<div><span><span><strong>Birleşmiş Milletler</strong> tarafından tanınan <strong>Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti </strong>ile <strong>Türkiye</strong> arasında <strong>27 Kasım 2019</strong>'da deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir mutabakat muhtırası imzalandı. Anlaşmayla <strong>Doğu Akdeniz</strong>'de <strong>Türkiye</strong>'nin deniz yetki alanlarının batıdaki sınırlarının bir bölümü belirlendi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong> anlaşma sonrası, <strong>Doğu Akdeniz</strong>'deki son durumla ilgili "<strong>Rahatsız olanların tek taraflı adımları, oyunları bozuldu. Mısır, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi bizden habersiz adım atamaz</strong>" açıklamasını yaptığında, <strong>otomatiğe bağlamış Erdoğan düşmanları</strong> “<strong>-Amma da atıyor!..</strong>” falan demeye getirdiler.</span></span></div> <div><span><span>Oysa bu embesillerin gözünden kaçan gerçek, <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın ağzından konuşanın “<strong>Kadim Türk Devleti</strong>” olduğunu bilmemeleri. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Üçler… Yediler… Kırklar…</strong>” destur alıp destur veriyor.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Nitekim hemen sonrasında <strong>İsrail</strong>, <strong>Doğu Akdeniz</strong>’deki “<strong>Yishai</strong>” gaz sahası sınırı, <strong>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi</strong>'nin (GKRY) tek taraflı ilan ettiği sözde parsellerde yer alan “<strong>Afrodit”</strong> gaz sahasının sınırıyla çakıştığı gerekçesiyle bölgedeki saha geliştirme faaliyetlerine itiraz etti. </span></span></div> <div><span><span>Bu itiraz <strong>İsrail</strong>’in, <strong>Güney Kıbrıs</strong>'ın “<strong>Afrodit”</strong> sahasında gaz geliştirme programını, <strong>deniz sınırı ve kaynakların paylaşımı sorunu çözülene dek, </strong>bloke etmesi demek. </span></span></div> <div><span><span>İlk bakışta<strong> İsrail</strong>'in kendi çıkarları için bu bu yola başvurduğu düşünülebilir. Zaten “<strong>Kadim Türk Devleti</strong>”ni küçümseyenlerin ilk aklına gelen bu ihtimal olacaktır.</span></span></div> <div><strong><span><span>Biraz ezber bozayım. </span></span></strong></div> <div><span><strong><span>İsrail Devleti’nin kurulması, Türk İstihbaratı’nın projesiydi…</span></strong></span></div> <div><span><span>Daha önce de söz etmiştim; <strong>İsrail Devleti’</strong>nin kurulması, <strong>Türk istihbaratının projesiydi</strong>. Çünkü <strong>İsrail</strong> devleti kurulduğunda o topraklar <strong>İngiliz mandasıydı </strong>ve <strong>İngiliz koloni valisince</strong> yönetiliyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Birleşik Krallık</strong>, <strong>Filistin Mandası</strong>’ndaki <strong>Yahudi</strong> yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve <strong>1920-1948</strong> yılları arasında faaliyet gösteren <strong>Yahudi</strong> paramiliter örgütü <strong>Haganah</strong>, <strong>İngiliz</strong> ordusunu hedef alan eylemlerde bulundu. </span></span></div> <div><span><span>Yüzlerce İngiliz askeri öldürüldü. </span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong> sonunda <strong>İngiliz Hükümeti’</strong>nin, <strong>Siyonist karşıtı</strong> tavrını değiştirmeyeceği kesinlikle anlaşılınca <strong>Haganah,</strong> <strong>Filistin</strong>’deki <strong>İngiliz Manda</strong> yönetimine karşı çıkmaya karar verdi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>İngilizlere</strong> <strong>karşı</strong> her alanda direnişler düzenlenmeye başladı. Avrupa’dan ve Kuzey Afrika’dan Filistin’e yasa dışı yollardan yapılan <strong>toplu Yahudi göçlerini</strong> örgütledi. <strong>1940</strong> yılı sonlarına doğru <strong>Haganah terör örgütü</strong>, <strong>45 bin</strong> elemana ulaşmıştı.