<div><span><span>“<strong>Kudüs seviciliğinin Siyonizme katkısı!</strong>” olabileceğini hiç düşündünüz mü? Baştan belirteyim <strong>oryantalist</strong> değilim. Ama <strong>Türk Müslümanların</strong> hem <strong>Yahudilerin</strong> hem de <strong>Anglikan İngilizlerin</strong> girdabına kapılmasına gönlüm razı gelmez.</span></span></div> <div><span><strong><span>"İsrâîliyyât"ın şekillendirdiği yaralı bilinçler…</span></strong></span></div> <div><span><span>Geleneksel toplumlarda kültürel şizofreninin yaraladığı bilinçler, tarihte geride kalmış ve değişim sürecini tamamlamamış uygarlıklardaki zihinsel çarpıklıkları yaşar. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Şizofreni”</strong> bireyin davranışlarını, hareketlerini, gerçeği algılayış şeklini ve düşüncelerini çarpıtarak değiştiren, ailesi ve sosyal çevresi ile ilişkilerini bozan psikiyatrik bir hastalıktır. </span></span></div> <div><span><span>Ciddi ve kronik bir hastalık olan şizofrenide hastalar gerçeklikle arasındaki bağlantısını yitirerek farklı davranışlar sergilemeye, gerçek olmayan olaylara inanmaya ve kişiliklerini değiştirmeye eğilim gösterir. <strong>Müslüman</strong> bir bireyin, <strong>Yahudi</strong> kutsalını benimsemesi ve içselleştirmesi gibi. </span></span></div> <div><span><span><strong>İslami literatür,</strong> bu kültürel şizofreninin adını yıllar öncesinden koymuş, <strong>İsrâîliyyât</strong>! </span></span></div> <div><span><span>Bu sözcük "<strong>İsrâîlî kaynaktan rivayet edilen kıssa veya hâdise</strong>" anlamına geliyor. </span></span></div> <div><span><span>Çoğunlukla <strong>Yahudi</strong>, kısmen de <strong>Hıristiyan</strong> kaynaklarından aktarılan “<strong>efsane, kıssa, olay veya bilgi</strong>” anlamında kullanılır. <strong>Kur'an-ı Kerim</strong>'de yer almayan bazı ayrıntıların <strong>Tevrat</strong> ve <strong>İncil'den</strong> yararlanılarak "<strong>İslami bir bilgi</strong>" olarak sunulması da <strong>israiliyyat</strong> kapsamındadır ve israiliyyat sözcüğü olumsuz bir anlam içerir. </span></span></div> <div><span><strong><span>“Allah’ın Evi” olur mu?</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Allah</strong>, yarattıklarının şeklinden ve mekandan münezzehtir. Mabedler <strong>Allah’a</strong> adanabilir ama <strong>Allah’a</strong> tahsis edilemez. Dolayısıyla “<strong>Allah’ın evi” </strong>yoktur. Şehirler de öyledir. </span></span></div> <div><span><span>Son zamanlarda <strong>İsrail</strong>’in “<strong>Jerusalem”</strong> (Zion), <strong>Arapların</strong> “<strong>Kudüs”</strong> adını verdiği kadim şehrin, <strong>Kur’an</strong> kültürüne ve <strong>İslam</strong> geleneğine ters bir şekilde, “<strong>Müslümanların kutsalları</strong>” arasına sıkıştırılmaya çalışıldığı görülüyor. </span></span></div> <div><span><span>Buna dinden delil bulmaya uğraşanlar “<strong>Müslümanların ilk kıblesi</strong>” gerekçesine sarılıyor. </span></span></div> <div><span><strong><span>Kudüs “Kıble” oldu mu?</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Müslümanlar, Hicret’</strong>ten önce ve <strong>Hicret’ten</strong> sonra namaz kılarken <strong>Kudüs’e</strong> yönelirlerdi. Çünkü <strong>Arabistan</strong> yarımadasındaki <strong>Yahudiler</strong> ve <strong>Hıristiyanların</strong> ibadetlerinde <strong>Kudüs’e</strong> doğru durduklarını görürlerdi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>O zaman <strong>Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların</strong> kıble bakımından ittifakları vardı çünkü <strong>İslam ve Hıristiyanlığın</strong> ilk kaynağı <strong>Yahudilikti</strong>. </span></span></div> <div><span><span>Müslümanların ibadetlerinde kendilerini taklit ederek <strong>Kudüs’e</strong> doğru yönelmelerini <strong>Yahudiler</strong> hem tenkit ettiler hem alay ettiler hem de kendi dinlerinin sahihliğine delil gösterdiler.</span></span></div> <div><span><span><strong> “-Madem ki Müslümanlar namaz kılarken bizim kıblemize dönüyorlar, demek ki kıblemiz haktır, kıblemiz hak olunca dinimiz de haktır. Öyleyse dinimize neden dönmüyorlar?”</strong> diyorlardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Yahudilikle İslam</strong> arasında farklılığın belirginleşmesi gecikmedi. </span></span></div> <div><span><span><strong>“-Ey Resulüm, (vahyin gelmesi için) yüzünün göğe doğru aranıp durduğunu görüyoruz. Bunun için seni razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram’a [Kâbe’ye] doğru çevir. Ne şekilde olursanız yine yüzlerinizi Kâbe tarafına döndürünüz.”