hem bu iki büyük velînin lanetini, hem de <strong>Erdoğan’ın</strong> gazabını çekti.</div> <h3><span><strong>Kâfirlerin Atmadığı İftiralar...</strong></span></h3> <div><strong>Allah’a</strong> ve <strong>Ahiret</strong> <strong>Gününe</strong> iman eden bir mümin, asla <strong>Cübbeli’nin</strong> <strong>Müslümanlara</strong> attığı iftiraları atamaz.</div> <div>Arkasındaki karanlık güçlere güvenerek <strong>Müslümanlara</strong> iftirada sınır tanımayan <strong>Cübbeli</strong>!</div> <div>Senin arkandaki güçlerin <strong>Adnan</strong> <strong>Oktar’ın</strong> arkasındaki güçlerden, <strong>Türk</strong> <strong>devletinden</strong> daha güçlü olmadığını gördüğünde iş işten geçmiş olacak.</div> <div>Hayatı boyunca pis işlerle ve görüntülerle hatırlanan,</div> <div>İki büyük velînin ömürlerini vakf ettikleri medreselere, melekler gibi pak kızına en azılı kâfirlerin atmadığı iftiraları atmaktan çekinmeyen <strong>Cübbeli</strong>!</div> <div>Artık gayretullaha dokundun</div> <div>Seni feci bir akıbet bekliyor Allah bilir</div> <div>.</div> <div><strong>Bedri Gencer, dikGAZETE.com</strong></div> <div>(*) https://halktv.com.tr/makale/cubbeli-ahmet-hemen-meczuba-bagladilar-yine-cin-laflari-870539</div> <div>(**) https://t24.com.tr/haber/ismailaga-cemaati-nden-cubbeli-ahmet-e-buyuk-suclama-15-temmuz-gecesi-birini-arayarak-erdogan-icin-gozunuz-aydin-bu-da-ancak-boyle-gonderildi-dedi,1162996</div> <div>(***) https://www.mirathaber.com/cubbeli-ic-savas-cigirtkanligi-yapiyor/</div> <div></div> <div></div> <div></div>