</span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizler</strong>, Yahudilerin saldırılarını bertaraf etmek için <strong>Araplar</strong>’a yanaştı. <strong>Arap - Yahudi anlaşmazlığını</strong> körükledi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Arthur Koestler</strong>’in “<strong>Eğer İngiliz diplomasisi, bir hayalet gibi Filistin meselesine Mısır, Suriye ve diğer Arap ülkelerini dahil etmemiş olsaydı; Yahudiler ve Ürdün Nehrinin her iki tarafında bulunan Filistinli Araplar arasında, ülkede iç savaş çıkmadan on yıl önce ülke barışçıl bir şekilde taksim edilmiş olacaktı</strong>” belirlemesi aslında yaşanılan süreci çok net özetlediği gibi bugünkü anlaşmazlığın temelinde hangi devletin olduğunu da gösterir.</span></span></div> <div><span><strong><span>Yahudiler, İngilizler’e neden düşman? </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>2 Kasım 1917</strong>’de <strong>İngiliz Hariciye Vekili Balfour</strong> imzasıyla <strong>İngiltere Siyonist Teşkilatı Fahri Başkanı, İngiliz Yahudisi ve Banker Baron Lionel Rothcshild</strong>’e gönderilen kısa mektupta “<strong>Filistin’de Yahudilere bir yurt</strong>” kurulmasından söz edilmişse de “<strong>Filistin Yahudilerin milli yurdudur</strong>” ifadesi kesinlikle kullanılmamış, Araplar’dan gizlenen bu mektuptan <strong>Osmanlı</strong>’ya isyan eden <strong>Mekke Şerifi Hüseyin</strong> ve ailesinin haberi olmamıştı. </span></span></div> <div><span><span>Neden mi? </span></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>İngiltere,</strong> isyancı Arap liderlerle “<strong>Arapların bağımsızlığı ve büyük Arap İmparatorluğu</strong>” için anlaşmıştı. </span></span></div> <div><span><span>Arap liderlerin sözde “<strong>Arap istiklali”</strong> için <strong>Osmanlı</strong> yönetimi aleyhine ayaklanması <strong>İngiltere</strong>’nin yüzyıllık çıkarları açısından çok önemliydi.</span></span></div> <div><span><span>Klasik uzun bacaklı siyaseti sözde ayrı dinden olan <strong>Araplar</strong>’la <strong>Yahudiler</strong>’i aynı potada aynı hedefte buluşturmayı başarmıştı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong>’nun Araplar tarafından duyulması <strong>Ortadoğu</strong>’daki “<strong>de facto</strong>” durumu derhal İngilizlerin aleyhine çevirebilirdi. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Arapların</strong> ve <strong>Yahudilerin</strong> desteği olmadan <strong>Osmanlı</strong> idaresi altındaki <strong>Filistin</strong>’i ele geçiremeyeceğini bilen <strong>İngiltere</strong>, sonuç itibarıyla hem <strong>Arapları</strong> hem de <strong>Yahudileri</strong> deyim yerindeyse <strong>ayakta</strong> <strong>uyutmuştur</strong>. </span></span></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong>’nun cazibesine kapılan <strong>Yahudiler</strong>, “<strong>Arzı Mevud" </strong>hayaliyle <strong>İngilizlere</strong> <strong>asker</strong> oldular. </span></span></div> <div><span><span>Uzunbacaklıların kendilerini <strong>iğfal</strong> ettiğini iş işten geçtiğinde öğrenmişlerdir. </span></span></div> <div><span><span>Bu arada, atı alan Üsküdar’ı geçmiş, <strong>Yahudiler</strong> ise “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldukları” gibi <strong>İngilizler,</strong> <strong>Filistin</strong>’i ele geçirmiş, <strong>Arapları Yahudilere karşı</strong> kışkırtmaya başlamıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Yahudiler</strong> için <strong>Süleyman</strong> <strong>Mabedi</strong>’nde ağlama seanslarından başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı. </span></span></div> <div><span><span>Hâlen ağlamaya devam etmiyorlar mı!..</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong>’ndan üç hafta sonra <strong>General Allenby</strong> komutasındaki <strong>İngiliz</strong> ve <strong>Arap</strong> birlikleri <strong>Kudüs</strong>’ü <strong>Osmanlılar</strong>’dan teslim aldılar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Osmanlı birlikleri</strong>, <strong>Suriye</strong> cephelerinde yenilgiye uğratıldı.