</strong> (Bakara, 144) ayeti vahyedildi. </span></span></div> <div><span><span>Rivayete göre; bu ayet gelir gelmez <strong>İslam Peygamberi, </strong>namazın içinde olduğu halde, yüzünü <strong>Kâbe’ye</strong> doğru çevirdi. </span></span></div> <div><span><span>O gün bu gündür <strong>Müslümanlar</strong> namazları sırasında <strong>Kâbe’nin</strong> bulunduğu koordinatlara yönelirler. </span></span></div> <div><span><span>Ancak <strong>Allah’ın</strong> ibadet esnasında <strong>Kudüs’e</strong> yönelinmesini yasaklamasına rağmen, birileri ısrarla çıkıp; “<strong>-Kudüs, Filistin davası değil, kıble davasıdır!</strong>” diyebiliyor. </span></span></div> <div><span><span>Oysa <strong>Kur’an’da</strong> <strong>Kudüs</strong> ismi geçmez.</span></span></div> <div><span><strong><span>“Kudüs” adının tarihsel süreçte etimolojik evrimi…</span></strong></span></div> <div><span><span>Milâttan önce <strong>XIV</strong>. yüzyıla ait<strong> Tell Amarna</strong> mektuplarında şehrin adı <strong>Urusalim</strong>, <strong>Geç Asur</strong> metinlerinde <strong>Urusilimmu</strong> veya <strong>Ursalimmu</strong>, <strong>İbrânîce Masoretik</strong> metinde <strong>Yruşlm</strong>, bazen de <strong>Yruşlym</strong> biçiminde yazılmakta ve <strong>Yerûşâlayim</strong>, <strong>Eski Ahid’in</strong> <strong>Ârâmîce</strong> metinlerinde <strong>Yerûşâlêm</strong> şeklinde telaffuz edilmektedir.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Grekçe Hierosolyma</strong> adı şehrin kutsallığını (hieros = kutsal) yansıtmaktadır. <strong>Latince’ye</strong> Jerusalem ve <strong>Jerosolyma</strong> olarak geçmiştir. <strong>Kudüs</strong> şehrinin Batı dillerindeki adı da <strong>Jerusalem</strong>’dir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Jebus-Yebus</strong>: Kudüs’ün <strong>Hz. Davud</strong> (as) eline geçmesinden önceki isimdir. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Davud’un şehri</strong>” (City of David): Hz. Davud (as) zamanındaki ismidir.</span></span></div> <div><span><span><strong>Beth Makdeşa</strong>: Şehrin <strong>Aramice</strong> ismidir. “<strong>Mukaddes ev</strong>” anlamındadır.</span></span></div> <div><span><span><strong>Beth ha-Mikdaş</strong>: Şehrin İbranice ismidir. Mukaddes ev anlamındadır.</span></span></div> <div><span><span><strong>Beytül’ Makdis</strong>: Arapçada “kutsanmış ev /arınmış ev” manasındadır.</span></span></div> <div><span><span><strong>2010</strong>’da İsrail’de “<strong>Kudüs’ün birleşmesinin 43’üncü yıldönümü</strong>” milli bayram olarak kutlandığında İsrail Başbakanı <strong>Netanyahu</strong>, “<strong>Kudüs Günü</strong>” vesilesiyle parlamentoda yaptığı konuşmada, “<strong>Tevrat’ta Kudüs sözcüğü 850 defa geçer. Kuran’da ise hiç geçmez</strong>” demişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Netanyahu</strong>’ya göre; “Kudüs ve onun İbranice bir diğer ifadesi olan Zion sözcükleri Tevrat’ta 850 defa geçer. Kudüs sözcüğü, İncil’de de 142 kez geçer. Kuran’da ise bu sözcüğün Arapça’daki 16 farklı karşılığından hiçbiri geçmez. Sadece 12’inci yüzyılda yapılan bir tefsirde, Kuran’ın bir bölümünün Kudüs’e işaret ettiği belirtilmiştir.”</span></span></div> <div><span><span>Bu konu, <strong>Türkiye’de</strong> de tartışma konusu olmuş. Bazı ilahiyatçılar <strong>Kur’an’da “Kudüs”</strong> kelimesinin geçmediğini ama ima edildiğini söylemişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Diyanet İşleri Başkanlığı</strong> ve <strong>Diyanet Vakfı</strong>’nın yayınladığı <strong>İslam Ansiklopedisi</strong>’nde yer alan mâlumata göre; <strong>Müslümanlar</strong> da şehre çeşitli isimler vermiş olup bunların başında “<strong>Bereket, mübarek olmak</strong>” anlamına gelen “<strong>Kuds"</strong> yer almaktadır. </span></span></div> <div><span><span>Şehrin en yaygın adı olan “<strong>kuds"</strong> kelimesi <strong>Ârâmîce</strong> ‘<strong>kudşa</strong>’dan gelmektedir ve bu kelime şehri değil, <strong>mâbedi</strong> ifade etmektedir. </span></span></div> <div><span><span>10. yüzyılın başında <strong>Karai</strong> (Karay Türkleri) bilginler <strong>Kudüs</strong> şehrini “<strong>Beytülmakdis”</strong>, mâbedin bulunduğu alanı da “<strong>Kuds"</strong> diye adlandırmaktaydılar.