</span></span></div> <div><span><span><strong>30 Ekim 1918</strong>’de imzalanan <strong>Mondoros Mütarekesi</strong> ile tüm <strong>Filistin</strong>, <strong>Britanya</strong>’nın kontrolündeydi. </span></span></div> <div><span><span>Filistin topraklarında Arap imparatorluğunun esamisi okunmuyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>29 Eylül 1923</strong>’te <strong>Filistin</strong>’de <strong>Britanya</strong> mandası kuruldu, <strong>İngiliz</strong> altınları ve homoseksüel ajanların telkinleriyle Arap toplumu buna da itiraz etmediler.</span></span></div> <div><span><span><strong>Balfour Deklarasyonu</strong> bazı değişikliklerle, manda anlaşmasına dahil edildi ve uluslararası hukukun parçası oldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Filistinliler</strong> (yerleşik Yahudi ve Arap destekleyicileri) bunun farkında bile olmadılar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Manda</strong> idaresi kurulduktan sonra görece sakin bir döneme girildi.</span></span></div> <div><span><span><strong>1923-1929</strong> arasında <strong>Filistin</strong>’e <strong>Yahudi</strong> göçünde önemli bir düşüş görüldü, çünkü <strong>Britanya</strong> belli kotalar koymuştu ve bunu katı biçimde uyguluyordu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Filistin</strong>’de bunlar yaşanırken yeni kurulan <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin başında “<strong>İngilizci İslamcılar</strong>”ın <strong>Lozan</strong>’da toprak satmakla itham ettikleri <strong>Gazi Mustafa Kemal Paşa</strong> vardı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Lütfü Özşahin</strong>’in <strong>Gazi Mustafa Kemal Paşa</strong>’nın <strong>Filistin</strong> davasının geleceği hakkında düşüncelerine değinmesi gerçekten çok mühim. </span></span></div> <div><span><span><strong>Lütfü Özşahin</strong> diyor ki; her konuda <strong>Atatürk</strong> adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim, <strong>Atatürk’ün 27 Temmuz 1937</strong> tarihinde <strong>Hakimiyeti Milliye</strong> gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. </span></span></div> <div><span><span>Ortadoğu’da bütün bir bölgede çıbanbaşı olacak bir Yahudi Devletinin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “<strong>Filistin’e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed’in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam’ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez.</strong>” demişti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Bu ifadelerin lafta kaldığını düşünmeyin. </span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’nın sonunda <strong>Avrupa</strong>’daki <strong>Holokost</strong> katliamından kurtulan <strong>Yahudilerin,</strong> <strong>Filistin’e</strong> alınmamasının nedeni için <strong>İngiltere</strong> <strong>Başbakanı Bevin</strong>’e danışan bir arkadaşına <strong>Bevin</strong> şu cevabı vermişti: “<strong>Sevgili arkadaşım; ya biz, ya onlar”</strong></span></span></div> <div><span><span>Biz, “<strong>İngiliz Milletler Birliği” </strong>(Common Wealth); onlar da, “<strong>Filistin Yahudileri”</strong> anlamındaydı. </span></span></div> <div><span><span>Aslında, <strong>Haganah</strong> muzaffer oldukça, tüm <strong>Filistin’in,</strong> <strong>Yahudi</strong> eline geçmesi işten bile değildi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Hagana Gemisi, Hayfa Limanı’na yahudi göçmenleri indirirken, 1947-</span></span></div> <div><span><span>Fakat <strong>İngiltere,</strong> on yıl kadar öncesine dayanan <strong>Birleşmiş Milletler</strong>’in taksim kararına dahi itibar etmedi. </span></span></div> <div><span><span><strong>İngiltere</strong>, <strong>1917</strong>’de <strong>Balfour Deklârasyonu</strong>’nda temellerini attığı ‘<strong>Yahudi Devleti</strong>’ni hatırlamak bile istemiyordu.</span></span></div> <div><span><span>Hâlbuki ilginçtir, ne <strong>Mısır</strong>, ne <strong>Suriye</strong> ve <strong>Lübnan</strong>, <strong>Filistin</strong>’in komşuları olmakla beraber, onun sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. Üstelik <strong>Ürdün Emiri </strong>ve daha sonraları kral olan <strong>Abdullah</strong>, <strong>Yahudiler</strong> ile olumlu ilişkilere sahipti;<strong> Filistinli Arapları</strong> kendi krallığına dahil etmek ve <strong>Yahudilere</strong> de ayrılan bölümün verilmesini istiyordu.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Abdullah</strong>, <strong>Yahudiler’in</strong> <strong>Ürdün’ü</strong> modernleştirmesini istiyordu; <strong>Yahudiler</strong> <strong>Haşimi kralı</strong> kırmadı, <strong>Amman’da</strong> bir elektrik santrali kurdu. <strong>Kral</strong>, çöllerinin yeşertilmesini de istiyordu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Ürdün Kralı 1. Abdullah, 1937’de Atatürk ile…-</span></span></div> <div><span><span><strong>Arap</strong> ülkelerinin tüm protestolarına rağmen, <strong>İsrail</strong> ile barış görüşmelerine giren de <strong>İngilizlerin adamı Kral Abdullah</strong> idi. </span></span></div> <div><span><strong><span>“Vatandaş Türkçe Konuş!..”</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>; <strong>Yahudilerin</strong>, <strong>İngilizlere</strong> karşı eylemlilik kararlarını okuduğunda her türlü desteği sundu. Öncelikle <strong>Türkiye</strong> topraklarından <strong>Filistin’e</strong> <strong>Yahudi göçünü</strong> teşvik etti. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Vatandaş Türkçe Konuş</strong>” kampanyalarından rahatsız olan binlerce <strong>Türk</strong> <strong>Yahudisi</strong> soluğu <strong>Filistin’de</strong> aldı ve demografik dengeyi <strong>Yahudiler</strong> lehine değiştirdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>İsrail</strong>’e gönderilen <strong>Yahudilerin</strong> bir çoğu <strong>Hazar Türkleri’</strong>nin bakiyesiydi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>; <strong>Avrupa’da</strong> popülerleşen <strong>Hıristiyan</strong> geleneği <strong>antisemitizm</strong> <strong>karşıtı</strong> <strong>projeler</strong> gerçekleştirdi. </span></span></div> <div><span><span>Örneğin <strong>Hitler</strong> <strong>zulmünden</strong> kaçan <strong>Alman Yahudi</strong> bilim insanlarını üniversitelerde istihdam etti. </span></span></div> <div><span><span>Savaşın devam ettiği yıllara <strong>Türk</strong> diplomatları, görev yaptıkları ülkelerde binlerce <strong>Yahudi</strong>’nin hayatını onlara <strong>Türk pasaportu</strong> vererek kurtardılar. <strong>Yahudileri</strong> soykırımdan kurtaran bu diplomatlar “<strong>Türk Schindlerler</strong>” olarak anılıyorlar.</span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong> sırasında görev yapmış olan, <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Marsilya</strong> <strong>Büyükelçisi Necdet Kent</strong> ve <strong>Rodos Konsolosu Selahattin Ülkümen</strong>’in kahramanca çabaları sayesinde birçok <strong>Yahudi,</strong> soykırımdan kurtulmuştu. </span></span></div> <div><span><span>Vatandaşları arasında dine bağlı ayırım yapmayan <strong>Türk hükümetinin diplomatları,</strong> büyük tehlikeleri göze alarak çok cesaret isteyen <strong>kurtarma operasyonları</strong> düzenlemiş ve pek çok <strong>Yahudi’nin</strong> hayatını kurtarmışlardır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türk konsoloslukları</strong>, <strong>Yahudi</strong> sığınmacıların çocuklarına da <strong>Türk</strong> <strong>vatandaşı</strong> kimliği vererek onları <strong>Nazi kamplarına</strong> gönderilmekten alıkoymuştu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Türk istihbaratı</strong>; <strong>Türkiye</strong>’den göç ettirilen <strong>Yahudiler</strong> ile <strong>Türk</strong> diplomatların <strong>Avrupa’da</strong> toplama kamplarında imha edilmekten kurtardıkları <strong>Yahudiler</strong> aracılığıyla <strong>Filistin’de</strong> bağımsız <strong>İsrail</strong> devletinin kurulması için <strong>İngilizlere</strong> karşı savaşan <strong>Haganah</strong> benzeri örgütlere sızdı.