</span></span></div> <div><span><span><strong>İbrânîce</strong>’nin yerine Ârâmîce’nin geçtiği 11. yüzyıla ait mektuplarda <strong>Kudüs</strong> şehrine “<strong>İr hakkodeş</strong>” deniyordu ki bunu “<strong>kutsal şehir</strong>” yerine “<strong>mâbed</strong> <strong>şehri</strong>” diye tercüme etmek daha doğrudur. </span></span></div> <div><span><span>Müslümanların kullandığı <strong>İliya</strong> ismi <strong>Romalılar</strong>’ın şehre verdikleri <strong>Aelia</strong> isminin Arapçalaşmış şeklidir. İslâmî kaynaklarda “<strong>İliyâ medînetü beyti’l-makdis</strong>” şeklinde de geçmekte ve kısaca <strong>İliyâ</strong> veya <strong>Beytülmakdis</strong> (Beytülmukaddes) denilmektedir (Yâkūt, IV, 353; V, 193-201; İbn Kesîr, VIII, 373). </span></span></div> <div><span><span>Aslı <strong>Ârâmîce</strong> “<strong>Beth makdeşa</strong>”, <strong>İbrânîce</strong> “<strong>Beth hamikdaş</strong>" olan <strong>Beytülmakdis</strong> başlangıçta mâbedi ifade ederken zamanla şehrin tamamı için kullanılmış, mâbedin alanı ise “<strong>harem</strong>” diye adlandırılmıştır. </span></span></div> <div><span><span>Bu etimolojik süreç aynı zamanda kavramların zamanla nasıl değiştiğini de ortaya koyuyor.</span></span></div> <div><span><strong><span>Kimse kusura bakmasın! Kudüs, Arapların değil, Türkler’indir!</span></strong></span></div> <div><span><span>Kendisi de <strong>Filistinli</strong> bir <strong>Arap</strong> olan<strong> Filistin Kurtuluş Örgütü</strong>’nün efsanevi lideri <strong>Yaser Arafat</strong>’ın “<strong>Türkiye gerçek dostumuzdur, bize yardım eder. Mescid-i Aksa’nın adını siz verdiniz. Orası sizin, siz koruyun</strong>” dediği basında yer almıştı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>30 Mayıs 2004 tarihli <strong>Hürriyet</strong> gazetesi haberinde <strong>Yaser Arafat</strong>’ın <strong>Filistin’e</strong> giden Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu’nun üyeleri ile görüştüğü sırada bu sözleri sarf ettiği belirtilmişti.</span></span></div> <div><span><span>Bilmem anlatabildim mi? </span></span></div> <div><span><span><strong>Kudüs</strong> seviciliğinin <strong>Mekke ve Medine</strong>’ye hükmeden <strong>Kral</strong> ailesi tarafından finans edildiği, körüklendiği ve köpürtüldüğünü bir an olsun aklınızdan çıkarmayın.</span></span></div> <div><span><span>“<strong>Kudüs’ün</strong> <strong>kutsallığı</strong>” birinci elden <strong>Yahudilerin</strong> meselesidir. </span></span></div> <div><span><span>Bakara suresi 144. Ayet nazil olduktan sonra, bu konu <strong>Müslümanlar</strong> için kapanmıştır. Allah’ın, Kudüs’e yönelinmesini nehyine rağmen, <strong>Kudüs</strong> ısrarı <strong>Siyonizm</strong>’in ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kudüs,</strong> bin yıl <strong>Türkler</strong>’in egemenliğinde kalmıştır. <strong>Kudüs</strong>’le bu anlamda kültürel ve tarihi bağlarımız vardır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kudüs</strong>’teki Türk eserleri, Türk hâkimiyetinin mührü ve tapusudur. (*)</span></span></div> <div><span><strong><span>Günümüzde Filistin davası ve Kudüs seviciliği İngiliz Sömürge Bakanlığının projesidir!..</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>İngiliz Hariciye Vekili Balfour</strong> imzasıyla <strong>2 Kasım 1917</strong>’de <strong>İngiltere</strong> Siyonist Teşkilatı Fahri Başkanı İngiliz Yahudisi ve Banker <strong>Baron Lionel Rothcshild</strong>’e gönderilen kısa mektupta ‘<strong>Filistin’de Yahudilere bir yurt</strong>’ kurulmasından söz edilmiş ama ‘<strong>Filistin Yahudilerin milli yurdudur</strong>’ ifadesi kesinlikle kullanılmamıştı. </span></span></div> <div><span><span>Bu mektuptan<strong> Osmanlı</strong>’ya isyan eden <strong>Mekke Şerifi Hüseyin</strong> ve ailesinin haberi olmamasına özellikle dikkat edilmiş, <strong>Araplar</strong>’dan gizlenmişti.</span></span></div> <div><span><span>Neden mi? </span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>İngiltere</strong>, <strong>Arap</strong> liderlerle ‘<strong>Arapların bağımsızlığı ve büyük Arap İmparatorluğu</strong>’ için anlaşmıştı. <strong>Arap</strong> liderlerin <strong>sözde Arap istiklali</strong> için <strong>Osmanlı</strong> yönetimi aleyhine ayaklanması <strong>İngiltere’nin</strong> yüzyıllık çıkarları açısından çok önemliydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Klasik uzun bacaklı siyaseti,</strong> sözde ayrı dinden olan <strong>Araplarla Yahudileri</strong> aynı potada aynı hedefte buluşturmayı başarmıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong>’nun Araplarca duyulması <strong>Ortadoğu’daki</strong> de facto durumu derhal İngilizlerin aleyhine çevirebilirdi. </span></span></div> <div><span><span>Arapların ve Yahudilerin desteği olmadan <strong>Osmanlı</strong> idaresi altındaki <strong>Filistin’i</strong> ele geçiremeyeceğini bilen <strong>İngiltere</strong>, sonuç itibarıyla hem <strong>Arapları</strong> hem de <strong>Yahudileri</strong> deyim yerindeyse ayakta uyutmuştur.