</span></span></div> <div><span><span><strong>İngilizlerin</strong> çıkarlarına bir çomak da burada sokuldu. </span></span></div> <div><span><span>İngilizler tersinden karşılık verdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Araplar</strong> üzerinden <strong>Filistin</strong> davasını <strong>uluslararası krize</strong> dönüştürdüler.</span></span></div> <div><span><span>Kim ne derse desin, <strong>İsrail devletinin kuruluşu Türkiye’nin projesidir.</strong></span></span></div> <div><span><strong><span>MOSSAD kimin projesi acaba?</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Hayfa Üniversitesi </strong>Profesörlerinden <strong>Benjamin Beit-Hallahmi</strong>, 1987’de <strong>New York</strong>’ta <strong>Pantheon</strong> Yayınlarından çıkan, “<strong>İsrail Kimleri Neden Silahlandırıyor?</strong>” isimli kitabında “<strong>Türkiye’yle İsrail, istihbarat ve güvenlik hizmetleri alanında sürekli işbirliği içinde olmuştur</strong>” bilgisini verir.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Benjamin Beit-Hallahmi</strong>’nin bu iddiasının doğru olduğu söylenebilir. </span></span></div> <div><span><span>Nitekim <strong>1958</strong>’de <strong>Türkiye-İsrail-ABD</strong> arasında üçlü imzalanan, <strong>çok gizli </strong>bir anlaşmayla şifre adı “<strong>Paslanmaz Demir</strong>” olarak fısıldanan <strong>Mossad</strong> <strong>üssü,</strong> <strong>Türkiye</strong>’de <strong>İstanbul Emirgan</strong>’da kuruldu, <strong>Türk istihbaratçılar </strong>burada özel eğitim verdiler ve aldılar. </span></span></div> <div><span><span>Bu anlaşmadan önce <strong>İsrail Gizli Servisi MOSSAD</strong>, <strong>İstiklal Caddesi</strong>’ndeki <strong>Mısır Apartmanı</strong>’nda bir dairede kuruldu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>Dairenin kiracısı, <strong>1909</strong> Kudüs doğumlu, <strong>İsrail Dışişleri Bakanlığı</strong>’nda görevli bir memur olan <strong>Reuven Shiloah</strong>’dı.</span></span></div> <div><span><span>Ancak kiracı kadar, dairenin sahibi de dikkat çeken birisiydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sultan Abdülhamit, Sultan Vahdettin, Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar</strong> ve <strong>Adnan Menderes</strong>’in dişçiliğini yapan ve bu isimlerle yakın dostluklar kurmayı başaran <strong>Sami Günzberg</strong>’di. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Günzberg,</strong> <strong>1876</strong> İstanbul’ doğumlu, bir rivayete göre ailesi <strong>Rus</strong>, bir rivayete göre ise <strong>Macar</strong> <strong>Yahudisi’</strong>ydi. </span></span></div> <div><span><span>Dişçilik eğitimini yurt dışında aldı. <strong>Bahriye</strong> nezaretinde dişçilik yapmaya başlayan <strong>Günzberg</strong>’in sarayla olan ilişkisini <strong>Polonyalı</strong> bir <strong>Yahudi</strong> olan annesinin bohçacılık yaparken kurduğu söylenir. </span></span></div> <div><span><span>Saraya gidip gelen <strong>Madam Günzberg</strong>, kadınefendilere nüfuz eder ve oğlunu saraya <strong>dişçibaşı</strong> yaptırır. </span></span></div> <div><span><span>Tanıklara göre <strong>Sami Günzberg</strong> hem <strong>Türk</strong>, hem de yabancı ülke siyasetçileriyle ilişkide olup, fazla göze batmayan bir nevi diplomatik kariyer sürdürmüştü. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sami</strong>’nin dişçi dükkânı, <strong>İstanbul</strong> yüksek sosyetesinin <strong>Abdülhamit</strong> günlerinden beri randevulaştığı, nice aile ve politika sırlarının toplandığı bir santraldi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Atatürk</strong>’ün biyografyacısı <strong>Lord Kinross</strong>’a göre <strong>Günzberg</strong>, <strong>Sultan</strong> <strong>Abdülhamid</strong> ve <strong>Sultan Vahidettin</strong>’in <strong>sırdaşı</strong> konumundaydı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sultan Vahidettin “Diş Paşa</strong>” dediği <strong>Günzberg</strong>’le siyasi konuları konuşmayı adet haline getirmişti.