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong>’nun cazibesine kapılan Yahudiler, <strong>Arzı Mevud </strong>hayaliyle İngilizlere asker oldular. Uzunbacaklıların kendilerini iğfal ettiğini iş işten geçtiğinde öğrenmişler, bu arada atı alan Üsküdar’ı geçmiş, <strong>Yahudiler</strong> ise ‘Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldukları’ gibi <strong>İngilizler,</strong> <strong>Filistin’i</strong> ele geçirmiş, <strong>Arapları,</strong> <strong>Yahudilere</strong> karşı kışkırtmaya başlamıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Yahudiler</strong> için ‘<strong>Süleyman Mabedi</strong>’nde ağlama seanslarından başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong>’ndan üç hafta sonra <strong>General Allenby </strong>komutasındaki <strong>İngiliz</strong> ve <strong>Arap</strong> birlikleri <strong>Kudüs’ü</strong> <strong>Osmanlılar’dan</strong> teslim aldılar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Osmanlı</strong> birlikleri, <strong>Suriye</strong> cephelerinde yenilgiye uğratıldı.</span></span></div> <div><span><span><strong>30 Ekim 1918</strong>’de imzalanan <strong>Mondoros Mütarekesi</strong> ile tüm <strong>Filistin</strong>, <strong>Britanya</strong>’nın kontrolündeydi. <strong>Filistin</strong> topraklarında “<strong>Arap imparatorluğu”</strong>nun esamisi okunmuyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>29 Eylül 1923</strong>’te <strong>Filistin’de</strong> <strong>Britanya</strong> mandası kuruldu, <strong>İngiliz</strong> altınları ve homoseksüel ajanların telkinleriyle <strong>Filistinliler</strong> buna da itiraz etmediler. </span></span></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong> bazı değişikliklerle, manda anlaşmasına dahil edildi ve uluslararası hukukun parçası oldu. <strong>Filistinliler</strong> (yerleşik Yahudi ve Arap destekleyicileri) bunun farkında bile olmadılar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Manda</strong> <strong>idaresi</strong> kurulduktan sonra görece sakin bir döneme girildi.</span></span></div> <div><span><span><strong>1923-1929 </strong>arasında <strong>Filistin’e</strong> <strong>Yahudi</strong> göçünde önemli bir düşüş görüldü, çünkü <strong>Britanya</strong> belli kotalar koymuştu ve bunu katı biçimde uyguluyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Filistin’de</strong> bunlar yaşanırken yeni kurulan <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin başında “<strong>İngilizci İslamcılar</strong>”ın <strong>Lozan’da</strong> toprak satmakla itham ettikleri <strong>Gazi</strong> <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> vardı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Lütfü Özşahin</strong>’in <strong>Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Filistin davasının geleceği hakkında</strong> düşüncelerine değinmesi gerçekten çok mühim. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Lütfü Özşahin</strong> diyor ki; her konuda <strong>Atatürk</strong> adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim, <strong>Atatürk’ün 27 Temmuz 1937</strong> tarihinde <strong>Hakimiyeti Milliye </strong>gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. </span></span></div> <div><span><span>Ortadoğu’da bütün bir bölgede çıbanbaşı olacak bir <strong>Yahudi Devleti’</strong>nin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “Filistin’e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez.</span></span></div> <div><span><span>Hz. Muhammed’in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam’ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. </span></span></div> <div><span><span>Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez” demişti. (**)</span></span></div> <div><span><span>Bu ifadelerin lafta kaldığını düşünmeyin. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong> ve lideri; <strong>İngilizler</strong>’in <strong>Ortadoğu</strong>’daki kovanlarına çomak sokmanın ve <strong>İngiliz</strong> ilerleyişini durdurmanın yolunu bulmuştu. İlk <strong>çomak</strong> <strong>Azerbaycan</strong>’da sokuldu. </span></span></div> <div><span><strong><span>İngiliz kovanına sokulan Türk çomağı…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>1918</strong>’de <strong>Azerbaycan Türkleri, Bakü</strong>’yü işgal eden<strong> Bolşevik Rus</strong> ve <strong>Ermenilere</strong> karşı <strong>Türk Ordusu</strong>’nu desteğe çağırır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Nuri Paşa</strong>’nın kumandasında <strong>Kafkas Türk-İslam Ordusu </strong>kurulur ve <strong>Azerbaycan</strong> içlerinden <strong>Bakü</strong> üzerine ilerlemeye başlar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk</strong> ordusu karşısında sıkışan <strong>Ermeniler,</strong> kendilerini kurtarması için <strong>İngiltere</strong>’ye başvururlar. <strong>İngiltere</strong> bu iş için “<strong>Gizli Ordu</strong>” veya komutanının adı dolayısıyla “<strong>Dunsterforce</strong>” olarak bilinen ve o sırada <strong>İran - Güney Azerbaycan</strong>’daki Türk ilerleyişini durdurmakla görevli birliği oluşturur.</span></span></div> <div><span><span>Ancak tüm sinsi planlarına rağmen <strong>15 Eylül 1918</strong>’de <strong>Bakü</strong>’nün Türkler tarafından kurtarılmasına engel olamazlar. </span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler, Kızılordu</strong>’ya karşı çarpışan <strong>Çar</strong> taraftarı <strong>Denikini</strong>, <strong>Kolçakı</strong> ve <strong>Vragelçileri</strong> savunarak onları silah ve yiyecek sağlıyordu. <strong>İngilizlerin</strong> amacı <strong>Rusya’nın</strong> başını iç savaşa katarak <strong>Bakü</strong> petrolünü istedikleri gibi kullanmaktı.</span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler</strong>’in bu güçlere yardım etmesinin bir anlamı kalmadığından <strong>Azerbaycan’ı</strong> terk ettiler. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong> o dönemde <strong>Merkezi Bakü </strong>olarak kurulmuş <strong>Azerbaycan</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong>, “<strong>Müsavat Partisi</strong>”nin oluşturduğu milli ordu mensubu <strong>Osmanlı</strong> ordusu bakiyesi subay ve askerlerin <strong>İngilizlerle</strong> <strong>savaşması</strong> ve <strong>İngilizlere yardım edilmemesi </strong>talimatını vermişti. </span></span></div> <div><span><span>Sonuçta <strong>Ankara’nın</strong> talimatları etkili oldu ve <strong>İngilizler, Azerbaycan</strong>’dan ayrılmak zorunda kaldılar.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye, İngilizler</strong>’e ikinci çomağı <strong>Afganistan’da</strong> soktu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Hindistan</strong> üzerinden <strong>Afganistan’a</strong> ve oradan da <strong>Tahran</strong> ve <strong>Bakü’ye</strong> inmek isteyen <strong>İngiltere’nin</strong> önünü <strong>Kabil’de</strong> kesti.</span></span></div> <div><span><span><strong>İngiliz</strong> istihbaratının, <strong>Müslümanların</strong> gözünde küçük düşürerek etkisizleştirmek amacıyla <strong>Sebataist</strong> ilan ettiği<strong> Mustafa Kemal Paşa</strong>, <strong>20 Ağustos 1920</strong>’de Afganistan’a gönderdiği ilk Türk temsilcisi Abdurrahman Bey’le Emanullah Han’a yazdığı mektupta “<strong>İngilizlere karşı birlikte savaşalım</strong>” önerisinde bulunmuştu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Arabistan</strong>’da vazife yaptığı dönemde <strong>İngiliz</strong> ordusuna ve isyancı <strong>Araplara</strong> kök söktüren <strong>Medine Muhafızı Fahrettin Paşa</strong> başkanlığında Türk elçilik heyeti <strong>19 Mart 1922 </strong>günü <strong>Ankara’dan</strong> hareket etti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Trabzon, Batum, Bitlis, Bakü</strong> yoluyla <strong>25 Mayıs</strong>’ta <strong>Afganistan’ın Herat</strong> kentine ulaştı, burada büyük bir törenle karşılandı. O tarihte <strong>Afganistan’da</strong> 200 kadar <strong>Türk subayı</strong> görev yapmakta, <strong>İngiliz</strong> ordusuna karşı savaşan <strong>Afgan</strong> ordusunu eğitmekte sevk ve idare etmekteydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’nın <strong>Afganistan’a</strong> büyük önem verdiği görülüyor.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Medine Müdafii Fahreddin Paşa'nın solunda Afgan Kralı Emanullah Han. Emanullah Han Osmanlı, Fahreddin Paşa ise Afgan bayrağına sarılmış..-</span></span></div> <div><span><span><strong>Medine eski Muhafızı Fahrettin (Türkkan) Paşa</strong>, <strong>Kabil’e</strong> Elçi olarak atanması ve<strong> 26 Haziran 1922-12 Mayıs 1926</strong> tarihleri arasında görev yapması bunu göstermektedir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin, <strong>Afganistan’ı</strong> tahkimatı sayesinde <strong>İngilizler</strong> <strong>Hindistan</strong> üzerinden <strong>Orta Asya</strong>’ya yayılamadığı gibi <strong>Tahran</strong> ve <strong>Bakü’ye</strong> de ulaşamadılar.</span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler</strong>’e <strong>üçüncü çomak</strong> en güvendikleri <strong>Mısır’da</strong> sokuldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>’nın <strong>Mısır</strong> masası, <strong>Müslüman Kardeşler Teşkilatı’</strong>nı kurarak<strong> İngilizler</strong>’in <strong>Ortadoğu</strong>’daki egemenliğine direndiler. </span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler</strong>’in ellerini kollarını sallayarak <strong>İslam</strong> <strong>coğrafyasında</strong> faaliyet göstermesini engellediler. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte <strong>1914-1915</strong> yılları arasında<strong> Teşkilatı Mahsusa</strong>’nın <strong>Arap Yarımadası</strong>’ndan sorumlu başkanı olarak görev yapan, <strong>Çerkez Ubıh</strong> asıllı Türk istihbaratçı ve gerilla savaşçısı <strong>Eşref Sencer Kuşçubaşı</strong> kendisini sorgulayan <strong>Lawrence</strong>’a “<strong>Lawrence, kazandığını sanıyorsun. Fakat henüz hiçbir şey bitmedi. Hükûmetinin başına öyle musibetler salacağım ki, 2 asır uğraşsanız bitiremeyeceksiniz</strong>” demişti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Sözlerini doğrulayan gelişmeler sonraki yıllarda yaşandı. </span></span></div> <div><span><strong><span>Sıkı durun! Asıl bombayı şimdi patlatıyorum!</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>İsrail Devleti</strong>’nin kurulması <strong>Türk istihbaratının</strong> projesiydi. </span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>İsrail</strong> devleti kurulduğunda o topraklar <strong>İngiliz</strong> <strong>mandasıydı</strong> ve <strong>İngiliz koloni valisi</strong> tarafından yönetiliyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Birleşik Krallık, Filistin Mandası</strong>’ndaki <strong>Yahudi</strong> yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve <strong>1920-1948</strong> yılları arasında faaliyet gösteren Yahudi paramiliter örgütü <strong>Haganah</strong>, <strong>İngiliz</strong> ordusunu hedef alan eylemlerde bulundu.</span></span></div> <div><span><span>Yüzlerce İngiliz askeri öldürüldü. </span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong> sonunda<strong> İngiliz Hükümeti</strong>nin <strong>Siyonist</strong> <strong>karşıtı</strong> tavrını değiştirmeyeceği kesinlikle anlaşılınca, <strong>Haganah, Filistin</strong>’deki İngiliz Manda yönetimine karşı çıkmaya karar verdi. </span></span></div> <div><span><span>İngilizlere karşı her alanda direnişler düzenlenmeye başladı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Avrupa</strong>’dan ve <strong>Kuzey Afrika</strong>’dan <strong>Filistin’e</strong> yasa dışı yollardan yapılan <strong>toplu Yahudi göçlerini</strong> örgütledi. <strong>1940</strong> yılı sonlarına doğru <strong>Haganah</strong> <strong>terör örgütü</strong> 45 bin elemana ulaşmıştı. (***)</span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler</strong>, <strong>Yahudilerin</strong> saldırılarını bertaraf etmek için <strong>Araplara</strong> yanaştı. <strong>Arap - Yahudi anlaşmazlığını</strong> körükledi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Arthur Koestler</strong>’in; “<strong>Eğer İngiliz diplomasisi, bir hayalet gibi Filistin meselesine Mısır, Suriye ve diğer Arap ülkelerini dahil etmemiş olsaydı; Yahudiler ve Ürdün Nehrinin her iki tarafında bulunan Filistinli Araplar arasında, ülkede iç savaş çıkmadan on yıl önce ülke barışçıl bir şekilde taksim edilmiş olacaktı</strong>” belirlemesi aslında yaşanılan süreci çok net özetlediği gibi bugünkü anlaşmazlığın temelinde hangi devletin olduğunu da gösterir.