</span></span></div> <div><span><strong><span>MOSSAD, Mehmet Akif Ersoy'un vefat ettiği evde kuruldu… </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Mossad</strong>’ın ilk direktörü <strong>Reuven Shiloah</strong>, <strong>1946</strong>’da o yıllarda “<strong>Casuslar Kenti</strong>” olarak bilinen, birçok filme konu olan <strong>İstanbul’a</strong>, <strong>İsrail’in</strong> <strong>kurucusu</strong> <strong>David Ben Gurion</strong>’un emriyle <strong>1946</strong>’da geldi. </span></span></div> <div><span><span><strong>David Ben Gurion, İstanbul</strong>’u iyi biliyordu, <strong>1912-1914</strong> yıllarında <strong>İstanbul</strong> <strong>Üniversitesi</strong>’nde <strong>Hukuk Fakültesi</strong> öğrencisiyken <strong>Beyoğlu</strong>’nda kalmıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Gurion</strong>’un<strong> Reuven Shiloah</strong>’ı İstanbul’a göndermesinin nedeni; siyasi ve ekonomik güce sahip <strong>Yahudi</strong> cemaatinin desteğiyle <strong>Türk</strong> <strong>yetkilerle</strong> yakın ilişkiler kurmasını sağlamaktı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Reuven Shiloah</strong>; kısa bir süre otellerde kaldıktan sonra <strong>1947</strong>’de ta <strong>1910</strong> yılından bu yana <strong>İstanbul</strong>’un en güzel yapılarından biri olarak bilinen, <strong>Beyoğlu</strong>’ndaki <strong>Mısır Apartmanı</strong>’nın üçüncü katına yerleşti.</span></span></div> <div><span><span>“İstiklal Caddesi’nin göz bebeği olarak da bilinen, birçok ünlünün sık sık gittiği <strong>Mısır Apartmanı</strong>, Mossad’ın kuruluşuna da ev sahipliği yaptı.</span></span></div> <div><span><span>Bu tarihi mekânda; İstiklal Marşı şairimiz, Mehmet Akif Ersoy 63 yaşında, İstanbul’un Beyoğlu Semti’ndeki İstiklal Caddesi’nde bulunan Mısır Apartmanı’nda ruhunu teslim etmişti. </span></span></div> <div><span><span>İhvanü’l-Müslimin teşkilatının kurulmasında Mehmet Akif’in katkısı çok büyük. Teşkilat resmi olarak Hasan el-Benna tarafından 1928’de Mısır’ın İsmailiye kentinde kuruldu.</span></span></div> <div><span><span>Teşkilat, <strong>Halifeliğin</strong> <strong>ihyasından</strong> yanaydı ve <strong>İngiliz</strong> <strong>karşıtı</strong> bir söylemi vardı. Teşkilat kurulmadan önce <strong>Hasan el Benna</strong>’nın istişare ettiği, sohbetlerine katıldığı, ilminden istifade ettikleri isimler, <strong>Akif’in Teşkilat-ı Mahsusa</strong>’da yakın çalışma arkadaşlarıdır.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Akif</strong>’in, <strong>İhvan</strong>’la ilişkileri <strong>Mısırlı</strong> dostları üzerinden gerçekleşmiş, <strong>İngiliz</strong> istihbaratının radarına yakalanmamaya dikkat etmiş ve bunda da başarılı olmuştu. Bu dostları, <strong>1929</strong>’da vefat eden <strong>Abdülaziz Çaviş</strong> ile <strong>1954</strong>’te vefat eden <strong>Muhammed Ferit Vecdi</strong>’dir. <strong>(*)</strong></span></span></div> <div><span><span>Kaderin cilvesine bakın ki Akif’in vefat ettiği apartmanda, İsrail devletinin gizli servisi <strong>MOSSAD</strong>’ın temelleri atılmıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Ben Gurion</strong>’da <strong>Mısır Apartmanı</strong>’na gelir, yardımcılarıyla birlikte <strong>İsrail</strong>’in kuruluş çalışmalarını yürütürdü. </span></span></div> <div><span><span><strong>18 Eylül 1947</strong> tarihinde, <strong>İbranice</strong> adı ‘Ha-Mossad le-modi’in u-le-tafkidim meyuhadim’ yani “<strong>İstihbarat ve Özel Harekât Enstitüsü”</strong>, <strong>MOSSAD</strong>, işte resmen <strong>İstanbul</strong>’da <strong>Mısır Apartmanı</strong>’nda kuruldu.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Sadece dış istihbaratla ilgilenecekti, iç istihbarat göreviyse “<strong>Shin-Bat”</strong> adlı kuruluşa verilmişti. <strong>İsrail’i</strong> resmen tanıyan ülkeler arasında <strong>Türkiye</strong> de vardır. </span></span></div> <div><span><span>Eğer doğruysa, <strong>İsmet İnönü, İsrailli</strong> yetkililerle bir başına, kuruluşundan hemen sonra <strong>Türkiye</strong>’de görüşmüştü.</span></span></div> <div><span><span>Tek görüşen <strong>İnönü</strong> değildi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Ben Gurion</strong>’un <strong>1958</strong>’de <strong>Türkiye</strong>’de <strong>Başbakan Adnan Menderes</strong>’le görüştüğü biliniyor.