</span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’nın sonunda <strong>Avrupa’</strong>daki <strong>Holokost</strong> katliamından kurtulan <strong>Yahudilerin,</strong> <strong>Filistin’e</strong> <strong>alınmamasının</strong> nedeni için <strong>İngiltere</strong> <strong>Başbakanı Bevin</strong>’e danışan bir arkadaşına <strong>Bevin</strong> şu cevabı vermişti:</span></span></div> <div><span><span>“<strong>Sevgili arkadaşım; ya biz, ya onlar</strong>” </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Biz</strong>”, İngiliz Milletler Birliği (Common Wealth); “<strong>Onlar</strong>” da, Filistin Yahudileri anlamındaydı. </span></span></div> <div><span><span>Aslında, <strong>Haganah</strong> muzaffer oldukça, tüm <strong>Filistin’in</strong> Yahudi eline geçmesi işten bile değildi. Fakat <strong>İngiltere,</strong> on yıl kadar öncesine dayanan <strong>Birleşmiş Milletler</strong>’in taksim kararına dahi itibar etmedi. </span></span></div> <div><span><span><strong>İngiltere,</strong> <strong>1917</strong>’de <strong>Balfour Deklârasyonu</strong>’nda temellerini attığı ‘<strong>Yahudi Devleti</strong>’ni hatırlamak bile istemiyordu. Hâlbuki ilginçtir, ne <strong>Mısır</strong>, ne <strong>Suriye</strong> ve <strong>Lübnan</strong>, <strong>Filistin’in</strong> komşuları olmakla beraber, onun sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. </span></span></div> <div><span><span>Üstelik <strong>Ürdün Emiri</strong> ve daha sonraları kral olan <strong>Abdullah</strong>, <strong>Yahudiler</strong> ile olumlu ilişkilere sahipti; <strong>Filistinli Arapları</strong> kendi krallığına dahil etmek ve <strong>Yahudilere</strong> de ayrılan bölümün verilmesini istiyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Abdullah</strong>, Yahudilerin, Ürdün’ü modernleştirmesini de istiyordu; <strong>Yahudiler,</strong> <strong>Amman’da</strong> bir elektrik santrali kurdu. <strong>Kral</strong>, çöllerinin yeşertilmesini de istiyordu. <strong>Arap</strong> ülkelerinin tüm protestolarına rağmen, <strong>İsrail</strong> ile barış görüşmelerine giren de <strong>İngilizlerin adamı Kral Abdullah</strong> idi. (****)</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>; <strong>Yahudiler</strong>’in <strong>İngilizlere</strong> karşı eylemlilik kararlarını okuduğunda her türlü desteği sundu. Öncelikle <strong>Türkiye</strong> topraklarından <strong>Filistin’e</strong> <strong>Yahudi</strong> göçünü teşvik etti.</span></span></div> <div><span><span>“<strong>Vatandaş Türkçe Konuş</strong>” kampanyalarından rahatsız olan binlerce <strong>Türk Yahudisi</strong> soluğu Filistin’de aldı ve demografik dengeyi <strong>Yahudiler</strong> <strong>lehine</strong> değiştirdi.</span></span></div> <div><span><strong><span>İsrail’e gönderilen Yahudilerin bir çoğu, Hazar Türkleri’nin bakiyesiydi…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>; <strong>Avrupa’da</strong> popülerleşen <strong>Hıristiyan</strong> geleneği <strong>antisemitizm</strong> <strong>karşıtı</strong> <strong>projeler</strong> gerçekleştirdi. </span></span></div> <div><span><span>Örneğin <strong>Hitler</strong> zulmünden kaçan <strong>Alman Yahudi</strong> bilim insanlarını üniversitelerde istihdam etti. </span></span></div> <div><span><span>Savaşın devam ettiği yıllara <strong>Türk</strong> diplomatları, görev yaptıkları ülkelerde binlerce <strong>Yahudi’nin</strong> hayatını onlara <strong>Türk pasaportu</strong> vererek kurtardılar. </span></span></div> <div><span><span>Yahudileri soykırımdan kurtaran bu diplomatlar “<strong>Türk Schindlerler</strong>” olarak anılıyorlar.</span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong> sırasında görev yapmış olan, <strong>Türkiye’nin Marsilya Büyükelçisi Necdet Kent </strong>ve <strong>Rodos Konsolosu Selahattin Ülkümen</strong>’in kahramanca çabaları sayesinde birçok <strong>Yahudi,</strong> soykırımdan kurtulmuştu. </span></span></div> <div><span><span>Vatandaşları arasında dine bağlı ayırım yapmayan <strong>Türk</strong> hükümetinin diplomatları, büyük tehlikeleri göze alarak çok cesaret isteyen kurtarma operasyonları düzenlemiş ve pek çok <strong>Yahudi’nin</strong> hayatını kurtarmışlardır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk konsoloslukları</strong>, <strong>Yahudi</strong> sığınmacıların çocuklarına da Türk vatandaşı kimliği vererek onları Nazi kamplarına gönderilmekten alıkoymuştu. (*****)</span></span></div> <div><span><span><strong>Türk istihbaratı</strong>; <strong>Türkiye’den</strong> göç ettirilen <strong>Yahudiler</strong> ile <strong>Türk</strong> diplomatların <strong>Avrupa’da</strong> toplama kamplarında imha edilmekten kurtardıkları <strong>Yahudiler</strong> aracılığıyla <strong>Filistin’de</strong> bağımsız İsrail devletinin kurulması için <strong>İngilizlere</strong> karşı savaşan <strong>Haganah</strong> benzeri örgütlere sızdı. </span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizlere</strong> dördüncü çomak da burada sokuldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler,</strong> tersinden karşılık verdi. <strong>Araplar</strong> üzerinden <strong>Filistin davasını uluslararası krize</strong> dönüştürdüler. </span></span></div> <div><span><span>Kim ne derse desin, <strong>İsrail devletinin kuruluşu</strong> <strong>Türkiye’nin</strong> projesidir. (******)</span></span></div> <div><span><strong><span>Trump’ın Ortadoğu Barış Planı İngilizlerin işine gelmiyor!..</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Donald Trump,</strong> uzun süredir beklenen <strong>Ortadoğu barış planını İsrail Başbakanı Netanyahu</strong> ile birlikte <strong>Beyaz Saray</strong>’da açıkladı. Barış planını kendilerinin süreçte söz sahibi olmadıkları gerekçesiyle reddeden <strong>Filistin</strong> tarafı ise <strong>Beyaz Saray</strong>’da temsil edilmedi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Plan</strong>, <strong>Kudüs’ü İsrail’in bölünmez başkenti</strong> olarak kabul ediyor, aynı zamanda <strong>Filistin</strong> devletinin başkentinin de <strong>Doğu Kudüs</strong>’teki bazı bölgeleri kapsayan “<strong>El Kudüs</strong>” olmasını öngörüyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Trump</strong> yönetiminin barış planında bugüne kadar İsrail-Filistin sorununa çözüm için sunulan bütün barış planlarına dayanak olan “<strong>iki devletli çözüm</strong>” parametresi yer alıyor. </span></span></div> <div><span><span>Plana göre, <strong>Barış</strong> vizyonunun sahadaki gerçeklikleri göz önünde bulundurduğu ve <strong>İsrail’in</strong> güvenliğini tam olarak koruduğunun altı çizildi.</span></span></div> <div><span><span><strong>İsrail, Kudüs</strong>’ün kutsal yerlerini korumaya devam edecek, <strong>Yahudiler</strong>, <strong>Hıristiyanlar ve Müslümanlar</strong>’ın yanı sıra tüm inanç grupları mensuplarının ibadet özgürlüğünü güvence altına alacak. </span></span></div> <div><span><span>Yeni plan, <strong>Filistinliler</strong> için önemli düzeyde toprak kazanımı sağlıyor. Gelecekte kurulacak <strong>Filistin</strong> devleti topraklarında, <strong>Gazze</strong> ve<strong> Batı Şeria</strong> dahil, seyahat ve mal dolaşımını sağlamak için modern ve verimli ulaşım hatları oluşturulacak. (*******)</span></span></div> <div><span><span><strong>Filistinli Arapların, İngiliz </strong>yörüngesinden çıkıp, bu plana evet demesi mümkün mü? </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>'deki “<strong>İngilizci İslamcılar</strong>” da <strong>İngiltere Sömürge Bakanlığı’</strong>nın tezlerine sımsıkı bağlı olduklarını tekrarlayıp duruyorlar.</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com </strong></span></span></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>(*)<strong> </strong><strong>https://www.dikgazete.com/kudus-israri-siyonizmin-ekmegine-yag-surerken-turk-bayraginin-kuduste-dalgalanmasina-az-kaldi-makale,895.html</strong></span></span></div> <div><span><span>(**)<strong> </strong>Lütfü Özşahin/ Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ 31 Temmuz 2006/ Milli Gazete – https://www.millicozum.com/mc/subat-2012/erbakanin-ataturk-degerlendirmesi-ve-mustafa-kemalin-filistin-endisesi</span></span></div> <div><span><span>(***)<strong> </strong>https://www.stratejikortak.com/2016/08/israil-teror-orgutleri.html</span></span></div> <div><span><span>(****)<strong> </strong>https://www.salom.com.tr/haber-103991-Israilarap_savasinin_bas_sorumlusu_Ingiltere.html</span></span></div> <div><span><span>(*****)<strong> </strong>Desperate Hours: Yahudileri kurtaran Türk diplomatlar / https://www.hasturktv.com/anti_semitizm/1526.htm</span></span></div> <div><span><span>(******)<strong> </strong>https://kafkassam.com/israil-devletinin-kurulusu-turkiyeni-projesi-olabilir-mi.html</span></span></div> <div><span><span>(*******)<strong> </strong>https://www.amerikaninsesi.com/a/trump-in-acikladigi-ortadogu-baris-plani-ne-ongoruyor/5264079.html</span></span></div> <div></div>