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Uçağı, <strong>Türkiye</strong> hava sahasında arızalanır, <strong>Ankara</strong>’ya zorunlu iniş yapar ve görüşme bu sırada gerçekleşir. </span></span></div> <div><span><span>Bu buluşmayı hazırlayan da <strong>Reuven Shiloah</strong>’dan başkası değildir.</span></span></div> <div><span><strong><span>İsmet İnönü, Paris'te MOSSAD’la görüşmüştü… </span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Mossad</strong>’la bir <strong>Türk Başbakanı</strong> ilk kez <strong>1964</strong> yılında <strong>Paris</strong>’te görüşür.</span></span></div> <div><span><span><strong>İsmet İnönü, İsrail Başbakanı Levi Eskol ve Mossad Başkanı Meir Amit</strong>’le bir araya gelir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Kıbrıs</strong>’ta katliamların yapıldığı bir süreçte gerçekleştirilen bu görüşmede de nelerin konuşulduğu hiçbir zaman dile getirilmemiştir.</span></span></div> <div><span><span>Bu görüşmeden neredeyse otuz yıl sonra <strong>14 Kasım 1993</strong>’te <strong>Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, İsrail</strong>’i ziyaret eder, <strong>Şimon Perez</strong>’le bir dizi anlaşma imzalar. Bunların arasında <strong>Mossad</strong>’la <strong>MİT</strong>’in <strong>işbirliğini</strong> çerçeveleyen 12 maddelik bir anlaşma da vardır. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Ortadoğulu</strong> kaynaklara göre, bu anlaşmayla <strong>Mossad’ın,</strong> <strong>Suriye</strong> ve <strong>İran’a</strong> sızarak bazı çalışmalar yapması kolaylaştırılıyor, <strong>İsrail</strong> savaş uçaklarına <strong>Konya’da</strong> üs verilmesinin yolu açılıyordu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Hikmet Çetin</strong>’le yapılan bu anlaşmadan sonra <strong>1994 Kasım</strong>’ında <strong>Başbakan Tansu Çiller</strong>, <strong>İsrail’i</strong> ziyaret etti. </span></span></div> <div><span><span><strong>İran, Irak, İsrail</strong>’e su satışı gibi konuların yanı sıra yine çeşitli kaynaklar, <strong>Mossad/MİT</strong> işbirliğinin gözden geçirildiği de belirtiyor. </span></span></div> <div><span><span>Aslına bakarsanız <strong>1958</strong>’de <strong>Mossad’a</strong> üs verilmesiyle başlayan, <strong>Başbakan İnönü </strong>ve <strong>Çiller’le</strong> gelişen <strong>Türkiye-Mossad ilişkileri</strong> hep gizli kalmış, kimse çıkıp da sır perdesini aralayamamıştır.</span></span></div> <div><span><strong><span>MOSSAD’ın ev sahibi Sami Günzberg “MAH” mensubuydu…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Sami Günzberg</strong>’in; “<strong>Milli Amale Hizmet”</strong> kısaca “<strong>MAH</strong>” adıyla bilinen <strong>Milli İstihbarat Teşkilatı</strong>’nda çalıştığına dair bazı söylentiler mevcut.</span></span></div> <div><span><span>Hatta <strong>Günzberg’e,</strong> <strong>İstiklal Madalyası</strong> verilmesinin gündeme geldiği ve <strong>İsmet Paşa</strong>’nın <strong>Günzberg’i</strong> “Adalet yerini buldu” diye şahsen kutladığı biliniyor.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Sami</strong>’nin ofisi, politik kulislerin merkeziydi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Menderes</strong> dönemininde <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri</strong>'nin 10. Genelkurmay Başkanı <strong>Rüştü Erdelhun</strong>’un, <strong>Sami’nin</strong> <strong>desteğiyle</strong> o koltuğa oturduğu iddia edilmişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Sami Günzberg</strong>, <strong>Mısır Apartmanı</strong>’ndaki dairenin gerçek sahibi değildi. Dairenin gerçek sahibi, <strong>Sultan V. Mehmet Reşad</strong>’ın torunu <strong>Cömert Baykent</strong>’ti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Dişçi Sami</strong>, daireyi, kendi adına <strong>Sultan V. Mehmet Reşad</strong>’ın torunundan kiralamış, <strong>David Ben Gurion</strong>’un referansıyla kendisine gönderilen <strong>Reuven Shiloah</strong>’a tahsis etmişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Shiloah</strong>, <strong>İsrail Dışişleri Bakanlığı</strong>’nda görevli bir memurdu. </span></span></div> <div><span><span><strong>İsrail’in</strong> bölgedeki <strong>Müslüman</strong> ülkelerle kuracağı ittifakları o belirliyordu. Gizlilik temel esastı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>İşte bütün bu yarı diplomatik yarı istihbarat çalışmaları <strong>Mısır</strong> <strong>Apartmanı’ndan</strong> yürütüldü. </span></span></div> <div><span><span><strong>İsrail’in</strong> dış güvenlik konseptini ülkenin kurucusu <strong>Ben Gurion</strong>’la beraber hazırladı. </span></span></div> <div><span><strong><span>İngiliz İstihbaratı, MOSSAD’ın ilk başkanını trafik kazası görünümlü suikastle öldürdü…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>İsrail Gizli Servisi MOSSAD</strong> da bu çalışmaların ürünü olarak <strong>Shiloah</strong> tarafından <strong>İstiklal Caddesi</strong>’ndeki <strong>Mısır Apartmanı</strong>’nda kuruldu. <strong>Gurion’dan</strong> tam destek alan <strong>Shiloah</strong>, servisin ilk başkanı oldu.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>18 Eylül 1947</strong> tarihinde <strong>Mısır Apartmanı</strong>’nda imzalanan belgelerle, kanlı eylemlere imza atacak örgüt artık resmi hale geldi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Shiloah</strong>, yaklaşık 1 yıl daha aynı apartmanda yaşadı ve birçok önemli görüşmeye imza attı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye’de</strong> rahat çalışması için bazı iş faaliyetlerinde de bulunan <strong>Shiloah</strong>, (1951-1952) <strong>10 Mayıs 1959</strong>’da (Suikast olduğuna kesin gözüyle bakılıyor) bir trafik kazasında ölmeden önce <strong>İstanbul’da</strong> yaşadığı günlerde çok mutlu olduğunu açıkladı. </span></span></div> <div><span><span>Kudüs’te <strong>Sanhedria</strong> Mezarlığına gömüldü. </span></span></div> <div><span><span><strong>1952</strong>’de istifa ettikten sonra, <strong>Shiloah,</strong> <strong>Washington DC</strong>’deki <strong>İsrail</strong> büyükelçiliğinde temsilci ve <strong>Dışişleri Bakanı</strong>’na siyasi danışman olarak görev yaptı. </span></span></div> <div><span><span><strong>İsrailliler</strong>,<strong> İstanbul’daki Mısır Apartmanı</strong>’yla bağlantılarının olduğunu ifade eden hiçbir açıklamayı yalanlamadı. </span></span></div> <div><span><strong><span>Kadim Türk Devleti, Ankara ile TelAviv'i buluşturdu…</span></strong></span></div> <div><span><span>Dediğim o ki <strong>Türkiye’nin,</strong> <strong>Libya</strong> ile imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir mutabakat muhtırası ile <strong>İsrail’in</strong>, <strong>Güney</strong> <strong>Kıbrıs</strong>'ın “<strong>Afrodit”</strong> sahasında gaz geliştirme programını, deniz sınırı ve kaynakların paylaşımı sorunu çözülene dek bloke etmesi, “<strong>Kadim Türk Devleti</strong>”nin tasarrufudur.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Ayrıca <strong>Libya’da,</strong> <strong>Türkiye’nin</strong> desteklediği meşru hükümete yönelik <strong>Rus</strong> <strong>paramiliter</strong> güçlerin ilerleyişine yönelik bir tavırdır. </span></span></div> <div><span><span><strong>İsrail,</strong> sadece “<strong>Güney Kıprıs Rum Kesimi</strong>”ne değil, <strong>Ruslara</strong> da bir mesaj verdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Mısır'ın, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs</strong>'ın cascavlak ortada kalmasına ne demeli!..</span></span></div> <div><span><span>Daha fazla yazmayayım <strong>devreler</strong> yanmasın!</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div><strong><span><span>(*) Said Nursi’den Muhammed Mursi’ye, Akif’in kurduğu İhvanı Müslimin Teşkilatını Türkiye mi bitirdi?</span></span></strong></div> <div><span><span>https://www.dikgazete.com/said-nursiden-muhammed-mursiye-akifin-kurdugu-ihvani-muslimin-teskilatini-turkiye-mi-bitirdi-makale,1507.html</span></span></div>